GÖKSEL BAŞARAN - AYDIN DAĞTEKİN

Avrupa’da Mart ayında elektrikli otomobil satışlarında ilk kez düşüş yaşanırken, ilk çeyrekte ise büyüme yüzde 5’le sınırlı kaldı. Bu durum, Türk otomotiv endüstrisinin en büyük pazarı konumundaki Avrupa’da “elektrikli araçların geleceği tehlikeye girdiği” şeklinde yorumlandı.

Son durum ve beklentiler ile sektörün üretim, ihracat ve istihdamdaki gücünü koruması için neler yapılması gerektiğini otomotiv yan sanayi sektörü ile değerlendirdik.

Ayhan Korgavuş

Ünver Group YKB

Elektrikli araçlara talep artacak, sıkıntı geçici

Avrupa'da elektrikli araçlar konusundaki belirsizliklere rağmen, Çin'de bu alandaki yükseliş dikkat çekiyor. Çin'in bu başarısında, hükümetin teşvikleri ve yerli üreticilerin güçlenmesi önemli rol oynuyor. Biz de global trendleri yakından takip ederek, sektördeki gelişmelere ayak uydurmayı sürdürüyoruz.

Elektrikli araçlara olan ilginin azaldığını düşünmüyorum; tam tersine, önümüzdeki günlerde talebin artacağını öngörüyorum. Şu anda araçlarla ilgili bilgi eksikliği ve menzil yetersizliği nedeniyle bir durgunluk yaşanıyor, ancak bu durumun geçici olduğunu ve talebin yakında artacağını düşünüyorum.

Öngörülen zorluklara rağmen, otomotiv sektöründe elektrikli araçların yükselişi ve dönüşüm süreci bizi umutlandırıyor. Elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla birlikte, yan sanayi sektöründe de yeni fırsatlar ve inovasyonlar ortaya çıkıyor. Bir yandan da içten yanmalı araçların üretimi devam ediyor, bu sebeple sektörümüzün geleceğini, müşteri ihtiyaçlarına daha etkin yanıt verebilen firmaların belirleyeceğini düşünüyorum.

Sektörümüz üretim, ihracat ve istihdamdaki gücünü korumak adına teknolojik yeniliklere yatırım yapmalı ve sürdürülebilir çözümler geliştirmelidir. Eğitim ve Ar-Ge çalışmalarıyla nitelikli iş gücü yetiştirerek sektörün geleceğini şekillendirecek projeler yapılmalı. Bu şekilde üretim, ihracat ve istihdamdaki gücümüzü korur, hatta ileri taşırız.

 

Taner Yılmaz

MAY Fren Genel Müdürü

 

Avrupalı şirketler hidrojenle çalışan araçlar üzerinde çalışıyor

 

Elektrikli araçların en büyük problemi menzil. Özellikle şehir dışına çıkıldığında, araçlarınızı şarj etmeye kalktığınızda, ödediğiniz bedellere baktığınızda dizel ya da benzinli araçlara göre çok daha pahalıya geldiğini artık insanlar görmeye başladılar. Evet, şehir içinde çok mantıklı ama şehir dışına çıkıldığında menzilden dolayı, ulaşım maliyetlerinin çok daha arttığını insanların gözlemlediğini düşünüyorum.

Çin’in önlenemez çıkışına gelirsek… Özellikle batarya teknolojisindeki kaynakların büyük çoğunluğunun Çin’de bulunmasının önemli bir faktör olduğu kanaatindeyim. Özellikle Avrupa’lı üreticilerin pil konusunda Çin’in kaynaklarına ihtiyaçları var. 

Öte yandan elektrikli araçlara ilginin azalmasından ziyade, bunun stratejik bir karar olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki günlerde, hatta hidrojenli yakıtla çalışan araçlar üzerinde şirketlerin, Avrupalı şirketlerin çalışmaya başladıklarını duyuyoruz. Daha uzun menzil ve gerçek anlamda tasarruf sağlayacağı ve böylelikle de Çin’e olan bağlılığı azaltıp Çin’e karşı yeni bir teknolojiyle ayakta durabilme gayretleri olarak değerlendiriyorum ben.

Genel olarak Türkiye ve dünya pazarlarında ekonomilerde enflasyonun durdurulması için merkez bankalarının yapmış olduğu müdahaleler, özellikle alım gücünün düşmesine neden oluyor. Çünkü birçok ülke merkez bankaları, faizleri bugüne kadar görülmemiş oranda yükselttiler. Bu da otomatik olarak tüketicinin alım gücüne yansıyor ve bu durum devamında üretim kayıplarına neden olacaktır. Ben 2024 yılı için otomotiv yan sanayinde düşüş oranının yüzde 30 olarak, üretim adetlerinin yüzde 30 seviyelerine kadar düşeceği öngörüsünü paylaşmaktayım. Bu tablonun 2025 yılında da benzer şekilde süreceği görüşündeyim.

Sektörün üretim, ihracat ve istihdamda kaybetmemesi adına daha rekabetçi olacak otomasyon koşullarının, otomasyonlu robot üretim süreçlerine katılması gerektiği kanaatindeyim. Çünkü özellikle son yıllarda maliyetlerimizdeki artışlardan kaynaklanan rekabet gücümüzü koruyabilmek adına yapmamız gereken konu, verimliliğimizi artırabilmek yönünde adımlar atmak olmalı.

Yesari Süalp

Ermetal Otomotiv CEO

 

Talep fosil yakıtlı araçlara kayarsa, pazar yine de değerini korur

Avrupa’daki elektrikli araç satışlarındaki araç düşüşleri ile ilgili olarak geçtiğimiz günlerde OSD Başkanı Cengiz Eroldu’nun şu şekilde bir açıklaması olmuştu;

Almanya'da teşviklerin kaldırılmasıyla beraber yüzde 18 olan elektrikli araç payının yüzde 11'e, Avrupa ortalamasında da yılın ilk 2 ayında yüzde 14,6'dan yüzde 11,5'e inmesini teşvik oranlarının düşürülmesi kaynaklı olduğunu belirtmişti.

Yine bilindiği gibi tüm dünyada enflasyonun düşürülmesi için son 2-3 yıldır ekonomik tedbirler alınmakta ve tüketimin azaltılması yönündeki önlemler özellikle araç satışlarının düşmesinde daha etkin olmaktadır. Zamanla tüketici tercihlerinde de değişkenlikler de bu satış değerlerini olumlu olumsuz etkileyebilmektedir. Elektrikli araçlarının geleceğinin tehlikeye gireceği yorumunu yapmak için şu an yeterli verinin olmadığı ve gelişmeleri bir süre daha izlemenin gerektiği de yine ifade edilmektedir.

Bilindiği gibi Çin tüm konularda çok agresif yatırımlar yaparak uzun vadeli planlar oluşturabilmektedir. Bunun da sonuçlarını görmektedir.

Hemen hemen tüm otomobil üreticileri elektrikli araçlar için önemli yatırımlar yaptılar ve yapmaya da devam ediyorlar. İlk maddede de belirttiğim gibi elektrikli araç satışlarında kısa sürede kalıcı düşüşler olursa, doğal olarak yatırım maliyetlerinin geri dönüş süreleri uzayacaktır. Ancak elektrikli araç üretimin önemli hammaddeleri olan lityum, nikel ve benzeri materyallerdeki gelişmeler de süreci etkileyecektir.

Bununla birlikte genel otomotiv pazarında elektrikli araçlardan düşen pay da mevcut fosil yakıtlı araç satışlarına kayacaktır. Bu şekilde pazar genel anlamda satış değerini koruyabilecektir.

Bilindiği gibi ülkemizde araç satışlarının yerli araçlardaki oranı yüzde 40 seviyelerinden yüzde 30 seviyelerine düştü. Bununla birlikte alınan ekonomik tedbirler, faizlerin yükselmesi gibi etkenlerle iç pazarda yüzde 25-30 gibi bir daralma da öngörülüyor. Bunun doğal sonucu olarak üreticilerin üretiminin azalması bizim gibi yan sanayileri de olumsuz etkileyecektir. Türkiye’deki üretimlerin yüzde 70 oranlarında ihraç edildiğini düşündüğümüzde ise esas etkilenmenin, ihraç yaptığımız Avrupa pazarındaki olumlu ya da olumsuz değişimlere bağlı olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Şu anki öngörülere göre o pazarlarda da yakın gelecekte büyüme yönünde bir gelişme beklenmiyor.

Tüm bu faktörleri birleştirdiğimizde içinde bulunduğumuz zor durumun bizleri bir süre daha olumsuz etkileyebileceğini öngörebiliriz.

Şu an içinde bulunan yüksek faiz oranları ve enflasyon oranları yeni ve aynı zamanda gelişim için gerekli olan finansman ihtiyacını bulmayı imkânsız hale getirmiştir. Bu durumun en kısa zamanda normal koşullara dönmesini bekliyor ve umut ediyoruz. Bununla birlikte ülkemize uzun süredir yeni bir yatırımcı gelmediği gibi mevcut ürettiğimiz modellerden de kayıplar oldu. Yine Cengiz Bey’in ifade ettiği gibi geçen yıl ticari araç üretiminde kaybettiğimiz dünya birinciliğini en kısa zamanda tekrar kazanmalıyız.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen Ermetal Otomotiv olarak Tofaş KO, F/O yeni model, Renault Group’un yurt dışı projeleri ve TOGG’un yeni projeleri için çok yoğun bir şekilde çalışmaktayız.2024 yılın son çeyreğinden başlamak üzere 2025-2026 yıllarında yüzde 35-50 oranlarında satışlarımızda büyüme öngörüyoruz.

İsmail Tatar

İbraş Kauçuk Genel Müdürü

 

Yan sanayi, geçiş dönemi için stratejik plan oluşturmalı

 

Çinli otomotiv üreticileri, devletin de desteğiyle elektrikli araçlara uzun süredir stratejik yatırımlar yapıyorlar. Avrupa tarafında ise üreticiler kurulu sistemlerini dönüştürmekte zorlanıyor. AB ve İngiltere’nin otomotiv dışında da dünya ticaretinden aldığı pay son 20 yılda yüzde 30 civarında azaldı.

Elektrikli araçlara ilginin azalmasının dönemsel olduğunu düşünüyorum. İç pazar büyüklüğü en büyük olan Çin’de 2023 yılında son 20 yıldır en çok araç satan üretici olan VW grup liderliğini hibrit ve elektrikli araçlar üreten BYD firmasına kaptırdı. Çin’in bütün sektörü sürükleme potansiyeli var. 2023 yılında Norveç’te sıfır araç satışlarının yüzde 93’ü elektrikli ve plug-in hibrit olarak gerçekleşti. Elektrikli araçların üretim maliyetleri fosil yakıtlı araçların üretim maliyetlerini yakaladığında, Avrupa ve Amerika’daki köklü üreticilerin bahanesi kalmayacak. Otomotiv yan sanayisi orta vadede alternatif yakıtlı araç parçalarının yatırımına devam etmelidir.

Avrupalı üreticiler özellikle Alman OEM’ler Çin karşısında pazar kayıpları yaşamaktalar. İhracatımızın en yüksek olduğu ülke olarak düşünülürse alternatif ticaret kanallarının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Türkiye, Avrupa ve Çin yatırımlarına uygun bir altyapı modeli oluşturarak rekabetçiliğini devam ettirmelidir. Otomotiv yan sanayisi, geleneksel içten yanmalı araçlardan elektrikli ve hibrit araçlara geçişte stratejik bir plan oluşturmalı, iş gücünü eğitim ve beceri geliştirme programlarıyla yenilikçi teknolojilere hazırlamalı. İşbirlikleri ve ortaklıklar kurarak uluslararası teknoloji liderleriyle bilgi paylaşımını artırmak, finansman modellerini geliştirmek ve altyapıyı güçlendirmek, Türkiye'nin hem Avrupa hem de Çin pazarlarına etkin bir şekilde entegre olmasını sağlayabilir.

Teknolojik, sosyoekonomik nedenlerden dolayı otomotiv ve Türkiye ekonomisi verimliğini kaybediyor. Büyük sorunların ortak akılla uzun vadeli planlarla çözümüne ihtiyaç var. Coğrafi olarak etrafımızda oluşan savaş ortamında bu sorunların acilen çözümü hayati önem arz etmektedir.

Rengin Eren

Erener Otomotiv YKÜ

BTSO Otomotiv Konsey Başkanı

 

Avrupa'da elektrikli araçlar önemli bir dönemeçten geçiyor

 

Elektrikli araçlar için gereken lityum gibi önemli batarya hammaddelerinin tedariği konusunda belirsizlikler yaşanabilme ihtimali, şarj altyapının yeterince hızlı genişlememesi veya eksik kalması, elektrikli araçların geleceği konusunda birtakım endişelere yol açmakta.  Elektrikli araçların yaygınlaşmasını destekleyecek yasal ve düzenleyici düzenlemeler henüz tüm ülkelerde uygulanır değil.  Geleneksel içten yanmalı motorlara sahip araçlar, halen pazarın büyük bir kısmını oluşturuyor. Elektrikli araçların rekabet etmesi için daha düşük maliyetli olması ve performans açısından benzer veya daha iyi olması gerekiyor.

Çin hükümeti, elektrikli araç sektörünü teşvik etmek için çok çeşitli teşvikler sunmakta. Çin, elektrikli araçlar için gerekli olan batarya teknolojileri ve üretim kapasitesine sahip büyük bir ülke. Bu, Çinli yerli üreticilerin rekabet gücünü artırırken, yerel pazarın da büyümesine katkı sağlıyor. Elektrikli araçların çevreci yönü ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı olması vb. sebeplerle de Çin'deki elektrikli araç pazarının büyüme potansiyeli oldukça yüksek. 

Son dönemde Avrupa’da bazı ülkelerde teşviklerin bitmesi, akabinde elektrikli otomobil satışlarının azaldığına tanık olmaktayız.  Avrupa’da Mart ayında elektrikli otomobil satışlarında ilk kez düşüş yaşandı. Bu durum, Avrupa'da elektrikli otomobil satışlarının önemli bir dönemeçten geçtiğini gösteriyor. Teşviklerin azalması veya bitmesi, elektrikli araçların fiyat rekabetçiliği açısından zorlu bir durum. Bununla birlikte, elektrikli araç pazarının hala büyüdüğünü gösteren yılın ilk 3 ayında yüzde 5'lik büyüme oranı, sektörün potansiyelinin devam ettiğini gösteriyor. Avrupa'da elektrikli araç pazarı teşviklerin azalmasıyla bir dönem belirsizlik yaşıyor olsa da, uzun vadede sürdürülebilirlik ve çevre dostu taşımacılık trendi doğrultusunda büyüme potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor. Bu noktada sektör, fiyat rekabetçiliğini artırmak ve tüketicilerin elektrikli araçları tercih etmelerini teşvik etmek için çeşitli önlemler alabilir.

Elektrikli araçlara olan talebin azalması, özellikle elektrikli araçlarda kullanılan özel parçaların ve bileşenlerin üreticilerini etkileyebilir. Bu, tedarik zinciri üzerinde değişikliklere ve bazı şirketlerin gelir kaybına neden olabilir. Her ne kadar otomotiv sektörü önümüzdeki dönemde bazı zorluklarla karşılaşabilir olsa da , bu zorluklar aynı zamanda yeni fırsatları da beraberinde getirecektir. Önemli olan, sektördeki değişimlere hızla adapte olmak ve geleceğin ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde stratejik planlama yapmaktır.

Sektörün üretim, ihracat ve istihdamdaki gücünü koruması için, sürekli olarak yenilikçi ürün ve teknolojiler geliştirmeli ve bu alanda yatırım yapmalıdır. Elektrikli araçlar, otonom sürüş teknolojileri, bağlantılı araçlar gibi geleceğin trendlerine odaklanarak rekabet avantajı sağlanabilir. Sektör, geleceğin gereksinimlerine uygun olarak iş gücünü eğitmeli ve yetiştirmelidir. Yeni pazarlara giriş stratejileri geliştirilmeli ve uluslararası işbirlikleri kurulmalıdır. Yeşil teknolojilere ve karbon ayak izinin azaltılmasına odaklanarak, çevre dostu ürünlerin geliştirilmesi ve üretim süreçlerinin iyileştirilmesi önemlidir. Devlet destekleri, risk sermayesi yatırımları ve endüstriyel işbirlikleri gibi finansman kaynaklarından faydalanılabilir. Tedarikçi ilişkilerini güçlendirmek ve lojistik operasyonları optimize etmek önemlidir.

Cihangir Yenice

Maysan Mando Genel Müdür Yardımcısı

Üretime ve ihracata vize engeli Üretime ve ihracata vize engeli

 

Sektördeki dönüşüm sürecinde yaşanan sancılardan biri

Dünyada teknolojik gelişmelerin en hızlı etkilerinin görüldüğü sektörlerin başında gelen otomotiv sanayinde son yıllarda ciddi bir değişim ve dönüşüm söz konusu. Sektörün dinamik yapısı, değişen ihtiyaç ve beklentilere karşı hızlı adaptasyonu ve yeniliği de beraberinde getiriyor.

Avrupa’da bazı ülkelerde elektrikli araçlarla ilgili artan rekabet, şarj istasyonlarının yetersizliği, apartmanlardaki şarj ünitesi alt yapısının olmaması, pazarın tam anlamıyla olgunlaşmaması, sınırlı batarya ömrü, uzun şarj dolum süresi gibi dezavantajlar sebebiyle elektrikli otomobil satışlarında birtakım düşüşler görüldü.  Özellikle sıfır karbon emisyonu hedefi ve Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında 2035 yılından itibaren içten yanmalı motorlu araçların gitgide azalması beklenirken, Avrupa’da elektrikli araçlarla ilgili yaşanan bu düşüş ivmesi, tüm endüstriyi de yakından etkiledi. Ancak bunun, sektördeki dönüşüm sürecinde yaşanan sancılardan biri olduğunu düşünüyorum. Çin’in birçok alanda olduğu gibi özellikle elektrikli araçlarla birlikte otomotiv sektöründeki agresif büyüme hareketleri, Avrupa’daki üreticileri farklı arayışlara yönlendiriyor.

Tabii dünyada bir Çin gerçeği var; bunun için sektör temsilcileri olarak mutlaka rekabete hazır olmamız gerekiyor. Ülkemizin üretim altyapısı ve gücü itibarıyla bunun üstesinden gelebilecek potansiyeli olduğuna inanıyorum. Ülkece teknoloji kullanma becerilerimizi geliştirerek, yeni yatırımlarla beraber makine parkurumuzu genişleterek, üretimimizi ve pazarımızı artırarak, sürdürülebilir bir rekabet gücü kazanabiliriz.

Otomotiv sektörünün dünyadaki karbon ayak izini sıfırlaması için sadece elektrikli araçlara yönelik değil, aslında hidrojen ve benzeri başka teknolojilere yönelik çalışmalar da hız kesmeden devam ediyor.

Elbette ki bu dönüşüm süreci kısa vadede kolay bir süreç değil, zaman alacak ve farklı boyutlarda ilerlemeye devam edecektir. Bu noktada, sektörün geleceğine ilişkin en önemli odak konularının başında gelen sürdürülebilirlik ve çevresel kaygıları dikkate aldığımızda; bu rekabetçi ortamda yeni teknolojilere uyum, yeni pazarlara girme, doğru yetenekleri elde tutma ve tedarik zinciri yönetimi gibi konular, sektörün geleceğinde belirleyici olmaya devam edecektir.

 

İpek Yalçın

Sage Diniz Otomotiv Genel Müdürü

 

2024 için iki önemli konu; esneklik ve güçlü finans yapısı

Çin'in elektrikli araç sektöründeki önlenemez yükselişinin nedenleri arasında devletin teşvik politikaları, yatırımlar, gelişmiş altyapı ve teknolojiye olan yatırımların bulunması yer almaktadır. Ayrıca, Çin'de hızla artan çevresel endişeler ve hava kirliliği sorunu da elektrikli araçlara olan ilgiyi artırmaktadır. Tüm bunlar, fiyatlar açısından da sektörü daha rekabetçi hale getirmektedir. Ayrıca Çin’de büyük batarya üreticileri bulunmaktadır. Bu da maliyetleri düşürücü bir etkendir. Elektrikli araçlara azalan ilgi, otomotiv yan sanayi sektöründe de olumsuz etkilere neden olacaktır. Bu durum, parça ve aksesuar üreticilerinin taleplerinde azalma, işçi ve mühendis istihdamında daralma gibi sonuçlar doğurabilir.

Otomotiv ana ve yan sanayisinin 2024-2025 yıllarında zor geçeceği öngörüsü, sektörün karşılaştığı zorlukların farkındalığını göstermektedir. Ancak, sektörün geleceğini belirleyecek olan faktörler arasında teknolojik gelişmeler, rekabetçilik, üretim kalitesi, çevresel faktörler gibi unsurlar bulunmaktadır. Bu bağlamda, sektörün dönüşümüne ve yeniden yapılanmaya odaklanması gerekmektedir. Küresel ekonomik belirsizlikler, hammadde fiyatlarındaki dalgalanmalar, enflasyon ve kur beklentisi önümüzdeki tehlikeler. Bu dalgalanmalara karşı koyabilecek esneklikte ve mali yapıda olan şirketlerin ayakta kalması mümkün olacak sanırım. 2024 için iki önemli konu “ esneklik” ve “ güçlü finans yapısı” diyebileceğiz.

Sektörün üretim, ihracat ve istihdamdaki gücünü koruması için yenilikçi ürünler geliştirmesi, sürdürülebilir üretim ve tedarik zinciri yönetimi, uluslararası pazarlara erişimi arttırması, Ar-Ge ve teknoloji yatırımlarını arttırması, enerji verimliliğine odaklanması ve iş gücünü nitelikli hale getirmesi gibi adımlar atması gerekmektedir. Önümüzdeki tehlike işsizlik değil işçi bulamamaktır. Bu neden ile uzun yıllardır gündemde olan meslek liseleri, nitelikli insan gücü eğitimi gündemde olmaya devam etmektedir.

Devletin sektöre destek olması ve teşvik politikaları uygulaması da sektörün gücünü korumasına yardımcı olabilir. Ayrıca elektrikli araç üretimini etkileyen faktörler arasında batarya teknolojisinin gelişimi, çevre politikaları ve hükümetin teşvikleri, elektrikli araç altyapısının yaygınlaşması ve tüketici tercihleri sayılabilir. Bu faktörlerin yanı sıra, hammaddelerin fiyatları, araçların maliyeti ve performansı da elektrikli araç üretimini etkileyebilir.

Elektrikli araçlara alternatif olarak hibrit araçlar, hidrojen yakıt hücreli araçlar ve biyoyakıt araçlar gibi çeşitli seçenekler bulunmaktadır. Hibrit araçlar, hem içten yanmalı motor hem de elektrikli motor kullanarak yakıt tüketimini azaltmayı hedefler. Biyoyakıt araçlar ise biyolojik olarak üretilen yakıtları kullanarak fosil yakıtlara alternatif oluştururlar. Bu alternatif araçlar, elektrikli araçlara göre farklı avantajlar ve dezavantajlar sunmaktadır.

TAYSAD Başkanı Saydam: 2024 ve 2025 zorlu geçecek

Üretim ve ihracat hacmini geliştirerek her yıl istikrarlı olarak büyüyen Türkiye otomotiv sektörü, 2023 yılında 112 ülkeye ürünlerini ulaştırarak 2022'ye kıyasla ihracatını yüzde 13 artırırken, ulaştığı 35 milyar dolarlık rakamla da ihracatta ilk sırayı almayı başardı.

Ulaşılan bu rakamın 20,5 milyar dolarının ana sanayi, 14,2 milyar dolarının da tedarik sanayi olarak gerçekleştiğine dikkat çeken Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD) Başkanı Albert Saydam, TAYSAD ve sektörün geçen yıl göstermiş olduğu performans hakkında şunları söyledi:

“2023, sektörün geneline bakarsak iyi bir seneydi. Tahminimizin üzerinde performans gösterdiğimiz bir dönem olarak öne çıktı. 2023 yılını 1 milyon 570 bin araç üretimi ve iç pazarda 1 milyon 270 bin adetlik araç satışı ile kapattık. Otomotiv tedarik sanayi olarak 190 ülkeye 14,2 milyar dolarlık ihracat yaptık. Araç satışları ile toplam ihracatımız ise 2023 senesinde 35 milyar dolara ulaştı. 2 milyon 250 bin adet olan üretim kapasitemizin yüzde 74’ünü kullandık. Sektör olarak kapasite kullanım oranlarımızı artırırsak dünya sıralamasındaki yerimizi daha da yükseltebiliriz. “

Değişimi kucaklamak zorundayız

Uluslararası raporların öngörülerine göre 2024 ve 2025’te dünya otomotiv sektöründe zorluklar yaşanacağına dikkat çeken Saydam, sektörün geleceğe yönelik beklentileri hakkında şöyle konuştu: “Otomotiv sektörüne yönelik öngörülerini yayınlayan uluslararası kuruluşlar 2024 ve 2025 yılının zor geçeceği konusunda hemfikirler. TAYSAD olarak zorlu geçecek olan dönem için gerekli stratejileri tek tek çalışıyoruz. TAYSAD strateji ve vizyon-misyon çalışmalarında ülkemiz otomotiv sektörünü ilk 10’a çıkarma hedefi koyduk ve şu anda da bu hedefin sektördeki tüm paydaşlar tarafından sahiplenilmesini büyük bir mutlulukla takip ediyoruz. Sektörümüz 2024 yılıyla beraber değişimi daha açık kucaklamak zorundadır. Teknolojinin gelişimi, bireysel ve sosyal yaşamın her noktasını yeniden şekillendiriyor.”