HIDIRCAN KAYA - İLMİNUR ATÇI
Orta Doğu’da son haftalarda hızla artan jeopolitik gerilim küresel ekonomide yeni bir belirsizlik dalgası yaratıyor. Bölgedeki askeri hareketlilik ve diplomatik krizler, enerji piyasalarından deniz taşımacılığına kadar birçok sektörde zincirleme etkiler oluşturuyor. Özellikle İran ile İsrail arasında artan gerilim ve bölgede artan askeri faaliyetler, enerji arzının güvenliği konusunda küresel piyasalarda endişe yaratıyor. Uzmanlar, krizin derinleşmesi halinde petrol fiyatlarında yeni sıçramalar yaşanabileceği ve küresel enflasyon baskısının artabileceği uyarısında bulunuyor.
Enerji piyasalarında kritik nokta: Hürmüz Boğazı
Orta Doğu’daki gerilimin merkezinde enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı bulunuyor. Dünya petrol sevkiyatının yaklaşık yüzde 20’si bu dar geçitten geçiyor.
Uzmanlara göre bölgede yaşanabilecek herhangi bir askeri çatışma veya tanker trafiğinin aksaması küresel petrol piyasalarında ciddi arz sorunlarına yol açabilir.
Enerji piyasalarını izleyen Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Orta Doğu’da uzun süreli bir kriz yaşanması durumunda petrol fiyatlarının hızla yükselebileceğini ve enerji ithalatına bağımlı ülkelerde ekonomik baskının artacağını belirtiyor.
Enerji analistlerine göre petrol fiyatlarındaki yükseliş yalnızca akaryakıt maliyetlerini değil; sanayi üretimi, ulaşım ve elektrik üretimi gibi birçok sektörü de doğrudan etkiliyor.
Lojistik ve deniz ticareti tehdit altında
Körfez bölgesindeki güvenlik riskleri, küresel ticaretin en önemli taşıma kanallarından biri olan deniz taşımacılığını da etkiliyor.
Deniz taşımacılığı şirketleri tanker ve yük gemilerinin rotalarını yeniden planlarken, sigorta maliyetlerinde de önemli artış yaşanıyor.
Sektör temsilcilerine göre son haftalarda, tanker sigorta primleri yükseldi, bazı gemiler alternatif rotalara yöneldi ve teslimat süreleri uzadı.
Bu gelişmeler özellikle enerji, kimya ve sanayi sektörlerinde kullanılan hammaddelerin taşınmasını zorlaştırarak küresel tedarik zincirlerinde yeni aksamalara yol açabilir.
Finans piyasalarında dalgalanma
Jeopolitik krizler finans piyasalarında genellikle risk algısını yükseltiyor. Orta Doğu’daki gelişmelerin ardından küresel borsalarda dalgalanma görülürken yatırımcıların daha güvenli varlıklara yöneldiği dikkat çekiyor.
Ekonomistler yatırımcıların özellikle altın, dolar, devlet tahvilleri gibi güvenli kabul edilen yatırım araçlarına yöneldiğini ifade ediyor.
Enerji fiyatlarındaki yükselişin küresel enflasyon üzerinde baskı oluşturabileceği ve merkez bankalarının para politikalarını zorlaştırabileceği de vurgulanıyor.
Orta Doğu’da tırmanan gerilim yalnızca bölgesel bir güvenlik sorunu olmaktan çıkıp küresel ekonomiyi etkileyen önemli bir faktör haline gelmiş durumda. Enerji arzı, ticaret rotaları ve finans piyasalarındaki gelişmeler, önümüzdeki dönemde dünya ekonomisinin seyrini belirleyecek başlıca unsurlar arasında gösteriliyor.
Ekonomistler, Orta Doğu’daki gerilimin ekonomik etkisinin büyük ölçüde çatışmanın süresine bağlı olduğunu belirtiyor.
Enerji piyasalarını yakından izleyen analistler, özellikle petrol üretim politikaları konusunda belirleyici rol oynayan OPEC ülkelerinin alacağı kararların küresel piyasalarda kritik rol oynayacağını ifade ediyor.

Özer Matlı
Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı
Orta Doğu, gıda ihracatında stratejik bölgedir
Orta Doğu’da yaşanan gerilim küresel enerji piyasalarında ciddi bir dalgalanma yaratmış durumda. Özellikle petrol ve doğalgaz ticaretinin ana damarı olan Hürmüz Boğazı çevresindeki riskler, enerji fiyatlarında öngörülebilirliği azaltırken oynaklığı artırıyor. Nitekim fiyatların bir gün zirve yapıp ertesi gün sert düşüşler sergilediği bu kararsız grafik, küresel piyasaların ne kadar hassas olduğunu gösteriyor. Türkiye enerji ithalatına bağımlı bir ülke olduğu için bu dalgalanmalar; üretim maliyetleri ve enflasyon üzerinde doğrudan baskı oluşturuyor. Bu süreçte artık asıl belirleyici unsurun gıda sektörü açısından gübre ve tarımsal girdiler olacağını öngörüyoruz. Bölgedeki çatışmalar enerji fiyatlarını yükseltirken, Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş riskleri küresel ticareti ve özellikle gübre tedarik hattını daraltarak gıda fiyatları üzerinde yeni bir baskı oluşturmaktadır. Öte yandan petrol türevlerinden üretilen ambalaj malzemelerinde yüzde 30 ila 50 arasında fiyat artışları görülmeye başlanmış durumda. Bu durum, gıda sektöründe dolaylı maliyetleri de yukarı çeken yeni bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca yağlı tohumlardan elde edilen bitkisel yağların enerji piyasasında yakıt amaçlı kullanıma yönelmesi de tarım ürünleri fiyatları üzerinde ilave bir baskı oluşturma potansiyeli taşıyor. Dolayısıyla bölgedeki gelişmeleri yalnızca siyasi değil, ekonomik ve ticari etkileri açısından da yakından takip etmek gerekiyor.
Orta Doğu pazarı, Türkiye’nin gıda ihracatındaki en stratejik bölgesidir. Rakamlarla konuşmak gerekirse; hububat ihracatımızda 4 milyar 329 milyon dolarla en fazla ihracatı Orta Doğu ülkelerine yapıyoruz. Keza süt ürünleri ihracatımızın yaklaşık yüzde 35 ila 40’ını yine bu pazar oluşturuyor. Dolayısıyla bölgedeki her çatışma, bizim için ciddi bir kayıp riski ve talep daralması anlamına geliyor. Şu an üretim veya tedarik zincirini doğrudan kesintiye uğratan bir tablo olmasa da gübre tedarik hattındaki daralma ve navlun maliyetlerindeki artış, tarladan sofraya olan zincirde maliyetleri tetikliyor. Bursa Ticaret Borsası olarak temsil ettiğimiz sektörlerde pazar çeşitlendirmesi ve hammadde güvenliği şu an birincil gündemimizdir. Bu doğrultuda, üyelerimizin ihracatı için savaş bölgesi dışında alternatif pazar arayışlarımızı sürdürüyoruz.
Küresel belirsizliklerin arttığı dönemlerde firmalar açısından maliyet yönetimi ve finansal dayanıklılık daha da önem kazanıyor. Enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar üretim ve lojistik maliyetlerini doğrudan etkileyebildiği için verimlilik artırıcı uygulamalar ve teknolojik dönüşüm ön plana çıkıyor. Bunun yanında ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesi, katma değeri yüksek ürünlere yönelim ve ticari risklerin iyi yönetilmesi firmaların bu tür dalgalanmalara karşı daha güçlü bir yapı oluşturmasına katkı sağlıyor. Bursa Ticaret Borsası olarak bizler ‘bekle-gör’ değil, ‘aksiyon al ve kaynak çeşitlendir’ stratejisiyle hareket ediyor, üyelerimizin rekabet gücünü koruyacak ve ticari faaliyetlerini destekleyecek çalışmaları sürdürmeye devam ediyoruz.
Böylesi dönemlerde üretim ve ihracat hedeflerinden geri adım atmaktan ziyade daha temkinli ve stratejik bir planlama yaklaşımı öne çıkıyor. Bursa Ticaret Borsası olarak, tarım ve gıda ticaretinin gelişimini destekleyen projelerimizi sürdürmeye kararlıyız. Amacımız küresel belirsizliklere rağmen üretim ve ticaret kapasitesini koruyan, ihracatını artıran ve sektörün rekabet gücünü sürdüren bir yapının güçlenmesine katkı sağlamaktadır.

Alparslan Şenocak
MÜSİAD Bursa Şube Başkanı
Üretim gücümüzü koruyacak adımlara öncelik veriyoruz
Orta Doğu’daki istikrarsızlık, küresel enerji ve lojistik maliyetlerini yukarı çekerek reel sektör üzerinde kaçınılmaz bir baskı oluşturuyor. Ancak Türkiye, bu tür jeopolitik risklere karşı bağışıklığı yüksek ve stratejik derinliği olan bir ülke. MÜSİAD Bursa olarak, dış kaynaklı bu dalgalanmaların üretim ve ihracat üzerindeki etkilerini pazar ağımızı genişleterek ve yerli kaynak kullanımını artırarak dengelemeye odaklanıyoruz. Döviz ve maliyet artışlarına karşı en temel stratejimiz finansal disiplini elden bırakmamak ve risklerimizi doğru yönetmektir. Bu süreçte yatırım iştahımızda bir geri adım atmıyor, aksine katma değerli üretim gücümüzü koruyacak adımlara öncelik veriyoruz.
Rasim Çağan
BOSİAD Yönetim Kurulu Başkanı
Katlanılan zorlukların bir kısmı boşa gidebilir
Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerin Türkiye’ye kısa ve orta vadeli 2 farklı etkisi olacağını düşünüyorum. Kısa vadede ülke ekonomisini zorlayacak gelişmeler olması muhtemel. Son yıllarda düşen enerji fiyatları hem cari açığımızın azalmasına katkıda bulunmuş hem de enflasyonla mücadelemize katkı sağlamıştı. Ancak şimdi savaş nedeniyle artan petrol ve doğal gaz fiyatları tüm bu resmi tersine çevirebilir.
Eğer savaş ortamı ve buna bağlı yüksek petrol ve doğal gaz fiyatları kalıcı hale gelirse, mali programa olan güven sarsılabilir ve son birkaç yılda katlanılan ekonomik zorlukların önemli bir kısmı boşa gitmiş olabilir. Orta vadede ise geçmişten de hatırlanacağı gibi pandemi ve jeopolitik gerilimler, şirketlerin tedarik zincirlerinde coğrafi yakınlığın ve güvenli üretim merkezlerinin önemini yeniden değerlendirmelerine birçok kez neden olmuştur. Bu olumsuzlukların devam etmesi durumunda Avrupa’nın arka bahçesi kadar yakın konumda olan, nitelikli iş gücü ve yüksek üretim kapasitesine sahip Türkiye’nin stratejik önemi yeniden daha belirgin hale gelebilir. İş dünyası yatırım kararlarını geleceğe duyduğu güvenle alır. Bu tür belirsizlik dönemleri iş dünyasını yatırım için cesaretlendirmez. Zaten pandemi sonrası oluşmuş kapasite fazlası ve dünya genelindeki yavaş trend, hepimize uzun bir süre yetecektir.

Gürsel Durmuş
Ekonomik Döviz Yönetim Kurulu Başkanı
Fiyatlardaki yükseliş kalıcı olursa enflasyonda artış görürüz
Orta Doğu’daki savaş ve artan jeopolitik riskler, küresel piyasalarda ciddi bir yavaşlamaya yol açtı. Artan kaygılar nedeniyle yatırımcıların önemli bir bölümü bekleme pozisyonuna geçmeyi tercih ediyor. Petrol fiyatlarındaki yükselişin kalıcı hale gelmesi durumunda, bunun enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturması ve döviz kurlarını da yukarı doğru itmesi olası görünüyor. Bu nedenle, savaşın yarattığı belirsizlik ortamında risklerden daha az etkilenmek adına bir süre nakitte kalmak, ayrıca güvenli liman olarak görülen değerli metallerde (altın ve gümüş) ve dolarda pozisyon almak temkinli bir yaklaşım olarak öne çıkıyor. Piyasalardaki öngörülebilirlik artıncaya kadar ihtiyatlı davranmanın doğru bir strateji olduğunu düşünüyorum.
Jeopolitik belirsizliklerin arttığı dönemlerde küresel sermaye hareketlerinin de riskten kaçınarak güvenli limanlara yöneldiğini açıkça görüyoruz. Öte yandan, Donald Trump döneminde öne çıkan politikaların da dünyayı daha güvensiz, daha kaygılı ve daha korumacı bir sürece sürüklediğini söylemek mümkün. Bu gelişmeler, ülkelerin ve yatırımcıların kendini koruma ve güvenli alan oluşturma arayışlarının önümüzdeki döneme de damga vuracağını gösteriyor.

Erol Dağlıoğlu
Dağlıoğlu Grup Yönetim Kurulu Başkanı
Üretim maliyetleri doğrudan etkileniyor
Orta Doğu, dünya petrol ve doğalgaz arzının önemli bir bölümünü sağlayan stratejik bir bölge. Bu nedenle bölgede yaşanan her türlü jeopolitik gerilim, enerji piyasalarında doğrudan bir risk primi oluşturuyor. Fiziksel arz kesintisi yaşanmasa bile, taşıma hatları, lojistik maliyetler ve piyasa beklentileri nedeniyle petrol ve doğalgaz fiyatlarında yukarı yönlü dalgalanmalar görülebiliyor. Dolayısıyla bu tür gelişmeler küresel enerji fiyatlarını kısa vadede oldukça hassas hale getiriyor.
Türkiye enerji kaynakları açısından büyük ölçüde dışa bağımlı bir ülke olduğu için bölgesel gelişmeler doğal olarak yakından takip ediliyor. Orta Doğu’daki gerilimler doğrudan bir arz kesintisine yol açmasa bile, enerji maliyetlerini artırabilir ve tedarik zincirlerinde belirsizlik oluşturabilir. Ancak Türkiye’nin son yıllarda LNG terminalleri, doğalgaz depolama kapasitesi ve farklı tedarik kaynaklarına yönelmesi enerji güvenliği açısından önemli bir esneklik sağlamaktadır.
Enerji fiyatlarındaki artış özellikle enerji yoğun sektörlerde üretim maliyetlerini doğrudan etkiler. Demir-çelik, çimento, kimya, cam ve seramik gibi sektörlerde enerji önemli bir maliyet kalemi olduğu için fiyat dalgalanmaları rekabet gücünü de etkileyebilir. Bu durum hem iç piyasada fiyatlara yansıyabilir hem de ihracat yapan firmaların maliyet yönetimini zorlaştırabilir.
Türkiye’nin enerji arz güvenliğini güçlendirmesi için en önemli strateji kaynak çeşitliliğini artırmaktır. Yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılması, doğalgaz depolama kapasitesinin artırılması ve farklı tedarikçi ülkelerle dengeli bir enerji portföyü oluşturulması bu açıdan büyük önem taşıyor. Ayrıca enerji verimliliği yatırımları ve enerji depolama teknolojileri de önümüzdeki dönemde sistem esnekliği ve arz güvenliği açısından kritik rol oynayacaktır.

Fahrettin Arabacı
ARCLOG Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı
Deniz taşımacılığında ciddi bir aksama yaşanmadı
Orta Doğu’da yaşanan gerilime rağmen, Hürmüz Boğazı ve doğrudan savaş bölgeleri dışında deniz taşımacılığında ciddi bir aksama yaşanmadı. Ancak lojistik sektöründe en büyük etki kara yolu taşımacılığında hissedildi. Özellikle akaryakıt maliyetlerindeki artış, sektörde önemli bir maliyet baskısı oluşturdu.
Son dönemde gümrüksüz yakıt maliyetleri Türkiye’de yüzde 82 oranında artarken, Avrupa genelinde bu artış ortalama yüzde 21 seviyesinde kaldı. Bu durum, lojistik sektörünün maliyetlerini ciddi ölçüde yükseltti. Özellikle kara yolu taşımacılığında maliyetlerin Avrupa hatlarında yüzde 25–30 oranında artması bekleniyor. Ancak bu maliyetlerin ihracat fiyatlarına tam olarak yansıtılamaması, yaklaşık 2,5 yıldır dezenflasyon süreciyle birlikte rekabet sorunu yaşayan Türk ihracatını daha da olumsuz etkileyebilir.
Deniz taşımacılığında Hürmüz Boğazı dışında güzergâh değişikliği yaşanmazken, hava taşımacılığında önemli değişiklikler meydana geldi. Orta Doğu ve İran hava sahasının kapalı olması nedeniyle uçuş rotalarında sık sık değişiklik yapılmak zorunda kalındı. Bu durum hava taşımacılığında da maliyet artışlarına yol açtı. Ayrıca taşınan yükler için tek seferlik savaş riski maliyetleri de devreye girdi.
Türk lojistik sektörü genel olarak en fazla akaryakıt maliyetlerindeki artıştan etkilendi ve bu durum özellikle kara yolu taşımacılığında hissedildi. Sektör temsilcilerine göre, akaryakıt maliyetlerini azaltmak için bazı Avrupa ülkelerinde uygulanan tavan fiyat uygulamaları örnek alınabilir. Örneğin Macaristan’da uygulanan bu model sayesinde hem nakliyecilerin hem ihracatçıların hem de vatandaşların maliyet baskısı daha sınırlı kalabiliyor.
Türkiye ise coğrafi konumu sayesinde özellikle hava kargo taşımacılığında bu süreci görece daha avantajlı yönetiyor. Doğu ile Batı arasında önemli bir aktarma merkezi haline gelen Türkiye, bu dönemde hava kargo taşımacılığında stratejik bir rol üstlenmiş durumda.
Buna rağmen sektörün önünde zorlu bir dönem bulunuyor. Çünkü Balkan ülkelerinde faaliyet gösteren lojistik firmaları, düşük enflasyon ve kur baskısının olmaması sayesinde 60 aya varan vadelerle yıllık yüzde 2–3 maliyetle araç yatırımı yapabiliyor. Bu durum rekabet açısından Türk nakliyeciler için dezavantaj yaratıyor.
Son yıllarda Avrupa taşımalarında pazar payının yabancı plakalı araçlar lehine değiştiği de dikkat çekiyor. Kapıkule’den çıkan yabancı plakalı araç oranı son 7–8 yılda yüzde 40’tan yüzde 60’a yükseldi. Mevcut maliyet baskıları ve rekabet koşulları göz önüne alındığında, uluslararası taşımacılık sektörünün önümüzdeki süreçte daha da zorlanabileceği ifade ediliyor.

Onur Kutlualp
DOSABSİAD Yönetim Kurulu Başkanı
Ekonomi üzerinde ciddi baskı oluşturuyor
Orta Doğu’da tırmanan gerilim, küresel piyasalarda belirsizliği artırırken özellikle enerji maliyetleri üzerinden Türkiye ekonomisi üzerinde doğrudan bir baskı oluşturuyor. DOSABSİAD olarak süreci yakından takip ediyoruz; zira ham madde fiyatlarındaki dalgalanma ve lojistik rotalardaki güvenlik riskleri, sanayicimizin üretim maliyetlerini yukarı çekme potansiyeline sahip. Bu durum, özellikle dışa bağımlı olduğumuz enerji ve ara mamul tedarikinde termin sürelerini uzatabilir ancak Bursa sanayicisi kriz yönetimine son derece alışık bir yapıya sahip. Tedarik zincirimizi çeşitlendirerek ve stok yönetimimizi optimize ederek üretim sürekliliğimizi korumaya odaklanıyoruz. Döviz kuru ve enflasyon kaynaklı belirsizliklere karşı stratejimizi verimlilik artışı ve sıkı finansal disiplin üzerine kuruyoruz. Maliyet artışlarını yönetebilmek adına operasyonel süreçlerimizde dijitalleşmeye ve enerji tasarrufuna ağırlık veriyoruz. Mevcut yatırım planlarımızda radikal bir duruş sergilemek yerine, özellikle Avrupa Yeşil Mutabakatı'na uyum sağlayan ve katma değeri yüksek üretim odaklı projelere öncelik vermeye devam edeceğiz.

Arif Demirören
BARSİAD Yönetim Kurulu Başkanı
Önceliğimiz üretim çarkını döndürmektir
Sanayicinin omuzundaki maliyet yükü, küresel belirsizliklerin etkisiyle her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Dış pazarlardaki ve enerji koridorlarındaki hareketlilik, biz üreticiler için doğrudan hammaddeye ve lojistiğe yansıyan ek giderler anlamına geliyor. BARSİAD olarak önceliğimiz, ne pahasına olursa olsun üretim çarklarını döndürmeye devam etmektir; çünkü duran çarkın maliyeti çok daha büyüktür. Döviz ve enflasyonun yarattığı belirsizlikleri, işletme sermayemizi koruyarak ve her türlü israfın önüne geçen bir yönetim anlayışıyla yönetiyoruz. Yeni dönemde yatırımlarımızı tamamen durdurmuyoruz ancak daha çok teknolojik yenilenmeye ve enerji maliyetlerini düşürecek projelere yöneliyoruz. Bizim için en büyük strateji, üretimin sürekliliğini sağlamak ve istihdamı korumaktır.





