HIDIRCAN KAYA - İLMİNUR ATÇI
Kadın liderler, esnek istihdam modelleri ve uzaktan çalışmanın kadınların kariyerlerine katkı sağladığını, iş hayatına daha aktif katılımı mümkün kıldığını ifade etti. Bununla birlikte, otomasyon ve dijital dönüşümün bazı sektörlerde iş kayıplarına yol açabileceğine dikkat çekildi. Yapay zekâ teknolojilerinin kadınlara daha kapsayıcı ve eşit roller sunma fırsatı verdiği belirtilirken, hâlâ var olan önyargı ve kalıplaşmış tutumların eşitsizlikleri derinleştirebileceği uyarısında bulunuldu.
Bursa’daki kadın liderler, sanayideki cam tavan etkisinin aşılmasının mümkün olduğunu ve bunun için teknolojiyi, liderlik becerilerini ve stratejik vizyonu etkin kullanmanın şart olduğunu dile getirdi. Kadınlar, gelecekte iş dünyasında daha fazla söz sahibi olabilmek için bilgiye dayalı karar alma süreçlerini güçlendirmeyi, yenilikçi çözümleri hayata geçirmeyi ve genç kadınları desteklemeyi hedeflediklerini aktardı.

RENGİN EREN
ERENER OTOMOTİV ŞİRKET ORTAĞI- YK ÜYESİ
Gelişmiş bir ekonomi ve sürdürülebilir kalkınma için kadının iş gücüne katılımı bir tercih değil, zorunluluktur. Nüfusun yarısını oluşturan kadınlarımızın potansiyelini devre dışı bırakmak, bir ülkenin tek kanatla uçmaya çalışması gibidir. Son yıllarda dijitalleşme ve 'kas gücünden akıl gücüne' geçiş süreci, otomotiv gibi geleneksel sektörlerde bile kadınlar için yeni kapılar açmış; eğitim düzeyinin yükselmesiyle bu değişim ivme kazanmıştır.
Ancak pandemi ve ekonomik krizler, ev içi yükümlülüklerin artmasıyla kadın istihdamındaki kırılganlığı maalesef tetiklemiştir. Bugün hala 'cam tavanlar' ve ücret eşitsizliği gibi yapısal engellerle karşı karşıyayız. Bu engelleri aşmak için; devletin kreş desteği gibi teşvikleri yaygınlaştırması, özel sektörün fırsat eşitliğini bir şirket kültürü haline getirmesi ve STK’ların mentorluk ağlarını güçlendirmesi kritik önem taşımaktadır.
Otomotiv Konseyi olarak, sektörümüzün geçirdiği yazılım ve mobilite odaklı dönüşümde kadınların analitik yeteneklerine ve vizyonuna her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Bursa iş dünyası olarak kadınlarımızın potansiyelini katma değere dönüştürmek önceliğimizdir. Tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlarım.

Arzu Işık
Işıksoy Tekstil YKÜ
Kadınların iş hayatına katılımı ekonomik büyümeyi hızlandırır, refahı artırır ve daha kapsayıcı karar alma süreçleri sağlar. Sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurlarındandır. Son yıllarda artış görülmektedir. Eğitim seviyesinin yükselmesi, hizmet sektörünün büyümesi ve esnek çalışma modelleri bu artışta etkili olmuştur. Ancak oran hâlâ istenen düzeyde değildir. Pandemi döneminde özellikle hizmet sektöründe çalışan kadınlar daha fazla etkilendi. Ev içi sorumlulukların artması işten ayrılmaları artırdı. Ekonomik krizler ise güvencesiz çalışan kadınları daha fazla zorladı. Toplumsal kalıplar, eşit işe eşit ücret uygulamasındaki eksiklikler ve bakım yükünün çoğunlukla kadınlarda olması başlıca sorunlardır. Devlet eşitlikçi politikaları ve bakım desteklerini artırmalı. Özel sektör fırsat eşitliği sağlamalı. STK’lar eğitim ve farkındalık çalışmaları yapmalıdır. Kadınların ekonomide güçlü olması, toplumun genel refahını artırır. Araştırmalar, yönetim kadrolarında kadın bulunan şirketlerin daha yenilikçi, daha kârlı ve daha sürdürülebilir olduğunu göstermektedir. Eşitlik herkes için kazançtır.

İLKAY YILDIRIM
BURPOL POLİMER KURUCUSU
Kadın girişimci, sanayici ve sürdürülebilir üretim savunucusu olarak şuna inanıyorum: Bir ülkenin gelişmişliği yalnızca ekonomik büyüklüğüyle değil, üretimin niteliği ve toplumsal eşitliğiyle ölçülür. Kadının iş hayatına katılımı, ekonomik kapasitenin iki katına çıkması demektir. Sanayide özellikle şunu görüyorum: Kadın bakış açısı uzun vadeli düşünür, riskleri analiz eder ve sürdürülebilirliği merkeze koyar. Bu da kalıcı kalkınma sağlar. Biz geri dönüşüm sektöründe faaliyet gösteriyoruz ve sürdürülebilirlik ile çevresel sorumluluk gibi alanlarda kadın liderliğinin güçlü bir fark yarattığına inanıyorum. Son yıllarda artış var ancak hâlâ istenilen seviyede değiliz. Eğitim oranlarının yükselmesi, girişimcilik destekleri ve dijitalleşme önemli rol oynadı; buna rağmen sanayi gibi teknik alanlarda kadın temsili hâlâ düşük. Oysa üretim ekonomisinde kadın sayısı arttıkça kalite kültürü de yükseliyor. Benim bulunduğum plastik ve polimer sektöründe kadın yönetici sayısı çok sınırlı ve bu algıyı kırmak için özellikle genç kadın mühendisleri destekliyoruz.
Pandemi döneminde en büyük yük kadınların omzuna bindi; hem iş hem ev hem bakım sorumluluğu arttı. Birçok kadın iş gücünden geçici veya kalıcı olarak çekildi ancak kriz dönemleri aynı zamanda dönüşüm dönemleridir. Özellikle yeşil ekonomi ve geri dönüşüm alanında yeni fırsatlar doğdu. Biz Burpol Polimer olarak krizleri yatırım dönemine çevirdik; daha fazla geri dönüştürülmüş ham madde üretimi, daha yüksek kalite ve daha düşük karbon ayak izi hedefiyle ilerledik çünkü döngüsel ekonomi krizlere karşı en güçlü ekonomik modeldir.
Kadınların ücret eşitsizliği ve kariyer fırsatlarına erişimde karşılaştığı temel engeller cam tavan, yönetim kademelerinde erkek yoğunluğu, ücret şeffaflığının eksikliği ve “sanayi erkek işidir” algısıdır. Ben otomotiv sektörüne hammadde satan bir üreticiyim; ilk yıllarda masada teknik yeterliliğim değil, kadın oluşum sorgulandı ama sürdürülebilir performans gösterdiğinizde algılar değişiyor. Başarı en güçlü cevap oluyor. Kadınların ekonomik güçlenmesi için devlet, özel sektör ve sivil toplumun birlikte hareket etmesi gerekir. Devlet kadın girişimciler için finansmana erişimi kolaylaştırmalı, kreş ve bakım desteklerini yaygınlaştırmalı ve yeşil dönüşüm yatırımlarında kadın şirketlere pozitif ayrımcılık sağlamalıdır. Özel sektör eşit ücret politikalarını netleştirmeli, yönetim kurullarında kadın temsiline yer vermeli ve sürdürülebilirlik hedeflerini gerçek üretimle entegre etmelidir. STK’lar ise kadın sanayiciler için mentorluk ağları kurmalı ve döngüsel ekonomi konusunda teknik eğitim programları geliştirmelidir. Biz yalnızca plastik üretmiyoruz; atığı yeniden ekonomiye kazandırıyoruz. Burpol Polimer’de hedefimiz yüzde 100 geri dönüştürülmüş bazlı yüksek performanslı polimerler üretmek, otomotiv sektörüne sürdürülebilir alternatif ham madde sunmak, karbon ayak izini sistematik olarak azaltmak ve atığın çöpe değil yeniden üretime dönmesini sağlamaktır. Döngüsel ekonomi artık bir tercih değil, zorunluluktur ve geri dönüşüm sektöründe kadın liderliği vizyon, sabır ve sürdürülebilir bakış gerektirdiği için çok kıymetlidir.
Ben Cumhuriyet’e ve demokrasiye inanan bir kadınım. Cumhuriyet kadınlara haklarını verdi; bizim görevimiz o hakları üretimde, sanayide ve yönetimde görünür kılmaktır. Benim için başarı yalnızca fabrikanın büyümesi değil, genç bir kızın “Ben de sanayici olabilirim” diyebilmesidir çünkü kadın sadece ekonomiye katılmaz, ekonomiyi dönüştürür.

Fatma Betül KABALAR
Hayat Hastanesi Yönetim Kurulu Bşk.Yard.
Kadının iş hayatına etkin ve sürdürülebilir biçimde katılımı, kalkınmışlığın en temel göstergelerinden biridir. Kadınların üretim süreçlerine dahil olması yalnızca ekonomik büyümeyi hızlandırmakla kalmaz; aynı zamanda toplumsal eşitliği güçlendirir, yenilikçi bakış açılarını artırır ve kurumların daha kapsayıcı kararlar almasını sağlar. Kadın emeğinin görünür olduğu toplumlarda refah seviyesi yükselirken, sosyal dayanışma ve kurumsal güven de güçlenmektedir. Bu nedenle kadın istihdamı, gelişmişliğin hem sonucu hem de itici gücüdür.
Türkiye’de son yıllarda kadınların iş gücüne katılım oranlarında istikrarlı ancak sınırlı bir artış gözlemlenmektedir. Kadınların eğitim seviyesinin yükselmesi, özellikle üniversite mezunu kadın sayısındaki artış, bu süreci olumlu etkilemiştir. Bunun yanında sağlık, eğitim ve hizmet sektörlerinin genişlemesi, dijitalleşme ile birlikte uzaktan ve esnek çalışma modellerinin yaygınlaşması kadınların istihdama erişimini kolaylaştırmıştır. Ancak tüm bu gelişmelere rağmen, toplumsal roller, bakım sorumlulukları ve bölgesel eşitsizlikler kadınların iş gücüne katılımını hâlâ sınırlandıran temel faktörler arasında yer almaktadır.
Pandemi süreci, kadın istihdamı üzerinde derin ve çok yönlü etkiler yaratmıştır. Özellikle hizmet sektöründe ve güvencesiz çalışma alanlarında istihdam edilen kadınlar, iş kaybı ve gelir güvencesi sorunlarını daha yoğun yaşamıştır. Bunun yanı sıra ev içi bakım ve eğitim sorumluluklarının artması, birçok kadının iş hayatından geçici ya da kalıcı olarak uzaklaşmasına neden olmuştur. Ekonomik kriz dönemlerinde de kadın istihdamının daha kırılgan olduğu görülmektedir. Buna karşın sağlık sektörü gibi hayati alanlarda görev alan kadın çalışanlar, bu süreçte büyük bir özveriyle sistemin ayakta kalmasında kilit rol oynamıştır.% 70 e yakın kadın çalışanın bulunduğu kurumumuzda tüm kadınlar büyük bir cesaret örneği ve meslek bilinci göstererek görevlerine yerine getirmişlerdir. Bir kez daha tüm çalışanlarımızı kutluyorum.
Kadınların karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, aynı işi yapmalarına rağmen erkeklere kıyasla daha düşük ücret almalarıdır. Bunun yanı sıra “cam tavan” olarak adlandırılan görünmez engeller, kadınların üst düzey yönetim ve karar alma pozisyonlarına ulaşmasını zorlaştırmaktadır. Doğum, annelik ve bakım sorumluluklarının kariyer üzerinde yarattığı kesintiler, kadınların terfi süreçlerinde dezavantajlı konuma düşmesine neden olabilmektedir. Tüm bu engeller, yetkinlikten bağımsız olarak kadınların kariyer yolculuğunu sınırlandıran yapısal sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kadınların ekonomik olarak güçlenmesi çok paydaşlı bir yaklaşım gerektirmektedir. Devlet; eşit işe eşit ücret politikalarını etkin biçimde denetlemeli, kreş ve bakım hizmetlerini yaygınlaştırarak kadınların iş hayatında kalıcılığını desteklemelidir. Özel sektör; liyakat esaslı işe alım ve terfi sistemleri kurmalı, kadın liderliği teşvik eden kurumsal kültürler oluşturmalıdır. Sivil toplum kuruluşları ise farkındalık çalışmaları, mesleki eğitimler ve mentorluk programlarıyla kadınların potansiyellerini açığa çıkarmada önemli bir köprü görevi üstlenmelidir.
Kadınların ekonomik ve sosyal hayatta güçlenmesi, sadece kadınların değil, toplumun tamamının geleceğine yapılan bir yatırımdır. Sağlık sektörü başta olmak üzere birçok alanda kadınların emeği, disiplini ve çok yönlü bakış açısı kurumları ileriye taşımaktadır. Kadınların karar mekanizmalarında daha fazla yer aldığı, adil ve kapsayıcı bir iş dünyası; daha güçlü, daha dirençli ve daha sürdürülebilir bir toplumun temelini oluşturacaktır.

MELEK POYRAZ
ANATOLİUM AVM KURUMSAL İLETİŞİM MÜDÜRÜ
Kadının iş hayatında olması bir ülkenin gelişmişliği için çok önemli. Kadınlar üretime katıldıkça hem ekonomi hem de toplum daha güçlü oluyor. Son yıllarda kadınların iş gücüne katılımının arttığını düşünüyorum. Eğitim seviyesinin yükselmesi, yeni iş alanlarının oluşması ve kadın girişimciliğine verilen destekler bunda etkili oldu. Pandemi ve ekonomik krizler en çok perakende, hizmet ve turizm gibi sektörlerde çalışan kadınları etkiledi. İş kayıpları ve artan ev içi sorumluluklar nedeniyle birçok kadın çalışma hayatından uzaklaşmak zorunda kaldı. Bunun yanında uzaktan çalışma imkânı olan alanlarda ise bazı kadınlar için yeni fırsatlar da oluştu. Ücret eşitsizliği, kariyerde yükselmede karşılaşılan cam tavan ve iş-ev sorumluluğunu birlikte yürütme zorunluluğu en büyük engeller arasında. Devletin destekleyici politikalar üretmesi, özel sektörün eşit fırsatlar sunması ve STK’ların kadınlara rehberlik ve destek sağlaması gerektiğini düşünüyorum. Kadınların ekonomik olarak güçlenmesi, sadece bireysel değil toplumsal refahı da doğrudan artırıyor. Bu nedenle kadın istihdamını artıran her adımın geleceğe yapılan güçlü bir yatırım olduğuna inanıyorum.

DİŞ HEKİMİ ESMANUR EYRİCE ÜÇEKİZ
EYRİCE ADSM BAŞHEKİMİ
Gelişmişlik, bir toplumun elindeki tüm entelektüel ve iş gücü potansiyelini ne kadar verimli kullanabildiğiyle ölçülür. Nüfusun yarısını oluşturan kadınları üretimden ve yönetimden uzak tutmak, bir ülkenin tek kanatla uçmaya çalışması demektir. Sağlık özelinde bakarsak; kadınların iş hayatına katılımı sadece ekonomik bir rakam değil, aynı zamanda hizmet kalitesinde empati, detaycılık ve sürdürülebilirlik demektir. Kadın eli değen her organizasyonda disiplin ve estetik algısının yükseldiğini, bunun da doğrudan kurumun itibar ve başarısına yansıdığını görüyoruz.
Türkiye’de kadınların iş gücüne katılımında, özellikle eğitim seviyesinin yükselmesi ve dijitalleşmenin sağladığı esneklik sayesinde bir ivmelenme var. Ancak bu artışın "nitelikli temsil" noktasında hala kat etmesi gereken yol var. Bursa gibi sanayi ve ticaretin kalbi olan bir şehirde, kadınların artık sadece destek personeli değil; karar verici ve yönetici gibi yönetimsel pozisyonlarda daha fazla yer alması umut verici. Bu değişimde; farkındalık projeleri, kadın girişimcilere verilen teşvikler ve "başarı hikayelerinin" daha görünür olması etkili oldu.
Sağlık sektörünün içinden biri olarak söyleyebilirim ki; pandemi en çok kadınların omzuna yük bindirdi. Hem profesyonel hayatın stresi hem de ev içi bakım sorumlulukları kadınları "çift mesai" yapmaya zorladı. Ekonomik krizler ise maalesef istihdamda daralma olduğunda ilk olarak kadınların gözden çıkarılması gibi bir risk barındırıyor. Ancak biz merkezimizde bunun aksine, kriz dönemlerini hizmet kalitesine yatırım yaparak ve ekibimizi koruyarak atlattık. Kriz dönemlerinde kadınların sergilediği "dayanıklılık ve kriz yönetimi" yeteneği, kurumları ayakta tutan en önemli unsurdur.
En büyük engel, yetkinlikten ziyade toplumsal ön yargılar ve "cam tavanlar"dır. Kadınların ailevi sorumlulukları nedeniyle kariyerine ara vereceği düşüncesi, terfi süreçlerinde gizli bir bariyer oluşturabiliyor. Ayrıca, ücret eşitliğinin olmaması da bir diğer gündem. Oysa liyakat ve başarı cinsiyetten bağımsızdır. Kurumsal yapılarda bu engelleri aşmanın yolu; objektif performans kriterleri ve kadın liderliğine olan inancı kurum kültürünün merkezine koymaktır.
Çalışan anneler için kreş ve bakım desteği gibi yapısal çözümleri standardize etmeli, kadın girişimcilere finansal pozitif ayrımcılık sağlamalıdır. Kurum ve kuruluşlarda Yönetim kurullarında kadın kotası uygulamalı ve "eşit işe eşit ücret" ilkesi standart olarak benimsemelidir. Kadın liderler arasında mentorluk ağlarını güçlendirmeli, genç kızlara "ben de yapabilirim" dedirtecek rol modelleri ön plana çıkarmalıdır. Bursa’da ilk ve tek A Grubu Özel Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nin yöneticisi olarak şunu vurgulamak isterim: Kadınlar sadece ekonominin bir parçası değil, ekonominin ve toplumun iyileştirici gücüdür. Sağlıkta olduğu gibi iş dünyasında da vizyon, sabır ve titizlikle çalışmaya devam edeceğiz. Başarı; bir kadının kendi ayakları üzerinde durmasıyla başlar, başka kadınlara yol açmasıyla taçlanır. Tüm kadınların emeklerinin değer gördüğü, eşit bir gelecek diliyorum. Tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlarım.

İLDEM DOGAN
GENEL KOORDİNATÖR GOTEC GROUP
Kadınların iş hayatına aktif katılımı hem ekonomik büyümenin hızlanmasına hem de daha adil ve dengeli bir toplumun oluşmasına önemli katkı sağlar. Bu nedenle kadın istihdamını artırmaya yönelik politikalar, kalkınmanın temel unsurlarından biri olarak görülmelidir. Türkiye’de kadınların iş gücüne katılımı son yıllarda genel olarak yavaş da olsa artış eğilimindedir. Örneğin oran 2023’te yaklaşık yüzde 35,8 iken 2024’te yüzde 36 civarına yükselmiştir. Ancak hâlâ erkeklerin oldukça gerisindedir. Kadınların iş gücüne katılımının gerekliliği ve önemi, her toplumda ve her platformda sürekli vurgulanmalı; bunun topluma sağladığı faydalar açıkça anlatılmalıdır. Pandemi ve ekonomik krizler kadın istihdamını genellikle olumsuz etkilemiştir. Pandemi döneminde hizmet, turizm ve perakende gibi kadınların yoğun çalıştığı sektörlerde iş kayıpları artmış, ayrıca okulların kapanmasıyla bakım yükü daha çok kadınların üzerine binmiştir. Ekonomik krizlerde ise güvencesiz ve kayıt dışı çalışan kadınlar işlerini kaybetmeye daha açık hâle gelmiştir. Bu nedenle kriz dönemlerinde kadınların iş gücüne katılımı erkeklere göre daha kırılgan bir görünüm sergilemektedir.
Kadınların ücret eşitsizliği ve kariyer fırsatlarına erişimde karşılaştığı en büyük engeller arasında işe alım ve terfilerde örtük önyargılar, liderlik pozisyonlarında erkek egemen yapılar, annelik nedeniyle kariyer kesintileri, esnek ve kaliteli bakım hizmetlerinin yetersizliği ve kadınların belirli düşük ücretli sektörlerde yoğunlaşması yer alır. Ayrıca ücret politikalarının yeterince şeffaf olmaması ve iş-yaşam dengesini destekleyen kurumsal uygulamaların sınırlı kalması da eşitsizliğin sürmesine neden olmaktadır. Devletten beklentim, kadın istihdamını artırmaya yönelik teşvik ve vergi indirimleri sağlaması, eğitimde fırsat eşitliğini güçlendirerek kız çocuklarının okullaşmasını desteklemesi, doğum ve ebeveyn izinlerini dengeli hâle getirerek bakım yükünü paylaşılabilir kılması ve kadın girişimcilere finansmana erişimi kolaylaştırmasıdır.
Özel sektörden beklentim kapsayıcı işe alım ve terfi sistemleri kurması, üst yönetimde kadın temsilini artıracak hedefler koyması, iş-yaşam dengesi politikaları (uzaktan çalışma, esnek saatler) geliştirmesi ve kadın tedarikçi ile girişimcilerle iş birliğini artırmasıdır. Sivil toplum kuruluşlarından beklentim ise kadınlara yönelik beceri geliştirme ve finansal okuryazarlık eğitimleri vermeleri, rol model ve mentorluk ağları oluşturmaları, politika yapıcılar üzerinde savunuculuk yaparak eşitlik gündemini canlı tutmaları ve dezavantajlı gruplardaki kadınlara (kırsal, göçmen vb.) özel destek programları yürütmeleridir. Bu rollerin birlikte yürütülmesi, kadınların ekonomik hayata daha güçlü ve sürdürülebilir katılımını sağlar. Ayrıca kadınların büyük bir kısmının anne olduğu düşünüldüğünde, onların eğitimli ve bilinçli olması yalnızca kendileri için değil, yetiştirdikleri nesiller ve toplumun geleceği için de büyük önem taşımaktadır. Eğitimli anneler, çocuklarını topluma faydalı bireyler olarak yetiştirmede kritik bir rol üstlenir.

BAHAR ÖZGÜN
MARMARABİRLİK BASIN SORUMLUSU
Kadınların iş gücüne katılımı, bir ülkenin kalkınmışlık düzeyinin en kritik göstergelerinden biridir. Zaten iş gücünü, yaratıcılığı ve üretimi kadın – erkek diye ayırmak gereksiz. Artık bunları cinsiyet ayrımı yapmadan konuşmamız gerekiyor. Kadınlar iş gücü olarak hep vardı sadece bu resmileşti. Hayvan bakımı, çiftçilik, el tezgahları, yöresel ürünlerin üretimi ve dahası ekonomiye direkt ya da dolaylı yoldan katılımdı. Sanayileşme ve modernleşmeyle daha görünür oldu. Bu değişime eğitim seviyesinin yükselmesi, toplumsal cinsiyet bakışının değişimi, dijitalleşme, sosyal medya, büyüyen çeşitli çalışma alanları etkili oldu. Pandemi dönemi küresel ölçekte bir kırılma yarattığı için iş dünyasında haliyle olumsuz bi etki bıraktı.
Cam tavan sendromu diye bildiğimiz görünmez engeller var. İş niteliğine bakmaksızın önce cinsiyetin değerlendirildiği iş dünyasında kadına “evlenecek; izin alacak, Anne olacak; izin alacak, ya da çalışma ortamına uygun değil” gibi ön yargılarla yaklaşılıyor. Kariyer fırsatlarında da aynısı yaşanıyor. Ya sadece “kadın” olduğu için “yetersiz” önyargısıyla yaklaşılıyor ya da görevi “ailevi sorumluluklarından” dolayı sürdüremeyeceği düşünülüyor. Terfi süreçlerinde şeffaflık gerekiyor. Buna cinsiyet bağlamından çıkartarak bakmak büyük ölçüde yarar sağlayacaktır. Yani işi niteliğine göre değerlendireceksiniz cinsiyete göre değil. Kadının kariyerini inşa ederken diğer yandan da toplumun en önemli yapı taşı olan ailenin temel taşı görevini de üstlenir. Kadınların iki düzende de rolünün büyük olduğunu hayatlarını kolaylaştıracak her türlü desteğin kaliteyi artıracağı bilinmeli. İlgi alanlarına yönelik gelişim programları, çocukların bakımı için Kreş ya da bakım altyapısının yaygınlaştırılması, Doğum sonrası kariyer destek mekanizmaları, örnek olacak yönetimsel kadın temsili gibi çoğaltabiliriz. Ya da en güzeli çalıştığınız kadınlara sorun onlar size ne gerektiğini söyler.
Kadın istihdamı yalnızca ekonomik değildir. Bu toplumsal yansımanın en net unsurlarından biridir. İş dünyasında aynı alanda çalıştığınız kadınlara bi bakın onlarla ilgili düşünceleriniz iş dünyasına mı dair yoksa sadece “kadın” olmalarına mı?

BERİL KILIÇ
BURTOM SAĞLIK GRUBU İCRA KURULU ÜYESİ
Bir ülkenin gerçek anlamda gelişmiş sayılabilmesi için kadınların iş hayatında aktif ve güçlü şekilde yer alması şarttır. Kadın sadece çalışan değil; aynı zamanda üreten, yöneten, dönüştüren bir güç. İş hayatında kadın ne kadar görünürse, karar mekanizmaları o kadar dengeli ve sürdürülebilir oluyor. Ekonomik büyüme tek başına yeterli değil. Önemli olan kapsayıcı büyüme. Kadınların sistemin içinde olduğu bir yapı hem daha adil hem daha güçlü oluyor. Son yıllarda kadınların iş gücüne katılımında artış var ama hâlâ istenilen seviyede değil. Eğitim seviyesinin yükselmesi, girişimciliğin artması ve dijitalleşme önemli etkenler oldu. Özellikle online çalışma ve esnek modeller birçok kadın için fırsat yarattı. Ama hâlâ toplumsal roller, bakım sorumlulukları ve iş-özel hayat dengesi gibi konular kadınların önünde ciddi bir eşik olarak duruyor.
Pandemi sürecinde kadınlar iki kat yük taşıdı diyebilirim. Hem iş hayatında var olmaya çalıştılar hem de ev içi sorumluluklar arttı. Özellikle hizmet sektöründe çalışan birçok kadın işini kaybetti. Ekonomik kriz dönemlerinde de genelde ilk etkilenen g kadınlar oluyor. Bu da bize şunu gösteriyor: Kadın istihdamı hâlâ kırılgan bir yapıda ve daha güçlü destek mekanizmalarına ihtiyaç var.
En büyük engel aslında görünmeyen bariyerler. Aynı işi yapan kadın ve erkek arasında hâlâ ücret farkı olabiliyor. Bunun yanında “yönetici pozisyonu için uygun mu?” gibi bilinçaltı önyargılar kadınların önünü kesebiliyor. Cam tavan dediğimiz yapı hâlâ birçok sektörde var. Kadınlar çoğu zaman kendini iki kat ispat etmek zorunda hissediyor. Bu da eşitsizliğin başka bir boyutu.
Bu konu tek bir tarafın çözebileceği bir mesele değil. Devlet; eşitlikçi politikalar, teşvikler ve bakım destek sistemleri oluşturmalı. Özel sektör; liyakat esaslı, şeffaf ve fırsat eşitliği sunan yapılar kurmalı. Sadece 8 Mart’ta değil, her gün eşitlik konuşulmalı. STK’lar ise farkındalık yaratma ve kadınları destekleyen projeler üretme konusunda çok önemli. Bence asıl mesele zihniyet dönüşümü. Sistem değişmeden önce bakış açısının değişmesi gerekiyor. BURTOM Sağlık Grubu özelinde değerlendirmek gerekirse; kurumumuzda kadın çalışanlarımızın güçlü varlığı, sadece bir sayı değil; bir vizyonun yansımasıdır. Kadın istihdamını artırmayı, fırsat eşitliğini desteklemeyi ve kadınların mesleki gelişim yolculuklarında yanlarında olmayı kurumsal sorumluluğumuz olarak görüyoruz, nitekim 800’ü aşkın çalışma arkadaşımızın 500’ünü kadınlar oluşturuyor.
Kadın istihdamı bir “sosyal sorumluluk” konusu değil. Bu bir kalkınma meselesi. Kadınların olduğu yerde üretim artar, empati artar, sürdürülebilirlik artar. Ben kadınların sadece desteklenmesi değil, önünün açılması gerektiğine inanıyorum. Çünkü fırsat verildiğinde kadınlar zaten potansiyelini ortaya koyuyor. 8 Mart sadece bir kutlama değil; eşitliği gerçekten konuşma ve uygulama günü olmalı.
SEMRA BAYKAN
HEDEF PATENT GENEL MÜDÜRÜ
Kadının iş hayatına katılımı, bir ülkenin gelişmişlik düzeyini belirleyen en güçlü göstergelerden biridir. Çünkü kadın istihdamı arttıkça hane refahı yükselir, yoksulluk riski azalır, eğitim ve sağlık gibi alanlarda kuşaklar arası olumlu etki oluşur. Aynı zamanda işletmeler açısından bakıldığında; kadınların üretime, yönetime ve girişimciliğe daha çok katılması çeşitliliği artırır, karar kalitesini yükseltir ve inovasyonu hızlandırır. Kısacası kadınların ekonomide daha görünür olması, sürdürülebilir büyümenin ve toplumsal gelişmenin temel şartıdır. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, anne ve babanın eğitimli, çalışan ve hayatın farklı alanlarında aktif olması çocukların dünyaya bakışını doğrudan şekillendirir. Özellikle sosyal hayatın içinde olan, yöneticilik yapan ya da kendi işini yöneten kadınlar; çocuklarına sadece maddi imkân değil, özgüven, vizyon ve rol modeli de sunar. Bu çocuklar erken yaşta sorumluluk almayı, farklı fikirlerle bir arada yaşamayı, üretmenin değerini ve kadın-erkek eşitliğini içselleştirerek büyür. Annesini karar mekanizmalarında gören bir çocuk, gelecekte kadın liderliği çok daha doğal kabul eder. Bu da uzun vadede daha kültürlü, daha sorgulayan, daha yenilikçi ve daha gelişmiş nesillerin yetişmesini sağlar. Kadının iş hayatındaki varlığı aslında bugünü değil, yarının toplumunu inşa eder.
Son yıllarda özellikle eğitimli kadınlarda iş gücüne katılım artıyor. Marka ve patent sektöründe de daha fazla genç kadın meslektaş görüyoruz; bu umut verici. Dijitalleşme, uzaktan çalışma ve kadın girişimciliğine yönelik destekler bu artışta etkili oldu. Ancak nicelik artarken nitelik aynı hızla ilerlemiyor. Kadınlar iş hayatına giriyor ama yönetim kademelerine yükselme, kendi işini büyütme veya uzmanlık alanlarında söz sahibi olma noktasında hâlâ zorlanıyor. Bunun temel nedenlerinden biri görünmeyen emek. Burada önemli bir gerçek var: Kadınlar iş hayatına katılırken, ev içindeki sorumluluklar çoğunlukla aynı kalıyor. Gelişmişlik dediğimiz şey, kadının sadece ofiste yer alması değil; evdeki yükün de adil paylaşılmasıdır. Aksi halde kadın kariyer basamaklarını tırmanırken, hayatı iki kat ağırlaşır. Gerçek kalkınma, kadınla birlikte erkeklerin ve aile bireylerinin de bu dönüşümün parçası olmasıyla mümkündür.
Pandemi döneminde özellikle hizmetler, perakende, turizm ve bakım-eksenli alanlarda kadın istihdamı daha kırılgan hale geldi. Çünkü kadınlar hem istihdamın yoğun olduğu sektörlerde çalışıyor hem de ev içi bakım sorumluluğu kriz dönemlerinde daha da artıyor. Ekonomik dalgalanmalar ise işten çıkarmalarda ve çalışma saatlerindeki değişimlerde kadınları daha fazla etkileyebiliyor. Bu durumlarda önce kadın çalışanların işten çıkması planlanıyor. Bir Buna karşın dijitalleşme, uzaktan çalışma ve e-ticaret gibi alanlar yeni fırsatlar da yarattı. Önemli olan bu fırsatlara erişimi eşitleyecek politikaları kalıcı hale getirmek.
En temel engellerin başında görünmeyen bariyerler geliyor: “cam tavan” (yükselme engeli), “anne cezası” (annelik sonrası kariyer ve ücret kaybı) ve önyargılar. Kadının “ne kadar devam edebileceği”, “annelik planı”, “yoğun tempoya uyumu” gibi varsayımlar, kariyer fırsatlarını baştan daraltıyor. Bunun yanında eşit işe eşit ücret uygulamalarının şeffaf olmaması, terfi kriterlerinin net tanımlanmaması, kadınların karar alma mekanizmalarında yeterince temsil edilmemesi önemli sorunlar. Bir diğer kritik başlık ise bakım hizmetlerinin yetersizliği: kreş, yaşlı bakım desteği ve esnek çalışma imkânları güçlenmeden kadınların kariyer sürekliliğini sağlamak zorlaşıyor. Patent sektöründe bile hâlâ teknik konuların erkeklere daha çok yakıştırıldığını görüyoruz. Bir diğer engel ise zaman. Erkek meslektaşınız mesai sonrası kendini geliştirmeye, network kurmaya zaman ayırabilirken; kadın çoğu zaman ikinci vardiyaya, yani eve başlıyor. Bu fark kapatılmadıkça ücret eşitliği ve kariyer eşitliği de gerçek anlamda sağlanamaz
Devlet, erişilebilir ve kaliteli bakım hizmetleri (kreş/yaşlı bakım), esnek ve güvenceli çalışma modellerini teşvik, kayıt dışılığı azaltma, eşit ücret ve ayrımcılıkla mücadelede denetim mekanizmalarını güçlendirme alanlarında çalışmalı. Özel sektör, ücret şeffaflığı, objektif terfi kriterleri, mentorluk ve liderlik programları, doğum sonrası işe dönüş süreçleri, hibrit çalışma düzeni ve kurum içi eşitlik politikalarıyla dönüşümün lokomotifi olabilir. STK’lar ise farkındalık, eğitim, mentorluk ağları ve girişimcilikte önemli olan finansman, pazara erişim, network gibi alanlarda kadınların önünü açabilir. Kadın derneklerinin sayısının giderek artması, kadın için pozitif ayrımcılık üzerine çalışan STK’ların olması toplumsal bilinci çokça arttıracaktır. Bu üç ayağın birlikte ve ölçülebilir hedeflerle ilerlemesi, kalıcı etki yaratır.
8 Mart’ı yalnızca bir kutlama günü değil, kadın emeğinin gerçek bedelinin konuşulduğu bir farkındalık günü olarak görüyorum. Üreten, düşünen, yöneten ve tüm bunları yaparken hayatın görünmeyen yükünü de taşıyan kadınların. Ama aynı zamanda bu yükü paylaşmayı bilen aile bireylerinin olduğu bir gelecek diliyorum. 8 Mart vesilesiyle; emeğiyle, bilgisiyle ve cesaretiyle hayatı dönüştüren tüm kadınların Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

GAMZE ERGÜN TİRALİ
LİMA LOGİSTİCS KURUMSAL İLETİŞİM VE ORGANİZASYON SORUMLUSU
Kadınların iş hayatında aktif olması sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurlarından biri. Bir ülkenin ekonomik ve sosyal gelişmişliğinin en önemli göstergesi. Gelişmiş ülkelere baktığımızda bunu çok net görebiliyoruz. Kadının dokunduğu her alan değer üretir; kurumlara farklı bakış açıları kazandırır, ekonomik büyümeyi destekler ve toplumsal refahı arttırır. Gözlemlerimde kadınların iş hayatında daha görünür olduğunu görüyorum ancak veriler hâlâ istenilen seviyede olmadığımızı gösteriyor. TÜİK verilerine göre geçmiş yıllara göre kadın çalışan oranında düşüş olduğu belirlenmiş. Kadınların iş gücüne katılımını artırmak için yeni politikalar ve daha fazla fırsatlar oluşturulması gerekiyor. Kadınların çoğu iş hayatı dışında da yoğun sorumluluklar taşıyor. En büyük engellerin başında ücret eşitsizliği, cam tavan algısı ve özellikle annelik sonrası kariyer devamlılığını destekleyen sistemlerin sınırlı olması da kadınların yükselme süreçlerini zorlaştıran önemli faktörlerden bazıları.
Geçmişte yalnızca kadın oldukları için hak ettikleri pozisyonlara ulaşamayan birçok örnek gördük; ancak bugün özellikle lojistik gibi erkek egemen sektörlerde bile kadınlar her kademede daha güçlü şekilde yer almaya başladı. Lima Logistics adına konuşmak gerekirse, sektörümüzde birçok kadın şoför, operatör ve üst düzey yöneticilerle çalışıyoruz; kendi bünyemizde ise %45 kadın istihdam oranına sahibiz ve yarattıkları değeri gururla görüyoruz. Ön yargıların giderek kırıldığını görmek oldukça değerli.
Bu üç yapının birlikte hareket etmesi şart. Devletin teşvikleri arttırması örneğin kreş imkanları, finansal okuryazarlık eğitimleri gibi; özel sektörün fırsat eşitliği yaklaşımını ve esnek çalışma modellerini yaygınlaştırması; STK’ların ise eğitim, mentorluk ve farkındalık projeleriyle kadınların gelişimine katkı sağlamalıdır. Lima Logistics olarak bu yıl kadınlarımız için “Kelebek Etkisi” mottosuyla ilerliyor; küçük dokunuşların büyük değişimlere dönüşeceğine inanıyoruz. Bu vesile ile emeği, enerjisi, azmi ve üretkenliğiyle hayatın her alanına değer katan, bulunduğu her yerde kelebek etkisi yaratan tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü içtenlikle kutluyoruz.

MERVE AKMAN
Fivio Turizm Şirket Müdürü
8 Mart: Bir Gün Değil, Bir Gerçek
8 Mart geldiğinde güzel cümleler kuruyoruz. Çiçekler veriliyor, mesajlar paylaşılıyor, kadınların gücünden söz ediliyor. Ama ertesi gün hayat kaldığı yerden devam ediyor. Oysa kadınların meselesi bir takvim gününe sığmayacak kadar derin. Kadın olmak çoğu zaman aynı anda birkaç hayatı birden taşımaktır. İş yerinde sorumluluk alırken evde eksikleri tamamlamak, güçlü görünürken yorgunluğu saklamak, herkese yetişmeye çalışırken kendini en sona bırakmak… Ve mesele sadece çalışan kadınlar değil. Evinde çocuk büyüten, ailesini ayakta tutan, görünmeyen emeği her gün sabırla sürdüren kadınlar da bu hikâyenin içinde. Maaş almıyor diye değeri azalmayan, aksine hayatın temelini taşıyan kadınlar… Toplum olarak hala kadının ne yaptığına bakıyoruz. Oysa asıl mesele, yaptığı her şeyin ne kadar kolay ve doğal kabul edildiği. Kadınların emeği çoğu zaman “görev” sayılıyor. Fedakarlığı sıradanlaştırılıyor. Güçlü oluşu bir tercih değil, zorunluluk gibi görülüyor. 8 Mart’ın anlamı tam da burada başlıyor. Kutlamadan önce farkındalık. Slogandan önce samimiyet. Çiçekten önce eşitlik. Kadınlar özel oldukları için değil, insan oldukları için eşittir. Tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Emeğin görünür olduğu, eşitliğin tartışılmadığı, kadınların kendini güvende hissettiği bir gelecek dileğiyle.

EDA ALAYBEYOĞLU
GENEL MÜDÜR – ELDAA KURUMSAL REKLAM HİZMETLERİ
NİLTİMDER YÖNETİM KURULU BAŞKAN YARDIMCISI
Gelişmişlik sadece ekonomik büyüme rakamlarıyla ölçülmez. Bir ülkenin üretim kapasitesinin ne kadarını aktif kullandığıyla ölçülür. Kadınları iş hayatının dışında bırakan bir ekonomi, potansiyelinin yarısını kullanmıyor demektir. Kadınların karar mekanizmalarında yer aldığı yapılarda kurumsallaşma daha güçlü, iletişim daha sağlıklı ve sürdürülebilirlik daha yüksektir. Bu bir sosyal hassasiyet konusu değil; doğrudan rekabet gücü meselesidir.
Son yıllarda özellikle eğitimli genç kadınların iş hayatına katılımında artış gözlemliyoruz. Dijitalleşme ve esnek çalışma modelleri önemli bir fırsat yarattı. Ancak bu artış daha çok belirli sektörlerde yoğunlaşıyor. Sanayi ve teknik alanlarda kadın oranı hâlâ düşük. Eğitim seviyesinin yükselmesi, girişimcilik destekleri ve toplumsal farkındalık bu değişimde etkili oldu. Fakat kalıcı dönüşüm için sadece teşvik değil, yapısal dönüşüm gerekiyor.
Pandemi sürecinde özellikle hizmet ve perakende sektörlerinde çalışan kadınlar ciddi şekilde etkilendi. Ev içi sorumlulukların artması birçok kadının iş hayatından uzaklaşmasına neden oldu. Ekonomik kriz dönemlerinde ise ilk daralan alanlardan biri kadın istihdamı oluyor. Çünkü esnek ve güvencesiz pozisyonlarda çalışan kadın oranı daha yüksek. Bu da bize şunu gösteriyor: Kadın istihdamı, krizlere karşı daha korunaklı sistemlerle desteklenmeli.
En büyük engel “cam tavan” dediğimiz görünmez bariyerler. Kadınlar orta kademede yer alabiliyor fakat üst yönetim seviyelerinde temsil oranı düşüyor. Bunun yanında ücret şeffaflığının olmaması ve doğum/bakım süreçlerinin kariyer kesintisine dönüşmesi önemli bir problem. Burada çözüm, liyakat esaslı ve ölçülebilir performans sistemleridir. Eşitlik söylemle değil, sistemle sağlanır.
Devlet; bakım destekleri, vergi teşvikleri ve esnek çalışma modellerini güçlendirmeli. Özel sektör; ücret eşitliği ve şeffaf performans sistemlerini yazılı politikaya dönüştürmeli, yönetim kademelerinde kadın temsilini bilinçli olarak artırmalı. STK’lar ise mentorluk, network ve rol model görünürlüğünü artırmalı. Biz NİLTİMDER olarak kadın girişimcilerin ve profesyonel yöneticilerin iş dünyasında daha görünür olması için çalışıyoruz.
Bir kadın yönetici olarak şunu net görüyorum:
Fırsat verildiğinde kadınlar sadece görevini yerine getirmekle kalmıyor, bulunduğu yapıyı dönüştürüyor. Ancak bu dönüşümün gerçekleşmesi için kadınların kendini sürekli ispat etmek zorunda kaldığı bir zeminden, liyakat ve performansın esas alındığı bir zemine geçmemiz gerekiyor. Kadınların ekonomik hayatta güçlü olması sadece bireysel değil, toplumsal refah meselesidir. Güçlü ekonomi, kapsayıcı ekonomi ile mümkündür.

ESRA ÖZTÜRK
MEKAŞ YEMEK GENEL MÜDÜRÜ
Kadının iş hayatına katılımı, yalnızca istihdam meselesi değil; kalkınmanın ana itici gücüdür. Kadınların üretim, yönetim ve karar alma süreçlerinde yer aldığı ekonomiler daha dayanıklı, daha yenilikçi ve daha sürdürülebilirdir. Kadın emeği ve bakış açısı iş dünyasına stratejik derinlik kazandırır. Gelişmişlik göstergeleri ile kadın istihdam oranları arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Son yıllarda artış yönlü bir ivme söz konusu. Eğitim seviyesinin yükselmesi, kadın girişimciliğine yönelik teşvikler, dijitalleşme ve esnek çalışma modelleri bu değişimde etkili oldu. Ancak bölgesel farklılıklar ve sektör bazlı temsilde hâlâ kat edilmesi gereken mesafe var. Özellikle sanayi ve üretim sektörlerinde kadın liderliğinin daha görünür olması gerekiyor.
Pandemi süreci özellikle hizmet sektöründe işgücü gösteren kadın çalışanları daha kırılgan hale getirdi. Bununla birlikte uzaktan çalışma modelleri beyaz yakalı kadın çalışanlar için yeni fırsatlar oluşturdu. Ekonomik dalgalanmalar kadın istihdamını ilk etkileyen alanlardan biri olmaya devam ediyor; bu nedenle dayanıklı iş modelleri geliştirmek kritik öneme sahip.
Cam tavan sendromu, toplumsal rol beklentileri ve bakım yükümlülükleri en önemli engeller arasında yer alıyor. Ücret eşitsizliği ise çoğu zaman pozisyon ve terfi süreçlerindeki görünmez bariyerlerden kaynaklanıyor. Kurumsal şeffaflık, performans bazlı objektif değerlendirme sistemleri ve kapsayıcı liderlik anlayışı bu sorunun çözümünde belirleyici olacaktır.
Devlet; teşvik, kreş desteği ve esnek çalışma düzenlemeleriyle yapısal zemini güçlendirmeli. Özel sektör; eşit ücret politikası, liderlik programları ve mentorluk sistemleri geliştirmeli. STK’lar ise eğitim, farkındalık ve rol model görünürlüğünü artırmalı. Bu üçlü iş birliği sürdürülebilir sonuç üretir.
Kadınların iş hayatında güçlenmesi bir sosyal sorumluluk değil, ekonomik zorunluluktur. Üreten, yöneten ve karar veren kadınların sayısı arttıkça ülkemizin rekabet gücü de artacaktır. 8 Mart’ın yalnızca bir kutlama değil, somut adımların konuşulduğu bir farkındalık günü olmasını temenni ediyorum.

ÖĞR. GÖR. NİLÜFER İNCEMAN AKGÜN
ULUDAĞ KOLEJİ BİLİM KURULU ÜYESİ VE ULUDAĞ KOLEJİ GELİŞİM AKADEMİSİ BAŞKANI
Kadının iş gücüne katılımı, genelde ekonomik boyutuyla değerlendiriliyor ancak bu durum insanî gelişmişlik düzeyini de belirlemektedir. Kadın istihdam oranının yüksek olduğu ülkelerde, bu durumu gözlemlemek mümkün: Kişi başına düşen gelir artıyor, çocukların eğitim ve sağlık göstergeleri iyileşiyor, toplumsal cinsiyet eşitliği güçleniyor, karar alma mekanizmalarında farklı görüşler devreye girip çok yönlü bakılabiliyor ve hepsinden önemlisi sosyal denge sağlanıyor. Kadın çalıştığında güçlenen tek şey, evin ekonomisi olmuyor, aynı zamanda bir kuşak güçleniyor.
21. yüzyılın doğal getirisi olarak tüm dünyada kadın istihdamı artmakta. Elbette Türkiye'de de artış söz konusu. Bunu Türkiye İstatistik Kurumu verileri de destekliyor. Ancak yeterli mi, elbette değil. Artışta etkili olan faktörlere eğilmek, onları iyileştirmek gerekiyor. Kadınların eğitim düzeyinin yükselmesi, esnek ve uzaktan çalışma modellerinin yaygınlaşması, kadın girişimciliğine desteklerin kolaylaştırılması gibi. Bunun yanında eve, çocuğa bakım yükünün, kadın üzerinde kalması hâlâ devam etmektedir. Bu da kadın istihdamını olumsuz etkilemektedir. Bir eğitimci olarak şunu gözlemliyorum: Üniversite mezunu kadın oranı artmasına rağmen istihdama dönüş oranı aynı hızda artmıyor. Bu, birtakım yapısal engellerin varlığına işaret ediyor.
Pandemi tüm dünyayı, tüm insanlığı olumsuz yönde etkiledi. Ekonomik sıkıntılar, sosyalleşmeyi engellemesi, kaygı bozuklukları... pandeminin hepimiz için olağan sonuçları oldu. Ancak kadınları çok daha derinden etkiledi. Kendimden örnek vermek istiyorum. Pandemi sürecim online ders anlatmakla, ders aralarında yemek yapmakla, evi toplamakla, sosyalleşemeyen ve bundan çok etkilenen çocuklarım için etkinlikler kurgulamakla, eksik kaldığını düşündüğüm akademik, sosyal gelişimlerini tamamlamaya çalışmakla geçti. Ev içi bakım yükü pandemiyle birlikte dramatik biçimde arttı. Eşler yardımcı olmaya çalışsa da asıl sorumluluk anneye kaldı. Durum böyle olunca iş ve ev birbirine karıştı. Bunu idare etmek çok güçtü. Umarım ve dilerim bir daha yaşamayız.
Bence en temel engel; üst yönetim pozisyonlarında kadın oranının düşüklüğü. Üniversite rektör ve dekanlarında kadın nüfusunun sayılarına bakmak bile bu durumu görmek için yeterli. İkincisi ücret farkı/eşitsizliği. Aynı eğitim ve deneyime rağmen kadın ve erkek arasındaki ücret farklılıkları elbette büyük sıkıntı. Ayrıca daha önce de belirttiğim gibi bakım yükünün yalnızca kadına yüklenmiş olması kadın için aşılamayan engellerden biri. Karar verici pozisyonlara erişimde gayriresmî erkek ağlarının etkisi de engeller arasında sayılabilir.
Kadınların ekonomik yetkinliği için herkes elini taşın altına koymalı. Ücretsiz veya erişilebilir kreş politikaları çok önemli. Doğum sonrası esnek ama kariyeri kesintiye uğratmayan modeller geliştirilmeli. Ücret şeffaflığı ile ilgili yasalarda düzenlemeler yapılmalı. Kadın girişimciliği desteklenmeli. Yönetim kademelerinde kadın kotası arttırılmalı. Farkındalık çalışmaları yapılmalıdır.
Bir akademisyen ve eğitimci olarak şuna inanıyorum:
Toplumsal dönüşüm sınıfta başlar. İlkokuldan itibaren kız çocuklarına yalnızca “başarabilirsin” demek yetmez; erkek çocuklarına da eşitliği öğretmek gerekir. Eğitim sisteminde rol model kadınların görünürlüğü artırılmalıdır. Kadın istihdamı bir “kadın meselesi” değildir; bir kalkınma, demokrasi ve insan hakları meselesidir. İçinde bulunduğum sektörün avantajı sanırım, pek çok kadın arkadaşımla birlikte çalışıyorum. Ortak akılla, farklı bakış açılarıyla; oldukça yaratıcı, kapsayıcı ve üretken olunabildiğini neredeyse her gün deneyimliyorum. Bu nedenle kadın istihdamı, geleceğe yapılan en stratejik yatırımdır, diye düşünüyorum. Bilim Kurulu Üyeliğini yürüttüğüm Uludağ Kolejinin kadın istihdamı konusundaki eşit, adil, özenli hassasiyetinin olumlu dönüşlerini görmek de mutluluk veriyor.

BELGİN UYGUR
MİNTEKS ÜRÜN VE STRATEJİ DİREKTÖRÜ
Moda ve ev tekstili sektöründe 25 yılı aşkın deneyime sahip yönetici ve stratejik tasarım lideri. Bir ülkenin gelişmişliği, kadınların yalnızca iş gücüne katılım oranıyla değil, karar mekanizmalarındaki etkinliğiyle ölçülür. Kadınlar üretime dahil olduğunda ekonomik değer artar; karar verici konuma geldiklerinde ise sistem dönüşür. Türkiye’de kadınların iş gücüne katılımında artış eğilimi görülse de asıl mesele temsil oranıdır. Kadınlar üretimde güçlü bir yer tutarken, üst yönetim ve stratejik pozisyonlarda hâlâ yeterince görünür değiller. Artık “kaç kadın çalışıyor?” sorusundan çok “kaç kadın yön veriyor?” sorusunu sormalıyız. Pandemi ve ekonomik dalgalanmalar kadın istihdamını daha kırılgan hale getirdi. Ancak aynı süreç kadınların adaptasyon ve çözüm üretme gücünü de ortaya koydu. Dijitalleşme ve girişimcilik alanında önemli bir dönüşüm yaşandı. Ücret eşitsizliği ve yükselme süreçlerindeki görünmeyen engeller hâlâ önemli bir başlık. Şeffaf ve performans odaklı sistemler kurulmadan kalıcı bir denge sağlanamaz. Ben tasarımı bir karar disiplini olarak görüyorum. Kadınların da iş hayatında aynı şekilde karar verici konumda olması gerektiğine inanıyorum. Biz görünür oldukça, genç kızlar kendilerini bir pozisyonda değil, bir vizyonun içinde hayal edecekler. Ve o vizyon yarının ekonomisini şekillendirecek.

SALİHA ALTINTAŞ
VAVİEN LOJİSTİK AŞ
Kadınların iş gücüne katılması ekonomik büyümeyi artırır, hane gelirini yükseltir. Ayrıca karar alma mekanizmalarında çeşitlilik sağlayarak kurumların performansını güçlendirir. Gelişmişlik göstergelerinden biridir. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre kadınların iş gücüne katılım oranı son yıllarda artış göstermiştir. Eğitim seviyesinin yükselmesi, hizmet sektörünün büyümesi ve esnek çalışma modellerinin bu artışta etkili olduğunu düşünüyorum. Tabi bu durum artış yönünde gelişmeye devam etmelidir. Pandemi döneminde hizmet sektöründeki daralma kadın istihdamını olumsuz etkiledi. Ev içi bakım yükü arttı. Ekonomik krizlerde kadınlar iş kaybına karşı daha kırılgan olabiliyor. Kadın aynı zamanda evin sosyal yüklerini daha fazla taşıyor. Ücret eşitsizliği, cam tavan sorunu, bakım sorumluluğu ve üst yönetimde düşük temsil en önemli engellerdir. Bu durumu bir çok istatiksel veri sonuçları da göstermektedir. Devletin sağlayacağı; kreş desteği ve eşit ücret denetimi uygulamaları olabilir. Özel sektör; şeffaf ücret politikaları ve esnek çalışma imkanları sunabilirse kadın istihdamında artışlar daha rahat olabilecektir. STK’lar, eğitim ve farkındalık çalışmaları yapmalıdır. Kadınların ekonomik güçlenmesi, yalnızca eşitlik değil sürdürülebilir kalkınma meselesidir.

SEVGİ SAYGIN
MADOSAN RAF SİSTEMLERİ YKÜ
Gelişmiş ülkeler kadın istihdamını tartışmaz, sistemin doğal bir parçası olarak görür. Kadınların üretimden yönetim kadrolarına kadar her alanda yer alması ekonomik büyümeyi hızlandırır. Sanayi sektöründe faaliyet gösteren bir şirket ortağı olarak şunu açıkça söyleyebilirim: Kadınların olduğu yerde organizasyon kültürü güçlenir, detay ve sürdürülebilirlik artar. Bu da doğrudan rekabet gücüne yansır. Türkiye’de kadınların iş gücüne katılımında artış var ancak bu artış dengeli değil. Hizmet ve girişimcilik tarafında görünürlük artarken, üretim ve teknik alanlarda kadın oranı hâlâ düşük. Dijitalleşme, eğitim seviyesinin yükselmesi ve e-ticaret önemli bir ivme sağladı. Fakat kültürel bariyerler ve bakım sorumlulukları hâlâ belirleyici faktörler. Pandemi kadınları iki yönlü etkiledi: İş kaybı riski arttı ve ev içi yük büyüdü. Ekonomik krizlerde ise işletmeler daralırken ilk etkilenen alanlar genellikle güvencesiz pozisyonlar oluyor ve bu alanlarda kadın oranı yüksek. Bu nedenle kriz dönemleri kadınlar açısından daha kırılgan geçiyor. En büyük engel görünmez sınırlar. Kadınlar çoğu zaman aynı pozisyon için daha fazla performans göstermek zorunda kalıyor. Özellikle üretim ve teknik sektörlerde üst düzey yönetim pozisyonlarında kadın sayısı sınırlı. Bu durum bir yetkinlik sorunu değil, fırsat eşitsizliği sorunudur. Şeffaf ücret politikaları ve liyakat esaslı terfi sistemleri bu noktada kritik. Devlet; finansmana erişim, vergi teşvikleri ve bakım destekleri konusunda daha güçlü politikalar üretmeli. Özel sektör; eşit ücret ve liderlik fırsatları konusunda net ve ölçülebilir hedefler koymalı. STK’lar ise mentorluk ve rol model desteğiyle kadınların cesaretini ve görünürlüğünü artırmalı. Bu üç yapı birlikte hareket etmedikçe kalıcı bir dönüşüm sağlanamaz. Kadın istihdamı bir sosyal sorumluluk başlığı değil, bir kalkınma stratejisidir. Üretimde, ihracatta ve yönetimde kadın oranı arttıkça ekonomik dayanıklılık da artar. İş dünyasında kadınların daha fazla yer aldığı bir Türkiye, daha güçlü bir Türkiye demektir. 8 Mart’ın bu farkındalığı artırmasını diliyorum.

Türkan Özkan
Erdem Kaya Patent Genel Müdür Yardımcısı
Kadının iş hayatına katılımı, bir ülkenin ekonomik büyümesi, sosyal refahı ve sürdürülebilir kalkınması açısından temel göstergelerden biridir. Kadınların üretim süreçlerine aktif katılımı; verimliliği artırır, karar alma mekanizmalarında çeşitliliği güçlendirir ve inovasyonu destekler. Nitelikli insan kaynağının yarısının sistem dışında kalmasının, gelişmişlik açısından ciddi bir potansiyel kaybı olduğunu düşünüyorum.
Olumlu açıdan bakacak olursak son yıllarda kadınların iş gücüne katılımında artış görülmektedir. Eğitim seviyesinin yükselmesi, kadın girişimciliğinin artması ve esnek çalışma modellerinin yaygınlaşması bu değişimde etkili olduğunu söyleyebiliriz. Ancak niceliksel artış kadar nitelikli istihdam, karar alma mekanizmalarında temsil ve sürdürülebilir kariyer olanakları da önemlidir. Asıl dönüşüm, kadınların sadece iş gücüne katılması değil; yönetim ve liderlik pozisyonlarında daha görünür olmasıyla sağlanabilir.
Pandemi süreci, özellikle hizmet sektöründe çalışan kadınları doğrudan etkiledi. Bunun yanında artan bakım sorumlulukları, birçok kadının iş hayatından uzaklaşmasına da yol açtı. Ekonomik kriz dönemlerinde kadınlar çoğunlukla daha kırılgan sektörlerde yer aldıkları için risklere daha açık hale geliyor. Bu süreçler bize, eşitliğin yalnızca iyi zamanlarda değil, kriz dönemlerinde de korunması gerektiğini göstermektedir.
En temel engeller arasında cam tavan etkisi, ücret şeffaflığının yetersizliği, bakım sorumluluklarının eşitsiz dağılımı ve liderlik pozisyonlarında temsil eksikliği yer alıyor. Aynı nitelik ve deneyime sahip olmalarına rağmen kadınların üst düzey pozisyonlara erişimde daha fazla görünmez bariyerle karşılaştığını görüyoruz. Bu durum, yalnızca bireysel değil, kurumsal ve kültürel bir dönüşüm ihtiyacına işaret etmektedir.
Devlet; eşitlikçi mevzuatın uygulanmasını güçlendirmeli, bakım hizmetlerine erişimi artırmalı ve kadın girişimciliğini destekleyen teşvik mekanizmalarını yaygınlaştırmalıdır. Özel sektör; eşit ücret politikalarını hayata geçirmeli, şeffaf terfi sistemleri kurmalı ve kapsayıcı kurum kültürü oluşturmalıdır. STK’lar ise farkındalık çalışmaları, mentorluk programları ve politika geliştirme süreçlerine katkı sağlayarak dönüşümü desteklemelidir. Bu üç paydaşın koordineli hareket etmesinin sürdürülebilir sonuçlar doğuracağına inanıyorum.
Bir kadın yönetici olarak şuna inanıyorum: Eşitlik yalnızca sosyal bir ideal değil, stratejik bir gerekliliktir. Kadınların karar alma mekanizmalarında daha fazla yer aldığı kurumlar daha dayanıklı, daha yenilikçi ve daha sürdürülebilir oluyor. Gelecek; fırsat eşitliğini gerçek anlamda hayata geçiren, yetkinliği esas alan ve çeşitliliği bir zenginlik olarak gören kurumların olacaktır.

AYBEN GÜNAK
BASE 3 TEKNOLOJİ VE YAZILIM CEO
Kadınların iş hayatına katılımı bir “sosyal sorumluluk” başlığı değil, doğrudan kalkınma kapasitesi ile ilgilidir. Nüfusun yarısını ekonomik üretimin dışında bırakan bir sistem, potansiyelinin yarısıyla yarışıyor demektir.
Bugün inovasyon, yaratıcılık ve sürdürülebilir büyüme konuşuyorsak; farklı bakış açılarını, deneyimleri ve liderlik tarzlarını da konuşmak zorundayız. Kadınların iş hayatında daha fazla yer alması, şirketlerin risk yönetiminden kriz performansına kadar pek çok alanda daha dengeli kararlar almasını sağlıyor.
Kısacası mesele “kadın çalışsın mı?” değil; “Türkiye potansiyelini tam kullanmak istiyor mu?” sorusudur.
Son yıllarda niceliksel bir artış var ama niteliksel olarak hala ciddi mesafemiz bulunuyor. Daha çok kadın çalışıyor; ancak hangi sektörlerde, hangi pozisyonlarda ve hangi ücret düzeyinde çalıştığı asıl tartışılmaya açık bir konu.
Eğitim düzeyinin artması, şehirleşme ve dijitalleşme bu artışı destekledi. Özellikle uzaktan çalışma modelleri birçok kadına yeni alanlar açtı.
Ancak bakım yükünün paylaşılmaması ve kayıt dışı istihdam gibi yapısal sorunlar, ilerlemeyi sınırlıyor. Yani tablo ilerliyor ama kırılgan.
Krizlerin "Yaratıcı Yıkımı" ve kadın istihdamı açısından objektif bir yorum yapacak olursak; Pandemi ve ekonomik dalgalanmalar geleneksel sektörleri sarstı, ancak dijitalleşmeyi 10 yıl ileriye taşıdı. Evet, krizler kadınlar üzerinde bir yük oluşturdu; fakat aynı zamanda "Dijital Girişimcilik" kapısını da araladı. Bugün evinden e-ticaret yapan veya global şirketlere yazılım desteği veren kadınların sayısı, krizlerin sunduğu bu zorunlu dönüşümle arttı. Biz buna krizin içindeki dijital fırsat eşitliği diyoruz. Bu anlamda geleceği yazanlar arasında kadınların varlığı ve ışığı günden güne artıyor ve daha da artacak.
En büyük engel, veriye değil alışkanlıklara dayanan önyargılardır. Ücret eşitsizliği ve kariyer bariyerleri, aslında geçmişten taşınan eski iş yapma anlayışlarının bugüne yansımasıdır.
Kadınların önündeki en büyük görünmez setlerden biri ise teknoloji ve bilim temelli mesleklerin hâlâ erkek egemen bir dil ve algıyla sunulmasıdır. Oysa geleceğin ekonomisi; dijital dönüşüm, yapay zekâ, veri ve mühendislik gibi alanlar üzerine inşa ediliyor. Eğer bu alanlarda kadınları yeterince konumlandıramazsak, yarının dünyasında söz hakkımızı da sınırlandırmış oluruz.
Bizim yapmamız gereken, “cam tavanları” sadece kırmaya uğraşmak değil; başarı örneklerini çoğaltarak yeni bir normal inşa etmektir.
Bu mesele yalnızca teşvik vermekle çözülmez; matematiksel bir sistem tasarımıyla çözülür.
• Devlet, bakım altyapısını güçlendirmeli ve eşit ücret denetimini daha etkin şekilde yapmalı.
• Özel sektör, cinsiyet eşitliğini bir “PR başlığı” olmaktan çıkarıp performans kriteri haline getirmeli. Yönetim kurullarında ve üst düzey pozisyonlarda somut hedefler konulmalı.
• STK’lar, kadınların beraberce güç kazandığını hissettiren ağlar kurmalı; mentorluk ve dayanışma mekanizmalarını büyütmeli.
Kadınların ekonomik güçlenmesi, yardım politikası değil; büyüme stratejisidir.
Kadınların iş hayatındaki varlığı bir ayrıcalık değil, hak olarak görülmeli ve adlandırılmalı. Eşitlik bir jest değil, konsantre edilmiş bir standart olmalı. Türkiye genç ve dinamik bir ülke. Eğer gerçekten sıçrama yapmak istiyorsak, kadınların enerjisini, aklını ve liderliğini merkeze almak zorundayız. Mesele kadınların iş hayatına uyum sağlaması değil; iş hayatının eşitliğe uyum sağlamasıdır.

FULYA AKFİDAN SEVİM
AKFİDAN PEYZAJ
Türkiye’de yaklaşık 42,8 milyon kadın yaşıyor; yani neredeyse her iki kişiden biri kadın (TÜİK, 2025). Kadınlar iş hayatına katıldığında ekonomi güçleniyor, inovasyon artıyor ve toplumsal refah yükseliyor. Ancak aile içinde çocuk eğitimi ve bakım sorumluluğu çoğunlukla annelerin omuzlarında. Birleşmiş Milletler ve AÇEV araştırmaları, babalar ev işlerinde destek olsa da hâlâ kadınların birincil sorumlu olduğunu gösteriyor. Sonuç olarak, kadınların iş hayatına eşit katılımı sadece bireysel eşitlik değil, ülkenin ekonomik ve toplumsal gelişmişliği için stratejik bir gereklilik.
Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı son yıllarda hafif bir artış gösterse de hâlâ istenen seviyenin oldukça altında. TÜİK verilerine göre 2025 itibarıyla kadınların iş gücüne katılım oranı yaklaşık 34‑35% civarındadır (TÜİK, 2025).
Bu artışı etkileyen faktörler arasında:
Eğitim düzeyinin yükselmesi,
Kadın girişimciliğini destekleyen programlar,
Uzaktan ve esnek çalışma modellerinin yaygınlaşması,
Toplumsal farkındalığın artması sayılabilir.
Buna rağmen kadınlar hâlâ erkeklerle eşit işe eşit ücret alamıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2023 “Global Gender Gap Report” raporuna göre kadınlar dünya genelinde ortalama olarak erkeklerin kazandığı ücretin sadece %77’sini alabiliyor (World Economic Forum, 2023). Türkiye’de de benzer şekilde toplumsal cinsiyet rolleri, bakım sorumlulukları ve cam tavan etkisi kadınların gelir ve kariyer fırsatlarını sınırlıyor. Sonuç olarak, iş gücüne katılım artışı sınırlı olsa da eşit ücret ve kariyer fırsatlarına erişim konularındaki yapısal engeller hâlâ Türkiye’deki kadın istihdamını etkileyen en kritik faktörlerdir.
Pandemi ve ardından gelen ekonomik türbülans, kadınlar için tam bir "çifte darbe" etkisi yarattı. Literatürde buna "She-cession" (Kadın Resesyonu) deniliyor; çünkü işini ilk kaybedenler, hizmet ve perakende gibi kadın yoğunluklu sektörlerde çalışanlar oldu.Ancak asıl kriz madalyonun diğer yüzünde, yani evlerin içinde yaşandı. Okulların kapanmasıyla birlikte bakım yükü tamamen kadının omzuna bindi. Birçok kadın "iş mi, aile mi?" ikilemiyle baş başa kalarak istihdamdan zorunlu olarak çekildi. Bugün 2026 yılındaki verilere baktığımızda ilginç bir tablo görüyoruz: Zorunlu Katılım: Ekonomik kriz ve yüksek yaşam maliyetleri, kadınları "hane gelirini korumak için" daha fazla iş gücüne itti. Türkiye'de kadın işsizliğinin %10,5'lere gerilemesi sevindirici olsa da, bu artışın bir kısmı maalesef güvencesiz ve kayıt dışı işlerde gerçekleşti. Dijital Devrim: Pandeminin en büyük mirası olan "uzaktan çalışma", kadınlar için bir can simidi oldu. Esnek modeller, kadınların kariyerden kopmadan evdeki sorumluluklarını yönetebilmesine kapı açtı. Sonuç olarak; Kadın istihdamı krizlerden daha ağır yaralar alarak çıktı ancak dijitalleşme ve esnek çalışma sayesinde bugün daha dayanıklı bir yapı inşa etmeye çalışıyoruz. Gerçek başarıyı ise rakamlar yüzde 50’lere çıktığında ve "bakım yükü" sadece kadının görevi olmaktan çıktığında konuşacağız.
Kadınlar üst yönetim kademelerine çıkarken görünmez engellerle karşılaşıyorlar. PwC Women in Work 2025 raporuna göre, ilk yöneticilik terfisini alan her 100 erkeğe karşılık sadece 87 kadın bu fırsatı yakalayabiliyor. Bu durum, zirveye giden yolu en baştan tıkıyor. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) 2025 Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu, dünya genelinde kadınların erkeklerle aynı işi yapmalarına rağmen ortalama %20-25 daha az kazandığını vurguluyor.
Neden: Bu fark sadece "ayrımcılıktan" değil, kadınların bakım sorumlulukları nedeniyle kariyerlerine ara vermelerinden veya daha düşük ücretli "pembe yakalı" (hizmet, bakım, eğitim) sektörlerde yoğunlaşmalarından kaynaklanıyor. Ekonomistlerin "Annelik Cezası" olarak adlandırdığı durum; ILO(2025) verilerine göre, çocuğu olan kadınların iş gücüne katılımı ve ücret artış hızı, çocuğu olmayan kadınlara ve babalara göre anlamlı derecede düşüktür. Babalar çocuk sahibi olduklarında "daha sorumlu" görülüp ücret artışı alabilirken (Fatherhood Bonus), kadınlar "işe odaklanamaz" algısıyla karşılaşıyor. TÜİK 2024/2025 kazanç yapısı istatistiklerine göre 2026 yılı itibarıyla Türkiye’de kadınların üst yönetimdeki temsil oranı hala yüzde 20'ler civarında seyrediyor. Sorun kadınların yetkinliği değil, sistemin 'bakım yükü' ve 'önyargı' bariyerlerini aşamamasıdır.
Cevap: Kadının ekonomik gücü bir lütuf değil, toplumsal refahın anahtarıdır. Devlet altyapıyı kurmalı, özel sektör önyargıları yıkmalı, STK’lar ise yetkinlikleri artırmalıdır. Eğer kreş desteği yoksa, terfi sistemleri şeffaf değilse ve eğitimler dijital çağa uygun değilse; kadınların ekonomideki varlığı sadece bir 'istatistik' olarak kalır.
Şunu çok net ifade etmeliyim ki; kadına yönelik şiddeti her gün gördüğümüz bu ülkede, bu şiddeti bitirmenin yolu sadece yasalarla veya cezalarla değil, aynı zamanda kadının ekonomik anlamda kendi ayakları üzerinde durabilmesinden geçer. Bir kadın kendi cüzdanına sahipse, kendi kararlarını verme gücünü bulur. Ekonomik bağımlılık, şiddet döngüsünün en büyük besleyicisidir. Kadınlarımızı iş dünyasına katmak, kod yazmalarını sağlamak veya girişimci olmalarına destek vermek aslında onlara şiddete karşı en güçlü zırhı giydirmektir. Şiddet sadece fiziksel darbe değildir; kadının potansiyelini baskılamak, onu detaycı yeteneğinden ve iş gücünden mahrum bırakmak da bir tür sosyal şiddettir. Bugün 8 Mart'ta verdiğimiz mesaj şu olmalı: Şiddetin gölgesinde değil, teknolojinin ve üretimin merkezinde bir kadın profili inşa etmeliyiz. Eğer toplumun yarısını korku ve baskıyla eve kapatırsanız, sadece o kadınları değil, ülkenin geleceğini ve zekasını da kaybedersiniz. Şiddeti bitirmek bir tercih değil, insani ve ekonomik bir zorunluluktur. Kadınların elleri sadece klavyelerde veya üretim tezgahlarında değil, hayatın her alanında özgürce ve güvenle hareket etmelidir.

NAZAN AKINCI
AKKA KALIP YÖNETİM KURULU BAŞKANI
Sanayi ve üretim odaklı baktığımızda kalkınmanın temelinde üretim gücü, verimlilik ve nitelikli insan kaynağı vardır. Kadınların iş hayatına katılımı, özellikle imalat sektöründe hem kalite hem de sürdürülebilirlik açısından ciddi bir katma değer yaratır. Üretim sahasında kadınların detaycılığı, disiplinli çalışma yaklaşımı ve süreç yönetimindeki titizliği işletmelere rekabet avantajı sağlar. Bir ülke sanayide güçlenmek istiyorsa, nüfusunun yarısını üretim zincirinin dışında bırakarak bunu başaramaz. Kadın emeği olmadan güçlü bir sanayi ekosistemi kurmak mümkün değildir.
Son yıllarda özellikle organize sanayi bölgelerinde ve ihracat odaklı üretim yapan firmalarda kadın istihdamında artış gözlemliyoruz. Mesleki eğitim programlarının yaygınlaşması, teknik alanlarda kadınların daha fazla yer alması ve kurumsal firmaların çeşitlilik politikaları bu artışta etkili oldu. Ancak imalat sektörü hâlâ “erkek egemen” algısıyla anılıyor. Bu algının kırılması zaman alıyor. Genç kadınların teknik bölümlere yönlendirilmesi ve sahada rol model sayısının artması bu dönüşümü hızlandıracaktır. Biz Akka Kalıp Enjeksiyon olarak kadim istihdamına verdiğimiz önemi 2022 yılında yürürlüğe giren TSE K 645 Kadin Girişimci Temel Tanimlar ve Genel Kurallar Kriterlerine Uygun Hizmet Veren işletme belgemizi Platin Kategorisinde alarak belgelemiş olduk, çalışmalarımız hız kesmeden devam ediyor.
Pandemi döneminde üretimin durması ya da yavaşlaması tüm sanayicileri etkiledi. Ancak kadın çalışanlar özellikle bakım sorumlulukları nedeniyle daha fazla zorlandı. Okulların kapanmasıyla birçok kadın ya işten ayrılmak zorunda kaldı ya da performans baskısı yaşadı. Ekonomik kriz dönemlerinde ise maliyet baskısı artarken, maalesef ilk gözden çıkarılan kesim çoğu zaman kadın çalışanlar olabiliyor. Bu noktada işletmelerin sosyal sorumluluk bilinciyle hareket etmesi çok önemli.
İmalat sektöründe en büyük sorunlardan biri “sahada kadın olmaz” önyargısıdır. Oysa bugün üretim hatlarından kalite kontrol birimlerine, AR-GE’den planlamaya kadar her alanda kadınlar başarıyla görev yapıyor. Ücret eşitsizliği hâlâ önemli bir problem. Aynı işi yapan kadın ve erkek çalışan arasında fark olmamalı. Ayrıca yönetim kademelerinde kadın sayısı arttıkça bu eşitsizliklerin daha hızlı ortadan kalktığını görüyoruz. Cam tavan dediğimiz görünmez engeller sanayide de mevcut ve bilinçli politikalarla aşılabilir.
Devlet: Teknik eğitimde kız öğrencileri teşvik etmeli, mesleki liseler ve MYO’larda sanayiye yönelik kadın istihdam programlarını artırmalı. Kreş destekleri ve vergi teşvikleri önemli bir araç olabilir.
Özel sektör: Üretim sahasında eşit fırsat politikalarını uygulamalı, kadın lider yetiştirme programları oluşturmalı ve ücret şeffaflığı sağlamalı.
STK’lar ve meslek örgütleri: Kadın sanayicileri görünür kılmalı, mentorluk ağları oluşturmalı ve sektörel dayanışmayı güçlendirmeli.
Sanayide dönüşüm ancak birlikte hareket edilirse mümkün olur.
Bir kadın sanayici olarak şunu söyleyebilirim ki üretim sahasında olmak cesaret, disiplin ve kararlılık gerektirir. Kadınlar bu özelliklere fazlasıyla sahip. Biz sadece fırsat eşitliği istiyoruz. Güçlü bir Türkiye için güçlü bir üretim altyapısı; güçlü bir üretim için de kadınların aktif ve eşit katılımı şarttır. 8 Mart, kadınların potansiyelini hatırlamak değil, o potansiyelin önündeki engelleri kaldırmak için sorumluluk alma günüdür.

EBRU KAYA
Fivio Turizm Şirket Kurucusu
8 Mart Bir Gün Değil, Bir Mücadele..
Kadın olmak bir günün konusu değil, bir hayatın gerçeğidir. Birçok rolü aynı anda taşımak, güçlü görünmek zorunda kalmak, bazen yorulsa da yürümeye devam etmek demektir. İşte, evde, hayatın her alanında kadınlar görünenden fazlasını yapar. 8 Mart benim için bir kutlamadan çok bir hatırlatmadır. Eşitliğin hâlâ tamamlanmadığını, emeğin hâlâ tam karşılığını bulmadığını hatırlatır. Ama aynı zamanda bir umuttur. Çünkü bugün kadınlar daha cesur, daha bilinçli ve daha kararlı. Kadınların güçlenmesi bir ayrıcalık değil, bir gerekliliktir. Güçlü kadınlar sadece kendi hayatını değil, toplumun yarınlarını da değiştirir. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle; emeğiyle var olan, mücadele eden tüm kadınların gününü yürekten kutluyorum.

FERAY UZUNÇAYIR
REFERANS HOLDİNG GENEL MÜDÜRÜ
Kadınların emeği, üretkenliği ve hayata kattığı değer, toplumların gelişmesinde ve kurumların sürdürülebilir başarısında temel unsurlardan biridir. Ekonomiden eğitime, sanayiden hizmet sektörüne kadar her alanda sorumluluk üstlenen kadınlar, bilgi birikimi, azmi ve vizyonuyla iş dünyasına yön vermektedir. Referans Holding olarak, kadınların iş hayatında daha güçlü temsil edilmesini, fırsat eşitliğinin yaygınlaşmasını ve çalışma hayatında adil bir ortamın tesis edilmesini önemsiyoruz. Kurum kültürümüzün temelinde; liyakat, eşitlik ve karşılıklı saygı yer almaktadır. Kadın çalışanlarımızın katkısı, şirketimizin büyüme yolculuğunda önemli bir itici güç olmaya devam etmektedir. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle, üreten, yöneten, değer katan ve ilham veren tüm kadınların bu anlamlı gününü kutluyor; sağlık, başarı ve mutluluk dolu bir gelecek diliyorum.

NALAN FİDAN
YÜK. ŞEHİR PLANCISI/ RUMELİSİAD SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ENERJİ VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KOMİTE BAŞKANI/ BURSA BUSADER GENEL SEKRETER
Kadının iş hayatına katılımı, yalnızca ekonomik büyüme açısından değil; toplumsal adalet, demokrasi ve sürdürülebilir kalkınma açısından da temel bir göstergedir. Kadınların üretime ve karar alma süreçlerine eşit biçimde katıldığı toplumlar, kaynaklarını daha verimli kullanır, insan sermayesini güçlendirir ve refahı daha adil paylaşır. Kadın emeğinin dışlandığı bir kalkınma modeli, eksik ve kırılgan kalmaya mahkûmdur. Son yıllarda kadınların iş gücüne katılım oranlarında sınırlı da olsa bir artış gözleniyor. Eğitim düzeyinin yükselmesi, özellikle genç kadınlarda üniversite mezuniyet oranlarının artması ve hizmet sektörünün genişlemesi bu değişimde etkili oldu. Ancak bu artış hâlâ potansiyelin oldukça altında. Kayıt dışı istihdam, bakım yükünün büyük ölçüde kadınların üzerinde olması ve esnek ama güvencesiz çalışma modelleri, katılımı sınırlayan temel unsurlar olmaya devam ediyor.
Pandemi, kadın istihdamını erkeklere kıyasla çok daha sert etkiledi. Özellikle hizmet, perakende ve bakım odaklı sektörlerde çalışan kadınlar işlerini kaybetti ya da iş gücünden tamamen çekilmek zorunda kaldı. Ev içi bakım yükünün artması, uzaktan eğitim süreci ve sosyal destek mekanizmalarının yetersizliği kadınları yeniden “ev içine” iten bir tablo yarattı. Ekonomik krizler ise güvencesiz ve düşük ücretli işlerde çalışan kadınları daha kırılgan hâle getirdi.
En büyük engellerin başında toplumsal cinsiyet rolleri geliyor. Kadının öncelikli sorumluluğunun “ev ve bakım” olduğu algısı, terfi süreçlerinde ve liderlik pozisyonlarına erişimde ciddi bir cam tavan yaratıyor. Aynı işi yapan kadın ve erkek arasında hâlâ anlamlı bir ücret farkı bulunması, şeffaf olmayan ücret politikaları ve rol model eksikliği de bu eşitsizliği derinleştiriyor. Devlet, nitelikli ve erişilebilir kreş hizmetlerini yaygınlaştırmalı, bakım ekonomisini kamusal bir sorumluluk olarak ele almalı ve eşit işe eşit ücret ilkesini denetim mekanizmalarıyla güçlendirmelidir. Özel sektör, kadın dostu çalışma modellerini bir “sosyal sorumluluk” değil, kurumsal strateji olarak benimsemeli; yönetim kademelerinde kadın temsilini artırmalıdır. STK’lar ise farkındalık, savunuculuk ve kadınlara yönelik mesleki güçlendirme programlarıyla bu dönüşümün toplumsal zeminini güçlendirmelidir. Kadınların ekonomik hayatta güçlenmesi, bir “kadın meselesi” değil; toplumun tamamının geleceğini ilgilendiren yapısal bir konudur. Eşitlik, yalnızca rakamlarda değil, zihniyette sağlandığında kalıcı olur. 8 Mart’ın da tam olarak hatırlattığı şey; kadınların hayata kattığı değerin görünür, eşit ve sürdürülebilir kılınması gerekliliğidir.

ŞEYDA ŞENÇAYIR
BUİKAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI
Kadınların iş hayatına katılımı yalnızca bir eşitlik meselesi değil, sürdürülebilir ekonomik büyümenin temel şartlarından biridir. Dünya genelinde gelişmiş ekonomilere baktığımızda kadınların üretim süreçlerinde, yönetim kademelerinde ve girişimcilikte aktif rol aldığı görülmektedir. Kadının ekonomik hayata katılması hane gelirlerini artırırken aynı zamanda eğitim, sağlık ve sosyal refah göstergelerini de olumlu yönde etkiler. Kadın emeğinin görünür olduğu toplumlar daha kapsayıcı ve rekabetçi ekonomiler oluşturabilmektedir.
Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranında son yıllarda artış eğilimi görülmektedir. Bu oran %35-%36 bandındadır. Yani her 100 kadından yaklaşık 35 ‘i çalışma hayatında yer almakta veya iş aramaktadır. Erkeklerde iş gücüne katılım oranı %70 -%72 bandındadır.
OECD ORTALAMASI :
Kadın iş gücüne katılımı yüzde 60 -65 bandındadır .Eğitim seviyesinin yükselmesi, kadın girişimcilik destekleri, dijitalleşme ve esnek çalışma modelleri bu artışta önemli rol oynadı. Ancak hâlâ OECD ortalamalarının gerisindeyiz. Çocuk bakım sorumluluğu, kayıt dışı istihdam ve bölgesel fırsat eşitsizlikleri kadınların iş hayatına sürdürülebilir katılımını zorlaştıran başlıca faktörler arasında yer almaktadır.
Pandemi süreci özellikle hizmet sektöründe çalışan kadınları daha fazla etkiledi. Turizm, eğitim ve perakende gibi alanlarda yaşanan daralma kadın istihdamında kırılganlığı artırdı. Bunun yanında ev içi bakım yükünün artması kadınların iş yaşamından uzaklaşmasına neden oldu. Ancak aynı süreç dijital girişimcilik, e-ticaret ve uzaktan çalışma modelleri açısından kadınlara yeni fırsatlar da sundu. Kadınların kriz dönemlerinde uyum kabiliyetinin oldukça yüksek olduğunu gördük.
Kadınlar aynı eğitim ve deneyime sahip olmalarına rağmen üst yönetim pozisyonlarına erişimde hâlâ görünmeyen engellerle karşılaşabiliyor. Cam tavan olarak tanımlanan bu durumun yanında bakım sorumluluğunun büyük ölçüde kadınlarda olması kariyer sürekliliğini zorlaştırıyor. Eşit işe eşit ücret uygulamasının kurumsal kültürlere tam anlamıyla yerleşmesi ve kadın liderliğinin teşvik edilmesi bu noktada büyük önem taşıyor.
Kadınların ekonomik güçlenmesi bütüncül bir iş birliği gerektiriyor. Devletin bakım hizmetleri ve finansmana erişim desteklerini artırması, özel sektörün eşit fırsat politikalarını kurumsallaştırması ve sivil toplum kuruluşlarının mentorluk ile network mekanizmalarını güçlendirmesi gerekiyor. Kadınların ekonomik bağımsızlığı yalnızca bireysel kazanım değil; aynı zamanda toplumun refahını ve ülkenin rekabet gücünü artıran stratejik bir yatırımdır.
Cumhuriyet’in kadınlara kazandırdığı eşit yurttaşlık anlayışı bugün ekonomik hayatta daha güçlü bir karşılık bulmak zorundadır. Kadınların üretimde, yönetimde ve karar alma mekanizmalarında daha fazla yer aldığı bir Türkiye yalnızca daha adil değil, aynı zamanda daha rekabetçi olacaktır. Kadın girişimciliğini desteklemek, kadın emeğini görünür kılmak ve genç kadınlara fırsat eşitliği sunmak artık bir tercih değil ekonomik zorunluluktur. Bursa gibi üretimin kalbi olan şehirlerde kadınların sanayiden teknolojiye uzanan yolculuğu Türkiye’nin kalkınma hikâyesinin en güçlü başlıklarından biri olacaktır. Çünkü biz biliyoruz ki kadın güçlenirse aile güçlenir, ekonomi güçlenir ve toplum geleceğe daha güvenle bakar.”

SİMGE KAYA
ÖZBAY EĞİTİM KURUMLARI YKÜ
MAR- MEKDER YÖNETİM KURULU BAŞKANI
Bir ülkenin gerçek gelişmişliği, kadınların ekonomik ve sosyal hayata ne ölçüde katıldığıyla doğrudan ilişkilidir. Kadının iş hayatındaki varlığı üretimi artırır, karar alma mekanizmalarını güçlendirir ve sürdürülebilir kalkınmayı destekler. Kadın emeği ve liderliği olmadan güçlü bir ekonomi inşa etmek mümkün değildir.
Son yıllarda kadınların iş gücüne katılımında artış eğilimi görülmektedir. Eğitim seviyesinin yükselmesi, girişimcilik destekleri ve dijitalleşmenin sunduğu esnek çalışma modelleri bu süreci olumlu etkilemiştir. Ancak bölgesel farklılıklar ve sektörel yoğunlaşma gibi yapısal sorunlar nedeniyle istenilen seviyeye henüz ulaşılmış değildir.
Pandemi ve ekonomik dalgalanmalar, kadın istihdamını daha kırılgan hale getirdi. Hizmet sektöründe yoğunlaşan kadın çalışanlar iş kaybı riskiyle karşılaştı; artan bakım sorumlulukları ise iş gücünden çekilmeleri hızlandırdı. Bununla birlikte dijitalleşme, doğru destek mekanizmalarıyla kadınlar için yeni fırsat alanları oluşturdu.
Ücret eşitsizliği ve “cam tavan” olarak tanımlanan görünmez bariyerler en temel sorunlardır. Kadınlar çoğu zaman aynı niteliklere rağmen daha düşük ücret almakta ve üst yönetim pozisyonlarına erişimde zorlanmaktadır. Önyargılar ve bakım yükünün eşit paylaşılmaması da kariyer sürekliliğini olumsuz etkilemektedir.
Kadınların ekonomik güçlenmesi bütüncül bir yaklaşım gerektirir. Devletin fırsat eşitliğini güçlendiren politikaları, özel sektörün şeffaf ve eşitlikçi insan kaynakları uygulamaları ve STK’ların mentorluk ile farkındalık çalışmaları birlikte ilerlemelidir. Kalıcı dönüşüm, ortak sorumluluk bilinciyle mümkündür.
Kadının iş hayatındaki varlığı bir “destek politikası” konusu değil, bir kalkınma stratejisidir. Güçlü kadın, güçlü ekonomi demektir. Eğitim alanında faaliyet gösteren ve sektörel temsiliyet sorumluluğu taşıyan bir yönetici olarak şuna inanıyorum: Kadınların yalnızca iş gücüne katılım oranını değil, karar alma mekanizmalarındaki temsil oranını artırmamız gerekiyor. Geleceğin güçlü Türkiye’si; üretimde, eğitimde, yönetimde ve toplumsal hayatta kadınların eşit, etkin ve görünür olduğu bir Türkiye olacaktır. Bu dönüşüm yalnızca kadınların değil, toplumun tamamının kazancıdır. Kadının iş hayatındaki varlığı bir tercih değil, bir kalkınma zorunluluğudur. Türkiye’nin sürdürülebilir büyüme hedeflerine ulaşabilmesi; üretimde, eğitimde ve karar alma mekanizmalarında kadınların etkin temsil edilmesiyle mümkündür. Eğitim sektöründe faaliyet gösteren bir yönetici ve sektörel temsiliyet sorumluluğu taşıyan bir dernek başkanı olarak önceliğimiz; yalnızca kadın istihdamını artırmak değil, kadın liderliğini güçlendirmektir. Çünkü biliyoruz ki güçlü kadın liderler, güçlü kurumlar; güçlü kurumlar ise güçlü bir ekonomi inşa eder. 8 Mart’ın, yalnızca bir farkındalık günü değil; somut adımların ve kararlı dönüşümün başlangıcı olmasını diliyorum.

ALEYNA BAYRAM
HOSAB Halkla İlişkiler ve İK Sorumlusu
Kadınların iş hayatına katılımı bir ülkenin ekonomik ve sosyal olarak gelişmişliğinin temel göstergelerindendir çünkü kadınların çalışma hayatında aktif olması hem ekonomik büyümeyi destekler hem de toplumsal eşitliği güçlendirir. Son yıllarda bu durum artış gösterdi. Eğitim seviyesinin yükselmesinin yanı sıra kadınlar için çok sayıda girişimcilik destekleri, esnek çalışma modelleri geliştirildi. Ama Batı Avrupa'ya baktığımız zaman hala bu durum tam olarak istenilen düzeyde değil. Toplumsal cinsiyet rolleri ve bakım yükümlülükleri büyük ölçüde kadınların üzerinde yer alıyor. Pandemide özellikle hizmet sektörü kötü etkilendi. Kadınların da en yoğun çalıştığı alanlardan birisi de hizmet sektörü. Okulların kapanması da çocuk bakım yükünü arttırdı tabii. Açıkçası ücret eşitsizliğinin temelinde hâlâ varlığını sürdüren önyargılar ve toplumsal cinsiyet kalıplarının olduğunu düşünüyorum. Kadınların bazı işleri “ikincil” görülüyor ya da erkeklerin daha fazla sorumluluk alabileceği varsayılıyor. Bu da ücret politikalarına doğrudan ya da dolaylı şekilde yansıyabiliyor. Kariyer fırsatları açısından baktığımızda ise en önemli mesele süreklilik. Çocuk, yaşlı ya da hasta bakımı gibi sorumluluklar hâlâ büyük ölçüde kadının üzerinde. Bu durum kariyere ara verme, yarı zamanlı çalışma ya da terfi süreçlerinde geri planda kalma gibi sonuçlar doğurabiliyor. Yani aslında mesele yalnızca bireysel değil, yapısal bir sorun. Devletin kreş ve bakım evlerini yaygınlaştırması ve kadın girişimciliğini desteklemesi önemli noktalar. Özel sektörde de esnek ama güvenceli bir çalışma yaklaşımı sunulmalı. STK'lar da farkındalık çalışmaları, eğitim programları vs. faaliyetler ile bu süreci destekleyebilir. Kadınların çalışma hayatındaki konumunu sadece ekonomik verilerle açıklamak doğru bir yaklaşım olmaz. Çünkü mesele aynı zamanda toplumsal bir mesele. Geleneksel olarak kadına yüklenen roller ile iş hayatındaki kadından beklenen roller çoğu zaman birbiriyle çelişiyor. Bir yanda ev içi sorumlulukları öncelikli görülmesi beklenen bir kadın algısı var, diğer yanda ise profesyonel ve sürekli ulaşılabilir bir çalışan olması bekleniyor. İki yönlü bir beklentide kadınların üzerindeki baskı daha da artıyor. Sadece istihdamı arttırmak bu sorunları çözmez, kadına olan bakış açısının da buna oranla dönüşmesi gerekir.

NEHİR ÖZBEY
TMMOB İÇMİMARLAR ODASI BURSA ŞUBE BAŞKANI
Bir ülkenin gerçek gelişmişlik göstergesi, insan kaynağını ne kadar kapsayıcı kullandığıdır. Kadının iş hayatına katılımı ekonomik büyümenin ötesinde; toplumsal adaletin, fırsat eşitliğinin ve sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurudur. Kadınların üretime, karar alma mekanizmalarına ve liderlik pozisyonlarına katılımı arttıkça; kurumlar daha yenilikçi, daha dengeli ve daha güçlü hale gelir. Güçlü bir ekonomi, ancak tüm potansiyelin birlikte üretmesiyle mümkündür.
Son yıllarda kadınların iş gücüne katılımında belirgin bir artış var. Eğitim seviyesinin yükselmesi, kadın girişimciliğinin desteklenmesi ve dijitalleşmenin sunduğu yeni çalışma modelleri bu süreci hızlandırdı. İçmimarlık disiplininde meslektaşlarımızın yaklaşık %65’i kadınlardan oluşuyor. Ancak bu tablo yalnızca bizim meslek alanımıza özgü değil; birçok farklı sektörde kadınların temsili ve yetki alanlarının arttığını gözlemliyoruz. Burada belirleyici olan oran değil; fırsatlara ve karar mekanizmalarına eşit erişimdir. Genç kuşak kadınlar artık yalnızca iş gücüne katılmak değil, karar süreçlerinde etkin olmak istiyor. Bu dönüşümün önümüzdeki yıllarda daha da güçleneceğine inanıyorum.
Pandemi ve ekonomik dalgalanmalar tüm dünyada iş gücü piyasalarını etkiledi. Bununla birlikte bu süreç, yeni çalışma modellerini, esnek yapıları ve dijital yetkinlikleri de hızlandırdı. Kadınların bu dönüşüme hızlı adapte olduğunu; girişimcilik, serbest çalışma ve proje bazlı üretim gibi alanlarda varlıklarını güçlendirdiğini görüyoruz. Kriz dönemleri zorlayıcıdır, ancak doğru politikalarla aynı zamanda yapısal dönüşüm fırsatına da dönüşebilir.
Ücret eşitsizliği ve üst yönetimde temsil konusu hâlâ önemli bir gündem başlığı. Ancak artık bu meseleler daha görünür, daha ölçülebilir ve daha çok tartışılıyor. Şeffaf ve liyakat temelli sistemler güçlendikçe eşitlik kalıcı hale gelir. Kadın liderlerin artması yalnızca bir temsil meselesi değil; kurumsal kültürün dönüşümüdür. Bu dönüşüm, iş dünyasında daha adil ve daha dengeli bir yapının mümkün olduğunu gösteriyor. Devlet; eşitlik politikalarını güçlendirmeli, fırsatlara erişimi desteklemeli ve denetim mekanizmalarını etkin işletmelidir. Özel sektör; liyakat temelli, şeffaf ve kapsayıcı insan kaynakları politikaları geliştirmelidir. Kadınların istihdamda yer almasının ötesinde, karar alma süreçlerinde etkin şekilde temsil edilmesi önemlidir. STK’lar ve meslek örgütleri ise dayanışma ağlarını büyütmeli, mentorluk ve görünürlük alanları oluşturmalıdır. Bizler meslek örgütleri olarak genç meslektaşlarımızın mesleki gelişimini desteklemeyi ve nitelikli temsili güçlendirmeyi sorumluluk olarak görüyoruz. Kadınların ekonomide güçlenmesi bir sosyal sorumluluk başlığı değil; ülkenin rekabet gücü ve sürdürülebilir kalkınmasıyla doğrudan ilişkilidir. 8 Mart’ı yalnızca bir anma günü olarak değil, eşitlik vizyonumuzu tazelediğimiz ve bulunduğumuz noktayı yeniden değerlendirdiğimiz bir eşik olarak görüyorum. Kadınların üretimde, tasarımda, yönetimde ve girişimcilikte daha fazla yer aldığı bir Türkiye; daha yaratıcı, daha adil ve daha güçlü olacaktır. Gelecek, potansiyelini cesaretle ortaya koyan ve sorumluluk alan kadınlarla şekillenecek.

EMİRE CANTÜRK EREN
METİN DİŞ DEPOSU ŞTİ.LTD. FİNANS MÜDÜRÜ
YARINA ŞANS VER DERNEĞİ (YASAV) KURUCU BAŞKANI
TÜRKİYE OTOMOBİL SPORLARI FEDERASYONU KADIN KOMİSYONU ÜYESİ
Bir toplumun gelişmişlik düzeyi yalnızca ekonomik büyüklüğüyle değil, üretime kimlerin dahil olduğu ile ölçülür. Kadının iş hayatında aktif olması; ekonomik çeşitliliği artırır, karar alma süreçlerini zenginleştirir ve sürdürülebilir kalkınmanın temelini oluşturur. Finans sektöründe de, sivil toplumda da şunu net görüyorum: Kadınların bulunduğu ekiplerde risk yönetimi daha dengeli, iletişim daha güçlü ve uzun vadeli vizyon daha sağlam oluyor. Kadın emeğinin görünür olduğu bir ekonomi aslında daha adil ve daha dayanıklıdır.
Son yıllarda Türkiye’de kadınların iş gücüne katılımında kademeli bir artış gözlemliyoruz. Eğitim seviyesinin yükselmesi, girişimcilik ekosisteminin büyümesi ve dijital çalışma modellerinin yaygınlaşması bu değişimi hızlandırdı. Ancak sahada, özellikle Anadolu’da, sosyal normlar ve bakım yükümlülükleri hâlâ belirleyici bir faktör. Sivil toplum çalışmalarımda genç kadınların potansiyelinin çok yüksek olduğunu görüyorum; doğru mentorluk ve fırsat eşitliği sağlandığında katılımın çok daha hızlı artacağına inanıyorum.
Pandemi süreci kadın istihdamı açısından iki yönlü bir tablo ortaya koydu. Bir yandan uzaktan çalışma fırsatları bazı kadınlar için yeni kapılar açtı; diğer yandan hizmet sektörü daraldığı için pek çok kadın iş gücünden çekilmek zorunda kaldı. Ekonomik dalgalanmalar ise özellikle kayıt dışı çalışan kadınları daha kırılgan hale getirdi. Finansman tarafında gördüğümüz en önemli gerçek şu oldu: Kriz dönemlerinde kadınlar genellikle hem ilk vazgeçilen , hem de en çok yük üstlenen kesim oluyor.
En büyük engel çoğu zaman görünmeyen bariyerlerdir. Aynı işi yapan kadınların daha düşük ücret alması, liderlik pozisyonlarında “cam tavan” etkisi ve annelik sonrası kariyer kesintileri hâlâ önemli sorunlar arasında. Bunun yanında özgüven eksikliği değil; fırsat eşitsizliği ve rol model eksikliği daha belirleyici. Otomobil sporlarından sivil topluma kadar birçok alanda kadınların yetkinliğinin sorgulandığını gözlemledim. Oysa fırsat verildiğinde kadınlar yalnızca eşit değil, çoğu zaman dönüştürücü bir etki yaratıyor.
Bu bir ekip işi.
• Devletin rolü: Eğitimde fırsat eşitliği, kreş destekleri ve kadın girişimcilere yönelik teşvik mekanizmaları olmalıdır.
• Özel sektörün rolü: Eşit ücret politikaları, esnek çalışma modelleri ve liderlik gelişim programları olmalıdır.
• STK’ların rolü: Mentorluk, farkındalık çalışmaları ve dayanışma ağları kurmak olmalıdır.
YASAV’da yaptığımız projelerde gördük ki; bir kadına verilen küçük bir fırsat bile aslında bir ailenin ve hatta bir toplumun kaderini değiştirebiliyor.
Kadınların güçlenmesi yalnızca kadınların meselesi değil; toplumun geleceğiyle ilgili bir vizyon meselesidir. Kadınların iş hayatında daha görünür olduğu bir Türkiye, ekonomik olarak daha güçlü ve sosyal olarak daha huzurlu olacaktır. Benim inancım şu: Kadınların cesareti ile sosyal etkinin birleştiği her yerde umut vardır. Liderlik tek başına yürümek değil, birlikte çoğalmaktır. Artık kadınların gücünü tartıştığımız değil, yön verdiği bir dönemdeyiz. Kadınlar fırsat bekleyen değil, fırsat yaratan liderlerdir. Eşitlik bir lütuf değil, sürdürülebilir kalkınmanın şartıdır. Masada yer açılmasını beklemiyoruz; o masayı bilgiyle, emekle ve cesaretle yeniden kuruyoruz. Çünkü biliyoruz ki kadınların olmadığı bir başarı hikâyesi, aslında yarım kalmış bir hikâyedir.

ARZU ÖZEL
KALDER Bursa Kurumsal İletişim ve Üyelik Direktörü
Toplumsal yapımızda kadının sorumluluk ve rolleri oldukça fazla. İş ve özel hayat dengesi, ailevi sorumluluklar kadınların iş gücüne katılımını sınırlandırabiliyor. Diğer yandan son yıllarda üst yönetimlerde kadın sayısının arttığını, şirketlerin kadın çalışanların beklentilerine kulak verip çalışmayı kolaylaştırıcı uygulamalar geliştirdiğini görüyoruz. Cumhuriyetimizin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, toplumda eşit haklara sahip olunmasına büyük önem verdi. 1930'larda Türkiye’de kadınların siyasi yönetimde haklarını kazanması için gerekli yasaların çıkarılması bunun en değerli örneklerindendir. İlkelerinin izinde, güzel bir gelecek ve değişim için hep beraber çalışıyoruz.
Eşit işe eşit ücret, tüm çalışanların hakkı. Günümüzde cinsiyetler arası ücret eşitsizliğini konuşuyor olmamamız gerek. Çok yetenekli, çok iyi eğitim almış kadınların hala zaman zaman geride bırakılabilecek olması ihtimallerine karşı yeni politikalar belirlenmeli. Bu konuyu kamu, özel sektör, STK’lar hep beraber sahiplenmeliyiz. Kadının sosyal yaşamdaki rollerini kolaylaştırıcı yasal uygulamaların artması ile kariyerlerinden uzaklaşmamaları için yanlarında olmalıyız. Erken yaşlardan itibaren yeni nesillere bazı konuları anlatmalıyız: Eşit ücret, güvensiz çalışma ortamından, sosyal haklardan yoksun bırakan sistemlerin toplumlara neler kaybettireceğini anlatmalı, geleceğe iyi bir kültür taşımalıyız.
Bir Sivil Toplum Kurulu olarak iletişim ağımızda bilginin yayılımını çoğaltıyoruz. Kongre ve Sempozyumlarımızda başarı hikayelerini üyelerimiz ile buluşturuyoruz. 18 - 26 yaşları arasındaki gençlerden oluşan GençKal isimli bir topluluğumuz var. Genç kadın liderlerin gelişimine katkı sağlıyoruz. Topluluğumuzun seçimle belirlenen başkanları 6 yıldır, kadın üyelerindendir. Eşitlik sadece kadınların değil, hepimizin meselesi. Bugün ve her gün, kadınların varlığına, emeğine ve katkısına değer veriyoruz. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk “Kadınlarını geride bırakan toplumlar, geride kalmaya mahkumdur” sözünden ilham alarak; üreten, güven veren, ülkemizi aydınlık geleceğe taşıyan, tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!

EBRU YALÇIN GÜRÜK
KALDER Bursa Genel Sekreter Yardımcısı
Kadınların iş gücüne katılımının çoğalması; toplumsal kalkınma ve ekonomik büyüme açısından yaşam kalitesi yüksek yarınlar inşa edebilmemizin önemli bir unsuru. Yeteneklerinin farkında olan, iyi eğitim ve donanıma sahip, çalışan ve üreten kadınların üstleneceği görevler ülkemiz ve dünyamızda sağlıklı ve mutlu toplumları oluşturur. İş dünyasında, yerel yönetimlerde, siyasal alanda kadınların karar alma süreçlerine dâhil edilmesi konusunda çalışmaların artması başarılarımızı çoğaltacaktır.
Kadınlar yapı olarak oldukça duyarlı bireyler. Pandemi olduğunda sorumluklarının arttığını biliyoruz. Buna çocuk bakımı, çocukların evdeki eğitim ihtiyaçlarına zaman ayırma ve ev işleri gibi örnekler verebiliriz. Ülkemizdeki kadınlar çok yetenekli. Ekonomik krizlerde kadınlar tasarruf tedbirleri ile ya da yetenekleri ile ek iş üretip çözüm odaklı olabiliyorlar. Kadın emeği hayata güç katıyor. Yaşam koşullarına göre görevleri artsa da her zaman iyisini yapmak ve başarıya ulaşmak için çok çalışıyoruz.
Kadının Güçlenmesi Bursa Platformu Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadının güçlenmesi ile ilgili yapılan çalışmaları Bursa’ya taşımak ve iş dünyasında Bursa’yı bu konuda örnek il olarak konumlandırmak üzere 2016 yılında BUİKAD, BUSİAD ve Yeşim koordinatörlüğünde, KalDer’in desteğiyle kuruldu. Pandemi döneminde de bu platformda pek çok online etkinlik yaparak iş dünyasında kadınların yanında olduğumuzu gösterdik.
Devlet destekleri ile pek çok kadın özellikle girişimci olarak yeteneklerini iş dünyasında gösteriyor. Eğitimde fırsat eşitliği için dezavantajlı bölgelerde kız çocuklarına yönelik kolaylaştırıcı projeler üretmeliyiz. Sadece büyük şehirlerde değil, Türkiye’nin her yerine yayabilmeliyiz. Alanında ortak uzmanlığı olan özel sektör ve STK’lar daha sık bir araya gelerek bu yönde yeni projeler üretebilmeli. KalDer tarafındaki örnekleri sıralamak gerekirse;
KalDer; örnek ve öncü bir Sivil toplum Kuruluşu olarak Küresel İlkeler Sözleşmesi’ni 2002 yılında imzalayarak, evrensel değerleri benimseyip, sahip çıkma kararlığını göstermiştir.
2009 yılında KalDer’in sunduğu ‘Yönetim Kadının da Hakkıdır” Bildirgesi’; kadın erkek fırsat eşitliği ana teması çerçevesinde iş dünyasını bir araya getirmiştir.
2022 yılında Türkiye’de; WEP’s Kadının Güçlenmesi Prensipleri imzacısı ilk Sivil toplum Kuruluşuyuz. WEP's imzacısı olarak hem kuruluşumuzda hem paydaşlarımız arasında toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda bilinç oluşturmayı hedefliyor, bu yönde faaliyetler yürütüyoruz.
KalDer Bursa Şubesi olarak Sivil Toplum Kuruluşu olmanın bilinciyle, üyelerimize ve iş dünyasına rol model olmayı hedefliyoruz. Kadının güçlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda yapılan çalışmalara destek veriyoruz. Örneğin; 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve doğum günlerimiz dolayısıyla çalışanlarımıza izin uygulanmaktadır. Yönetim Kurulumuz, Ödül Yürütme Kurulumuz, Çalışma ve Uzmanlık Gruplarımızda kadın sayımız oldukça fazla. Kadınlar gününe özel, üyelerimiz ile bir araya geliyor, bazı kurumlarla iş birliği yapıyor birlikte keyifli saatler geçiriyoruz. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla; kadınlarımızın başarıları, yetenekleri, cesaretleri ve işleri ile gurur duyduğumuzu tekrar belirtmek isterim. Cumhuriyetimizin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Şuna inanmak lazımdır ki, dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir.”

Cenita KOCAMAN
BİGMEV Genel Sekreteri
Kadın duygusal zekası yüksek, empati yeteneği gelişmiş, sezgi ve öngörüsü güçlü ve anaç doğası gereği daha yatkın ve etkili olduğu bir çok alan var. Özellikle yönetimsel alanlarda kadının rolü arttıkça gelişmişlik seviyesinin daha da arttığını görüyoruz. Burda önemli olan kadının kendi doğası ile çelişkili ve savaş halinde değil de barışık ve uyumlu halde var olması. Erkekler dünyasında erkekleşerek var olmaya çalışan bir kadının aslında kendi güçlü yönlerini törpülediğini de görüyoruz.
Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı son yıllarda pozitif yönde değiştiğini görmek çok sevindirici. Hatta bu konudaki istatistiklerin dünya standartlarının üstünde olduğunu da görüyoruz. Bu değişimde en önemli rolün eğitim ve teknoloji olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de kadınlar teknolojiyi çok verimli kullanıyor, cesur davranabiliyor ve sürekli eğitim konusunda çok hassaslar.
Her kriz kendi içinde fırsat barındırdığı gibi pandemi ve ekonomik krizler de dönüşüm ve yeni istihdam alanların var olması konusunda fırsatları beraberinde getirdi. Kadınlarda var olan yüksek adaptasyon ve krizlerle baş edebilme kapasitesi sayesinde krizlere daha uyumlu ve girişken yaklaşabiliyor. Bu noktada beyaz yaka kısmında kadın istihdamı azalırken özellikle sosyal işlerde, teknoloji girişimciliğinde ve yönetim kademelerinde kadının istihdamı daha çok artmıştır diye düşünüyorum.
Bu konuda en büyük engelin önyargı ve oturmuş alışılagelmiş kalıpların olduğunu düşünüyorum. Ancak artık bunun da sonuna geliniyor, yeni teknolojik dünyada bu önyargılara yer olmayacaktır.
Özellikle STK’lara ayrı bir parantez açmak isterim. Çok fazla sayıda ve güçlü yapıda iş insanı derneğimiz, sektörel dernek ve vakıflarımız, birlik ve odalarımız bulunuyor. Yanı sıra uluslaraası alanda çalışan iş geliştirme ve network STK’larımız da var. Kadınların bu STK’larda hem üye-yönetici hem de profesyonel çalışan olarak yer alması kurumsallığı ve kaliteyi olumlu yönde arttırıyor. STK’larda profesyonel yönetim çok önemli ve kadınlar hem yönetim becerileri hem de sosyal zekaları sayesinde bu alanda verimli olabiliyorlar.
Yapay zeka çağında gerek özel sektör gerek devlet gerekse sivil toplum kuruluşlarında kadına ihtiyaç ve önem daha da artıyor. Kadınların dokunuşu ile insanı güçlü kılan manevi dokunuş, şeffaflık ve etik uygulamalar daha güçlü hale gelecektir.

SİBEL BAĞCI UZUN
SİVİLAY BAŞKANI / MARKA VE İLETİŞİM DANIŞMANI
Dünya Bankası’nın Kadınlar, İş Dünyası ve Hukuk raporu ile Türkiye İstatistik Kurumu verileri birlikte değerlendirildiğinde, kadınların iş gücüne katılımında hâlâ belirgin bir eşitsizlik olduğu görülüyor. Yasal düzenlemelere rağmen uygulamadaki eksiklikler, çocuk bakım desteğinin yetersizliği ve finansmana erişimdeki sınırlılıklar kadınların ekonomik potansiyelini sınırlandırmaya devam ediyor. Oysa bir ülkenin gelişmişlik düzeyi ile kadınların üretime ve yönetime katılımı arasında güçlü bir ilişki bulunuyor. Pandemi ve ekonomik krizler kadın istihdamını daha kırılgan hâle getirirken, önümüzdeki dönemde yapay zekâ ve otomasyonun iş gücü piyasasını köklü biçimde dönüştürmesi bekleniyor. Bu süreç kadınlar için hem risk hem de önemli fırsatlar barındırıyor. Doğru eğitim politikaları, eşit ücret uygulamaları ve kapsayıcı kurumsal yaklaşımlarla teknoloji, kadınların ekonomik hayatta daha güçlü ve görünür olmalarını sağlayan stratejik bir fırsata dönüşebilir. Sivil toplum kuruluşları ise mentorluk programları, farkındalık çalışmaları ve politika savunuculuğu yoluyla kadınların ekonomik hayata daha güçlü katılımını destekleyen tamamlayıcı bir rol üstlenmelidir.

EDA BAYRAKTAR
NOSAB KURUMSAL İLETİŞİM YÖNETİCİSİ
Bir ülkenin gelişmişlik düzeyinin en temel göstergelerden biri kapsayıcı ve eşitlikçi bir işgücü katılımının olmasıdır. Dolayısıyla kadınların iş hayatında olması, ILO verilerinin de desteklediği üzere, gelişmişliği doğru orantılı etkiler. Çünkü kadın emeğinin üretim ve iş süreçlerine etkin katılımı, yalnızca ekonomik büyümeyi artırmaz; gelir dağılımını iyileştirir, yoksulluğu azaltır ve toplumsal refahı güçlendirir. Buradan hareketle, çalışma hayatında kadınların etkin biçimde rol üstlenmesinin, sürdürülebilir kalkınmanın bir zorunluluğu olduğunu söyleyebiliriz.
Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı son yıllarda artış gösterdi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre %36 oranına ulaştı. Bu artışta eğitim seviyesinin yükselmesi ve kadın girişimciliğine yönelik devlet teşviklerinin etkisi oldu. Kadınların yoğun olarak yöneldiği hizmet sektörünün büyümesi de bunda pay sahibidir. Ancak bu oran hâlâ erkek iş gücünün çok gerisindedir. Çocuk sahibi olduktan sonra bakım yükünün büyük ölçüde kadınlar üzerinde kalması, ev içi emeğin kadın tarafından üstlenilmesi, kayıt dışı istihdam ve toplumsal cinsiyet rolleri iş gücüne eşit katılım sürecini oldukça yavaşlatıyor. Öte yandan, kadınlar hâlâ ücret eşitsizliği, cam tavan engeli ve kariyer fırsatlarına erişimde ayrımcılık gibi yapısal sorunlarla karşı karşıyadır. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün bu konuda yaptığı hemen her çalışmada açıkça görülüyor ki küresel ölçekte kadınlar erkeklerden ortalama olarak daha düşük ücret alıyor. Bu tablonun değişmesi için öncelikle devletlerin teşvik ve denetim mekanizmalarını güçlendirmesi, özel sektörün de ücretlendirmede şeffaflık ve cinsiyet dengesini gözetmesi gerekiyor. Sivil toplum burada hem devletle hem de özel sektör kuruluşlarıyla iş birliği yaparak farkındalık ve savunuculuk görevini üstlenen kilit figürlerden biridir. Zira hak savunusu tek taraflı ve yalnızca kadınların değil, tüm toplumun ortak sorunudur.
Bu noktada, iyi örneklerin görünür olmasına da hem ulusal hem uluslararası düzeyde ihtiyaç duyuyoruz. NOSAB gibi yerel kalkınma unsurlarının ortaya koyduğu iyi uygulamaların dikkat çekici olmasını önemsiyoruz. NOSAB’da çalışmalarımızı, dezavantajlı grupların iş ve sosyal yaşama katılımını temel alan bir “Eşitlik ve Adalet Politikası” ekseninde yürütüyoruz. Bu kapsamda da işyerinde toplumsal cinsiyet eşitliği, şiddetle mücadele ve fırsat eşitliği konularında görünürlük faaliyetleri yürütüyoruz ve iç eğitimler düzenliyoruz. Kadın istihdamının artırılması amacıyla, NOSAB İstihdam Bürosu olarak sosyal projelerde yer alıyoruz. BUİKAD ve Borçelik ile “Bu İş Eşitlik İşi”, BEBKA ile “Sanayide Kadın İstihdamı” projesi kadınların üretimdeki emeğini artırmaya yönelik kıymetli çalışmalardır. Ama bu alandaki en büyük projemiz, “Annem işe ben kreşe” mottosuyla hayata geçirdiğimiz NOSAB Kreş’tir. Okul öncesi çocuklara eğitim hizmeti vererek, bölgemizdeki kadınların iş gücünden uzaklaşmasının önüne geçmeyi amaçlıyoruz. Eşitlikçi başlıklarda NOSAB Akademi de bölge firmalarına örnek çalışmalar hazırlıyor. Örneğin, Kapsayıcı ve Eşitlikçi Çalışma Ortamı Rehberi’ni yayınlamıştık, yeni dönemde de akademik çalışmalara devam ediyoruz. Tüm bu çalışmalarımızın ölçülebilir bir fayda sağladığını göstermek amacıyla, UN Global Compact ailesine katıldık. Türkiye’de GC üyesi olan iki organize sanayi bölgesinden biriyiz. Bu uygulamalar, sanayi bölgelerinde üretim ile sosyal adaletin birlikte mümkün olduğunu gösteriyor.
Sonuç olarak kadınların ekonomik olarak güçlenmesi yalnızca kadınların değil, toplumun tamamının kazanımıdır. Bu vesileyle 8 Mart’ı bizlere armağan eden emekçi kadınlar önünde saygıyla eğiliyorum.

PINAR TAŞDELEN ENGİN
UTİB BAŞKANI
Kadının iş gücüne katılımı doğrudan kalkınma göstergesi. Kadınların üretim, ihracat ve karar alma mekanizmalarında yer almadığı bir ekonomi eksik kapasiteyle çalışır. Artık bilindiği üzere, çeşitlilik, risk yönetimini güçlendirir, karar kalitesini artırır ve kurumsal performansı daha istikrarlı hale getirir. Bu nedenle kadın istihdamını yalnızca bir sosyal sorumluluk başlığı değil, verimlilik ve sürdürülebilir büyüme meselesi olarak görmeliyiz. Küresel ticarette rekabet artık yalnızca maliyetle değil, yönetim kalitesiyle belirleniyor ve bu dönüşümün merkezinde kadınların artan rolü yer alıyor. Sektörümüz açısından ise kadın gücü doğrudan kârlılık artışıdır. Kadınlar sadece üretim süreçlerinde değil; tasarımda, koleksiyon planlamada, pazarlamada, görsel sunumda, marka hikâyesi oluşturmada ve müşteri iletişiminde de belirleyici roller üstleniyor. Bu bütüncül bakış açısı, ürünün yalnızca teknik kalitesini değil, algılanan değerini de yukarı taşıyor. Kadınların estetik, tasarım ve iletişim becerileri ürünün pazardaki konumlandırmasını güçlendiriyor; bu da firmaların fiyatlama gücünü artırarak kilogram başına ihracat birim değerine doğrudan yansıyor.
Son yıllarda kadın girişimciliği ve ihracatta kadın temsili konusunda daha görünür bir artış var, ancak maalesef hâlâ arzu edilen seviyede değiliz. Küresel pazarlarda eşitlik ve kapsayıcılığın standart haline gelmesi, finansmana erişimde kadınlara özel mekanizmaların devreye alınması ve kurumsal zihniyet dönüşümü bu süreci hızlandırdı. Bu kapsamda çatı kuruluşumuz Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından başlatılan TİM WINGS programı ile kadın girişimcilere özel destek mekanizmaları oluşturduk. Türk Standardları Enstitüsü ile yürütülen TSE K 645 Kadın Girişimci Belgelendirme Kriteri kapsamında belge almaya hak kazanan firmaların bir kısmı Türk Eximbank kredilerinden, bir kısmı İhracatı Geliştirme A.Ş. (İGE) kefalet desteklerinden yararlanabiliyor.
Pandemi ve ekonomik dalgalanmalar kadın istihdamını orantısız biçimde etkiledi. Hizmet ve emek yoğun sektörlerde kırılganlık arttı, bakım yükünün artması kadınların iş gücünden uzaklaşmasına neden oldu. Ancak kriz dönemleri aynı zamanda yönetim kalitesini test etti. Kadınların aktif rol aldığı kurumsal yapılarda daha dengeli risk analizi, daha güçlü ekip uyumu ve uzun vadeli planlama refleksi gözlemlendi. Bu durum, kadın liderliğinin kriz yönetiminde stratejik avantaj sağladığını ortaya koydu.
Devletin rolü, STK’lar ve bizim gibi kurumların da yardımıyla finansmana erişimi kolaylaştırmak, belgelendirme ve teşvik mekanizmalarıyla kadın girişimciliğini desteklemek olmalıdır. Özel sektör, kadın istihdamını performans göstergesine dönüştürmeli; yönetim kurullarında ve üst yönetimde hedef oranlar belirlemeli. Tabi ki sadece politika üretmek yeterli değil; zihniyet dönüşümü gerekir. Liyakat, eşit fırsat ve kapsayıcılık kurumsal kültürün merkezine yerleştirilmeden kalıcı sonuç alınamaz. Gerekli durumlarda pozitif ayrımcılık uygulamaları bir geçiş dönemi aracı olarak değerlendirilebilir.
Kadın istihdamı yalnızca bir temsiliyet meselesi değil, rekabetçilik meselesidir. Çeşitliliğin olduğu kurumlar daha doğru risk analizi yapar, krizlere daha hızlı yanıt verir ve finansal performansta daha istikrarlı sonuç üretir. Kadın gücü kadınların meselesi değil; kurumların ve ülke ekonomisinin geleceğiyle ilgili stratejik bir konudur. Bugün dünya markalarına baktığımızda, tasarım ekiplerinde ve yaratıcı direktörlük pozisyonlarında kadınların ağırlıkta olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin de küresel ligde daha üst sıralara çıkabilmesi için kadınların tasarımda, marka yönetiminde ve stratejik karar alma süreçlerinde daha fazla yer alması kritik önemde bence.

TÜBA DEMİR
KENT BURSA GAZETESİ GENEL MÜDÜRÜ
8 Mart benim için takvimde işaretlenen özel bir gün olmanın ötesinde, dönüp geriye bakma ve yürüdüğüm yolu hatırlama günü. Yerel basında uzun yıllardır görev yapan bir kadın yönetici olarak, bu tarih bana daha çok emeği, sürekliliği ve sorumluluğu hatırlatıyor. Bir gazetenin yalnızca sayfalarından değil; insanlardan, emekten ve güven duygusundan oluştuğunu bilen biri olarak bugünü sessizce ama içtenlikle önemsiyorum.
Yerel basın, dışarıdan bakıldığında küçük görülebilir ama bulunduğu kent için büyük bir hafızadır. O hafızayı ayakta tutmak ise çoğu zaman sabır, denge ve kararlılık ister. Genel müdürlük görevinde olmak, sadece yönetsel kararlar almak değil; aynı zamanda ekibin emeğini korumak, okurun güvenini sürdürmek ve her gün aynı ciddiyetle yayın yapabilmektir. Bir kadın olarak bu sorumluluğu taşımak, bana işime daha sıkı sarılmayı ve detaylara daha fazla özen göstermeyi öğretti.
8 Mart’ta yüksek sesle konuşmak yerine, yapılan işin değerini hatırlamayı tercih ediyorum. Matbaada dönen makineler, sayfa hazırlayan ekip, sahada çalışan muhabirler ve perde arkasında emeği olan herkes… Bu düzenin sağlıklı işlemesi için verilen emeğin kıymetini bilmek benim için bugünün asıl anlamı. Kadın olmanın, yöneticilik sorumluluğuyla birleştiği noktada; sakin, istikrarlı ve adil olmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görüyorum.
Bugün, büyük sözler söylemekten çok; işini ciddiyetle yapan, bulunduğu yere değer katan tüm kadınları saygıyla selamlıyorum. 8 Mart benim için bir iddiadan çok, sürekliliğin ve emeğin hatırlatması. Ve biliyorum ki asıl değer, her gün aynı sorumlulukla yoluna devam edebilmekte saklı.

NEZAKET ÇETİN
DÜNYA GAZETESİ EDİTÖRÜ
8 Mart: Bitmeyen Mücadelenin Adı
8 Mart, bir kutlamadan çok bir hafızadır. Dünya Kadınlar Günü; emeğin, eşitliğin ve adalet arayışının tarihsel simgesidir. 19. yüzyılın ağır çalışma koşullarında hak talep eden kadın işçilerin direnişinden bugüne uzanan bu mücadele, yalnızca ücret eşitliği ya da seçme-seçilme hakkı meselesi değildir. Bu mücadele, kadının insan olarak varlığının tartışma konusu olmaktan çıkarılması mücadelesidir. Aradan geçen onca yıla rağmen değişen sadece başlıklar; özdeki eşitsizlik hâlâ yerli yerinde duruyor.
Bir de hâlâ yanlış bilinen bir gerçek vardır: Feminizm erkek düşmanlığı değildir. Feminizm eşit hak arayışıdır. Sadece kadınları değil, eşitsizliğe uğrayan herkesi barındırır. Bu nedenle günümüzde bir erkek de feminist düşünce yapısına sahip olabilir. Çünkü mesele üstünlük değil, eşitliktir.
Bugün kadından beklenenler, çoğu zaman birbiriyle çelişen rollerin kusursuzca yerine getirilmesi üzerine kurulu. Toplum kadının güçlü olmasını ister; ama sesini yükselttiğinde “fazla” bulur. Doğruları savunmasını ister; fakat kendisine yapılan yanlışa karşı çıktığında “susması” beklenir. Çalışmasını desteklediğini söyler; fakat kariyer basamaklarını tırmandığında bu kez “ailesini ihmal ediyor” eleştirisi yöneltir. Çocuk doğurursa iş hayatında geri kalacağı varsayılır; doğurmazsa bu kez “eksik” ilan edilir.
Kadın hem üretken çalışan, hem ideal anne, hem kusursuz eş, hem de toplumsal normlara uygun bir figür olmak zorundadır. Üstelik tüm bunları yaparken mütevazı kalmalı, hırsını gizlemeli, başarısını abartmamalıdır. Erkekte “liderlik” olarak alkışlanan özellikler, kadında çoğu zaman “sertlik” ya da “agresiflik” olarak yaftalanır. Çünkü kadınlar 21. yüzyılda bile hâlâ toplumun normaline göre “duygusal varlıklar” olarak görülmektedir. Günümüz dünyasında bir erkeğe işe girerken “evlenecek misin?” ya da “çocuk düşünüyor musun?” sorularının yöneltildiğini sanmıyorum.
Bu toplumsal bakış açısı yalnızca söylemde kalmıyor; rakamlara da yansıyor.
Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı 2024 yılı itibarıyla yaklaşık yüzde 35 seviyesindedir. İstihdam oranı ise yüzde 30 civarındadır. Erkeklerde bu oran yüzde 65’in üzerindedir (TÜİK, Hanehalkı İşgücü Araştırması 2024). Aradaki fark yalnızca bir istatistik değil, yapısal bir eşitsizliğin göstergesidir.
Sektörel dağılıma bakıldığında kadınların yaklaşık yüzde 60’ının hizmet sektöründe yoğunlaştığı görülmektedir. Türkiye genelinde imalat sanayinde kadın istihdam oranı yüzde 17 seviyesindedir. Bursa’da ise bu oran yüzde 28–30 bandına kadar çıkmaktadır. Özellikle tekstil sektöründe kadın istihdam oranı yüzde 45 seviyelerindedir (TÜİK Bölgesel İstatistikler 2024; SGK İl Bazlı Veriler).
Bu tablo, Bursa’da kadınların üretimin önemli bir parçası olduğunu göstermektedir. Ancak işin en üzücü yanı, özellikle kırsal kesimlerde tarım işçisi olan kadınların önemli bir bölümünün hâlâ ücretsiz aile işçisi statüsünde yer alması ve kayıt dışı çalışmasıdır. Kadın emeğinin bir kısmı hâlâ tam anlamıyla görünür değildir.
İşte tam da burada görünmeyen cam tavanlar devreye girer.
Cam tavan; yazılı olmayan kuralların, görünmez bariyerlerin adıdır. Kadınların belirli bir noktaya kadar yükselmesine izin veren; ancak karar alma mekanizmalarının kapısında onları durduran sessiz bir engel… Türkiye’de üst düzey yönetici pozisyonlarında kadın oranı yüzde 20’nin altındadır. Yönetim kurullarındaki kadın temsili ise yaklaşık yüzde 17 seviyesindedir (TÜSİAD, 2024).
Girişimci kadın sayısı son yıllarda artış göstermiştir; ancak toplam girişimciler içindeki oranı hâlâ yüzde 15–18 bandındadır (TOBB, 2024). Bu durum yeterlilik eksikliğinden değil; önyargıların, kalıplaşmış rollerin ve cinsiyetçi varsayımların sonucudur.
Oysa kadınların iş gücüne katılımı yalnızca bireysel bir başarı hikâyesi değildir; ülke ekonomisinin büyüme potansiyelidir. Kadının üretime eşit katıldığı bir toplum, daha adil olduğu kadar daha güçlüdür de. Buna rağmen kadın, çoğu zaman kendini iki kat kanıtlamak zorunda bırakılır. Aynı işi yapan erkekten daha fazla çalışır, daha az hata yapma lüksüne sahiptir ve başarısı çoğu zaman “istisna” olarak sunulur.
8 Mart işte bu çelişkileri hatırlama günüdür. Kadına yüklenen sessizlik beklentisini reddetme günüdür. “Hem anne hem yönetici olunmaz” diyen kalıpları kırma günüdür. Kadının varlığını bir denge unsuru değil, asli bir güç olarak kabul etme günüdür. Çünkü kadın ne olmak isterse o olmalıdır.
Gerçek eşitlik, kadının hayatını sürekli savunma halinde geçirmediği bir düzende mümkün olacak. Kadının sesi yükseldiğinde rahatsız olunmadığı, başarısının sorgulanmadığı, tercihlerinin yargılanmadığı bir toplumda…
8 Mart bir çiçek değil; bir yüzleşme çağrısıdır. Ve bu çağrı yalnızca kadınların değil, eşit ve adil bir gelecek isteyen herkesindir.
Kadınlar geçmişten bugüne ve muhtemelen yarınlarda da hem eşitlik hem adalet için her alanda, her yerde seslerini yükseltmeye devam edeceklerdir.

NURANE HASAN
AGAZETE EDİTÖRÜ
Mesleğini layıkıyla yerine getirmeye çalışan bir kadın olarak, kalemimin ve fotoğraf makinemin ucunda hem umut hem mücadele biriktirdim. Gazetecilik, gerçeğin peşinden gitmeyi gerektirir. Kadın olmak ise çoğu zaman iki kat mücadele etmeyi. Haber kovalamaya çıktığımda da, bir röportajda ses olmaya çalıştığımda da, şunu hiç unutmadım: Kadınların sesi duyuldukça toplum güçlenir. Çünkü bizler sadece hayatın içinde değil, hayatın ta kendisindeyiz. 8 Mart, sadece bir kutlama günü değil; eşitlik talebinin, emeğin görünür olmasının ve dayanışmanın günüdür. Kadınların başarılarının konuşulduğu, haklarının teslim edildiği, şiddetin ve ayrımcılığın son bulduğu bir dünya için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bugün kalemimi; susmayan, üreten, değiştiren tüm kadınlar için kaldırıyorum. Hayatın her alanında iz bırakan tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.

YENİDÖNEM GAZETESİ KÖŞE YAZARI İREM GÜNER
Biz bugün hâlâ iş hayatına kadının katılımının önemini konuşuyorsak; hiçbir ilerleme kaydedememişiz, cinsiyet eşitsizliğini aşamamışız demektir! Çünkü olması gereken, kadının varlığının normalleştirilmiş daha doğrusu çoktan hazmedilmiş olmasıydı! Eğitimli ve aktif kadın istihdamı, verimliliği, yenilikçiliği ve sosyal dengeyi güçlendirir. Son yıllarda kadınların iş gücüne katılımında artış gözlemlense de yeterli ve kalıcı olmadığında hemfikiriz.
Talep edilen ‘pozitif ayrımcılık’ değil, eşitliktir; bunu da biz kadınlar olarak doğru anlatamıyoruz. Haliyle ortaya devamlı ayrıcalık bekleyen bir profil çıkıyor. Halbuki itirazımız kayıt dışılığa, güvencesiz istihdama, eşitler arasında yok sayılmayadır. Pandemi ve ekonomik krizlerde görüyoruz ki işten önce çıkarılan kadınlardır. Toplumsal cinsiyet rolleri, cam tavan sendromunu tetiklemekte, kadınlar çoğunlukla yetenekleriyle değil cinsiyetleriyle değerlendirilmektedir. Kadınların ekonomik hayatta güçlenmesi bir ‘kadın meselesi’ değil, toplumsal bir kalkınma meselesidir. Eşitlik sağlandığında kazanan toplum olacaktır. Her yıl tekrar ettiğim gibi basın sektöründe kadın çalışanların başarıları sahaya imza atmakta bu da bize gurur vermektedir. Var olma mücadelesinde tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyorum!

GÜLİN ÖZDEMİR KAYA
SOSYAL TV YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
8 Mart, sembolik bir gün olmanın ötesinde toplumsal bir sorumluluğu hatırlatır.
Kadınlar Günü, takvim yapraklarında değil; hayatın içinde anlam kazanır. Gerçek kutlama ise kadınların korkmadan yaşadığı bir ülke inşa edildiğinde yapılacaktır.
Bir gazeteci olarak şuna inanıyorum ki; güçlü bir toplum ancak kadınların potansiyelini özgürce ortaya koyabildiği bir zeminde mümkün olur. Eşitlik, yalnızca kadınların talebi değil; demokratik bir toplumun temel şartıdır. Kadınların haklarının tartışma konusu yapılmadığı ve eşitliğin doğal kabul edildiği bir gelecek temennisiyle, tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

HASİYE YİĞİTBAY AYDIN
BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ BASIN YAYIN VE HALKLA İLİŞKİLER DAİRESİ BAŞKANI
Çalışma hayatında kadın olmak; çoğu zaman kendini iki kat ispat etmek zorunda kalmak demek. Aynı emeği verirken daha fazla sorgulanmak, aynı başarıyı elde ederken daha az görünür olmak demek. Bazen sesini duyurmak için daha gür konuşmak, bazen de dimdik durabilmek için daha fazla sabretmek demek…
Bu zorlukları benim gibi bir çok kadın arkadaşımın yaşadığını da biliyorum. Ancak hiçbir zaman vazgeçmedim. Çünkü biliyorum ki biz kadınlar, birbirimize omuz verdikçe güçleniyoruz. 8 Mart, yalnızca bir kutlama günü değil; emek veren, direnen, üreten, görünmeyeni görünür kılan tüm kadınların dayanışma günüdür. En büyük dileğim; kızlarımızın, iş hayatında aynı engellerle karşılaşmaması, hayallerine daha eşit, daha adil bir dünyada yürüyebilmesi. Kadınlar güçlendikçe toplum güçlenir. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun.

Nurcan Özdemir
EPSA Yönetim Kurulu Başkanı
Her yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken soruyoruz...Kadınların emeğinin, üretimdeki gücünün ve topluma kattığı değerin gerçekten farkında mıyız? Çünkü 8 Mart yalnızca bir kutlama günü değil, toplumların kadınlara verdiği değeri, fırsat eşitliğine bakışını ve geleceğe dair vizyonunu hatırlatan önemli bir farkındalık günü…
Bugün artık biliyoruz ki bir ülkenin gelişmişliği, kadınların ekonomik hayata ne kadar katıldığıyla yakından ilişkilidir. Kadınların üretimde, girişimcilikte ve yönetim kademelerinde daha fazla yer aldığı
toplumlarda ekonomi daha güçlü, kurumlar daha yenilikçi ve karar süreçleri daha kapsayıcı olur. Bu nedenle kadınların iş hayatındaki varlığı yalnızca bir eşitlik meselesi değil, aynı zamanda sürdürülebilir kalkınmanın önemli bir parçası… Ülkemizde kadınların iş gücüne katılımında son yıllarda artış görülse de çocuk ve yaşlı bakımı gibi sorumluluklar hâlâ kadınların iş hayatında kalıcılığı üzerinde belirleyici bir etkiye sahip maalesef… Pandemi ve ekonomik dalgalanmalar da kadın istihdamının ne kadar kırılgan olabildiğini gösterdi, gösteriyor bizlere…
Kadınların kariyer yolculuğunda ücret eşitsizliği ve yönetim kademelerine yükselmede karşılaşılan görünmez engelleri de söylemezsek olmaz, bu gerçek de önemli sorunlarımız arasında yer alıyor.
Bu nedenle kadınların yalnızca iş hayatına katılması değil, karar alma mekanizmalarında da daha fazla yer alması gerekiyor. Unutmamak gerekir ki kadınların iş hayatındaki başarısı yalnızca bireysel bir
kazanım değildir. Kadınların üretime, yönetime ve girişimcilik ekosistemine daha güçlü şekilde dahil olduğu bir ekonomi, çok daha sürdürülebilir ve rekabetçi olacaktır. Bu nedenle 8 Mart’ı yalnızca bir kutlama günü değil, hepimize sorumluluk hatırlatan bir gün olarak görüyorum. Bu düşüncelerimle birlikte tüm kadınlarımızın gününü emekleri, cesaretleri ve her alanda verdikleri mücadeleler için kutluyorum.

İlknur Çatak Şen
EPSA Kurumsal İletişim Müdürü
Kadınların iş hayatına katılımı gelişmişliğin bir sonucu olmamalı aslında, çünkü bu sağlıklı ve dengeli bir toplum yapısının temel koşullarından biri…
Bu nedenle 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etrafında ortaya çıkan farklı yaklaşımları da şaşırtıcı bulmuyorum. Kimileri keşke böyle bir güne hiç ihtiyaç duyulmasa diyor, kimileri bugünün kutlanmasını eleştiriyor. Oysa 8 Mart, kadınların eşit haklar ve çalışma hayatındaki yerleri için verilen mücadelenin hatırlandığı önemli bir farkındalık günü. Kadınlar ekonominin dışında kaldığında bir ülke kendi potansiyelinin çok önemli bir kısmını kullanamaz. Kadınların iş hayatında daha güçlü yer alması üretkenliği ve rekabet gücünü artırır, hane gelirlerini yükseltir ve toplumsal refaha katkı sağlar. Farklı bakış açıları da inovasyon ve karar kalitesini güçlendirir. Benim dileğim, kadınların potansiyelinin ‘istisna’ değil ‘normal’ kabul edildiği bir çalışma düzenine hızla yaklaşmamız. 8 Mart’ı bu nedenle sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda eşit ve sürdürülebilir bir çalışma hayatı için bir değerlendirme ve sorumluluk hatırlatması olarak görüyorum.

Yasemin Güler
Gazeteci
Yılda sadece iki kez hatırlanıyor bu ülkede kadınlar. Birincisinde anne oldukları için kutsanıyorlar, ikincisinde dünyaya uyum sağlamak için 8 Mart’ta. Oysa yaşaması en zor coğrafyada, içinde saygının, eşitliğin, adaletin olmadığı bir karmaşada sürüyor kadın hayatları. Kimsenin umurunda olmadan, şartları giderek daha da ağırlaşan bir yükü taşıyor kadınlar. Emeğinin karşılığını alamayan, emeğinin bedeli konusunda sürekli erkeklerin altında saf tutmak durumunda kalan, ilk gözden çıkarılacak, ilk harcanacak olarak bakılan tüm hemcinslerimin her şeye rağmen sürüklemeye çalıştıkları hayat yükünü beraber sırtlanıyorum. Bir gün hayat terazisinde erkeklerle dengede kalabilmek dileğiyle 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günümüz emeğimizin değerinin hatırlandığı bir gün olsun.

Cennet Cankılıç
Ogaste.com ve Ritimhaber.com Genel Yayın Yönetmeni
Gazze’de, Filistin’de, Myanmar’da, Sudan’da, Uygur’da, Afganistan’da, Ukrayna’da ve son olarak İran’da savaşın, açlığın, baskının içinde kalan kadın varken 8 Mart’ta kutlama nasıl yapılabilir ki?
8 Mart’ın anlamı artık sendikal haklar mücadelesi olmaktan çoktan çıktı, “her şey yolundayken” kutlanan bir gün değil; hak mücadelesinin, dayanışmanın ve görünmeyeni görünür kılmanın, kadının özgürleşmesinin günü.
Bugünü kadınlara çiçek vererek kutlamak yerine savaşın, saldırıların içinde kalan kadınların acılarını, feryatlarını duymaya ve duyurmaya çalışalım. Unutmayalım ki kadınlar özgür olursa dünya da huzur ve barış olur.

Av.Irmak İrman Gazioğlu
Minteks Yönetim Kurulu Üyesi
Kadınların iş dünyasındaki varlığını yalnızca bir temsil meselesi olarak görmüyorum. Bu konu doğrudan rekabet gücü, sürdürülebilirlik ve kurumsal kaliteyle ilgilidir. Tekstil sektörü gibi üretim ve ihracat odaklı alanlarda kadın emeği son derece belirleyici. Ancak yönetim kademelerinde aynı oranda temsil sağlandığını söylemek henüz mümkün değil. Oysa karar alma süreçlerinde çeşitlilik arttıkça şirketlerin yenilik kapasitesi ve krizlere karşı dayanıklılığı da artıyor.
Hem bir hukukçu hem de bir yönetim kurulu üyesi olarak, eşitliğin yalnızca iyi niyetle değil; sistemli politikalar ve kurumsal kültürle güçlendirilebileceğine inanıyorum. Liyakat temelli yükselme anlayışı, şeffaflık ve kadınların kariyer yolculuğunu destekleyen uygulamalar şirketlerin geleceğine yapılmış stratejik yatırımlardır.
Kadınların üretimden yönetime uzanan süreçte daha görünür ve etkili olması, sadece toplumsal adalet açısından değil; daha güçlü ve daha sürdürülebilir bir ekonomi için de kritik bir gerekliliktir.

Dilek Cesur
Yeşim Grup Kurumsal İletişim Direktörü
Bir ülkenin gelişmişlik seviyesi, insan kaynağını ne kadar kapsayıcı ve adil şekilde değerlendirdiğiyle ölçülmeli. Kadınların iş hayatına eşit ve sürdürülebilir katılımı, kalkınmanın en temel göstergelerinden biridir. Kadın ekonomik olarak güçlendiğinde yalnızca bireysel bir kazanım elde etmez, karar alma süreçlerine daha fazla dahil olur, aile içindeki rolü güçlenir ve çocuklarının eğitim ile gelecek vizyonunu doğrudan etkiler. Bu etki nesiller boyunca devam eden bir dönüşüm yaratır.
Yeşim Grup olarak bu konuyu bir sosyal sorumluluk başlığı olarak değil, kurumsal yaklaşımımızın doğal bir parçası olarak görüyoruz. Toplam çalışanlarımızın yaklaşık yarısını kadınlar oluşturuyor, beyaz yakada kadın oranımız oldukça yüksek, üretim tarafında da kadın istihdamını bilinçli şekilde artırıyoruz. Bugün rekabet gücü yüksek şirketlere baktığımızda ortak noktanın çeşitlilik ve kapsayıcılığı yönetim pratiğine dönüştürmüş olmaları olduğunu görüyoruz.
Kadının güçlenmesini toplumsal dönüşümün başlangıç noktası olarak değerlendiriyorum. Benim için bu çok net bir gerçek: Kadın değişirse, toplum değişir.
Son yıllarda kadınların iş gücüne katılımında belirli bir artış var ancak bunun yeterli seviyede olduğunu söylemek güç. Türkiye’de kadın istihdam oranındaki artış umut verici olsa da OECD ortalamalarının hala gerisinde olmamız, atılması gereken yapısal adımların devam ettiğini gösteriyor. Eğitim düzeyinin yükselmesi, genç kadınların iş hayatına daha güçlü adım atması ve kurumsal şirketlerin eşitlik politikalarını daha sistematik uygulaması bu artışta etkili oldu.
Sanayi ve üretim şehirlerinde ise hala önemli bir potansiyel bulunduğunu düşünüyorum. Biz kendi yapımızda bunu sahada deneyimliyoruz. Geleneksel olarak erkeklerin çalıştığı bazı operasyonel pozisyonlarda artık kadın çalışanlarımız da yer alıyor. Yönetim kademelerinde kadın temsilini artırmaya yönelik sistematik çalışmalar yürütüyoruz. Kadınlara fırsat verildiğinde hem üretim kalitesinin hem de kurumsal bağlılığın güçlendiğini net biçimde görüyoruz. Mevcut artışı değerli buluyorum ancak daha yapısal ve cesur adımlara ihtiyaç olduğu da açık.
Pandemi ve ekonomik dalgalanmalar, kadın istihdamının ne kadar hassas bir dengede olduğunu gösterdi. Artan bakım yükü, uzaktan eğitim süreci ve ev içi sorumluluklar birçok kadının iş hayatındaki sürekliliğini zorlaştırdı. Kriz dönemlerinde esnek ve güvencesiz pozisyonlarda çalışan kadınların daha kırılgan hale geldiğini gördük.
Bu süreç bize önemli bir ders verdi: Eşitlik politikaları yalnızca iyi zamanların gündemi olamaz. Pandemi, kurumların yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal dayanıklılık mekanizmaları kurmasının da zorunlu olduğunu gösterdi. Kreş desteği, bakım sorumluluğu olan çalışanlara yönelik farkındalık çalışmaları, psikolojik ve hukuki destek mekanizmaları artık bir tercih değil, sürdürülebilirlik gerekliliği. Biz iş-yaşam dengesini destekleyen projelerimizi bu anlayışla güçlendirdik ve bunu sosyal sorumluluk değil, iş sürekliliğinin bir parçası olarak konumlandırıyoruz.
En büyük engeller çoğu zaman görünmeyen yapısal bariyerlerdir. Cam tavan etkisi, bilinçsiz önyargılar ve liderlik rollerinin hala erkek profiliyle özdeşleştirilmesi, kadınların kariyer yolculuğunu zorlaştırıyor. Ücret eşitsizliği çoğu zaman açık bir ayrımcılıktan değil, kariyer ilerleme fırsatlarındaki yapısal farklılıklardan kaynaklanıyor.
Biz bu süreci veri odaklı ve şeffaf bir şekilde yönetiyoruz. Eşit işe eşit ücret ilkesini uyguluyor, ücret politikamızı hem iç hem dış piyasa verileriyle analiz ediyoruz. İşe alım süreçlerinde fırsat eşitliği ilkesini esas alıyor, terfi ve liderlik gelişim programlarında kadın çalışanlarımızı sistematik biçimde destekliyoruz. Kadın liderliği eğitimleri ve değerlendirme merkezi uygulamaları bu yaklaşımın somut adımları arasında yer alıyor.
Eşitlik yalnızca işe alımla sağlanmaz. Terfi, ücret ve temsil alanlarında da ölçülebilir şekilde takip edilmesi gerekiyor.
Kadınların ekonomik güçlenmesi çok paydaşlı bir yaklaşım gerektiriyor. Devletin düzenleyici ve kolaylaştırıcı rol üstlenmesi, özel sektörün ölçülebilir hedefler koyarak uygulamayı sahiplenmesi, sivil toplumun ise farkındalık ve savunuculuk alanında aktif rol alması gerekiyor. Gerçek dönüşüm, bu üç aktörün birbirini tamamlayan roller üstlenmesiyle mümkün oluyor, tek başına hiçbir paydaş kalıcı değişim yaratamıyor.
Biz özel sektör olarak yalnızca şirket içinde değil, ekosistem içinde de etki yaratmayı önemsiyoruz. Ulusal ve uluslararası platformlarda yer alıyor, iş birlikleri kuruyor, deneyimlerimizi paylaşıyoruz. Kadın kooperatifleriyle yürüttüğümüz projeler, eğitim ve mentörlük programlarımız, iş dünyasında eşitlik kültürünün yaygınlaşmasına katkı sağlıyor. Ekonomik güçlenme bir sonuç, o sonuca ulaşmak için ortak irade ve süreklilik gerekiyor.
Toplumsal cinsiyet eşitliği benim için dönemsel bir proje değil, uzun vadeli bir dönüşüm alanı. Eşitliğin iş yerinde başlayan ve topluma yayılan bir bilinç olduğuna inanıyorum. Bu nedenle söylem üretmenin ötesine geçerek sistem kurmaya ve bu sistemi sürdürülebilir kılmaya odaklanıyoruz.
Yeşim Grup olarak Global Compact Türkiye Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Çalışma Grubu’na bağlı olarak 2016 yılında hayata geçirilen Kadının Güçlenmesi Bursa Platformu’nun kurucu üyelerinden biriyiz. Platformun 10. yılında da aynı sorumluluk bilinciyle çalışmalarımızı sürdürüyor, şirket olarak iş birliği ve güç birliği anlayışıyla etkimizi artırmaya devam ediyoruz. Yerel ölçekte başlayan bu dayanışmanın kolektif bir dönüşüme katkı sunduğuna inanıyoruz.
Uluslararası çerçevede ise UN Women Türkiye tarafından hayata geçirilen “Sözden Eyleme WEPs Programı”nın pilot uygulamasında WEPs Elçisi seçilerek Türkiye’de bu alanda yetkilendirilen dört danışman firmadan biri olmaktan büyük mutluluk duyduk. Bu rolü yalnızca bir unvan değil, dönüşümün yaygınlaşması için bir sorumluluk olarak görüyoruz. Kadının Güçlenmesi Prensipleri’nin iş dünyasında yaygınlaşması için deneyim paylaşımı ve rehberlik rolü üstleniyoruz.
Toplumsal etkiyi projelerimiz aracılığıyla da büyütüyoruz. Sosyal sorumluluk projemiz Ecollectiv, tekstil atıklarının ileri dönüşümü yoluyla kadın istihdamını destekleyen yapısıyla hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün önde gelen uluslararası platformlarından Just Style tarafından “Çeşitlilik, Çevre ve Sosyal” kategorilerinde ödüle layık görüldü. Aynı proje, UN Global Compact Network Ukrayna tarafından yürütülen Partnership for Sustainability Award 2025 kapsamında “Sosyal Değişim” kategorisinde örnek gösterilen projeler arasında yer aldı. Bu başarıyı yalnızca bir ödül değil, doğru yönde attığımız adımların teyidi olarak görüyoruz.
Bunun yanı sıra, TÜSİAD, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) ve Sabancı Vakfı’nın desteklediği İş Dünyası Ev İçi Şiddete Karşı Şirketler Ağı’nın kurucu üyelerinden biri olarak iş dünyasının kadına yönelik şiddetle mücadelede aktif sorumluluk alması için çalışıyoruz. Şirketlerin yalnızca ekonomik değil, toplumsal aktörler olduğu bilinciyle hareket ediyor; bu alanda liderlik rolü üstleniyoruz.
Bizim için eşitlik kurumsal DNA’mızın ayrılmaz bir parçası. Yıllardır sahada yürüttüğümüz çalışmalarda şunu çok net gördüm ki kadınlara alan açıldığında, destek verildiğinde ve güven duyulduğunda ortaya çıkan etki kolektif oluyor. Bugün iş dünyasında gerçek liderliğin yalnızca finansal başarıyla değil, toplumsal etki yaratabilme kapasitesiyle ölçüldüğüne inanıyorum. Kadınların eşit şekilde var olduğu bir iş dünyası yalnızca daha adil değil, aynı zamanda daha yenilikçi, daha dayanıklı ve daha sürdürülebilir bir gelecek anlamına geliyor. Bu nedenle eşitliği sürdürülebilir bir iş yapış biçimi olarak görüyor, hem yerelde hem küreselde iş birlikleriyle bu etkiyi büyütmeye devam ediyoruz.

Ülfet Öztürk
TÜMKAD YKB
Kadınların iş gücüne katılımı artık bir “sosyal politika” başlığı değil, doğrudan ekonomik kalkınma göstergesidir. McKinsey’in küresel analizlerine göre kadınların ekonomiye erkeklerle eşit katılım sağlaması durumunda dünya ekonomisine trilyonlarca dolarlık ek katkı mümkün. OECD verileri de kadın istihdamı arttıkça kişi başına düşen gelirin ve inovasyon kapasitesinin yükseldiğini gösteriyor. Kadınların karar alma mekanizmalarında yer aldığı şirketlerin kârlılık ve kurumsal yönetim performanslarının daha yüksek olduğu da birçok araştırmayla ortaya konmuş durumda. Dolayısıyla mesele eşitlik kadar rekabet gücü meselesidir. Bir ülke nüfusunun yarısını tam kapasite üretime katamıyorsa, potansiyelinin yarısını kullanmıyor demektir. Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı son yıllarda artış eğilimi gösterdi. TÜİK verilerine göre 2023–2024 döneminde kadınların iş gücüne katılım oranı %35–36 bandına yükseldi. Ancak bu oran hâlâ OECD ortalamasının (yaklaşık %60’ın üzerinde) oldukça altında. Eğitim seviyesinin yükselmesi, şehirleşme, dijitalleşme ve uzaktan çalışma modelleri bu artışta etkili oldu. Ancak kayıt dışı istihdam, bakım yükünün büyük ölçüde kadınların üzerinde olması ve esnek çalışma modellerinin sınırlı kalması hâlâ önemli engeller. Özellikle STEM alanlarında kadın oranı artıyor ama üst yönetim pozisyonlarına geçişte ciddi bir kırılma yaşanıyor. Pandemi döneminde küresel ölçekte kadın istihdamı erkeklere kıyasla daha sert daraldı. ILO verileri, hizmet sektöründe yoğun çalışan kadınların iş kaybını daha fazla yaşadığını ortaya koydu. Türkiye’de de benzer bir tablo görüldü. Özellikle küçük işletmelerde ve kayıt dışı alanlarda çalışan kadınlar ciddi gelir kaybına uğradı. Ayrıca pandemi sürecinde bakım yükünün artması, kadınların işten çekilme oranını yükseltti. Bu durum “she-cession” yani kadın resesyonu kavramının literatüre girmesine neden oldu. Ekonomik kriz dönemlerinde ilk vazgeçilen pozisyonlar genellikle kadın çalışanların bulunduğu alanlar oluyor. Bu da bize gösteriyor ki kadın istihdamı hâlâ kırılgan bir zeminde duruyor. Türkiye’de kadınların ortalama kazançları birçok sektörde erkeklerin gerisinde. Küresel ölçekte bakıldığında Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre ekonomik katılım ve fırsat eşitliği alanında dünya genelinde kapanması en uzun sürecek eşitsizlik başlığı ekonomik alan. En büyük engeller: Cam tavan sendromu, Üst yönetimde düşük kadın temsili, Eşit işe eşit ücret uygulamalarının zayıf denetimi, Annelik nedeniyle kariyer kesintileri , Network ve finansmana erişim eksikliği Özellikle STEM ve mühendislik alanlarında kadın mezun oranı artmasına rağmen, yönetim katmanlarında ciddi düşüş yaşanıyor. Bu bir ekosistem meselesi. Devletimiz tarafında ; Erken çocukluk bakım hizmetlerini yaygınlaştırmalı, Eşit ücret denetimlerini güçlendirmeli , Kadın girişimcilere finansmana erişimi kolaylaştırmalıdır. Özel sektör tarafına bakarsak ; Ücret şeffaflığı sağlamalı, Üst yönetimde kadın oranı için somut hedefler koymalı, Mentorluk ve liderlik programlarını artırmalıdır. Sivil Toplum Kuruluşları olarak bizler ise ; Rol model görünürlüğünü artırmalı, Genç kızları erken yaşta teknoloji ve mühendislik alanlarına yönlendirmeli, Dayanışma ağları kurmalıyız.Ben özellikle mühendislik alanında kadın dayanışmasının dönüşüm yarattığına inanıyorum. Ağ varsa güç var. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü sadece bir kutlama günü değil, bir muhasebe günü. Bugün hâlâ eşit işe eşit ücret konuşuyorsak, hâlâ karar mekanizmalarında kadın oranlarını tartışıyorsak, yapılacak çok işimiz var demektir. Ama şunu da net görüyorum: Kadınlar artık sadece katılım talep etmiyor, dönüşümü yönetiyor. Teknolojide, yapay zekâda, sürdürülebilirlikte, girişimcilikte kadınların sesi daha güçlü çıkıyor. Ben inanıyorum ki ekonomik kalkınmanın yeni dönemi; kapsayıcı, iş birliğine dayalı ve kadın liderliğinin görünür olduğu bir dönem olacaktır.

Dr. Ecz. Neslihan Şahin
Yönetim Kurulu Üyesi – Kozaş Kozmetik A.Ş.
Kurucusu – NŞ Grup Danışmanlık
GESİAD Genel Sekreteri (V.)
Ben gelişmişliği sadece ekonomik büyüme rakamlarıyla ölçmüyorum. Gelişmişlik; potansiyelin ne kadarını kullanabildiğinizle ilgilidir. Toplumun yarısını oluşturan kadınları üretimden, yönetimden ve karar alma süreçlerinden dışarıda bırakan bir ekonomi zaten kapasitesinin yarısıyla çalışıyor demektir. Kadınların iş hayatına katılımı yalnızca istihdam artışı anlamına gelmez; farklı bakış açıları, risk yönetimi anlayışı ve uzun vadeli sürdürülebilirlik kültürü getirir. Kadının olduğu yerde denge vardır. Ekonomide de böyledir. Son yıllarda özellikle eğitim düzeyinin yükselmesi ve dijitalleşmenin artmasıyla birlikte kadınların iş gücüne katılımında belirgin bir bilinç artışı görüyorum. Ancak bu artış homojen değil. Büyük şehirlerde daha görünür bir ilerleme varken, bölgesel farklılıklar hâlâ ciddi. Dijital platformlar, e-ticaret ve uzaktan çalışma modelleri kadınlara yeni alanlar açtı. Özellikle girişimci ruhu olan kadınlar için pandemi sonrası dönem aslında bir sıçrama alanı oldu. Yani değişim var ama hâlâ yapısal dönüşüme ihtiyacımız var. Pandemi kadınlar için hem kırılganlık hem fırsat dönemiydi. Evet, hizmet sektöründe çalışan birçok kadın zorlandı. Ev içi sorumlulukların artması bazı kadınların işten uzaklaşmasına neden oldu. Ancak aynı dönemde dijitalleşme hızlandı ve bu yeni düzen, esnek çalışmaya adapte olabilen kadınlar için önemli bir avantaj yarattı. Ben özellikle kadın girişimcilerin kriz dönemlerinde daha çevik hareket edebildiğini gözlemledim. Kadınlar riskten kaçmak yerine çözüm üretmeye odaklanabiliyor. Ekonomik krizler kadın istihdamını hassas hale getiriyor; fakat doğru destek mekanizmaları ve finansmana erişim sağlandığında kadınlar bu dönemleri büyüme alanına da çevirebiliyor. Bence en büyük engel görünmeyen bariyerler. Yetkinlik değil, algı sorunu yaşıyoruz. Kadınların liderlik pozisyonlarında “istisna” gibi görülmesi hâlâ bir problem. Ücret şeffaflığının olmaması, terfi süreçlerinin net tanımlanmamış olması ve toplumsal rol kalıpları kadınların önünü yavaşlatabiliyor. Ama şunu da görüyorum: Yeni nesil kurumlarda bu bariyerler daha hızlı kırılıyor. Değişim geliyor; sadece hızını artırmamız gerekiyor. Bu konu tek bir kurumun sorumluluğunda değil. Devlet; bakım hizmetleri altyapısını güçlendirmeli ve kadın girişimciliğini teşvik eden finansal araçları artırmalı. Özel sektör; eşit ücret politikalarını sadece söylemde değil uygulamada hayata geçirmeli. STK’lar ise kadınların birbirini görünür kıldığı, mentorluk ve dayanışma ağlarının güçlendiği platformlar oluşturmalı. Kadınların ekonomik güçlenmesi bir sosyal sorumluluk değil; ülkenin ekonomik stratejisidir. Ben kadınların iş hayatındaki varlığını bir mücadele alanı olarak değil, bir doğal hak olarak görüyorum. Kadın güçlü olduğunda aile güçlenir. Aile güçlü olduğunda ekonomi güçlenir. Benim için mesele sadece daha fazla kadının çalışması değil; daha fazla kadının karar verici pozisyonda olmasıdır. Çünkü gerçek dönüşüm orada başlar.





