HIDIRCAN KAYA-BURAK TAŞ
Bursa sanayisinin alanlarından tekstil ve hazır giyim sektörü, küresel pazarlardaki talep dalgalanmaları, jeopolitik riskler ve tırmanan yerel üretim maliyetlerinin etkisiyle kritik bir dönemden geçiyor. Sektörde sürdürülebilir bir büyüme ivmesinin yakalanması; döviz kurunda piyasa gerçeklerine dönülmesine, finansmana erişim kolaylığına ve yapısal teşviklerin devreye alınmasına bağlanıyor. Son dönemde ihracat grafiklerine yansıyan çift haneli artışlar piyasaya geçici bir nefes aldırsa da Bursa tekstil öncüleri, bu hareketliliği güçlü bir sıçramadan ziyade temkinli bir normalleşme olarak yorumluyor.
Özellikle ana pazarlar olan Avrupa ve ABD tarafında talebin kademeli olarak canlanması, ihracat seyrinin daha dengeli bir zemine oturabileceğine işaret ediyor. Buna karşın, bölgesel gerilimler ve küresel ölçekteki çatışmalar lojistik hatlar üzerindeki riskleri canlı tutarak kısa vadeli sipariş akışlarını doğrudan etkiliyor. Mevcut ihracat artışının kalıcı bir hale dönüşebilmesi için dış pazarlardaki normalleşmenin süreklilik kazanması, imalatçının üzerindeki maliyet baskısının hafifletilmesi ve yerli tekstilin küresel pazardaki rekabet gücünü koruyacak adımların atılması gerektiği kaydediliyor.
Kur politikasında değişim bekleniyor
Sektörün yeniden güçlü bir büyüme yakalamasının önündeki en belirgin engel üretim maliyetleri ile döviz kuru arasındaki makasın açılması olarak gösteriliyor. Enerji, hammadde ve işçilik maliyetleri hızla yükselirken döviz kurunun aynı ölçüde hareket etmemesi, ihracatçının fiyatlama kabiliyetini ve uluslararası rekabet gücünü zayıflatıyor. Sektör temsilcileri, yapay müdahalelerle döviz artışını durdurmaya çalışan politikalardan ziyade serbest kura geçilmesi gerektiğini savunuyor. Enflasyonla mücadele stratejisinin ihracatçıyı baskılayarak değil, üretimi ve üreticiyi destekleyecek yapısal reformlarla yürütülmesi gerektiğinin altı çiziliyor.
Finansmanda 'yüksek faiz' engeli
İşletmelerin sürdürülebilirliğini tehdit eden bir diğer yapısal sorun ise finansman kanallarındaki daralma olarak öne çıkıyor. Bankaların kredi akışındaki katı tutumu ve faiz oranlarının yüksek seviyelerde seyretmesi, firmaların kârlılıklarını faiz giderlerine harcamasına neden oluyor. Finansmandaki bu sıkışmanın üretim ve satış hacmini doğrudan aşağı çektiği belirtilirken; uygun maliyetli kredi mekanizmalarının güçlendirilmesi, Eximbank desteklerinin kapsamının genişletilmesi ve firmaların öngörülebilir koşullarda nakit akışını yönetebilmesi sektörün acil çözüm bekleyen sorunları arasında yer alıyor.
Veriler saha gerçekleriyle uyuşmuyor
Son iki yılda yaşanan firma kapanışları ve kadro daralmalarının ardından, istatistiklere yansıyan kısmi istihdam artışları saha gerçekleriyle tam olarak örtüşmüyor. İmalat sanayinde kalifiye ve vasıfsız iş gücü bulma noktasında ciddi bir kriz yaşanıyor. İş gücü piyasasındaki beklentilerin değişmesi ve üretim iş kolunun ağır bulunması nedeniyle işletmeler açık kadrolarını doldurmakta zorlanıyor. Bu durum, birçok firmanın sipariş olsa dahi kapasite artıramamasına, aksine küçülmeye giderek iş gücünü azaltmasına yol açıyor.
Yapısal dönüşüm rotası
Kısa vadeli maliyet ve kur desteklerinin yanı sıra, Bursa tekstilinin orta ve uzun vadedeki geleceğini yapısal dönüşüm hamleleri belirleyecek. Türkiye’nin lojistik hız, esneklik ve kalite avantajını koruyabilmesi için verimlilik, otomasyon, dijitalleşme ve Avrupa Yeşil Mutabakatı uyumu gibi alanlara yapılacak yatırımlar, toparlanmanın temel koşulu olarak kabul ediliyor. Sektörün 2026 yılı hedeflerini yakalayabilmesi, ekonomik politikalarda sanayiciyi rahatlatacak adımların atılmasına bağlı görünüyor.

Yusuf Çuman
Özdilek Holding Tekstil Operasyonları Genel Müdürü
Kalıcı toparlanma olduğu söylenemez
Haziran ayında ihracatta görülen çift haneli artış sektörümüz açısından sevindirici ve moral verici bir gelişmedir. Ancak tek bir aylık veriye bakarak kalıcı bir toparlanmadan söz etmek için henüz erken olduğunu düşünüyoruz. Mayıs ayındaki resmi tatiller nedeniyle bazı sevkiyatların haziran ayına kaymasının da bu artışta etkisi olduğunu değerlendiriyoruz. ABD-İran gerilimi ve küresel jeopolitik gelişmeler kısa vadede Türkiye'nin yakın tedarik avantajını öne çıkarabilir. Ancak sektörün geleceğini bu tür geçici gelişmelere bağlamak doğru olmaz. Kalıcı büyüme için önümüzdeki aylarda siparişlerin, ihracatın ve kapasite kullanımının istikrarlı şekilde artması gerekiyor.
Son iki yılda sektörümüz hem istihdam hem de firma sayısı açısından önemli kayıplar yaşadı. Son dönemde görülen artış ise uzun süredir beklediğimiz olumlu bir sinyal niteliğindedir. Ancak bu toparlanmanın kalıcı olabilmesi için firmaların düzenli sipariş alması, kârlı üretim yapabilmesi ve finansmana erişiminin kolaylaşması gerekiyor. Aksi halde geçici iyileşmelerin kalıcı hale gelmesi zor olacaktır. Biz umutluyuz ancak süreci temkinli şekilde takip ediyoruz.
Sektörün en önemli sorunu üretim maliyetlerindeki artış ile döviz kuru arasındaki dengenin bozulmuş olmasıdır. İşçilik, enerji ve finansman maliyetleri hızla yükselirken ihracat gelirleri aynı oranda artmadığı için rekabet gücümüz zayıflıyor. Kurun öngörülebilir ve enflasyonla uyumlu bir seviyede ilerlemesi, ihracatçının fiyatlama yapabilmesi açısından büyük önem taşıyor. Bunun yanında uygun maliyetli finansmana erişimin kolaylaştırılması kritik öneme sahiptir. Diğer taraftan sektör olarak sadece destek beklememeli; verimlilik, dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve katma değerli üretime yatırım yapmaya devam etmeliyiz.
Yılın ikinci yarısına ilk altı aya göre daha olumlu bakıyoruz. Avrupa pazarında talebin kademeli olarak toparlanması ve Türkiye'nin hızlı teslimat avantajı siparişlere olumlu yansıyabilir. Bununla birlikte yüksek üretim maliyetleri ve küresel belirsizlikler devam ediyor. Eğer mevcut olumlu eğilim sürer ve ekonomik koşullarda ihracatçıyı destekleyecek iyileşmeler sağlanırsa sektörün yılı beklentilerin üzerinde tamamlama ihtimali bulunmaktadır. Bizim beklentimiz temkinli iyimserlik yönündedir.
Tekstil ve hazır giyim sektörü, Türkiye'nin en önemli üretim ve ihracat alanlarından biridir. Güçlü üretim altyapımız, kaliteli üretim anlayışımız, hızlı teslimat kabiliyetimiz ve yetişmiş insan kaynağımız en büyük avantajlarımızdır. Sektörümüz zor bir dönemden geçti ancak doğru ekonomik politikalar, finansmana erişimin kolaylaştırılması ve firmaların katma değerli üretime yapacağı yatırımlarla yeniden güçlü bir büyüme dönemine gireceğine inanıyoruz. Türkiye, özellikle kalite, esnek üretim ve güvenilir tedarikçi kimliğiyle küresel pazarda önemli bir konumunu koruyacaktır.
Şenol Şankaya
Yeşim Grup CEO
İstihdamdaki artış temkinli büyümeye işaret
Tek başına kalıcı bir trendin başladığını söylemek için yeterli olmasa da sektör açısından önemli ve moral verici bir toparlanma sinyali olarak değerlendirilebilir. Mevcut tablo, özellikle Avrupa ve ABD tarafında talebin kademeli biçimde toparlanması halinde ihracatta daha dengeli bir seyrin mümkün olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte, jeopolitik gelişmelerin, bölgesel gerilimlerin ve lojistik hatlardaki risklerin kısa vadeli hareketleri etkileyebildiğini de göz ardı etmemek gerekir. O nedenle mevcut artışı yalnızca geçici bir etki olarak okumak da tamamen kalıcı hale geldiğini varsaymak da erken olur.
Kalıcılığı belirleyecek ana unsur, talepteki normalleşmenin sürekliliği, maliyet baskısının hafiflemesi ve sektörün hız, kalite, sürdürülebilirlik ve katma değerli üretim tarafında rekabet gücünü koruyabilmesi. Bugün istihdamda ve şirket sayısında bir toparlanma işareti görülüyorsa bunu güçlü bir sıçramadan çok temkinli bir normalleşme süreci olarak değerlendirmek daha doğru olur. Bu toparlanmanın kalıcı hale gelmesi için yalnızca sipariş artışı yeterli değil.
Bununla beraber maliyet baskısının hafiflemesi, ihracatçıyı destekleyen daha öngörülebilir bir kur dengesi, finansmana erişimin kolaylaşması ve dış talebin daha istikrarlı hale gelmesi gerekir. Bunun yanında verimlilik, otomasyon, dijitalleşme ve katma değerli üretime geçiş gibi yapısal başlıklarda ilerleme sağlanması da sürdürülebilir toparlanmanın temel koşulları arasında yer alıyor. Sektörün yeniden güçlü bir büyüme ivmesi yakalayabilmesi için öncelikle enerji, işçilik, hammadde ve lojistik maliyetlerindeki baskının daha yönetilebilir hale gelmesi gerekiyor.
Son dönemde en belirgin sorunlardan biri, üretim maliyetleri hızla yükselirken döviz kurunun aynı ölçüde artmaması nedeniyle ihracatçıların rekabet gücünün zayıflaması oldu. O nedenle kur politikasının ihracatçının sürdürülebilir rekabet gücünü destekleyecek daha dengeli bir çerçevede ele alınması büyük önem taşıyor. Finansman tarafında ise uygun maliyetli kredi mekanizmalarının güçlendirilmesi, Eximbank desteklerinin kapsamının genişletilmesi ve firmaların öngörülebilir koşullarda finansmana erişebilmesi kritik beklentiler arasında bulunuyor. Bununla birlikte yalnızca kısa vadeli maliyet unsurlarına odaklanmak yeterli değil. Orta ve uzun vadede katma değerli üretim, dijitalleşme, otomasyon, sürdürülebilirlik ve Yeşil Mutabakat uyumu gibi alanlarda yapılacak yatırımlar sektörün rekabet gücünü kalıcı olarak artıracaktır.
2026’nın ikinci yarısına ilişkin beklentimiz temkinli iyimserlik yönünde. Avrupa ve ABD pazarlarında beklenen toparlanma, tedarik zincirlerinin yeniden bölgeselleşmesi ve Türkiye’nin hız, esneklik ve kalite avantajı sektör açısından yeni fırsatlar yaratabilir.
Yeşim Grup olarak biz de büyümeyi daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir zeminde sürdürmeyi, verimlilik ve karlılığı birlikte yöneterek ihracat performansımızı artırmayı hedefliyoruz.
Özellikle ABD pazarında daha güçlü konumlanma ve katma değerli ürünlerle derinleşme stratejik önceliklerimiz arasında yer alıyor. Bununla birlikte sektörün yıl sonunu hedeflerin üzerinde tamamlaması, küresel talepteki toparlanmanın kalıcılığına, maliyet baskısının ne ölçüde hafifleyeceğine, finansman koşullarına ve jeopolitik risklerin seyrine bağlı olacaktır.
Dolayısıyla en gerçekçi senaryo, yılın ikinci yarısında sipariş akışında kademeli bir iyileşme yaşanması ancak güçlü bir sıçramanın dış koşulların destekleyici olmasına bağlı kalması olacaktır.

Ayhan Denizci
Ayhan Denizci Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı
Tedbirler yeterli değil
Haziran ayında ihracatta yaşanan çift haneli artış tekstil sektörü için gelişen bir durum değil. Uzun zamandır yaşanan sıkıntılar ve kriz ABD-İran gerilimi ile tavam yapmıştır. Maalesef bizler bu artışın içinde olmak isterdik ancak bizim sektör her geçen gün büyük bir kan kaybı yaşamaktadır. Diğer sektörler içinde benim fikrim geçici yaşanan etkiden dolayı bir artış yaşanmıştır. Çünkü ülkemizde ihracatı cazip hale getirecek tedbirler ve teşvikler maalesef yapılmamaktadır
Son iki yılda yaşanan istihdam kayıpları ve firma kapanışlarının ardından sektörde yeniden istihdam ve şirket sayısında artış görülmesini gerçekçi bulmuyorum. Burada uyuşmayan bir durum var. Özellikle imalat sanayinde çok ciddi bir eleman sıkıntısı var. Burada birçok şirket gerek kalifiye eleman gerekse vasıfsız eleman bulmakta zorluk çekiyor. Çünkü birçok kişi iş beğenmiyor. Üretim işinde çalışmak bir çok kişiye yorucu ve ağır gibi görünüyor. Böyle bir ortamda istihdamın artması mümkün mü, kesinlikle hayır. Aksine birçok firma küçülmeye giderek eleman işten çıkartmaktadır. Bu sadece tekstil sektörü için değil birçok sektörde yaşana bir durumdur
Tekstil ve hazır giyim sektörünün yeniden güçlü büyüme ivmesi yakalayabilmesi için en acil olarak maliyelerimizin düşürülmesi ve rekabetçi hale gelmesi gerekir. Maalesef bu bir türlü sağlanamamaktadır. Bu sorunlarımızı defalarca yetkililere iletmemize rağmen hiçbir çalışma yapılmamıştır. Bununla birlikte döviz kurunun baskılanması ve olması gereken yerde olmaması özellikle bizim gibi ihracatçı firmaları çok zora sokmaktadır. Bu konuya da ivedilikle çok ciddi bir şekilde eğilmesi gerekiyor. Diğer önemli sorunda finansmana erişim. Maalesef bankalar bu konuda çok katı. Faizler çok yüksek. Tüm kârlılık faize gidiyor. Limit ve kullanım çok sıkıntılı. Finansmandaki daralma üretim ve satışları çok olumsuz etkilemektedir. Ama bunada maalesef kimse çözüm getirmiyor. Dilimizde tüy bitti söylemekten. Biz bıktık aynı şeyleri söylemekten ama maalesef bir kulaktan giriyor diğer kulaktan çıkıyor.2026 yılının ikinci yarısına maalesef çok umutsuz ve kötü giriyoruz. Pazarlardaki daralma ve alım güçlerinin ve sipariş miktarlarının düşmesi bizi çok zora sokmaktadır. Satışlarda ve ihracat ta büyük düşüşlerin olacağını tahmin ediyorum. Sektörün yıl sonunu hedeflerin üzerinde tamamlayabileceğini asla düşünmüyorum. Herkes para derdine düşmüş öncelikle. Elinde siparişi olan maliyelerin sürekli değişmesinden dolayı doğru üretemiyor. Pazar kaybı maalesef kolay oluyor. Böyle devam etmesi durumda daha çok kapanan veya işçi çıkartan firmalar duymaya devam edeceğiz.

Ali Sayın
Karkent Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı
İlk çeyrekte hedeflerimizi gerçekleştirdik
Çift haneli artış savaş geriliminden kaynaklanmış olsa da kalıcı olması da muhtemel. ABD-İRAN gerilimi dünyaya yön veren ülke ve kuruluşların dünya sosyo-ekonomik yapısına yön verebilme kabiliyetlerinin bir ayağını daha ortaya çıkardı aslında. Bu ülkelerin çıkarına olduğu sürece gerilimin devam etmesi muhtemel olacak ve buna bağlı çift haneli artan bir grafik gözlemleyebiliriz ileriki dönemde de.
Türkiye güçlü bir tekstil ülkesi. Her krizde dalgalanmalar yaşasa da birçok firma finansal olarak dar boğaza girse de ve dahası batsa bile hizmet kalitesi, servis hızı, batıya yakın olma gibi avantajları her zaman olacak ve toparlanma hızı da artarak devam edecektir. Yeniden büyüme ivmesi yakalamanın önündeki en büyük engel kur baskısı olsa gerek. Artan enerji maliyetleri, işçilik ve devlet destekli finansman modellerinin azalması da ivmeyi yavaşlatır ama güven vermeyen ekonomik durum ve kur politikası tüm iş dünyası ve sektörlere zarar vermeye devam edecektir.
Birçok firmaya nazaran ilk 6 ay hedeflerimizi yakaladığımızı hatta üstüne çıktığımızı söyleyebiliriz. Entegre bir tesis haline dönüşümüz, hızlı ve etkili servisimiz bunda çok büyük etkendir. Yakaladığımız bu ivme ile yılın ikinci yarısını da hedeflerin üstünde tamamlayacağımıza dair inancımız tam.

Cem Ünal
Ünallar Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı
Üretim maliyetleri yüksek bir ülkeyiz
İhracatta yaşanan bu güzel gelişmeden hazır giyim ve tekstil payını alamamış maalesef yılbaşından bugüne stabil halde aynı rakamlarla devam ediyor. Bu kur politikasıyla da daha olumlu bir sonuç beklenemezdi, biz üretim maliyetlerinin çok yüksek olduğu bir ülkedeyiz. İstihdam kayıpları doğru, bir daha toparlanması imkânsız halde devam ediyor. Firma kapanmaları konkordato ve iflaslar doğru, değerlerimizi kaybediyoruz, olumlu gibi gözüken veriler çelişkili, doğruluğu tartışılır. Uygulanan enflasyonla mücadele politikasından dolayı, finansa erişim mümkün olamayacak. Maliyet artışlarının düşmesi gibi bir şey de beklenmiyor. Üç yıldır süren enflasyonun yarısı kadar kur artışı politikası bütün olumsuzlukların ana sebebidir. Acilen çözülmesi gereken bir konudur.2026’nın ikinci yarısında da maalesef umutlu değiliz, işsizliğin, maliyet artışının ve diğer olumsuzlukların devam edeceğine inanıyoruz. Piyasada güven ortamı tekrar tesis edilmeli, sanayide toparlanma sağlanmalı ki hem insani hem de finansal değerlerimizi kaybetmeyelim.
Murat Canik
Elvin Tekstil Genel Müdürü
Kur politikası değişmelidir
Dönemsel olarak bir artış olduğu doğru. Bu artışın bir sebebi alıcı firmaların zam öncesi stok seviyelerinde bir yükseltme taleplerinden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyorum. Sürdürülebilir bir artış olduğundan emin değilim. Ben bu durumun anlık bir durum olduğunu bu seviyedeki kur ve global belirsizliklerle sürdürülebilir bir büyümenin mümkün olabileceğini düşünmüyorum.
En önemli adım kur politikasının değiştirilmesidir. Suni bir durdurulmuş artış politikasından serbest kur politikasına geçilmeli. Enflasyonla bu şekilde mücadele yerine üretimi artırıcı faiz politikaları ile üretim desteklenirse arz talep dengesi yerine oturabilir ve fiyatlar normalleşebilir. Yüksek bir artış beklemiyorum ortalama bir sipariş dağılımı ile yılı kapatabiliriz tahmini. En hızlı şekilde serbest liberal ekonomiye dönülürse ve faiz politikaları gözden geçirilirse sektörde orta vadede bir toparlanma beklenebilir.

Yavuz Özdemir
Akrida Tekstil Genel Müdürü
Sektörde umut verici sinyaller var
Tekstil ve hazır giyim sektörü, yaklaşık dört yıldır süren zorlu bir daralma döneminin ardından ilk kez umut verici sinyaller alıyor. Haziran ayında ihracatta yaşanan çift haneli artış, uzun süredir beklediğimiz nefesin geldiğini gösteriyor. Hazır giyim ihracatımız haziranda yüzde 15'in üzerinde artarak 1,4 milyar dolara yaklaşırken, tekstilde artış yüzde 20'yi aşarak 842 milyon dolar seviyesine ulaştı. Bu rakamlar elbette bizi sevindiriyor. Ancak bu artışın tamamının kalıcı bir talep dönüşümünden kaynaklandığını söylemek için henüz erken. Öncelikle artışta bayram kaynaklı takvim etkisinin payı olduğunu biliyoruz. Kurban Bayramı'nın bu yıl mayıs sonuna denk gelmesiyle mayısta çalışılan gün sayısı azaldı, bazı yüklemeler hazirana sarktı. Geçen yıl ise bayram haziran ayındaydı ve baz düşüktü. Ayrıca bölgemizdeki gerilimin oluşturduğu belirsizlik ortamında bazı siparişlerin Türkiye'ye kaymasının da haziran performansında payı var ve bu etki konjonktürel, yani geçici olabilir. Öte yandan tablonun tamamını geçici etkilere bağlamak da doğru olmaz. Yakın coğrafyadan tedarik eğiliminin güçlenmesi, hızlı termin ve kalite avantajımız gibi yapısal unsurlar da bu artışı besliyor. Nitekim takvim etkisinden bağımsız olan nisan ayı istihdam ve işletme verilerindeki dönüş, toparlanmanın yalnızca bir aylık ihracat rakamından ibaret olmadığını gösteriyor. Doğru politikalarla desteklenirse bu ivmenin kalıcı hale getirilmesi mümkündür. Gerçek fotoğrafı ise temmuz ve ağustos verileri netleştireceğini düşünüyoruz.
İstihdam ve firma sayısı cephesinde de benzer bir dönüm noktasındayız. 2022'den bu yana sektörümüz gerçekten ağır bir bedel ödedi. Tekstilde 160 binin, hazır giyimde 210 binin üzerinde istihdam kaybı yaşandı. Binlerce firma kapandı ya da üretimini yurt dışına taşıdı. Bu nedenle nisan ayında işletme ve çalışan sayısının 2022'den bu yana ilk kez aynı anda artıya geçmesini, bir ayda 300'ün üzerinde yeni işyerinin açılıp yaklaşık 18 bin kişinin yeniden istihdama katılmasını son derece kıymetli buluyoruz. Bu, dibin görüldüğüne ve yön değişiminin başladığına işaret ediyor. Ancak bu toparlanmanın sürdürülebilir olması, kaybettiğimiz rekabet gücünü yeniden kazanmamıza bağlı. Tek aylık verilerle yetinmeyip bu eğilimin yılın geri kalanında da korunması gerekiyor. Bunun için de üretim yapan, istihdam sağlayan firmaların önünü görebildiği istikrarlı bir ortam şart.
Sektörün yeniden güçlü bir büyüme ivmesi yakalayabilmesi için en acil çözülmesi gereken başlıkların başında maliyet/kur dengesizliği geliyor. Kurun uzun süre enflasyonun gerisinde kalması, işçilik maliyetlerimizin dolar bazında hızla yükselmesi, bizi Asyalı rakiplerimize karşı ciddi biçimde pahalı hale getirdi. Bu makasın kapanması, kur politikasında enflasyonla uyumlu ve öngörülebilir bir çizginin benimsenmesi en temel beklentimiz. İkinci kritik başlık finansmana erişim. Biz işletme olarak faize dayalı finansman modelini prensip olarak benimsemiyoruz ve bugünkü tablonun köklerinden birinin de tam burada olduğuna inanıyoruz. Bugün ülkemizde parasını faizde tutan çok geniş bir kesim var ve tasarrufların çok büyük bir bölümü mevduatta faiz getirisiyle âtıl biçimde beklerken, üretim yapan, istihdam sağlayan reel sektör kaynağa ulaşamıyor. Açıkça ifade etmek gerekir ki; bu devasa birikim faizden çıkıp yatırıma, ticarete ve üretime, yani gerçek anlamda kullanıma sokulmadıkça piyasaların rahatlaması mümkün değildir. Para üretime değil paradan para kazanmaya yönlendiğinde ne fabrika kurulur ne istihdam artar. Çarşıda, pazarda, sanayide dönmesi gereken para bankada hareketsiz durdukça esnafından sanayicisine herkes bu durgunluğun bedelini ödüyor. Bu nedenle beklentimiz faiz oranlarıyla oynanması değil, tasarrufları doğrudan üretimle buluşturan alternatif modellerin güçlendirilmesidir. Katılım finansmanı ve kâr-zarar ortaklığı esaslı desteklerin yaygınlaştırılması, ihracatçıya yönelik kira sertifikası (sukuk) ve benzeri faizsiz enstrümanların geliştirilmesi, Eximbank ve KGF benzeri mekanizmaların katılım esaslı seçeneklerle üretici ve ihracatçıya öncelikli olarak yönlendirilmesi, ihracat döviz dönüşüm desteğinin Çin gibi yaklaşık %50lere çıkarılamasa bile yüzde 10-15 aralığına getirilmesi ve tahsil edilirken ihracatın önüne çıkan engellerin kaldırılması, vatandaşın birikimini sanayi yatırımlarına ortak eden halka arz ve ortaklık modellerinin teşvik edilmesi, ayrıca istihdam ve prim desteklerinin ayrım yapılmaksızın tüm firmaları kapsayacak şekilde genişletilmesi gerekiyor. Bunlara ek olarak ham madde ithalatındaki ilave vergilerin gözden geçirilmesi ve Avrupa Birliği'nin yeşil dönüşüm, sınırda karbon düzenlemesi gibi yeni mevzuatlarına uyum sürecinde firmalarımıza teknik ve finansal destek sağlanması, orta vadede rekabetçiliğimizin anahtarı olacaktır. Ayrıca GES yatırımcılarını inkisar-ı hayale uğratan "saatlik mahsuplaşma" gibi büyük bir yanlıştan dönülerek, devletin genel olarak iç ve dış yatırımcıyı / müteşebbisi korkutacak, küstürecek, maç başladıktan sonra kural değiştirmek gibi akla ziyan benzeri karar ve uygulamalardan kaçınmaya özellikle dikkat etmesi fevkalade önemlidir.
2026'nın ikinci yarısına ise temkinli bir iyimserlikle bakıyoruz. Sipariş tarafında hareketlilik hissediliyor; özellikle Irak, ABD ve yeni pazarlarda güçlü bir seyir var. Bununla birlikte geleneksel ana pazarımız olan Avrupa'da, Almanya, Fransa ve İtalya başta olmak üzere talep zayıflığı henüz aşılabilmiş değil. Avrupa'daki toparlanmanın hızı, yıl sonu tablosunu belirleyecek en önemli değişken olacak. Maliyet ve finansman tarafındaki beklentilerimizin karşılanması halinde, sektörümüzün yılı hedeflerin üzerinde bir ihracatla kapatması ve yeniden büyüme patikasına oturması bizce mümkündür. Son olarak şunu vurgulamak isterim; Tekstil ve hazır giyim, Türkiye'nin en fazla istihdam sağlayan, Anadolu'nun dört bir yanına yayılmış, net döviz kazandıran stratejik sektörlerinden biridir. Yaşadığımız daralma döneminde dahi sektörümüz tasarım, marka, katma değerli üretim ve sürdürülebilirlik alanlarında önemli bir dönüşüm gerçekleştirdi. Bugün gelen olumlu sinyaller, doğru politikalarla desteklendiği takdirde bu birikimin çok daha büyük bir başarı hikâyesine dönüşebileceğini gösteriyor. Biz üretmeye, istihdam sağlamaya ve ülkemize döviz kazandırmaya kararlıyız. Devletimizden beklentimiz, bu kararlılığı rekabetçi bir zeminle buluşturmasıdır. Bu vesileyle yaklaşmakta olan BTSO seçimlerinin Bursa’mıza hayırlı olmasını diliyor, 12 yıldır proje fabrikası gibi çalışan, Bursa’mıza değer katan, üyelerini vizyonuyla dünya arenasında ihracat oyuncusu yapan, gönül adamlığıyla kalplere taht kuran İbrahim Burkay başkanımızla birlikte bizleri yeni dönemde yeni hizmetlere kavuşturmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Ahmet Cürebal
Aymina Tekstil İhracat Sorumlusu
Sürecin kalıcı olmasını temenni ediyoruz
Ekonomideki gelişmeleri olumlu karşılamakla birlikte, bu sürecin kalıcı olmasını temenni ediyoruz. Diğer yandan, ABD- İran geriliminin sektöre yansımaları maalesef negatif yönde oluyor. Sürecin sürdürülebilir kılınması adına reel sektöre sağlanan hükümet desteklerinin artırılması büyük önem arz ediyor. Kurun mevcut seviyesi aşağıda kalmıştır ve bir miktar serbest bırakılması gerekmektedir. Finansmana erişim tarafında ise yüksek banka faizleri, sürdürülebilirliğin önündeki en büyük engellerden biridir.
İhracatta beklentimiz daha yüksek seviyelerdedir. Yılın ilk yarısına göre bir ivme yakalasak da, yıl sonu hedeflerimizin yüzde 5 civarında altında kalacağını tahmin ediyorum. Küresel savaşların ve gerilimlerin sona ermesi, dünya ekonomisini rahatlatacaktır. Bu sayede sektörümüz nefes alacak ve yıllık ihracat hedeflerimizi yakalamamız mümkün olacaktır.
Semih Kaynar
Ventsa Tekstil Genel Müdürü
Yakın sürece odaklanmalıyız
Haziran ayında görülen çift haneli ihracat artışı sektör adına moral verici bir gelişme. Ancak tek bir aylık veriye bakarak kalıcı bir toparlanmadan söz etmek için henüz erken olduğunu düşünüyorum. ABD-İran gerilimi nedeniyle bazı siparişlerin Türkiye’ye yönelmiş olması ve baz etkisi bu artışta etkili olmuş olabilir. Buna ilave olarak Mayıs ayında ki uzun bayram tatilinden dolayı ileri tarih sevkli siparişlerin Haziran ayında yapılmasıda buna etken. Asıl önemli olan önümüzdeki yakın süreçte sipariş akışının devam edip etmeyeceğidir.
Türkiye tekstil sektörü kalite, teslim süresi ve esnek üretim kabiliyeti açısından dünyanın en güçlü üreticileri arasında yer alıyor. Ancak rekabet sadece kaliteyle kazanılmıyor. Maliyetlerimiz rakip ülkelerin oldukça üzerine çıkmış durumda. Kalıcı bir ihracat artışı için rekabetçiliğimizi yeniden kazanmamız gerekiyor.
Son dönemde sınırlı da olsa olumlu sinyaller görüyoruz. Ancak bunu güçlü bir toparlanma olarak değerlendirmek için henüz erken. Son iki yılda sektör çok ciddi yara aldı. Binlerce çalışan işini kaybetti, çok sayıda firma üretimini durdurdu veya kapasitesini küçülttü.
Bugün görülen hareketlilik daha çok firmaların yeniden sipariş almaya başlamasıyla ilgili. Eğer siparişler düzenli hale gelir ve finansman koşulları iyileşirse istihdam yeniden artabilir. Ancak mevcut maliyet yapısı devam ettiği sürece bu toparlanmanın kırılgan olacağını düşünüyorum.
Bugün sektörün en büyük sorunu yüksek üretim maliyetleri. İşçilik, enerji, finansman ve diğer işletme giderleri son yıllarda çok hızlı arttı. Buna karşılık döviz kuru aynı hızda artmadığı için ihracatçının rekabet gücü ciddi şekilde zayıfladı. Diğer önemli konu ise finansmana erişim. İhracat yapan üretici firmaların uygun maliyetli krediye ulaşabilmesi gerekiyor. Sipariş alsanız bile işletme sermayesi oluşturamazsanız üretim yapmanız mümkün olmuyor. Kur politikasında ise ani dalgalanmalar yerine öngörülebilir ve ihracatçının rekabet gücünü koruyacak bir dengeye ihtiyaç var. Ayrıca üretim yapan firmalara yönelik desteklerin artırılması, yatırım ve ihracatı teşvik edecek yeni mekanizmaların devreye alınması gerekiyor
Eğer mevcut ekonomik koşullar iyileştirilmezse alınan siparişlerin önemli bir kısmı düşük kârlılıkla gerçekleştirilecek. Yılın ikinci yarısının ilk yarıdan daha iyi geçmesini bekliyorum ancak hedeflerin belirgin şekilde üzerine çıkılması için maliyet baskısının hafiflemesi ve finansman imkanlarının güçlenmesi gerekiyor.

Erman Bükümcü
Pakipek Tekstil Pazarlama ve Kurumsal İlişkiler Direktörü
Öngörülebilir yapıya ihtiyacımız var
Haziran ayında ihracatta görülen çift haneli artışı sektör adına olumlu karşılıyorum. Ancak bunun kalıcı olup olmadığını söylemek için henüz erken. Avrupa’daki büyük markalar siparişlerini çok hızlı artırıp aynı hızla azaltabiliyor. Bu da sipariş akışının hâlâ büyük ölçüde alıcıların kontrolünde olduğunu gösteriyor. Kalıcı büyüme için daha istikrarlı ve öngörülebilir bir sipariş yapısına ihtiyaç var.
İstihdamdaki toparlanma sevindirici. Ancak sürdürülebilir olması için firmaların kârlı çalışabilmesi gerekiyor. Bugün birçok tekstil firması yüksek ciroya rağmen artan üretim maliyetleri, finansman giderleri ve işletme sermayesine erişimde yaşanan zorluklar nedeniyle yeterli kâr elde edemiyor.
En önemli başlıklar maliyetler, kur dengesi ve finansmana erişimdir. Özellikle işçilik ve enerji maliyetleri rekabet gücümüzü zorluyor. İhracatçıyı destekleyen dengeli kur politikası ve uygun maliyetli finansman, sektörün yeniden güçlü bir ivme yakalaması için kritik öneme sahip.
Pakipek Tekstil olarak yılın ikinci yarısı için olumlu bir beklenti içerisindeyiz. Avrupa’nın yanı sıra Amerika, Asya ve Orta Doğu gibi farklı pazarlarda aktif olmamız bize önemli bir avantaj sağlıyor. Ayrıca Ar-Ge ve inovasyona yaptığımız yatırımlarla müşterilerimize katma değerli ürünler sunuyor, değişen taleplere hızlı uyum sağlayabiliyoruz. Bu nedenle kendi şirketimiz adına pozitif bir tablo görüyoruz.





