Altıparmak Caddesi, yani kısacası Altıparmak, bizim kuşaklar için çok önemliydi. O boylu boyunca uzayan cadde, canlı bir organizmayı besleyen atar damardı sanki.
Bütün yollar Altıparmak’a çıkardı önünde sonunda. Yol çıkmasa bile uydurulur yine de oradan geçmek isterdi insanlar. Önceleri yol bölünmüş değildi; ama Altıparmak’ın her iki tarafında da rahatlıkla yürünebilecek kaldırımları vardı.
Ah o kaldırımlar! Dile gelse de konuşsa. Hamzabey Mahallesi’nden çıkar, Altıparmak’tan geçer, postane, Heykel, Setbaşı hattından Yeşil’e varırdık. Yeşil Çay Bahçesi’nde çay içer, yine aynı güzergâhtan eve dönerdik.
En yavaş yürüdüğümüz kısım Altıparmak’tı. Çünkü oranın en büyük cazibesi vitrinleriydi. Allah’ım, o ne renk cümbüşü, o ne şahane dekorlar!
Kravatlar, gömlekler, ayakkabılar, tişörtler, paltolar, montlar…
O zamanlar vitrincilik diye bir sanat vardı. Bir vitrin ustası, binbir rica ve randevu ile gelirdi dükkâna. Tomarla da para alırdı. Bu bilgiyi vitrinlere hayranlıkla baktığım çocukluk ve gençlik yıllarımda bilmiyordum tabii. Yıllar sonra iş hayatına atıldığımda öğrendim. Bursa vitrincilerinin en önemlilerinden biri rahmetli Rasim Karatüfek’ti. Alkol yüzünden elli altı yaşında hayata gözlerini yumdu. Vitrinci olup da alkol almayan bir kişi tanıdım; o da yıllarca içmiş sonra tövbe etmişti.
Gençtik. Vitrinlere bakıp hayal kurardık. O yıllarda kılık kıyafet, zenginlik göstergesiydi. Değişip değişip birbirinin kıyafetlerini giyen bizler için vitrinlere bakmak doyumsuz bir şeydi tabii.
Bazı vitrinlere bakmak için sıra beklemek gerekiyordu. Bazı vitrinler öyle ilgi görüyordu ki yayalar geçmek için caddeye taşmak zorunda kalırdı. Özellikle bayram önceleri, Altıparmak bir alışveriş çılgınlığına tanık olurdu. Vitrinlerdeki mallar bile satılırdı.
Caddede ünlü pasajlar vardı: Yazıcıoğlu Pasajı, Burç Pasajı, Çiçek Pasajı. Yazıcıoğlu ve Burç Pasajı’nda mağazalar ve sinemalar, Çiçek Pasajı’nda birahaneler vardı. Bu pasajlar, caddenin üç değerli takısıydı adeta.
Özellikle Burç Pasajı bende öyle derin biz iz bırakmış olacak ki orada geçen “Yüzükler” adını taşıyan bir radyo tiyatrosu yazdım ve seslendirildi. Majör Yayınları’nın YouTube kanalında dinleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/@MajorYayinlari
“Altıparmak benim için en çok ne anlama geliyor?” diye sorulsa şu cevabı veririm:
“EKMEK PARASI SERÜVENİNE GİDEN BÜYÜLÜ YOL”
Gerçekten de 1968 yılından itibaren önce babamın yedeğinde, büyüyünce de yalnız başıma, Pirinç Hanı’ndaki üç tekerlekli ekmek teknemize gitmek ve eve dönmek için kullandığımız büyülü bir yoldu Altıparmak. Giderken yokuş, telaşeli, yorucu; dönerken neşeli, eğlenceli, keyifli.
Dönüş doyumsuzdu. Yaz günleri mutlaka Uzay Pastanesi’nden dondurma alırdı babam. O sade severdi, ben ise meyveli, çikolatalı yani karışık. Babamın dondurması hemen biterdi; benimki Çarklı Değirmen’e kadar sürerdi. Hiç bitsin istemezdim.
O keyifle gittiğimiz Altıparmak, lise yıllarında birden kaçak göçek gittiğimiz bir yere dönüşüverdi. 12 Eylül darbesi olmuş, ülke savrulmuştu. Nefis filmlerin oynadığı o canım Yazıcıoğlu ve Burç Sineması seks filmlerinin esiri olmuştu. Her türlü pislik, her türlü netamet vardı artık o canım Altıparmak’ta. Tılsımını yitirmişti, sönmüştü. Eskiden yalnız caddeye çıkan kadınlar, kızlar korkar olmuştu. Sinemadan eli şeyinde çıkan bir sürü abazadan kim korkmaz?
Ülkeye, Bursa’ya, Altıparmak’a bir şey olmuştu. Neyse ki bu çok uzun sürmedi; yavaş yavaş o furya bitti. Eskisi kadar olmasa da tılsım yine geri geldi.
Evlendiğimde ilk kiralık evim Altıparmak’ta Kırmızı Kahveler’deydi. Dolayısıyla Hamzabey’den sonra ikinci muhitim oluvermişti Altıparmak.
Zor günler geçiriyorduk. İşimde yeniydim, kira mı zor ödüyordum. Olsun, Altıparmak vardı. Canımız sıkıldı mı, karı koca, el ele caddeye atardık kendimizi. Cıvıl cıvıl cadde bize iyi gelirdi.
Arap Şükrü’ye hiç girmeyeyim zira çıkamam…
Kısaca ve özetle, Altıparmak bir cazibe merkeziydi. Sanıyorum tarihler boyu onun ününü hiçbir yer, hiçbir mekân geçemeyecek.
Tekti çünkü, yeganeydi.