300 TIR ve 80 express araçtan oluşan filosuyla hizmet veren ARC Grup, başta otomotiv olmak üzere farklı sektörlerin lojistik ihtiyaçlarına hızlı çözümler sunarken, yüksek finansman maliyetleri ve yabancı plakalı araçların oluşturduğu rekabet baskısının yerli taşımacının önündeki önemli sorunlar olduğunu vurguluyor. Küresel ticaretin yeni güzergâhlar üzerinden şekillendiği bir dönemde Türkiye, Çin ile Avrupa arasındaki yük hareketinde stratejik konumunu güçlendirmeye hazırlanıyor. Bu fırsatı değerlendirmek üzere lojistik altyapısını geliştiren ARC Grup, kara, deniz, hava ve demiryolu taşımacılığını bir arada kullanan multimodal yapısıyla Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret zincirinde Türkiye’nin rolünü artırmayı amaçlıyor. ARC Grup Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin Arabacı, Çin ile Avrupa arasındaki ticaret hacminin önümüzdeki dönemde büyümeye devam edeceğini belirterek, Türkiye’nin bu ticaret koridorunda daha fazla sorumluluk üstlenebileceğini ifade etti.
Çin’den Türkiye’ye gelen ürünlerin bir bölümünün burada işlenerek katma değer kazanacağını, bir bölümünün ise Türkiye üzerinden Avrupa’ya transit taşınacağını belirten Arabacı, lojistik altyapılarını da bu beklenti doğrultusunda şekillendirdiklerini söyledi. Arabacı, “Çin’den alınan ürünleri transit olarak Avrupa’ya aktarıyoruz. Gelecekte İpek Yolu üzerindeki demiryolu taşımalarının da daha güçlü hale geleceğini öngörüyoruz. Kara yolu bağlantımızı kurduk ve operasyonlara başladık. Uzun vadede ticaretin önemli bölümünün Türkiye üzerinden geçeceğine inanıyoruz. Çin’den gelen ürünler ya Türkiye’de işlenecek ya da Türkiye üzerinden transit geçecek. Biz de bu lojistik köprünün altyapısını oluşturuyoruz” dedi. ARC Grup, Avrupa’daki yapılanmasını yalnızca taşıma operasyonlarının bir uzantısı olarak değil, bölgedeki lojistik süreçlerin doğrudan yönetilebildiği bir yapı olarak kurguluyor. Çekya merkezli ARCLOG Europe organizasyonu üzerinden Avrupa içindeki operasyonlarını yöneten grup, Çek Cumhuriyeti’nin yanı sıra Polonya, Macaristan ve Slovakya’daki faaliyetlerini genişletiyor. Bulgaristan’daki yapılanmayla birlikte Avrupa’daki operasyon ağı da güçlendiriliyor. Avrupa’da hâlihazırda 20 araçlık aktif filoya sahip olan ARC Grup, önümüzdeki süreçte bu sayıyı artırmayı planlıyor. Avrupa’da kurulan şirket yapısı sayesinde Türkiye’den çıkan yüklerin sınır kapısından sonraki dağıtım süreçlerinde daha fazla kontrol sağlayan grup, özellikle Orta Avrupa’yı Türk ihracatçıları için önemli bir lojistik merkez olarak değerlendiriyor. Arabacı, “Avrupa’da kurduğumuz şirket yapısı ve araç yatırımlarımız sayesinde transit sürelerini kısaltıyor, operasyonel kontrolü doğrudan sağlıyoruz. Bu yapı özellikle otomotiv sektörünün hız ve süreklilik beklentilerine güçlü yanıt veriyor” ifadelerini kullandı.
İş hacminin yüzde 40’ı otomotivden geliyor
ARC Grup’un faaliyetlerinde karayolu taşımacılığı yüzde 70 ile en yüksek payı oluştururken, denizyolunun payı yüzde 25 seviyesinde bulunuyor. Kara taşımacılığının yanı sıra deniz, hava ve demiryolu seçeneklerini de operasyonlarına dahil eden grup, müşterilerine farklı taşıma modellerini bir arada sunuyor. Müşteri portföyünün yaklaşık yüzde 40’ını otomotiv sektörü oluşturuyor. Özellikle üretim zincirinde yaşanabilecek küçük gecikmelerin dahi yüksek maliyetlere yol açabildiği otomotiv sektöründe hızlı ve kesintisiz lojistik hizmetin önemine dikkat çekiliyor. Şirket, Avrupa destinasyonlarında 24 saate, diğer küresel noktalarda ise 48 saate kadar ulaşan teslimat çözümleri sağlıyor. Otomotivin yanı sıra gıda ve makine sektörlerine de hizmet veren grubun profil, alüminyum ve kimya sektörlerindeki iş hacmi de büyüme eğilimi gösteriyor. ARC Grup, son beş yıllık dönemde ortalama yüzde 15 büyüme kaydederken, Avrupa merkezli operasyon yapısıyla bu ivmeyi daha yukarı taşımayı hedefliyor.
Yeşil lojistik ihracat rekabetini güçlendiriyor
Avrupa taşımacılık sektöründe çevresel kriterlerin giderek daha fazla önem kazandığını belirten Arabacı, ARC Grup’un Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından verilen Yeşil Lojistik Belgesi’ni almaya hak kazanan firmalar arasında yer aldığını ifade etti. Grup filosundaki araçların tamamının Euro 6 standartlarına uygun olduğunu belirten Arabacı, sürdürülebilirlik alanındaki çalışmaların önümüzdeki dönemde de devam edeceğini söyledi. Yeşil Lojistik Belgesi’nin çevresel sorumlulukların yanı sıra ticari açıdan da şirkete avantaj sağladığını dile getiren Arabacı, belge kapsamında çeşitli teşviklerden yararlanabildiklerini ve özellikle uluslararası şirketlerin açtığı ihalelerde rekabet güçlerinin yükseldiğini kaydetti. ARC Grup, çevresel çalışmalarını desteklemek amacıyla hayata geçirmeyi planladığı hatıra ormanı projesiyle de sürdürülebilirlik yaklaşımını güçlendirmeyi amaçlıyor.
Finansman maliyetleri filo yatırımlarını sınırlıyor
Lojistik sektörünün gündemindeki en önemli başlıklardan birinin finansman maliyetleri olduğunu belirten Arabacı, Türkiye’deki yüksek kredi maliyetlerinin şirketlerin filo yenileme kabiliyetini olumsuz etkilediğini söyledi. Avrupa’daki lojistik firmalarının yaklaşık yüzde 2 faiz oranıyla 5 yıl vadeli araç finansmanına ulaşabildiğini belirten Arabacı, Türkiye’de ise kredi maliyetlerinin yüzde 40-45 seviyelerine kadar çıktığını ifade etti. Aradaki büyük farkın yeni araç yatırımlarını zorlaştırdığını dile getiren Arabacı, Türk taşımacılarının filolarını yenilemekte zorlanırken Orta Avrupa ve Balkan ülkelerinin plakalarını taşıyan araçların Türkiye hatlarındaki ağırlığının arttığını belirtti. Arabacı’ya göre yüksek finansman maliyetleri, yerli lojistik firmalarının hem filo yatırımlarını hem de uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü doğrudan etkiliyor.
KDV uygulaması şirketlerin nakit akışını zorluyor
Sektörün karşı karşıya olduğu bir diğer sorunun KDV mahsup sistemindeki değişiklikler olduğunu ifade eden Arabacı, özellikle yüksek tutarlı yatırımlar gerçekleştiren lojistik firmalarının nakit akışında baskı oluştuğunu söyledi. Araç yatırımları sırasında ödenen KDV'nin önceki uygulamada daha hızlı mahsup edilebildiğini belirten Arabacı, mevcut sistemin yatırım yapan şirketlerin finansal yükünü artırdığını dile getirdi. Arabacı ayrıca, ana faaliyet alanı lojistik olmayan bazı şirketlerin KDV avantajlarından yararlanmak amacıyla taşımacılık sektörüne yönelmesinin de sektördeki dengeleri bozduğunu savundu. Bu durumun kapasite fazlası ve fiyat baskısı oluşturduğunu belirten Arabacı, yerli taşımacının yatırım yapmasını ve rekabet gücünü korumasını sağlayacak daha dengeli bir finansal yapıya ihtiyaç olduğunu ifade etti.





