2025 yılında Bursa’da marka başvuruları 7 bin 447’ye ulaşırken, patent başvuruları 517’ye, faydalı model başvuruları ise 352’ye yükseldi. Tasarım başvuruları ise 4 bin 402 seviyesinde gerçekleşti. Bu tablo, Bursa sanayisinin yalnızca üretim kapasitesiyle değil, aynı zamanda fikri mülkiyet üretimiyle de güçlü bir ekosistem oluşturduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlar, Bursa’nın ekonomik yapısının bu sıralamayı daha da anlamlı hale getirdiğini vurguladı. Otomotiv ana ve yan sanayi, makine, tekstil ve metal sektörlerinin yoğun olduğu şehirde üretim faaliyetleri çoğu zaman tedarik zinciri odaklı ilerliyor. Bu yapı, doğası gereği markalaşma süreçlerinin daha sınırlı olmasına yol açabiliyor. Buna rağmen Bursa’nın marka başvurularında Türkiye’nin ilk dört şehri arasında yer alması, kentteki girişimcilik ve markalaşma bilincinin güçlü olduğunu gösteriyor. Bursa’nın tasarım başvurularında uzun yıllardır Türkiye ikinciliğini koruması da şehrin üretim temelli sektörlerde güçlü bir tasarım kabiliyetine sahip olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle otomotiv, makine ve tekstil sektörlerinde geliştirilen ürünlerin tasarım gücü, şehrin katma değerli üretim kapasitesini destekleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor.

Bursa sanayisi inovasyona yöneldi

Patent ve faydalı model başvurularındaki artış ise Bursa sanayisinin giderek daha fazla teknik çözüm ve inovasyon üretmeye başladığını gösteriyor. Ancak şehirdeki Ar-Ge merkezlerinin sayısı dikkate alındığında bu rakamların daha yüksek seviyelere ulaşabileceği ifade ediliyor. Bursa’da 100’ün üzerinde Ar-Ge merkezi bulunması, kentin teknik üretim potansiyelinin çok daha geniş bir inovasyon kapasitesine sahip olduğuna işaret ediyor.

Türkiye inovasyon ekonomisine geçiyor

Genel tabloya bakıldığında Türkiye’nin artık yalnızca üretim yapan bir ekonomi olmaktan çıkarak bilgi, teknoloji ve tasarım temelli bir rekabet modeline doğru ilerlediği görülüyor. Uluslararası sıralamalarda Türkiye’nin marka ve tasarım başvurularında üst sıralarda yer alması, girişimcilik ekosisteminin giderek olgunlaştığını ortaya koyuyor. Uzmanlar, önümüzdeki dönemde asıl hedefin yalnızca başvuru sayısını artırmak değil, küresel ölçekte ticarileşebilen patentler ve güçlü markalar yaratmak olması gerektiğini vurguluyor. Türkiye’nin üretim gücünü marka ve patentle desteklemesi, küresel rekabette sürdürülebilir başarı için kritik bir rol oynayacak. Bu süreçte Bursa gibi güçlü sanayi şehirlerinin inovasyon ve markalaşma alanında göstereceği performans, Türkiye’nin katma değerli üretim ekonomisine geçişinde belirleyici faktörlerden biri olmaya devam edecek.

Ömer Kocakuşak-1

Ömer KOCAKUŞAK

TOBB Türkiye Patent ve Marka Vekilleri Meclisi Üyesi

BTSO Müşavirlik ve Danışmanlık Komitesi Başkanı

Türk girişimcisi fason üretim sarmalından çıktı

Bilen Patent olarak, 2004 yılında çıktığımız bu yolculukta bugün Türkiye’nin en önemli patent şirketleri arasında yer almanın gururunu yaşıyoruz. Sektördeki 22. yılımızı kutladığımız 2025 yılında; Bursa’daki 2 ofisimiz, İstanbul ve Konya ofislerimizle birlikte toplam 70 kişilik uzman kadromuzla hizmet veriyoruz. Bizi sektördeki rakiplerimizden ayıran en temel özelliğimiz, "AR-GE ve Patent Entegrasyonu" konusundaki derin uzmanlığımızdır. Sadece tescil odaklı değil, işletmelerin inovasyon süreçlerini uçtan uca yöneten bir yapıdayız. Nitekim 2008 yılında faaliyete geçirdiğimiz Univation markamızla, devlet teşvikleri ve inovasyon danışmanlığı alanında sanayicimize stratejik yol arkadaşlığı sunarak, fikirlerin sadece korunmasını değil, aynı zamanda finansal desteklerle katma değere dönüşmesini sağlıyoruz.

​2025 yılı, Türkiye’nin teknoloji üretiminde "kabuk kırdığı" yıl oldu. Toplamda 220.757 sınai mülkiyet başvurusuyla bir rekor kırıldı. Bu atılımın arkasında; AR-GE merkezlerinin artık daha nitelikli çıktılar üretmesi ve Univation gibi yapılarla bu süreçlerin devlet teşvikleriyle desteklenmesi yatıyor. Sanayicimiz artık "üretmenin" değil, "fikri mülkiyet sahibi olmanın" küresel rekabetteki tek anahtar olduğunu kavradı.

​Yerli patent başvurularının 11.394 adede ulaşması, Türkiye’nin inovasyon iştahının bir göstergesidir. Bilen Patent olarak sahada gözlemlediğimiz en sevindirici gelişme, bu artışın sadece niceliksel değil, niteliksel olmasıdır. Kadın buluşçu oranımızın yüzde 26,1 ile dünya lideri olması, inovasyonun toplumun her kesimine yayıldığını ve ekosistemin ne kadar sağlıklı büyüdüğünü kanıtlıyor.

​Tasarımda dünya 3’üncüsü, marka başvurularında ise dünya 6’ncısı konumundayız. Bu muazzam tablo, Türk girişimcisinin "fason üretim" sarmalından çıktığını gösteriyor. Artık kendi tasarımıyla, kendi markasıyla ve kendi kimliğiyle dünya pazarlarına hitap eden bir Türkiye var. Bu durum, markalaşma kültürümüzün olgunlaştığının en net kanıtıdır.

​TÜRKPATENT’in dünyanın en büyük 20 ofisi arasında yer alması, ülkemizin fikri mülkiyet hukukunda güvenli bir liman olduğunu tescilliyor. İlk 10’da yer aldığımız kategoriler ise sanayicimize özgüven aşılıyor. Uluslararası arenada haklarımızı daha güçlü savunabildiğimiz bir döneme girdik; bu da doğrudan yabancı yatırımları ve teknoloji transferlerini olumlu etkiliyor.

​Bursa, üretim kapasitesiyle Türkiye’nin kalbidir. İstanbul, Ankara ve İzmir’in ardından 4. sırada yer alması, şehrimizin ticari dinamizmini koruduğunu gösteriyor. Ancak Bursa’nın potansiyeli aslında ilk 3’ü zorlayacak kadar büyüktür. Bilen Patent olarak 2 ofisimizle Bursa sanayisinin tam merkezinde bu ivmeye katkı sunmaktan mutluluk duyuyoruz. ​Bursa, geleneksel üretimden "yüksek teknolojili tescile" doğru hızlı bir geçiş yaptı. Geçmiş yıllarda tekstil ve otomotivin ağırlığı hissedilirken, 2025 yılında yazılım, biyoteknoloji ve akıllı ulaşım sistemlerinde Bursa kaynaklı patentlerin ciddi bir artış gösterdiğini gözlemliyoruz. Bursa artık sadece "yapan" değil, "icat çıkaran" bir şehir kimliğinde.

​Bursa’nın daha üst sıralara tırmanması için AR-GE merkezi olan firmaların patent tescili konusundaki farkındalığı artırılmalıdır. Biz Univation ile bu noktada devreye giriyoruz; firmaların AR-GE çalışmalarını hibe ve teşviklerle fonlayarak patent süreçlerini finansal olarak da kolaylaştırıyoruz. Teknopark-Sanayi iş birliği daha fazla ticarileşme odaklı hale getirilmelidir.

​Bilen Patent olarak 22. yılımızda en büyük mottomuz: "Tescil edilmeyen emek, korunmayan gelecektir." Sanayicilerimizi sadece tescil yapmaya değil, bu tescilleri ticari birer silaha dönüştürmeye davet ediyoruz. 2025 yılındaki bu başarıyı, 2026’da yine liderlikler ile taçlandırmak ana hedefimizdir.

Erdem Kaya 2

Erdem Kaya

Erdem Kaya Patent Kurucu Ortak

Fikri mülkiyetin Türkiye’deki rolü değişmeye başladı

Erdem Kaya Patent olarak 50 kişiyi aşan ekibimizle Fikri Mülkiyet haklarına yönelik araştırmalardan dünya çapında başvurulara, vergi istisnalarından değerlemelere kadar çok geniş bir spektrumda hizmetler sunmaktayız. Müvekkilerimiz arasında Türkiye’nin bir çok sanayi ve teknoloji devi, üniversitesi ve de çok sayıda startup bulunmakta. Şirketimiz global derecelendirme kuruluşlarınca da her yıl Türkiye’nin en iyi patent ofisleri arasında gösterilmektedir. Erdem Kaya Patent aynı zamanda 600’den fazla çalışanıyla üllkemizin alanında lider yerli danışmanlık şirketi Sistem Global Danışmanlık’ın da grup şirketlerinden biridir.

2025 yılının TÜRKPATENT tarafından Türkiye’de “sınai mülkiyet atılım yılı” olarak anılmasının nedeni yalnızca başvuru sayılarındaki artış olmadığının altını çizmek isterim. Asıl mesele, fikri mülkiyetin Türkiye’deki rolünün değişmeye başlamasıdır. Özellikle On İkinci Kalkınma Planı (2024-2028) ile birlikte patent ve tüm diğer sınai mülkiyet hakları, Ar-Ge ve benzeri faaliyetlerin yan çıktısı olmaktan çıkıp ekonomik değer üretmenin ve teknolojiye sahip olmanın temel araçlarından biri olarak görülmeye başlanmıştır. Kamu politikalarında ortaya çıkan bu yaklaşım değişimi, teşvik mekanizmalarına da yansımış; teknoparklar, TÜBİTAK destekleri ve yatırım ekosistemi giderek daha fazla fikri mülkiyet odaklı hale gelmiştir. Artık girişimler ve şirketler için patent başvurusu sadece hukuki koruma değil, yatırım çekmenin, rekabette konumlanmanın ve şirket değerini artırmanın bir parçası olarak değerlendirilmektedir Bu nedenle 2025, yalnızca daha fazla başvurunun yapıldığı bir yıl değil; Türkiye’de fikri mülkiyet haklarının sadece bir “koruma aracı” olmaktan çıkıp stratejik bir kalkınma ve rekabet unsuru hâline geldiği bir dönüm noktası olarak değerlendirmemiz yanlış olmayacaktır.

Türkiye’de yerli patent başvurularındaki yaklaşık %12’lik artışı, yalnızca niceliksel bir yükseliş olarak değil, zor bir küresel konjonktürde elde edilmiş yapısal bir kazanım olarak değerlendirmek gerekir. Öncelikle bu artış, görece yüksek enflasyon, finansmana erişim güçlükleri, küresel faiz artışları, bölgesel jeopolitik gerilimler ve yatırım iştahındaki dalgalanmalara rağmen gerçekleşmiştir. Bu durum Türkiye’de inovasyon refleksinin artık konjonktürel değil kurumsallaşmaya başlayan bir davranış hâline geldiğini göstermektedir. Geçmiş yıllarla kıyaslandığında tablo daha anlamlıdır. 2023’te yerli patent başvurularında sınırlı bir gerileme yaşanmış, 2024’te ise yaklaşık %23’lük güçlü bir sıçrama görülmüştü. 2025’teki %12’lik artış ise bir “patlama yılı”ndan sonra gelen sağlıklı büyüme dönemine işaret etmektedir. Diğer taraftan Cumhuriyet’in 100. yılı için ortaya konan hedeflerden biri de 2023 yılında yıllık 23 bin patent başvurusu seviyesine ulaşmaktı. Henüz bu hedefin gerisinde olduğumuzu ve mevcut rakamların ülkemizdeki yüksek potansiyeli yansıtmadığını da belirtmek isterim.

Marka ve tasarım başvurularındaki yüksek artış, Türkiye’de girişimcilik ekosisteminin artık yalnızca üretmeye değil, kimlik oluşturmaya ve pazarda konumlanmaya odaklanmaya başladığını gösteriyor. 2025 yılı Türk Patent ve Marka Kurumu verilerine göre yaklaşık 183 bin marka ve yaklaşık 80 bin tasarım başvurusu yapılması, Türkiye’nin sınai mülkiyet sistemini en yoğun kullanan ülkelerden biri hâline geldiğini ortaya koyuyor. Özellikle marka başvurularında Türkiye uzun süredir Avrupa’da en üst sıralarda yer alıyor. Bu tablo, ülkemizin zaten güçlü olan girişimcilik refleksinin daha da kuvvetlendiğini; KOBİ’lerin, startupların ve yeni nesil girişimcilerin pazara artık markayla çıkma bilincini benimsediğini gösteriyor. Ancak burada önemli bir dengeyi de görmek gerekiyor. Başvuru sayılarındaki yüksek performans henüz aynı ölçüde küresel marka gücüne dönüşmüş değil. Türkiye çok sayıda marka başvurusu yapan bir ülke olsa da, dünya ölçeğinde güçlü ve kalıcı markalar üretme konusunda hâlâ gelişim aşamasında. Önümüzdeki on yılın asıl mücadelesi bu noktada başlayacak: teknoloji üretmek kadar, o teknolojiyi küresel marka değerine dönüştürmek. Yani hedef sadece daha fazla başvuru yapmak değil; uluslararası pazarlarda rekabet eden şirketler ve aynı zamanda algısal değeri yüksek bir “Türkiye markası” inşa etmek olacak.

Uluslararası sıralamalarda Türkiye’nin ilk 10 ve ilk 20 içinde yer alması, yalnızca sayısal bir başarı değil; ülkenin inovasyon yaklaşımında yaşanan yapısal dönüşümün göstergesi olarak okunmalıdır. Geçmişte bu listelerde çok daha gerilerde yer alan Türkiye’nin bugün ön sıralara yükselmesi, ekonomik büyümenin ötesinde bilinçli bir kalkınma ve teknoloji sahipliği çabasının sonuç vermeye başladığını ortaya koyuyor. Bu tablo, sınai mülkiyet sisteminin artık sınırlı sayıda büyük şirketin kullandığı bir araç olmaktan çıkıp KOBİ’lere, girişimcilere ve üniversitelere yayıldığını gösteriyor. Başka bir ifadeyle Türkiye, üretim ekonomisinden bilgi ve tasarım temelli rekabet modeline doğru ilerliyor. Ancak bundan sonraki hedef yalnızca toplam başvuru sayılarında üst sıralarda yer almak olmamalı. Asıl kritik gösterge, kişi başına düşen sınai mülkiyet başvuru sayısıdır. Türkiye’nin nüfus büyüklüğü dikkate alındığında, önümüzdeki dönemde gerçek başarı; daha fazla bireyin, girişimin ve şirketin fikri mülkiyet sistemine aktif şekilde katılmasıyla mümkün olacaktır. Bunun için iki temel alanda ilerleme gerekiyor. Birincisi, toplum genelinde fikri mülkiyet farkındalığını artıracak eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarının hızlandırılmasıdır. İkincisi ise patent, marka ve tasarım sahipliğini ekonomik açıdan daha cazip hâle getirecek finansman, ticarileştirme ve teşvik mekanizmalarının daha da güçlendirilmesidir.

Bursa’nın uzun yıllardır marka başvurularında Türkiye genelinde 4. sıradaki konumunu koruması, şehrin ekonomik yapısı dikkate alındığında anlamlı bir başarıdır. Bursa temelde bir üretim ve sanayi şehridir; otomotiv ana ve yan sanayi, makine, tekstil ve fason üretim ağırlıklı bir ekonomik yapı söz konusudur. Bu sektörlerin önemli bir bölümü doğası gereği son tüketiciye yönelik marka yaratmaktan ziyade tedarik zincirine üretim yapan, yani marka odaklı olmayan iş modelleriyle çalışır. Bu nedenle Bursa’nın, hizmet ve ticaret ekonomisinin daha baskın olduğu büyük şehirlerle rekabet ederek marka başvurularında sürekli 4. sırada yer alması, şehirdeki girişimcilik ve markalaşma bilincinin sanayi tabanına rağmen güçlü olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte mevcut tablo aynı zamanda geleceğe yönelik bir işaret de veriyor. Bursa’nın önündeki asıl fırsat, güçlü üretim kapasitesini daha fazla kendi markasını yaratan şirketlere dönüştürmek olmalıdır.

TÜRKPATENT il istatistiklerine göre Bursa’nın 2021–2025 dönemindeki sınai mülkiyet performansı, şehrin güçlü sanayi kimliğiyle uyumlu ve genel olarak istikrarlı bir tablo ortaya koymaktadır. Marka başvurularında Bursa son beş yıldır kesintisiz biçimde Türkiye 4.’lüğünü korumuş ve yaklaşık 7.400–8.800 başvuru bandında stabil seyretmiştir. Bu durum, fason üretim ve otomotiv yan sanayinin ağırlıkta olduğu bir şehir için önemli bir başarıdır. Tasarım başvurularında Bursa sürekli olarak Türkiye 2.’si konumundadır. 2022’de olağanüstü bir sıçrama görülmüş, sonraki yıllarda başvurular yeniden 4–5 bin seviyesinde dengelenmiştir. Bu, Bursa’nın üretim odaklı sektörlerde tasarım kabiliyetinin güçlü olduğunu göstermektedir. Yıllık 250-350 bandında olan Faydalı model başvuruları ile Bursa çoğunlukla 3. sıra civarında seyretmiş, 2025 yılında belirgin bir artışla yeniden yükseliş eğilimine girmiştir. Yıllık 450-500 basından olan Patent başvurularında ise Bursa 3–4. sıra bandında yer almaktadır. Bursa’daki 100’den fazla Ar-Ge merkezini düşündüğümüzde bu sayının daha yüksek olması gerekmektedir. Genel olarak Bursa, hizmet ekonomisi ağırlıklı şehirlerden farklı olarak üretim temelli yapısına rağmen sınai mülkiyet başvurularında üst sıralardaki yerini koruyan bir ekosistem sergilemektedir.

Bursa’nın bu alanlarda daha üst sıralara çıkabilmesi için, şehrin yalnızca konvansiyonel üretim merkezi olarak konumlanması yeterli değildir. Bursa’nın bir üretim üssünden, aynı zamanda güçlü bir Ar-Ge ve teknoloji geliştirme merkezine dönüşmesi gerekmektedir. Amaç üretimi azaltmak değil, üretimi daha yüksek katma değerli hale getirerek tasarım, mühendislik ve teknoloji geliştirme fonksiyonlarını Bursa’da yoğunlaştırmaktır. Gerekirse bu amaca dönük olarka bazı tesislerin üretim kısımlarının başka şehirlere taşınması ve Bursa’da alan açılması da gündemlenmelidir. Bu doğrultuda Ar-Ge merkezlerinin, tasarım ofislerinin ve inovasyon ekiplerinin şehirde güçlendirilmesi; teknokent, TEKMER ve kuluçka merkezlerinin sayısının ve etkinliğinin artırılması önem taşımaktadır. Bu yapılar, entegre melek yatırım ağları ve girişim sermayesi fonlarıyla desteklenmeli; Bursa sanayisinin birikimi teknoloji girişimlerine yönlendirilerek şehir girişimler açısından da cazip bir merkez haline getirilmelidir. Bununla beraber Bursa’nın ülkemiz ve dünyada daha fazla tanıtımı yapılmalı ve kaliteli insan kaynağının belki de ülkemizin en güzel şehri olan Bursa’ya daha fazla rağbet göstermesi de sağlanmalıdır. TEKNOSAB bu dönüşümün stratejik kaldıraç noktalarından biri olarak ele alınmalı; Bursa vizyonu, TEKNOSAB’ı yalnızca bir sanayi bölgesi değil, ileri teknoloji ve inovasyon ekosisteminin merkezi haline taşımalıdır.

Semra Baykan-1

Semra Baykan

Hedef Patent Genel Müdürü

Yerli patent başvurularındaki yükseliş ile inovasyon bilinci güçlendi

Hedef Patent olarak yaklaşık 23 yıldır Bursa merkezli faaliyet gösteren bir marka ve patent danışmanlık firmasıyız. Yerli ve yabancı müvekkillerimize marka, patent, faydalı model ve endüstriyel tasarım tescili ile yurtdışı başvurular konusunda uçtan uca hizmet sunuyoruz. Özellikle KOBİ’lerin ve ihracatçı firmaların fikri mülkiyeti stratejik bir yatırım aracı olarak kullanmalarını önemsiyor; yalnızca başvuru yapan değil, markasını ve buluşunu yöneten firmalar yaratmayı hedefliyoruz.

2025’i farklı kılan temel unsur, fikri mülkiyetin artık yalnızca hukuki bir zorunluluk değil, doğrudan rekabet gücünü belirleyen stratejik bir araç olarak görülmeye başlanmasıdır. Dijitalleşme, Ar-Ge yatırımlarındaki artış, ihracat odaklı büyüme politikaları ve devlet desteklerinin yaygınlaşması bu süreci hızlandırdı. Firmalar, markasız ve patentsiz büyümenin sürdürülebilir olmadığını daha net fark ediyor.

Artışı son derece olumlu buluyorum. Yerli patent başvurularındaki yükseliş, Türkiye’de teknik üretim kapasitesinin ve inovasyon bilincinin güçlendiğini gösteriyor. Ancak nicelik kadar nitelik de önemli. Önümüzdeki dönemde daha ticarileşebilir, küresel pazara çıkabilecek patentlerin artmasını bekliyoruz.

2025 yılında marka ve tasarım başvuru sayılarında önceki yıla kıyasla sınırlı dalgalanmalar görüyoruz. Bu durumu girişimcilikte bir zayıflama olarak değil, daha temkinli ve seçici bir döneme geçiş olarak okumak gerekiyor. Artan maliyetler, küresel ekonomik belirsizlikler ve yaklaşan harç artışları firmaları nicelikten ziyade nitelik odaklı başvurulara yönlendirdi. Özellikle markalaşma tarafında artık “çok sayıda başvuru” yerine, gerçekten kullanılacak ve ihracat potansiyeli olan markalara yatırım yapıldığını gözlemliyoruz. Tasarım tarafında da benzer şekilde firmalar daha stratejik hareket ediyor; ürün geliştirme süreçleri uzuyor, başvurular daha planlı yapılıyor. Bu tablo bize Türkiye’de girişimcilik kültürünün olgunlaştığını ve kısa vadeli dalgalanmalara rağmen orta vadede daha güçlü markaların ortaya çıkacağını gösteriyor.

Bu tablo, Türkiye’nin artık sadece üretim yapan değil; aynı zamanda fikri mülkiyet üreten ülkeler liginde yer aldığını açıkça gösteriyor. Küresel sıralamalarda üst sıralara çıkmak, yabancı yatırımcı açısından önemli bir güven göstergesi olduğu gibi, Türk markalarının ve buluşlarının dünyada giderek daha görünür hale geldiğinin de güçlü bir işareti. Bu gelişmede kamunun rolü de oldukça önemli. Türk Patent ve Marka Kurumu son yıllarda farkındalık çalışmalarını artırmış durumda; ülke genelinde bilinçlendirme eğitimleri düzenleniyor, liseler, üniversiteler ve teknoparklarla iş birlikleri kuruluyor, genç girişimcilere ve Ar-Ge odaklı yapılara yönelik teşvik ve indirim mekanizmaları hayata geçiriliyor. Tüm bu adımlar, fikri mülkiyet kültürünün tabana yayılmasını sağlarken Türkiye’nin uzun vadede daha fazla katma değer üreten bir ekonomi yapısına geçişini de destekliyor.

Bursa’nın sanayi altyapısı, ihracat gücü ve girişimci profili düşünüldüğünde bu sıralama şaşırtıcı değil. Otomotivden tekstile, makineden gıdaya kadar geniş bir üretim yelpazesine sahibiz. Marka başvurularındaki bu istikrarlı performans, Bursa iş dünyasının artık “üretmek yetmez, markalamak gerekir” anlayışına geçtiğini gösteriyor. Ancak Bursa uzun yıllardır 4. sırada yer alıyor ve Türkiye’nin en güçlü sanayi kentlerinden biri için bu konum yeterli değil. Bursa’nın marka başvurularında ilk üçe, hatta uzun vadede ilk ikiye yerleşmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun için firmaların markayı hâlâ zaman zaman ikinci planda görmekten vazgeçmesi ve sanayi gücünü daha güçlü bir marka vizyonuyla desteklemesi gerekiyor.

2024–2025 verileri Bursa’da farklı alanlarda farklı eğilimler olduğunu ortaya koyuyor. Marka başvuruları 7.434’ten 7.447’ye yükselerek sınırlı da olsa artış gösterdi. Patent başvuruları 472’den 517’ye, faydalı model başvuruları ise 248’den 352’ye çıkarak teknik buluş tarafında dikkat çekici bir ivmeye işaret ediyor. Buna karşılık endüstriyel tasarım başvuruları 4.876’dan 4.402’ye geriledi. Bu düşüşü firmaların ekonomik koşullar nedeniyle ürün geliştirme yatırımlarını daha temkinli planlamasıyla ilişkilendiriyoruz. Genel tabloya baktığımızda Bursa’da nicelikten ziyade nitelik odaklı bir dönüşüm yaşandığını söyleyebiliriz. Firmalar artık tekil ve refleks başvurular yerine marka, patent ve faydalı modeli birlikte ele alan daha planlı bir portföy yaklaşımına yöneliyor. Özellikle patent ve faydalı modeldeki artış, Bursa sanayisinin katma değerli üretime yöneldiğini gösteren oldukça kıymetli bir gelişme.

Üniversite-sanayi iş birlikleri artırılmalı, Ar-Ge merkezleri daha aktif desteklenmeli ve KOBİ’lere yönelik fikri mülkiyet farkındalık programları yaygınlaştırılmalıdır. Ayrıca patentlerin ticarileşmesine yönelik finansal mekanizmalar güçlendirilmeli, OSB’ler ve yerel yönetimler sürece daha entegre olmalıdır. Bu adımların atılması halinde Bursa’nın birkaç yıl içinde marka ve patentte ilk üç şehir arasına girmesi mümkündür.

Fikri mülkiyet artık “sonradan yapılan bir işlem” değil, iş planının en başında düşünülmesi gereken bir konu. 2026’ya yaklaşırken artacak harçlar ve küresel rekabet baskısı da dikkate alındığında, firmaların bugünden marka ve patent ajandalarını oluşturmaları büyük önem taşıyor. Biz de Hedef Patent olarak Bursa’dan dünyaya uzanan güçlü markalar yaratma hedefiyle çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Kemal Yamankaradeniz

Destek Patent Yönetim Kurulu Başkanı

Türkiye bilgi üretimi alanında da ivme kazandı

1983 yılında fikri ve sınai mülkiyet hakları alanında faaliyet göstermeye başladık. O günden bu yana marka, patent, tasarım ve diğer sınai mülkiyet hakları alanında uçtan uca vekillik ve danışmanlık hizmetleri sunuyoruz. Türkiye’de bulunan 11 şubemizin yanı sıra İsviçre, Kazakistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İngiltere’de bulunan ofislerimizle müvekkillerimize global ölçekte rehberlik ediyor, 195 ülkede portföyümüzde yer alan firmaları temsil ediyoruz. Hizmet anlayışımız yalnızca tescil süreçleriyle sınırlı değil; araştırma, analiz, karşılaştırma, değerleme, portföy yönetimi, sistem kurma ve eğitim gibi pek çok başlıkta stratejik danışmanlık sağlıyoruz. Bugüne kadar yüz binlerce marka, on binlerce patent ve faydalı model ile yüz binlerce tasarım dosyasında vekillik yapmış bir kurum olarak hem Türkiye liderliğimizi sürdürmeyi hem de uluslararası arenada en çok tercih edilen ilk 10 vekil firma arasında yer almayı sürdürüyoruz.

2025’in “sınai mülkiyet atılım yılı” olarak anılmasının arkasında birkaç temel dinamik bulunuyor. Öncelikle dijitalleşme ve yapay zekâ temelli buluşların hız kazanması, başvuru hacmini ve çeşitliliğini artırdı. Yazılım, yeşil teknolojiler, biyoteknoloji ve savunma sanayii gibi alanlarda yoğunlaşan yenilikçi çalışmalar, sınai hak başvurularına da güçlü şekilde yansıyor. Bunun yanında, ihracat odaklı büyüme stratejileri izleyen firmaların yurt dışı marka ve patent korumasını iş planlarının başına koyması önemli bir kırılma yarattı. Artık sınai mülkiyet, yalnızca hukuki bir süreç değil; şirketlerin bilançosunda değer yaratan stratejik bir varlık olarak görülüyor. Kamu destekleri, üniversite-sanayi iş birlikleri ve artan girişimcilik ekosistemi de bu atılımın önemli bileşenleri arasında yer alıyor.

Yerli patent başvurularındaki %12’lik artış, Türkiye’nin yalnızca üretim kapasitesinde değil, bilgi üretimi ve teknolojik yetkinlik alanında da ivme kazandığını gösteren son derece önemli bir gelişme. Bu oran, ilk bakışta istatistiksel bir yükseliş gibi görünse de arka planında ciddi bir zihniyet dönüşümü barındırıyor. Artık yerli firmalar ve girişimciler, geliştirdikleri teknolojinin ya da teknik çözümün korunmadığı sürece sürdürülebilir bir değer yaratamayacağını çok daha net görüyor. Patent başvurusu, yalnızca bir tescil işlemi değil; şirketin Ar-Ge kabiliyetinin, teknik derinliğinin ve gelecek vizyonunun somut bir göstergesi olarak konumlanıyor. Özellikle KOBİ’lerin ve teknoloji odaklı girişimlerin patent süreçlerini iş planlarının erken aşamalarına entegre etmesi dikkat çekici. Eskiden ürün piyasaya çıktıktan sonra gündeme gelen patent konusu, bugün ürün geliştirme sürecinin doğal bir parçası haline geliyor. Bu da başvuruların daha stratejik, daha planlı ve daha rekabetçi hazırlanmasını sağlıyor.

Marka ve tasarım başvurularındaki yüksek oranlar, Türkiye’de girişimcilik kültürünün artık daha bilinçli bir zemine oturduğunu gösteriyor. Girişimciler yalnızca ürün geliştirmeye değil, o ürünü markalaştırmaya ve tasarım gücüyle farklılaştırmaya da önem veriyor. Özellikle genç girişimciler ve e-ticaret odaklı işletmeler, markanın bir güven unsuru ve yatırım aracı olduğunun farkında. Tasarım başvurularındaki artış ise katma değerli üretim anlayışının güçlendiğine işaret ediyor. Bu tablo, Türkiye’nin sadece üretim yapan değil, marka üreten ve tasarım dili oluşturan bir ülke olma yolunda ilerlediğini gösteriyor.

Türkiye’nin sınai mülkiyet hakları alanında küresel rekabette güçlü bir konuma ulaştığını gösteriyor. Bu durum, yalnızca başvuru sayılarındaki artışla değil, inovasyon ekosisteminin olgunlaşmasıyla da doğrudan bağlantılı. Bu başarı, Türkiye’nin fikri sermaye üretiminde bölgesel bir merkez olma potansiyelini ortaya koyuyor. Güçlü bir sınai mülkiyet performansı, teknoloji geliştirme kapasitesinin, üniversite-sanayi iş birliklerinin ve özel sektör dinamizminin birlikte çalıştığını gösteren somut bir göstergedir. Aynı zamanda yabancı yatırımcılar açısından da güven verici bir tablo sunar. Çünkü etkin işleyen bir sınai mülkiyet sistemi, yatırım ortamının şeffaf, öngörülebilir ve rekabetçi olduğunun önemli bir işaretidir. Bununla birlikte, bu sıralamaların sürdürülebilir olması en az elde edilmesi kadar kritik. Hedefimiz yalnızca listelerde yer almak değil, yüksek katma değerli, küresel ölçekte ticarileşebilen ve teknoloji ihracatına katkı sunan sınai hakların sayısını artırmak olmalı.

Bursa’nın marka başvurularında Türkiye genelinde 4. sırada yer alması, şehrin sanayi ve ticaret kültürünün markalaşma bilinciyle birleştiğini gösteriyor. Otomotivden tekstile, makineden gıdaya kadar birçok sektörde güçlü üretim altyapısına sahip olan Bursa, artık bu üretimi marka değeriyle taçlandırma konusunda da kararlı bir duruş sergiliyor. Bu performans, Bursa iş dünyasının rekabeti yalnızca üretim kapasitesiyle değil, marka stratejileriyle de yönetmeye başladığını ortaya koyuyor.

Son yıllarda Bursa’nın marka ve tasarım başvurularında istikrarlı bir artış sergilediğini görüyoruz. Özellikle KOBİ’lerin ve aile şirketlerinin kurumsallaşma süreçlerinde marka tesciline daha fazla önem verdiği dikkat çekiyor. İhracat yapan firmaların yurt dışı marka başvurularına yönelmesi de Bursa’nın performansını yukarı taşıyan önemli bir etken. Bu artış, şehrin yalnızca üretim üssü değil, aynı zamanda marka üreten bir merkez olma yolunda ilerlediğini gösteriyor.

Üniversite-sanayi iş birliklerinin daha da güçlendirilmesi gerekiyor. Özellikle teknoloji geliştirme bölgelerinde ortaya çıkan projelerin patentle korunması teşvik edilmeli. Ayrıca KOBİ’lere yönelik sınai mülkiyet eğitimlerinin artırılması, tasarım odaklı düşünce yapısının yaygınlaştırılması ve ihracat yapan firmaların uluslararası marka stratejileri konusunda bilinçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Yerel yönetimler, ticaret ve sanayi odaları ile organize sanayi bölgelerinin bu konuda ortak projeler geliştirmesi de süreci hızlandıracaktır.

Sınai mülkiyet artık yalnızca hukuki bir koruma aracı değil, şirketlerin en değerli varlıklarından biri. Ekonomik dalgalanmaların yaşandığı dönemlerde dahi marka ve patent yatırımlarından vazgeçilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’nin üretim gücünü marka ve patentle desteklemesi, küresel rekabette sürdürülebilir başarı için kritik öneme sahip. Doğru strateji, doğru danışmanlık ve uzun vadeli bir bakış açısıyla sınai mülkiyet hakları, firmalarımızı yalnızca bugüne değil, geleceğe de taşıyacaktır. Biz de Destek Patent olarak, 40 yılı aşkın tecrübemizle yalnızca başvuru süreçlerini yöneten bir kurum değil; firmalarımızın büyüme yolculuğunda stratejik çözüm ortağı olma vizyonuyla hareket ediyoruz. Yerel ölçekte elde ettiğimiz liderliği küresel deneyimle birleştirerek, müvekkillerimizin fikri haklarını sadece korumakla kalmıyor, aynı zamanda bu hakları ticarileştirilebilir ve sürdürülebilir bir değere dönüştürmeleri için rehberlik ediyoruz.