GÜNDEM

Firmalar dijitalleşiyor iş dünyası dönüşüyor

Üretim sahalarından elde edilen anlık verilerin doğru şekilde işlenmesi, modern sanayide sürdürülebilir kârlılığın en temel unsurlarından biri haline geliyor. Yapay zekâ destekli altyapılar ve otomasyon sistemleri sayesinde fabrikaların gizli potansiyelleri ortaya çıkarılırken, sektör temsilcileri küresel pazarda rekabet gücünü koruyabilmek adına dijital dönüşüm yatırımlarını hızlandırıyor

Geleneksel üretim yönetimi yöntemlerinin yerini yeni nesil dijital yaklaşımlar alırken, küresel pazardaki ekonomik dalgalanmalar da iş yapış biçimlerini yeniden şekillendiriyor. Verinin kaynağından bozulmadan toplanmasının stratejik önemi, dijitalleşme ile birlikte daha da artmış durumda. Jeopolitik gerilimler, enflasyonist baskılar ve hammadde krizleri karşısında işletmelerin risk senaryolarını nasıl kurgulaması gerektiği de sektörün önemli gündem başlıkları arasında yer alıyor. Uzmanlara göre doğru veri toplanmadığı sürece alınan tüm kararlar tahminden öteye geçemiyor. Üretimde sürdürülebilir verimliliğin ilk şartı ise sağlam bir finansal ve operasyonel veri zemini oluşturmak olarak öne çıkıyor. Dijitalleşme adımlarının temel hedefinin kârlılığı artırmak olduğu vurgulanırken, işletmelerin ancak anlık ve doğru veri akışıyla rekabetçi kalabileceğine dikkat çekiliyor. Ham verinin analiz edilerek karar mekanizmalarına entegre edilmediği durumlarda ise yönetim süreçlerinin öngörüden ibaret kaldığı ve bunun da şirketleri rekabette geriye düşürdüğü ifade ediliyor.

Küresel tehditler dijitalleşmeyi zorunlu kılıyor

Uluslararası ticaret savaşları, enerji krizleri ve gıda arzındaki sorunların oluşturduğu baskılar, küresel ekonomide belirsizlikleri artırıyor. Hem maliyetlerin yükseldiği hem de talep daralmasının yaşandığı mevcut ekonomik konjonktürde, fabrikaların daha esnek, veriye dayalı ve yenilikçi çözümler üretmesi zorunlu hale geliyor. Geleneksel yöntemlerin bu yeni dönemde yetersiz kaldığı, üretim süreçlerinde dijitalleşme ve veri odaklı yönetimin kritik bir gereklilik olduğu ifade ediliyor.

Dijitalleşmede insan kaynağı vurgusu

Dijital çağda yalnızca teknolojiye yatırım yapmanın yeterli olmadığı, sürecin merkezine nitelikli insan kaynağının yerleştirilmesi gerektiği belirtiliyor. Dijital dönüşümün üretim sahasındaki mavi yakalı çalışanlar üzerindeki etkilerinin de dikkatle izlenmesi gerektiği vurgulanıyor. Türkiye’nin küresel dijitalleşme haritasındaki konumunu güçlendirmesi için iş dünyasının ortak bir vizyon etrafında hareket etmesinin önemli olduğu ifade edilirken, devletin de üreticilerin maliyet yükünü hafifletecek stratejik adımlar atmasının kritik rol oynadığı dile getiriliyor.

trex dijitalleşmeye yön veren marka oldu

Dijital üretim alanında öncü firmalardan trex’in ev sahipliğinde Bursa’da düzenlenen “Fabrikanı Keşfet 2026” etkinliği, sanayi temsilcilerinden yoğun ilgi gördü. Üretim yönetiminde yeni nesil teknolojilerin sahadaki somut uygulamalarla ele alındığı organizasyon, sektör profesyonellerini bir araya getirdi.

Prof. Dr. Emre Alkin

Ekonomist-İstanbul Topkapı Üniversitesi Rektörü

Kötü senaryoyu konuşmak istemiyoruz

Gerçekten çok zor bir yılın içinden geçiyoruz. Özellikle İran merkezli jeopolitik gerginliklerin artmasıyla birlikte bu sürecin kısa vadede sona ermeyebileceğini düşünerek hareket etmek ve tüm hesaplarımızı buna göre yapmak zorundayız. Dünya artık çok daha kırılgan bir ekonomik yapıya sahip. Sadece ekonomik göstergeler değil; savaşlar, siyasi gerilimler, enerji fiyatları ve küresel ticaret dengeleri de şirketlerin geleceğini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde iş dünyasının belirsizlikleri yönetme kabiliyeti her zamankinden daha önemli hale gelecek.

trex’in düzenlediği bu organizasyonun da tam olarak bu farkındalığı ortaya koyduğunu düşünüyorum. Çünkü artık hayatımız ve iş yapış şekillerimiz farklı senaryolara göre yeniden şekilleniyor. Açık konuşmak gerekirse kötü senaryoyu konuşmak istemiyoruz ama önümüzde iki temel ihtimal var. Birincisi; maliyetlerin belirli seviyelerde yönetilebilir kaldığı ve şirketlerin bu yükü taşıyarak süreci kontrollü biçimde atlatabildiği senaryo. İkincisi ise maliyetlerin çok daha sert yükseldiği, enerji ve üretim giderlerinin kontrolden çıktığı, bunun sonucunda da enflasyonun faiz artışlarıyla bile kontrol altına alınamayacağı daha ağır bir tablo. Elbette hepimiz ilk senaryonun gerçekleşmesini ve bu süreci daha kontrollü şekilde atlatmayı istiyoruz.

Tarih boyunca yaşanan ekonomik kırılmalara baktığımızda şunu çok net görüyoruz; istikrarlı bir büyüme ortamı oluştuğunda bir kriz, savaş ya da küresel kırılma gelip tüm dengeleri bozuyor ve sonrasında başlayan yeni büyüme dönemi bir önceki seviyenin altında gerçekleşiyor. Maalesef dünya ekonomisinin gerçekliği bu. Şimdi asıl soru şu; buna ne kadar hazırız? İşte bugün burada olmamızın nedeni de tam olarak bu soruya cevap aramak. Çünkü artık eski yöntemlerle, klasik üretim anlayışıyla veya yalnızca daha fazla üretim yaparak eski seviyeleri yakalamak mümkün değil.

Bugünün dünyasında şirketlerin fark yaratabilmesi için daha çarpıcı, daha sıra dışı ve daha akıllı işler yapması gerekiyor. Verimliliği artırmadan, süreçleri optimize etmeden ve veriyi doğru analiz etmeden rekabet avantajı sağlamak mümkün değil. Artık mesele yalnızca üretmek değil; doğru üretmek, doğru zamanda karar verebilmek ve kaynakları en verimli şekilde kullanabilmek. Bunun yolu da veriyi doğru okumaktan geçiyor. Çünkü veri artık şirketler için sadece teknik bir unsur değil, stratejik bir yönetim aracıdır. İşte bugün burada dijitalleşmeyi, veriyi ve üretim süreçlerini konuşmamızın temel nedeni de budur.

İlhan Özdemir

trex Yönetim Kurulu Başkanı

Taze olmayan veriyle yönetici sağlıklı karar veremez

2019 yılında başlattığımız ‘Fabrikayı Keşfet’ serüvenine, pandemi nedeniyle verilen aranın ardından bugün yeniden hep birlikte devam edebiliyor olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. trex DCAS olarak 1997 yılından bu yana üretim sahalarının içerisindeyiz. Bugün geldiğimiz noktada 3 kıtada, 23 ülkede edindiğimiz bilgi birikimini ve saha deneyimini sanayicilerle paylaşmaya devam ediyoruz. Çünkü artık üretim dünyasında rekabetin temelini yalnızca makine yatırımları değil, veriyi doğru yönetebilme becerisi oluşturuyor.

Bizim çok temel bir yaklaşımımız var; veri mayonez gibidir. Üretildiği anda toplamazsanız çok hızlı şekilde bozulur. Eğer veriyi kaynağında, yani makinenin başında, sensörde ya da operatörde yakalayamazsanız, elinizdeki bilgi artık taze değildir. Taze olmayan veriyle yönetici sağlıklı karar veremez, yalnızca tahmin yürütür. Bugün birçok işletmede hâlâ kararlar hissiyatla veya geçmiş deneyimlerle alınmaya çalışılıyor. Oysa günümüz rekabet ortamında tahminlerle değil, gerçek zamanlı verilerle hareket etmek zorundayız. Bizim amacımız da şirketleri tahminlerle yönetilen yapılardan çıkarıp, gerçek verilerle yönetilen yapılara dönüştürmek.

Şunu özellikle vurgulamak gerekiyor; dijital dönüşüm yalnızca teknik bir mühendislik projesi ya da IT yatırımı değildir. Bu doğrudan ekonomik bir meseledir, bir bilanço meselesidir. Üretim sahasında takip ettiğimiz OEE gibi teknik görünen veriler aslında şirketlerin kârlılığını, verimliliğini ve rekabet gücünü temsil eder. Örneğin OEE’de sağlanacak yüzde 10’luk bir artışın şirketin finansal tablolarına, üretim maliyetlerine ve teslimat performansına nasıl etki edeceğini düşündüğünüzde dijitalleşmenin gerçek anlamı daha net ortaya çıkıyor. Çünkü dijitalleşme sadece veri toplamak değil, o veriyi kullanarak kayıpları azaltmak, maliyetleri düşürmek ve kârlılığı artırmaktır.

Artık dünya çok farklı bir noktaya gidiyor. Rekabet yalnızca üretmekle değil, daha hızlı karar almakla, hataları daha oluşmadan görebilmekle ve süreçleri anlık yönetebilmekle şekilleniyor. Veri akışı sağlıklı olmayan bir üretim yapısında sürdürülebilir verimlilikten bahsetmek mümkün değil. Bu nedenle üretim sahasında alınan her veri, şirketlerin geleceği açısından stratejik bir değer taşıyor. Biz de trex olarak sanayicilere yalnızca teknoloji sunmuyor, aynı zamanda veriyi anlamlandırarak daha güçlü, daha rekabetçi ve daha sürdürülebilir üretim modelleri oluşturmaları için yol arkadaşlığı yapıyoruz.”

Ahmet Arıkan

TAYSAD Dijital Dönüşüm Çalışma Grubu Lideri

Sürdürülebilir üretim yapabilmenin yolu verimlilikten geçiyor.

Biz uzun yıllardır dijital dönüşüm üzerine çalışan bir yapının içindeyiz ve bugün çok net gördüğümüz bir gerçek var; Türkiye’de birçok şirket veri topluyor ancak o veriyi etkin şekilde kullanmayı henüz tam anlamıyla öğrenebilmiş değiliz. Oysa günümüz rekabet koşullarında artık müşteriler sizden fiyat artışı değil, daha yüksek verimlilik bekliyor. Şirketlerin önünde de aslında tek bir çıkış yolu kalıyor; süreçlerini iyileştirmek ve üretimdeki kayıpları minimize etmek. Çünkü mevcut rekabet ortamında maliyetleri kontrol altında tutmanın ve sürdürülebilir üretim yapabilmenin yolu verimlilikten geçiyor.

Bugün milyon euro değerinde makineler yatırımı yapıyoruz ancak bu makineleri çoğu zaman yüzde 50 kapasiteyle çalıştırıyoruz. Asıl problem tam olarak burada başlıyor. Şirketler teknoloji yatırımı yaptıklarını düşünüyor ama o teknolojiden yeterli verimi alamıyor. Biz de kendi şirketimizde dijital sistemleri devreye aldıktan sonra çok önemli bir gerçekle karşılaştık. Aslında makineleri değil, hatalarımızı çalıştırıyormuşuz. Çünkü veri akışı başladığında üretim süreçlerinin içinde görünmeyen pek çok kayıp net şekilde ortaya çıkıyor. Nerede bekleme yaşanıyor, nerede plansız duruş oluşuyor, hangi süreçlerde zaman kaybı var, hangi noktada verimsizlik oluşuyor hepsini anlık olarak görebiliyorsunuz. Veri size işletmenin gerçek fotoğrafını sunuyor.

Bu süreçte çalışanların sisteme bakış açısı da çok önemli. Ben çalışanlarıma açık şekilde şunu söyledim; “Bu sistemi sizi takip etmek için değil, makineleri ve süreçleri anlamak için kuruyorum.” Çünkü dijital dönüşümün doğru anlaşılması gerekiyor. Eğer çalışanlar bunu bir kontrol mekanizması olarak görürse dönüşüm süreci sağlıklı ilerlemiyor. Ancak sistemi süreçleri geliştiren, işleri kolaylaştıran ve kayıpları azaltan bir yapı olarak anlattığınızda çok daha güçlü bir sahiplenme oluşuyor. Biz de bunu sahada net şekilde gördük ve gerçekten büyük fark yarattı.

Benim en çok inandığım konu şu; ölçmeden hiçbir şeyi iyileştiremezsiniz. Ölçemediğiniz bir süreci yönetmeniz, geliştirmeniz ya da verimli hale getirmeniz mümkün değil. Bugün dijital dönüşümün temelinde de aslında bu yaklaşım yatıyor. Önce veriyi doğru toplamak, sonra onu doğru analiz etmek ve ardından süreçleri sürekli iyileştirmek gerekiyor. Artık rekabet yalnızca üretmekle değil, üretimi ne kadar verimli yönettiğinizle belirleniyor.

Murat Akyüz

TİAD Başkanı

Üretim tarafında dijital dönüşüm zorunluluk haline geldi

Biz dünyada en çok çalışan toplumların başında geliyoruz; ancak buna rağmen verimlilikte ilk 20 ülke arasına dahi giremiyoruz. Bence bu, üzerinde ciddi şekilde düşünmemiz gereken en önemli sorunlardan biri. Çalışıyoruz ama çalışmanın karşılığını verimlilik olarak yeterince alamıyoruz.

Örneğin Çin’e baktığımızda, üretim verimliliğini çok yüksek seviyelere, hatta yüzde 80’lere kadar çıkarabildiklerini görüyoruz. Biz ise hâlâ bu konuda istediğimiz noktaya ulaşabilmiş değiliz. Aradaki bu farkı kapatmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bunun için özellikle üretim tarafında dijital dönüşüm artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir. Makinaların, IoT sistemlerinin ve farklı üretim teknolojilerinin birbirine entegre edilmesi kolay bir süreç değil; teknik olarak da, maliyet açısından da zorlukları var. Ama buna rağmen bunu yapmak zorundayız. Aksi halde rekabet gücümüzü korumamız mümkün olmaz.

Burada önemli bir başka konu da KOBİ’lerdir. Büyük firmalar bir şekilde bu dijital dönüşüm yatırımlarını yapabiliyor, ancak küçük ve orta ölçekli işletmeler çoğu zaman bu sürecin dışında kalıyor. Bence asıl çözmemiz gereken mesele, KOBİ’leri bu dönüşümün içine nasıl dahil edeceğimizdir.

Kendi tecrübelerimden de şunu söyleyebilirim: Dijital sistemler sayesinde makinelerde oluşan sorunları artık çok daha hızlı çözebiliyoruz. Eskiden bir arıza olduğunda mutlaka servis göndermek gerekiyordu ve bu zaman kaybına yol açıyordu. Ama bugün, uzaktan erişim ve dijital takip sistemleri sayesinde birkaç dakika içinde sorunu tespit edip çözüm üretebiliyoruz. Bu da hem üretimi aksatmıyor hem de ciddi bir verimlilik artışı sağlıyor.

Levent Kömür

Uludağ İçecek CEO

Veri, geleceği okuyabilen stratejik araçtır

Dijitalleşme kavramı bugün hâlâ birçok şirkette yanlış anlaşılıyor. Çünkü dijitalleşme yalnızca veri toplamak ya da veriyi ekranlarda göstermek değildir. Asıl mesele, o veriyi doğru analiz ederek geleceği öngörebilmek ve karar alma süreçlerinde kullanabilmektir. Örneğin geçmişte sosyal medya verilerini analiz ederek bir ürünün satış performansını yüzde 98 doğruluk oranıyla tahmin edebiliyorduk. İşte gerçek dijitalleşme tam olarak budur. Veri yalnızca depolanan bir unsur değil, geleceği okuyabilen stratejik bir araçtır.

Bugün geldiğimiz noktada şunu net şekilde görüyorum; şirketler veriyi toplamayı başardı ancak o veriden anlam çıkarma, yorum üretme ve doğru karar alma konusunda hâlâ önemli eksikler bulunuyor. Bunun temel sebebi ise dijitalleşmenin uzun yıllar boyunca yalnızca bir IT yatırımı gibi görülmesi oldu. Oysa dijitalleşme sadece teknolojiyle ilgili bir konu değil, aynı zamanda bir kültür dönüşümüdür. Eğer şirketin kültürü değişmiyorsa, yalnızca yazılım yatırımı yapmak gerçek bir dönüşüm sağlamıyor.

Ben şirketleri bu noktada iki farklı yaklaşımla değerlendiriyorum. Bir tarafta tüccar yaklaşımı var; kısa vadeli sonuç isteyen, hızlı kazanç odaklı bir anlayış. Diğer tarafta ise sanayici yaklaşımı bulunuyor; uzun vadeli düşünen, sistem kuran ve sürdürülebilir yapı oluşturmaya çalışan bir yaklaşım. Dijital dönüşüm de ancak ikinci anlayışla başarıya ulaşabiliyor. Çünkü bu süreç sabır, yatırım ve sürdürülebilirlik gerektiriyor.

Burada çok kritik bir fark daha ortaya çıkıyor. Bazı şirketlerde veri bir güç unsuru olarak görülüyor ve paylaşılmıyor. Ancak bazı şirketlerde veri ortak aklın temelini oluşturuyor. Bence doğru yaklaşım ikinci modeldir. Çünkü veri paylaşıldıkça değer üretir. Şirket içindeki tüm departmanların aynı veriyle konuşması, aynı gerçekliği görmesi ve ortak karar mekanizması oluşturması gerekiyor. Aksi halde her departmanın farklı rakamlarla hareket ettiği bir yapıda sağlıklı yönetim mümkün olmaz.

Dijital dönüşümün en önemli başlıklarından biri de insan kaynağıdır. Siz en gelişmiş yazılımı da alsanız, çalışanlarınızı bu dönüşüme hazırlamadan başarı elde edemezsiniz. ‘Yazılımı aldık, artık kullansınlar’ yaklaşımıyla dijitalleşme gerçekleşmez. Öncelikle insanı eğitmek, dönüşümün neden gerekli olduğunu anlatmak ve çalışanları sürecin bir parçası haline getirmek gerekir. Çünkü teknoloji tek başına yeterli değildir; asıl farkı o teknolojiyi doğru kullanan insan kaynağı yaratır.

Mert Yılmaz

Ekonomist

Dijital dönüşümü görmezden gelemeyiz

Bugünün ana başlığı hiç şüphesiz dijitalleşmedir. Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en önemli ve en kritik dönüşüm alanlarından biriyle karşı karşıyayız. Artık geleneksel yöntemlerle rekabetçi kalabilmek, küresel pazarda kalıcı bir yer edinmek ve sürdürülebilir büyüme sağlayabilmek oldukça zor hale geldi. Dünya ekonomisi çok hızlı değişiyor. Teknoloji, üretim biçimlerini, iş yapış modellerini ve hatta şirketlerin yönetim anlayışını yeniden şekillendiriyor. Böyle bir dönemde dijital dönüşümü görmezden gelen şirketlerin rekabet içinde ayakta kalması kolay olmayacak.

Tam da bu nedenle dijitalleşme konusunun yalnızca teoride konuşulması yeterli değil. Bu sürecin sahada nasıl yönetildiğini, üretime nasıl entegre edildiğini ve işletmelere nasıl değer kattığını bizzat uygulayıcılarından dinlemek büyük önem taşıyor. Çünkü dijital dönüşüm artık yalnızca teknoloji şirketlerinin ya da yazılım departmanlarının konusu değil; üretimden finansa, insan kaynağından tedarik zincirine kadar tüm şirket yapısını etkileyen stratejik bir dönüşüm süreci haline geldi.

Bugün burada gerçekleştirdiğimiz panelde de iş dünyasının dijitalleşmeye bakışını çok yönlü şekilde değerlendirdik. Aslında hepimizin zihninde aynı temel sorular var. Türkiye bu dönüşüm sürecinin tam olarak neresinde? Şirketlerimiz teknolojiyi ne kadar içselleştirebildi? Hangi alanlarda eksik kalıyoruz? Bundan sonraki süreçte hangi adımların hızla atılması gerekiyor ve bizi nasıl bir gelecek bekliyor? Tüm bu sorulara birlikte cevap arayacağız. Çünkü artık mesele yalnızca teknolojiye yatırım yapmak değil; o teknolojiyi doğru kullanabilmek, süreçlere entegre edebilmek ve bundan gerçek bir verimlilik sağlayabilmek.

Tabii dijital dönüşümün yalnızca teknolojik tarafı yok. İşin çok önemli bir insani ve operasyonel boyutu da bulunuyor. Biz bu dönüşümü sadece yazılım yatırımları veya otomasyon sistemleri olarak değerlendirmiyoruz. Dijitalleşmenin özellikle üretim süreçleri üzerindeki etkilerini, verimlilik artışını ve bunun çalışan yapısına nasıl yansıyacağını da konuşmak gerekiyor. Özellikle üretimin bel kemiğini oluşturan mavi yakalı çalışanlarımızın bu yeni döneme nasıl adapte olacağı son derece önemli bir konu. Otomasyon sistemleri ve dijital araçlar iş yapış biçimlerini değiştirirken, insan kaynağının da bu dönüşüme hazırlanması gerekiyor.

Önümüzdeki dönemde şirketler için en büyük avantaj, teknolojiyi insan kaynağıyla birlikte doğru şekilde yönetebilmek olacak. Çünkü dijital dönüşüm yalnızca makinelerin değil, kurum kültürünün de dönüşümüdür. Eğitimden organizasyon yapısına kadar birçok alanın yeniden şekillenmesi gerekiyor.

Semavi Yorgancılar

Yorglass YKB

Şirketler dijitalleşmeyi merkeze koymalıdır

Bugün dünya gerçekten çok tuhaf bir yere gidiyor. Artık eskisi gibi uzun vadeli planlar yapmak neredeyse imkânsız hale geldi. Eskiden 5 yıllık stratejik planlar yapar, hedefler koyar ve bu hedeflere nasıl ulaşacağımızı detaylı şekilde planlardık. Ama bugün geldiğimiz noktada, yaptığımız planların bir yıl sonra bile geçerliliğini korumadığını görüyoruz. Çünkü dünya çok hızlı değişiyor; siyasi kararlar, savaşlar, ekonomik gelişmeler ve küresel dalgalanmalar şirketlerin tüm dengelerini bir anda değiştirebiliyor.

Bu yüzden artık belirsizlik içinde yönetim yapmak zorundayız. Bu belirsizliği yönetebilen şirketler ayakta kalacak, yönetemeyenler ise ne yazık ki piyasadan silinecek. Rekabet koşulları da tamamen değişmiş durumda. Eskiden maliyetleri daha net hesaplayabiliyorduk. Ancak bugün özellikle Çin gibi ülkelerle rekabet ettiğimizde çok ciddi farklar ortaya çıkıyor. Bizim 30 milyon euroya kurduğumuz bir fabrikayı, onlar 6 milyon dolara ve çok daha kısa sürede kurabiliyor. Bu da doğal olarak rekabet şartlarını kökten değiştiriyor.

Böyle bir ortamda ayakta kalabilmek için farklı düşünmek zorundayız. Burada en kritik konu ise ölçmek. Eskiden “90 dakika durduk” der geçerdik. Ama artık bu yeterli değil. Asıl sormamız gereken soru şu: Bu 90 dakika bize ne kadara mal oldu? Eğer bunu ölçmüyorsak, gerçek anlamda bir dönüşümden de bahsedemeyiz.

Şirketlerde gördüğüm en büyük sorunlardan biri, bilgi teknolojilerinin hâlâ bir destek birimi gibi görülmesi. Oysa benim bakış açıma göre bilgi teknolojileri şirketin sinir sistemidir. Eğer bunu merkeze koymazsanız, dijital dönüşümü gerçekleştiremezsiniz. Bunun yanında şirketlerin “CEO şeklinde” yani parçalı ve kopuk bir yapıyla çalışması da ciddi bir verimsizlik yaratıyor. Satın alma, üretim, satış gibi birimler birbirinden bağımsız hareket ettiğinde, aynı işlerin tekrar tekrar yapılması kaçınılmaz oluyor. Bu da hem zaman hem kaynak kaybı demek. Bu yüzden süreçlerin bütünsel ele alınması, tekrar eden işlerin otomatikleştirilmesi ve insan kaynağının katma değerli işlere yönlendirilmesi gerekiyor.

Eskiden raporları ayın ortasında alır, günlerce tartışırdık. Ama o süreçte zarar zaten oluşmuş olurdu. Bugün buna tahammül yok, çünkü kâr marjları çok düştü. Artık benim benimsediğim yaklaşım şu: maliyet oluşurken yok edilmelidir. Yani sorun ortaya çıktığı anda fark edilmeli ve anında müdahale edilmelidir. Aksi halde geç kalınır ve zarar büyür.

Bugünün rekabet ortamında hatayı sonradan analiz etmek değil, anında müdahale etmek gerekiyor. Bu bir yolculuk ve kısa sürede tamamlanacak bir dönüşüm değil. Ancak Türkiye’de insan kaynağı var. Sorun insan değil, bakış açısıdır. Dünkü anlayışla bugünün işlerini yapmak mümkün değil. Bu yüzden mevcut insan kaynağını geliştirmek, eğitmek ve yeni dünyaya adapte etmek zorundayız. Ancak bu şekilde rekabet edebilir ve ayakta kalabiliriz.

Gökhan Ekşi

ODE Yalıtım IT& Dijital Dönüşüm Direktörü

Dijital dönüşümü kademeli yönettik

Biz ODE Yalıtım olarak 40 yılı geride bırakmış, 6 kıtada 80 ülkeye ihracat yapan ve 4 binden fazla ürün çeşidiyle sektörüne yön veren bir yapıya sahibiz. Dijital dönüşüm yolculuğuna çıkarken kendimize ilk sorduğumuz soru şuydu: “Biz şu an tam olarak neredeyiz ve yarın nerede olmak istiyoruz?” Çünkü 40 yıllık üretim tecrübesinin kıymetli olduğunu biliyoruz, ancak artık kararları yalnızca alışkanlıklarla ya da hissiyatla değil, tamamen somut verilerle vermemiz gerektiğinin de farkındaydık. Bizim için bu süreçte temel yaklaşım çok netti: “Ölçemediğimiz şeyi yönetemeyiz.” Bu anlayışla yola çıkarak MES sistemi kurulumunu sadece bir yazılım projesi olarak değil, aynı zamanda köklü bir üretim kültürü dönüşümü olarak ele aldık.

Bu noktada trex ekibini de sadece bir teknoloji tedarikçisi olarak görmedik. Onları bizimle aynı hedefe koşan bir yol arkadaşı olarak konumlandırdık. Sistemi masa başında, Excel listeleriyle tasarlamak yerine sahaya indik. Operatörlerimizle, formenlerimizle birebir konuşarak onların ihtiyaçlarını merkeze aldık. “Sahibi biziz ama yol arkadaşımız sizsiniz” diyerek kurduğumuz bu iş birliği sayesinde, fabrikadaki en küçük sensörden gelen veriyi bile çok kısa sürede yönetim kurulu ekranına analiz olarak düşürebilir hale geldik. Artık Excel’de pivot tablolarla zaman kaybettiğimiz bir yapıdan çıkıp, çok daha çevik ve algoritmalarla çalışan bir sisteme geçtik.

Dönüşümü de kademeli bir şekilde yönettik. İlk olarak Çorlu Isıpan tesisimizde başladık ve 21 haftalık bir süreçte ilk uygulamayı hayata geçirdik. Bu bizim için hem bir öğrenme hem de altyapıyı olgunlaştırma süreci oldu. Ardından Eskişehir’deki Reflex ve Membran tesislerimizde edindiğimiz tecrübeyle 24 haftada süreci tamamladık. Son olarak da operasyonel açıdan en karmaşık yapı olan Çorlu’daki büyük tesisimizi 22 haftada sisteme dahil ederek, toplamda 6 tesisimizin tamamını tek bir dilde konuşur hale getirdik.

Bugün geldiğimiz noktada 7/24 üretim yaparken aynı anda kalite kontrolü de eş zamanlı gerçekleştirebiliyoruz. Ayrıca reçetelerimizi gelen verilere göre anlık olarak revize edebiliyoruz. Gelecek vizyonumuzda ise bu veri havuzunu yapay zekâ modelleriyle birleştirerek süreçlerimizi çok daha ileri bir seviyeye taşımayı hedefliyoruz.

Ergün Altay

TT Cable Fabrika Müdürü

Hedefimiz, hatayı en aza indirmek

Biz TT Cable olarak Güneydoğu Avrupa’nın önde gelen alçak gerilim kablo üreticilerinden biriyiz. 10 farklı ülkede operasyon yürütüyor, 50’den fazla ülkeye ihracat yapıyor ve toplam 5 fabrikayla büyük bir üretim ağına sahibiz. Bu yapının içinde üretim süreçlerimizi de adım adım geleceğe taşımaya çalışıyoruz.

Dijitalleşme yolculuğumuzda fabrikalarımızı 0’dan 5’e kadar bir olgunluk seviyesiyle değerlendiriyoruz. Eğer sahadan veri toplanamıyorsa, o tesisi seviye 0 olarak kabul ediyoruz. Bugün geldiğimiz noktada Kuzey Makedonya tesisimiz seviye 4’e ulaşmış durumda. Yani sistem bize artık sadece veri sunmuyor; aynı zamanda kök neden analizi yapıyor ve çözüm önerileri de üretebiliyor.

Bosna-Hersek’te bulunan orta ve yüksek gerilim tesislerimiz seviye 3 seviyesinde ilerliyor. Yeni devreye aldığımız Hırvatistan fabrikamızda ise sürece seviye 1’den başladık ve kademeli olarak ilerliyoruz. Nihai hedefimiz ise tüm tesislerde seviye 5’e ulaşmak; yani hatayı daha oluşmadan engelleyebilen, tamamen önleyici (preventive) yapay zekâ destekli bir üretim yapısına geçmek.

Kablo üretiminde dijitalleşmeyi sadece bir destek unsur olarak değil, operasyonlarımızın merkezine koyuyoruz. Örneğin üretim hatlarımızda “anormal durum yönetimi” sistemi kullanıyoruz. Çap ölçer, lam dedektörü ya da spark test cihazlarında tolerans dışı bir sapma olduğunda sistem otomatik olarak devreye giriyor; kalite kontrol ekibine e-posta gönderiyor, SMS ile uyarı veriyor ve sahadaki ilgili birimleri anında bilgilendiriyor.

Bunun yanında, üretim sahasında oldukça basit ama hata riski yüksek olan etiketleme sürecini tamamen dijitalleştirdik. Operatörler artık manuel form doldurmakla vakit kaybetmiyor; panel üzerinden işlemi onayladıkları anda etiket otomatik olarak basılıyor. Bu da hem hız kazandırıyor hem de veri giriş hatalarını ortadan kaldırıyor.

En önemli konulardan biri de operasyon yönetimi ve OEE (Toplam Ekipman Etkinliği) takibi. Biz şuna inanıyoruz: fabrikaların gerçek gizli kapasitesi duruşların içinde saklıdır. Kâğıt üzerinde ne kadar iyi görünürse görünsün, makineyi durduran her süreç – planlı olsa bile – aslında bir kayıptır.

Bu nedenle akıllı raporlama altyapımız ve yapay zekâ destekli sistemlerimizle duruşların gerçek kök nedenlerini şeffaf bir şekilde analiz ediyoruz. Amacımız sadece veri toplamak değil, bu veriyi doğru zamanda doğru kararları aldıran stratejik bir güce dönüştürmek.

Ramazan Çevik

Aunde Teknik Bilgi Teknolojileri Müdürü

Veriyi film gibi izleyebilmeyi hedefliyoruz

Biz Aunde Teknik olarak veriyi hiçbir şekilde manipüle edilmeden, doğrudan ham haliyle sisteme aktarıp, sonrasında tüm analiz süreçlerini bu veri üzerinden yürütmek amacıyla yola çıktık. Bizim bakış açımıza göre Excel’de hazırlanan raporlar aslında bir fotoğraf gibidir; size sadece anlık bir görüntü sunar. Oysa canlı veri bizim için bir film niteliğindedir. Yani sadece bir kareye bakmak değil, süreci baştan sona izleyebilmek ve yönetebilmek gerekir. Bizim ulaşmak istediğimiz nokta da tam olarak budur: veriyi film gibi izleyebilmek ve bu akışı yönetebilmek.

Verinin sisteme giriş aşamasında tekilleştirme konusu bizim için kritik bir noktadır. Burada sadece fiziksel anlamda veri tekrarının önlenmesinden ya da veri tabanında daha az yer kaplamasından bahsetmiyorum. Elbette bu da önemli bir konu, özellikle çok sayıda makineden veri alındığında ciddi bir veri hacmi oluşuyor. Ancak asıl vurgulamak istediğim nokta, tüm işletmenin aynı veri seti üzerinde konuşabilmesidir. Yani finans bölümüne sorduğumda bir cevap, muhasebeye sorduğumda başka bir cevap, satışa sorduğumda tamamen farklı bir veri olmamalıdır. Tüm birimlerin aynı gerçeklikten beslenmesi ve aynı veri üzerinden karar alması gerekir. Bizim dijital dönüşüm motivasyonumuzun temelinde de bu anlayış yatıyor. Tüm organizasyonun tek bir doğru veri setiyle çalışması ve yönetilmesi