HIDIRCAN KAYA-BURAK TAŞ

Kent genelindeki Organize Sanayi Bölgeleri’nde (OSB) yer alan dev fabrika çatılarının enerji üretim alanına dönüştürülmesi, Bursa'nın küresel pazarlardaki rekabet gücünü doğrudan artırıyor. Bursa’nın üretim gücünün yenilenebilir enerji potansiyeliyle birleşmesi, kentin sanayi altyapısını geleceğin düşük karbonlu ekonomisine eksiksiz bir şekilde hazırlıyor.

Küresel piyasalarda yaşanan dalgalanmalar, yükselen enflasyonist baskılar ve elektrik fiyatlarındaki öngörülebilirliğin azalması, üretim yapan işletmeler için enerji maliyetlerini en kritik risk faktörlerinden biri haline getirdi. Gelinen noktada enerji, sanayici açısından yalnızca ay sonunda ödenen rutin bir fatura veya operasyonel bir gider kalemi olmaktan çıkarak, doğrudan finansal risk yönetiminin ve sürdürülebilir rekabetçiliğin temel taşına dönüştü. İşletmelerin bu maliyet baskısını kırmak adına yöneldiği Güneş Enerjisi Santrali (GES) yatırımları, öz tüketim odaklı yaklaşımlarla sanayide yeni bir dönem başlatıyor.

Bursa GES yatırımlarıyla dönüşüyor

​Artan enerji giderleri ve küresel pazarlardaki yeşil mutabakat kriterleri, Bursa sanayisinde Güneş Enerjisi Santrali (GES) yatırımlarını hızlandırdı. Kent genelindeki GES kurulu gücü 550 MW sınırını aşarken, öz tüketim odaklı projeler sağladığı finansal avantajlarla sanayicinin en stratejik yatırım kalemi haline geldi. Santrallerin 25 ila 30 yılı aşan uzun ekonomik ömrü dikkate alındığında, kendisini birkaç yıl içinde amorti eden bir sistem, kalan onlarca yıl boyunca işletmeye neredeyse bedelsiz ve kesintisiz enerji sağlıyor. Yatırımcı açısından asıl cazibe, yalnızca ilk yıllardaki geri dönüş hızı değil, tesisin uzun yıllar boyunca işletmeyi gelecekteki elektrik zammı dalgalanmalarına karşı koruma altına almasıdır.

Türkiye yenilenebilir enerjide sınırları aşıyor

Türkiye’de güneş enerjisi kurulu gücü 2026 yılı itibarıyla yaklaşık 27 GW seviyesine ulaşarak toplam elektrik kurulu gücü içindeki payını yüzde 21,6’ya çıkardı. Artan enerji maliyetleri ve mevzuat düzenlemeleriyle birlikte, ticari ve sanayi tipi projelerde amortisman süreleri 3 ila 5 yıl bandına gerilemiş durumda. Sanayiciler için öz tüketim odaklı santraller, 25 yılı aşan ekonomik ömürleriyle doğrudan bilançolarda kârlılığı artıran kalıcı bir finansal kalkan işlevi görüyor.

Erol Dağlıoğlu

Dağlıoğlu Enerji Yönetim Kurulu Başkanı

GES’te sağlanan tasarruf giderleri azaltıyor

Enerji, özellikle üretim yapan işletmeler açısından artık yalnızca bir gider kalemi değil, doğrudan rekabet gücünü belirleyen unsurlardan biri. Elektrik fiyatlarındaki artış ve öngörülebilirliğin azalması, işletmelerin maliyet yönetimini de zorlaştırıyor.

GES yatırımı burada iki önemli avantaj sağlıyor. Birincisi, işletme tükettiği elektriğin önemli bir bölümünü kendi üreterek şebekeden aldığı enerji miktarını azaltıyor. İkincisi ise enerji maliyetinin gelecekteki artışlarına karşı kendisini belirli ölçüde koruma altına alıyor.

Tasarruf oranını her işletme için tek bir rakamla ifade etmek doğru olmaz. Tüketim profili, tesisin kurulu gücü, çatı veya arazi koşulları, üretim saatleri ve öz tüketim oranı sonucu doğrudan etkiliyor. Doğru projelendirilmiş bir GES'te sağlanan tasarruf, işletmenin faaliyet giderlerini azaltırken kârlılığına ve nakit akışına doğrudan katkı sağlıyor. Özellikle enerji yoğun sektörlerde bunun bilanço üzerindeki etkisi çok daha belirgin hale geliyor.

Son yıllarda güneş enerjisi teknolojilerinin yaygınlaşması ve üretim kapasitesinin artması yatırım maliyetlerini aşağı çekerken, elektrik fiyatlarındaki yükseliş GES yatırımlarının ekonomik cazibesini artırdı.

Ancak geri dönüş süresini tek bir rakama bağlamamak gerekiyor. Tesisin büyüklüğü, finansman modeli, kullanılan ekipmanın niteliği, üretim kapasitesi, tüketim profili ve elektrik fiyatları amortisman süresini belirleyen temel unsurlar.

Bugünkü koşullarda doğru fizibiliteyle hazırlanan ticari ve sanayi tipi projelerde yatırımın geri dönüş süresi oldukça cazip seviyelere gelebiliyor. Burada yatırımcı açısından asıl önemli nokta yalnızca yatırımın kaç yılda amorti edildiği değil, sistemin uzun ekonomik ömrü boyunca üretmeye devam etmesi. Yatırım kendisini geri ödedikten sonra da işletmeye uzun yıllar enerji maliyeti avantajı sağlamayı sürdürüyor.

Bu nedenle biz GES'i yalnızca bugünkü elektrik faturasını düşüren bir yatırım olarak değil, işletmenin gelecekteki enerji maliyetini yönetmesine imkân veren uzun vadeli bir yatırım olarak değerlendiriyoruz.

Burada doğru projelendirme çok önemli. GES'in işletmenin gerçek tüketim profiline göre boyutlandırılması gerekiyor. Üretimin düşük olduğu saatlerde veya dönemlerde ortaya çıkabilecek ihtiyaç fazlası elektrik, yürürlükteki mevzuat ve ilgili mahsuplaşma mekanizmaları çerçevesinde ekonomik değere dönüşebiliyor.

Dolayısıyla sistem yalnızca işletmenin aktif üretim yaptığı dönemlerde tasarruf sağlayan bir yapı değil. Doğru kapasite planlaması yapıldığında, üretim-tüketim dengesinin iyi yönetilmesi işletmenin enerji ekonomisine ve dolayısıyla nakit akışına ilave katkı sağlayabiliyor.

Bununla birlikte bizim yatırımcılara önerimiz, projeyi yalnızca fazla elektrik satışına dayalı bir gelir modeli üzerine kurmamaları. Öncelik her zaman işletmenin kendi tüketimini mümkün olan en verimli biçimde karşılamak olmalı.

Avrupa pazarına ihracat yapan işletmeler açısından konu artık sadece elektrik faturasından ibaret değil. Karbon ayak izi, kullanılan enerjinin kaynağı ve üretimin çevresel etkileri giderek ticaretin bir parçası haline geliyor.

Özellikle Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ile birlikte karbon yoğun üretimin maliyeti daha görünür hale geliyor. Önümüzdeki dönemde yalnızca fiyat ve kalite değil, ürünün hangi enerjiyle ve ne kadar karbon salımıyla üretildiği de rekabet koşullarını belirleyecek.

Bu nedenle firmalarımızın GES yatırımına sadece “Elektrik faturam ne kadar düşer?” sorusuyla yaklaşmaması gerektiğini düşünüyoruz. Konunun ihracat, müşteri beklentileri, sürdürülebilirlik kriterleri ve gelecekte karşılaşılabilecek karbon maliyetleri açısından da değerlendirilmesi gerekiyor.

Özellikle ihracatçı sanayicilerimizin enerji dönüşümünü ertelemek yerine bugünden planlamaları önemli. Çünkü önümüzdeki dönemde yenilenebilir enerji kullanımı bir tercih olmanın ötesine geçerek rekabetçiliğin şartlarından biri haline gelebilir.

Dağlıoğlu Enerji PowerED olarak GES yatırımlarına standart bir ürün satışı gibi yaklaşmıyoruz. Bizim çalışma anlayışımız biraz “terzi işi” diyebileceğimiz bir model üzerine kurulu. Nasıl ki iyi bir terzi herkese aynı ölçüyle elbise dikmezse, biz de her işletmeye aynı GES projesini uygulamıyoruz.

Öncelikle firmanın enerji tüketimini, üretim saatlerini, çatı veya arazi yapısını, mevcut elektrik altyapısını ve gelecekteki enerji ihtiyacını analiz ediyoruz. Ardından yatırımcıya özel fizibilite ve mühendislik çalışması yaparak en doğru sistemi oluşturuyoruz. Projelendirmeden ekipman seçimine, kurulumdan devreye almaya kadar bütün süreci anahtar teslim EPC modeliyle yönetiyoruz.

Bizim için yatırım santrali devreye almakla da bitmiyor. Kurduğumuz sistemleri uzaktan takip ediyor, teknik servis ve bakım hizmetleri veriyor, robotlu hassas panel temizliğiyle santralin verimliliğinin korunmasına yönelik çalışmalar gerçekleştiriyoruz.

Bugüne kadar sanayi kuruluşlarının çatı GES'lerinden arazi ve tarımsal GES projelerine kadar farklı ölçekte yatırımlar gerçekleştirdik. Bursa'da 6 MW büyüklüğündeki önemli çatı GES projelerinden birini tamamladık; yine Bursa Organize Sanayi Bölgesi'nde 5,7 MW'lık büyük ölçekli bir çatı GES projesini hayata geçiriyoruz.

Bizim önceliğimiz çok sayıda proje yapmak değil; doğru mühendislikle, kaliteli ekipmanla, yatırımcının ihtiyacına göre şekillendirilmiş ve uzun yıllar verimli çalışacak projeler ortaya koymak. Kısacası, her yatırımcıya aynı reçeteyi değil, ihtiyacına göre terzi işi bir enerji çözümü sunuyoruz.

Sektördeki en önemli konulardan biri mevzuat ve izin süreçlerinin yatırımcı açısından daha öngörülebilir hale getirilmesi. GES yatırımlarında teknik süreç kadar bağlantı, izin ve bürokratik işlemlerin süresi de yatırım kararlarını etkileyebiliyor.

Bir diğer önemli başlık nitelikli insan kaynağı. Güneş enerjisi sektörü çok hızlı büyüdü. Ancak aynı hızda yetişmiş teknik personel oluşturmak kolay değil. Elektrik, mekanik, proje, saha uygulaması ve iş güvenliği konularında uzman insan kaynağına ihtiyaç giderek artıyor.

Mesleki ve teknik eğitim kurumlarıyla sektör arasındaki iş birliğinin artırılması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun yanında mevzuatın sadeleştirilmesi, izin süreçlerinin dijitalleştirilmesi ve yatırımcı açısından süreçlerin daha öngörülebilir hale getirilmesi sektörün büyümesini hızlandıracaktır.

Ayrıca sektörün sağlıklı büyümesi için yalnızca fiyat üzerinden oluşan rekabet anlayışının da değişmesi gerekiyor. GES, uzun yıllar çalışması beklenen bir mühendislik yatırımıdır. Kaliteli ekipman, doğru mühendislik ve güvenli uygulama ikinci plana atıldığında kısa vadede ucuz görünen yatırım, uzun vadede yatırımcı için daha pahalı hale gelebilir.

Bursa, güçlü sanayi altyapısıyla Türkiye'nin enerji tüketiminin yoğun olduğu kentlerden biri. Aynı zamanda otomotivden tekstile, makineden gıdaya kadar Avrupa ile güçlü ticari ilişkileri bulunan sektörlere sahip. Bu nedenle yenilenebilir enerji dönüşümü Bursa açısından ayrıca önem taşıyor.

Özellikle organize sanayi bölgelerinde ve büyük sanayi tesislerinde çatıların enerji üretim alanı olarak daha etkin değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Sanayicinin yatırım kararını kolaylaştıracak finansman modelleri, daha hızlı izin süreçleri ve teknik danışmanlık mekanizmaları yatırımların önünü açabilir.

OSB yönetimleri, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek odaları ve enerji sektörünün birlikte hareket edeceği modeller geliştirilebilir. Bursa'nın sanayi gücünü yenilenebilir enerji kapasitesiyle desteklemesi, kentin uluslararası rekabet gücüne de önemli katkı sağlayacaktır.

Enerji dönüşümünü yalnızca bugünün elektrik fiyatları üzerinden değerlendirmemek gerekiyor. Dünya çok hızlı biçimde düşük karbonlu üretime doğru ilerliyor. Önümüzdeki yıllarda işletmelerin rekabet gücünü üretim kapasitesi kadar enerjiyi nereden ve hangi maliyetle temin ettiği de belirleyecek.

Güneş enerjisi Türkiye açısından önemli bir avantaj. Sanayicimizin bu potansiyeli doğru yatırımlarla değerlendirmesi hem işletmelerimizin maliyetlerini azaltacak hem de ihracattaki rekabet gücümüzü destekleyecektir.

GES'i bir gider olarak değil, gelecekteki enerji maliyetini bugünden yönetmeye imkân veren stratejik bir yatırım olarak görmek gerekiyor.

Ömer Annaç

ANR Enerji Yönetim Kurulu Başkanı

GES’ler nakit akışını pozitif etkiliyor

Üretilen elektrik doğrudan işletmede tüketilir ve dışa bağımlılık azalır. Elektrik faturalarındaki tasarruf oranları bilançolara doğrudan faaliyet giderlerinin azalması ve kârlılığın artması olarak yansır. Düşen enerji maliyetleri, şirketlerin hem gelir tablosunu hem de nakit akışını olumlu yönde etkiler. Elektrik giderleri, işletme ve üretim tesislerinde "genel yönetim gideri" veya "üretim maliyeti" kalemindedir. Tasarruf, bu giderleri doğrudan düşürür. Faturaya daha az nakit ödenmesi, şirketin kasa veya banka hesaplarında daha fazla likit kalmasını sağlar. Enerji maliyetlerindeki düşüş faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr marjını doğrudan artırır.

Bu projelerin ekonomik etkileri ise oldukça geniş bir yelpazede değerlendirilmelidir. Güneş Enerjisi Santrali (GES) projeleri, işletmelerin şebekeden çektiği elektrik miktarını doğrudan azaltarak aylık enerji giderlerini çok ciddi oranlarda düşürür. İlk kurulum maliyeti yüksek olsa da, sistem genellikle 3 ila 4 yıl içinde kendini amorti eder ve sonraki yıllarda işletmeye neredeyse bedelsiz enerji sağlar. Elektrik fiyatlarına gelen zamlardan etkilenme oranı azalır.

Anlaşma tarifelerine göre, üretimin rölantide olabileceği dini ve milli tatillerde, revizyon zamanlarında, üretim tüketimden fazla olursa şebekeye satılarak ek gelir elde edilebilir.

12 Aralık 2015 tarihinde Paris'te düzenlenen COP21 İklim Değişikliği Konferansı'nda 195 ülke tarafından kabul edilen Paris anlaşmasına göre uyulması zorunlu olan maddelerden biride GES sistemleridir. Ve Bununla ilgili ciddi yaptırımlar uygulanacaktır.

Ülkelerin kendi sera gazı azaltım hedeflerini belirlemesi ve bunları her beş yılda bir daha iddialı planlarla güncellemesi gerekmektedir.

Gelişmekte olan ülkeler, GES projeleri sayesinde hem enerji güvenliğini artırabilir hem de uluslararası iklim değişikliği hedeflerine ulaşma konusunda katkıda bulunabilirler. Ancak bu potansiyelin tam olarak kullanılabilmesi için doğru politikaların ve stratejilerin belirlenmesi esastır.

Gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum süreçlerine finansal destek sağlamaları neticesinde tarımsal alanda ve KOSGEB ve benzeri kurumlar üzerinden bu destekler GES yaptıran firmalara sağlanmaktadır.

Güneş enerjisi yatırımlarında karşılaşılan en büyük engellerin başında, lisanssız üretim başvurularında dağıtım şirketlerinden çağrı mektubu ve bağlantı görüşü almanın aşırı uzun zaman alması gelmektedir. Bununla birlikte, hem arazi hem de çatı tipi projelerin hayata geçirilmesi aşamasında belediyeler ve ilgili diğer kamu kurumlarından alınması gereken imar ve ruhsat onayları çok yavaş ilerlemektedir. Sektördeki belirsizliği artıran bir diğer önemli unsur ise, elektrik piyasası kanunlarında ve mahsuplaşma yönetmeliklerinde çok sık yapılan mevzuat değişikliklerinin yatırımcıların uzun vadeli planlama yapmasını zorlaştırmasıdır.

Sektörün önünün açılması için öncelikle tüm resmi izin ve onay süreçlerinin dijitalleştirilerek hızla sonuçlandırılması büyük önem arz etmektedir. Yatırımcıların motivasyonunu artırmak amacıyla, çağrı mektubu tahsisleri ile bağlantı anlaşması imzalama süreçlerinin bürokratik yüklerden arındırılarak kolaylaştırılması gerekmektedir. Son olarak, çatı ve arazi kurulumlarına ilişkin yasal kuralların ve standartların net bir şekilde belirlenmesi, uygulamadaki gri alanları ortadan kaldırarak yatırımlara ivme kazandıracaktır.

Güneş enerjisi santrallerinin kurulumunda kullanılan panel ve inverter gibi temel bileşenlerin tamamen döviz bazlı olması, projelerin maliyet yönetimini doğrudan küresel piyasalara bağımlı kılmaktadır. Döviz kurlarındaki hareketliliğin yanı sıra tedarik zincirindeki sektörel fiyat dalgalanmaları da eklendiğinde, yatırımcıların bütçe öngörülerinde bulunması ve yatırımın geri dönüş sürelerini hesaplaması ciddi şekilde zorlaşmaktadır.

Maliyet yükünü hafifletmek adına, GES yatırımlarında uygulanan KDV muafiyeti kapsamının genişletilmesi ve sürdürülebilir kılınması kritik bir teşvik aracı olacaktır. Özellikle kırsal bölgeler, sanayi tesisleri ve kamu binalarında yapılacak çevre dostu yatırımlar için düşük faizli, uzun vadeli ve onay süreçleri hızlı işleyen yeşil kredi mekanizmalarının devreye sokulması sektörel büyümeyi doğrudan destekleyecektir.

Yenilenebilir enerjiye olan yoğun talebe rağmen, mevcut trafo merkezlerinde yeni projeler için boş kapasite bulunamaması yatırımların önünde büyük bir teknik engel oluşturmaktadır. Ayrıca mevcut elektrik iletim ve dağıtım hatlarının yetersiz kalması, üretilen enerjinin sisteme sağlıklı bir şekilde aktarılmasını ve yeni tesislerin şebekeye entegre edilmesini engellemektedir.

Ülke genelindeki dağıtım şebekelerinin, hızla artan yenilenebilir enerji üretim kapasitesine uyum sağlayacak şekilde dinamik ve modern bir yapıya kavuşturulması acil bir ihtiyaçtır. Şebeke yükünü dengelemek ve arz güvenliğini sağlamak amacıyla, batarya ile çalışan enerji depolama sistemlerinin yatırımlarına yönelik teşvik ve desteklerin artırılması gerekmektedir.

Gelişmekte olan ülkeler, ekonomik büyüme ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşma sürecinde enerjiye olan taleplerini her geçen gün artırmaktadır. Bu ülkelerin enerji ihtiyaçları, genellikle fosil yakıtlara dayalı geleneksel enerji üretim yöntemleriyle karşılanmaktadır. Ancak son yıllarda, küresel ısınma ve çevresel zorluklar nedeniyle, yenilenebilir enerjiye olan ilgi artış göstermektedir. Güneş enerjisi, bu yenilenebilir enerji kaynakları arasında önemli bir yere sahiptir. GES projeleri, gelişmekte olan ülkelerde ekonomik bir çözüm sunma potansiyeline sahip, sürdürülebilir enerji üretim yöntemlerindendir. GES projeleri, bu ülkelerin enerji üretimindeki bu dışa bağımlılığını azaltabilir ve enerji fiyatlarını stabilize edebilir. Ayrıca, güneş enerjisinin bir kaynak olarak sürekli ve ücretsiz olması, enerji üretim maliyetlerinin zamanla daha öngörülebilir ve istikrarlı hale gelmesini sağlar. Bu istikrar, hane halkları ve işletmeler için enerji maliyetlerinin daha öngörülebilir olmasına yol açar. Böylece, enerji fiyatlarının gelecekteki trendleri hakkında daha net tahminlerde bulunulabilir ve bu, ekonomik planlama ve bütçeleme açısından önemli bir avantaj sağlar

Güneş enerjisi projeleri, yerel topluluklara doğrudan katkıda bulunabilir. Yerel tedarik zincirleri, projelerin inşaat ve işletme aşamalarında kullanılan malzemelerin ve hizmetlerin sağlanmasında rol oynar. Ayrıca, bu tür projeler, yerel ekonomilere dolaylı yoldan katkıda bulunarak turizmi teşvik edebilir ve bölgelerin itibarını artırabilir. Bu tür projelerin hayata geçirilmesi, ekonomik kalkınmanın yanı sıra çevresel sürdürülebilirliği de desteklemektedir.

Orhan Özcü

Sisina Enerji Yönetim Kurulu Başkanı

GES, işletmelerin maliyet yapısını güçlendiriyor

Küresel piyasalardaki dalgalanmalar ve enflasyonist baskılar, firmaların en kritik girdi kalemlerinden biri olan enerji maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle işletmeler açısından enerji maliyetlerini kontrol altına almak ve öngörülebilir hale getirmek her geçen gün daha önemli bir konu haline geliyor. Doğru projelendirilmiş bir GES ile işletmelerin elektrik tüketiminin yüzde 100’üne kadar karşılanabilmesi mümkün olurken, sağlanan bu tasarruf doğrudan operasyonel maliyetlere ve dolayısıyla kârlılığa yansımaktadır. Bunun yanında kendi enerjisini üreten işletmeler, şebekeden satın aldıkları elektrik miktarını azaltarak gelecekteki elektrik fiyat artışlarından minimum seviyede etkilenmekte ve enerji maliyetlerini uzun vadede daha öngörülebilir hale getirmektedir. Bu açıdan GES'i yalnızca elektrik faturasında tasarruf sağlayan bir sistem olarak değil, işletmenin maliyet yapısını güçlendiren, finansal risklerini azaltan ve rekabet gücünü destekleyen uzun vadeli bir yatırım olarak değerlendirmek gerekir.

Teknoloji arzının artmasıyla birlikte panel ve ekipman maliyetlerinin geçmiş yıllara kıyasla daha erişilebilir hale gelmesi, buna karşılık enerji maliyetlerinin yükselmesi GES yatırımlarının ekonomik cazibesini artırıyor. Türkiye'de özellikle doğru projelendirilmiş sanayi tipi GES projelerinde yatırımın geri dönüş süresi ortalama 4-4,5 yıl arasında değişebiliyor. Bu süre; yatırımın kurulum maliyetine, işletmenin elektrik tüketim profiline, GES'in üretim kapasitesine ve elektrik fiyatlarına bağlı olarak daha kısa sürelere inebilmektedir. Yatırımcı açısından 4-4,5 yıllık bir geri dönüş süresi, santralin 25-30 yılı aşabilen kullanım ömrüyle birlikte değerlendirildiğinde oldukça cazip bir tablo ortaya koyuyor. Özellikle yatırımın kendini amorti ettiği noktadan sonraki dönemde, GES'in ürettiği elektriğin işletmeye sağladığı ekonomik fayda çok daha belirgin hale geliyor. Bu da GES yatırımını, işletmeler açısından yalnızca enerji maliyetlerini azaltan değil, orta ve uzun vadede güçlü bir yatırım getirisi sunan alternatiflerden biri haline getiriyor.

Özellikle üretimin rölantide olduğu dönemlerde ortaya çıkan ihtiyaç fazlası enerji, işletmeler açısından önemli bir ekonomik değere dönüşebilmektedir. Mevcut uygulamalarda ihtiyaç fazlası üretimin ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirilerek sisteme verilmesi ve ekonomik karşılığının alınması mümkün olurken, son çıkan yönetmelik kapsamında öz tüketimi karşılama önceliğiyle kurulan ve depolamalı sistemlerle desteklenebilen GES sistemleriyle birlikte işletmeler üretilen ancak o anda tüketilemeyen enerjiyi ilgili mevzuat sınırlarında ekonomik girdiye dönüştürmenin yanı sıra; bataryalarda depolayarak ihtiyaç duydukları saatlerde yeniden kullanabilmektedir. Böylece işletmeler, hem ürettikleri enerjinin ekonomik değerini elde etme hem de tüketim zamanları ile güneş üretimi arasındaki farkı depolama yoluyla dengeleme imkânına sahip olmaktadır. Bu durum şebekeden satın alınan elektrik miktarını ve buna bağlı nakit çıkışını azaltırken, enerji giderlerinin daha etkin yönetilmesine de katkı sağlamaktadır.

Avrupa Yeşil Mutabakatı ve 2026 itibarıyla mali uygulama dönemine giren Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), ihracatçı firmalar açısından enerji ve karbon maliyetlerini önemli bir rekabet unsuru haline getirmektedir. Özellikle AB pazarına ihracat yapan firmalar için üretimde kullanılan enerjinin kaynağı ve buna bağlı karbon emisyonlarının azaltılması, yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, doğrudan ticari rekabet açısından da önem taşımaktadır. Bu noktada GES yatırımları, yalnızca elektrik faturalarını düşüren bir yatırım olarak değil, aynı zamanda karbon ayak izini azaltmaya ve ihracat pazarlarındaki rekabet gücünü korumaya yönelik stratejik bir yatırım olarak öne çıkmaktadır. GES yatırımları, ilerleyen dönemde artabilecek karbon maliyetleri ve müşterilerin düşük karbonlu üretim talepleri karşısında firmaların maliyet baskısını azaltmasına ve rekabet avantajlarını korumasına katkı sağlar. Bu nedenle özellikle ihracat yapan firmaların enerji tüketimlerini, karbon emisyonlarını ve GES potansiyellerini bugünden analiz ederek kademeli bir yeşil dönüşüm planı oluşturmaları önem arz etmektedir.

2000'li yılların başında kurucu üyeleri arasında yer aldığım Türkiye Enerji Verimliliği Derneği bünyesinde enerji verimliliği konusunda farkındalık çalışmalarına başladık. Bu alandaki çalışmalarımızı daha sonra Gürsu Belediye Başkanlığı dönemimde somut projelere dönüştürme fırsatı bulduk ve 2013 yılında belediyemiz için kurduğumuz GES tesisiyle Türkiye'de kurulan ilk resmi GES santralini hayata geçirerek sektörümüz adına önemli bir adım atmış olduk.

2019 yılında ise Sisina Enerji olarak kendi GES tesisimizi kurmamız ve aynı dönemde Sungen Solar Enerji'nin bölge yetkili acentesi olmamızla birlikte, sanayi tipi GES projelerinde anahtar teslim kurulum faaliyetlerimize başladık. Bugüne kadar hayata geçirdiğimiz santrallerle yatırımcılarımızın enerji ihtiyaçlarına çözüm üretirken, aynı zamanda ülkemizin yenilenebilir enerji hedeflerine de katkı sağlamış olduk. Geldiğimiz noktada gerek Bursa'da gerekse Türkiye'nin farklı bölgelerinde gerçekleştirdiğimiz projeler ve yürüttüğümüz çalışmalarla GES sektöründe önemli bir konuma ulaştığımızı düşünüyoruz.

Ülkemizin yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşması ve sürdürülebilir enerji politikalarının daha ileri taşınabilmesi için tüm sektör paydaşlarının üzerine önemli sorumluluklar düşüyor. Biz de bu doğrultuda çalışmalarımızı sürdürürken hem yurt içindeki hem de yurt dışındaki yatırım ve faaliyetlerimizi artırarak büyümeye devam etmeyi hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde de edindiğimiz tecrübe ve birikimi yeni projelere aktararak, yenilenebilir enerji sektörünün gelişimine ve ülkemizin enerji dönüşümüne katkı sağlamayı sürdüreceğiz.

GES sektörünün hızlı büyümesiyle birlikte karşılaşılan kapasite ve izin sürelerinin uzun olması gibi sorunların çözümüne yönelik son zamanlarda önemli mevzuat düzenlemeleri ve kapasite artırıcı çalışmalar hayata geçirildi, bu çalışmaların halen devam ettiğini de görüyoruz. Ancak özellikle yatırım ve uygulama süreçlerinin daha hızlı ve öngörülebilir hale getirilmesi konusunda çalışmaların kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Mevzuatın yatırımcıyı teşvik eden, uzun vadeli ve öngörülebilir bir yapıda olması, GES yatırımlarının yalnızca büyük ölçekli yatırımcılar için değil, farklı ölçekteki tüm işletmeler ve yatırımcılar için erişilebilir hale getirilmesi önem taşıyor. Bunun yanında günümüzde finansman maliyetlerinin yüksek olması, kredi ve leasing yoluyla GES yatırımı yapmak isteyen işletmeler açısından önemli bir maliyet unsuru oluşturuyor. Uygun maliyetli ve uzun vadeli finansman imkânlarının artırılması, özellikle yatırımını öz kaynakla gerçekleştiremeyen işletmelerin GES yatırımlarına erişimini kolaylaştıracaktır. Ayrıca mevcut santrallerin de en verimli şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Özellikle 10 yıllık işletme süresini dolduran lisanssız GES tesislerinde üretilen enerjinin sistem içerisinde nasıl daha etkin değerlendirilebileceğine yönelik uzun vadeli ve sürdürülebilir modeller geliştirilmesi hem mevcut yatırımların verimliliğini artıracak hem de ülkemizin yenilenebilir enerji kaynaklarından daha fazla faydalanmasını sağlayacaktır. Öte yandan sektörün büyümesini destekleyecek en önemli unsurlardan biri de nitelikli insan kaynağıdır. Üniversiteler, meslek kuruluşları ve sektör temsilcilerinin iş birliğiyle uygulamaya dönük eğitimlerin artırılması, yetişmiş teknik personel ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlayacaktır. Türkiye'nin yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşabilmesi için yeni yatırımların önünü açarken mevcut yatırımların da etkin biçimde değerlendirilmesini sağlayan, yatırımcıyı teşvik eden ve uzun vadeli öngörülebilirlik sunan bir sektör yapısının oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz.

Bursa, güçlü sanayi altyapısı ve yüksek elektrik tüketimi nedeniyle GES yatırımları açısından önemli bir potansiyele sahip. Özellikle organize sanayi bölgelerinde ve sanayi tesislerinin geniş çatı alanlarında öz tüketim amaçlı GES yatırımlarının artırılması hem işletmelerin enerji maliyetlerinin azaltılması hem de Bursa'nın yenilenebilir enerji üretim kapasitesinin geliştirilmesi açısından büyük önem taşıyor. Bunun için öncelikle mevcut mevzuat ve kapasite artırmaya yönelik çalışmaların Bursa'da özelinde de yatırımcıların önünü açacak şekilde sürdürülmesi, izin ve bağlantı süreçlerinin mümkün olduğunca hızlandırılması gerekiyor. GES yatırımlarının yalnızca büyük sanayi kuruluşlarıyla sınırlı kalmayıp KOBİ'ler, ticarethaneler, tarımsal işletmeler ve kamu yapıları için de daha erişilebilir hale gelmesi, Bursa'nın sahip olduğu güneş enerjisi potansiyelinin çok daha etkin değerlendirilmesini sağlayacaktır.

Güneş enerjisi artık yalnızca bir enerji üretim modeli değil, işletmelerin maliyetlerini yönetmesi, rekabet gücünü koruması ve geleceğe hazırlanması açısından stratejik bir yatırım alanı haline geliyor. Doğru projelendirilmiş GES yatırımlarının cazip geri dönüş süreleriyle sağlamış olduğu ekonomik katkılar, depolama teknolojilerindeki gelişmeler ve yenilenebilir enerjinin karbon maliyetleri açısından sağladığı avantajlar, bu yatırımların önemini her geçen gün artırıyor. Bu dönüşümün daha geniş bir yatırımcı kitlesine ulaşabilmesi için ilgili mevzuatların teşvik edici ve öngörülebilir olması, finansman imkânlarının güçlendirilmesi ve mevcut santrallerin de en verimli şekilde değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Önümüzdeki dönemde yenilenebilir enerji yatırımlarının daha da yaygınlaşmasıyla birlikte, hem işletmelerin enerji maliyetlerini daha etkin yönetebileceğine hem de ülkemizin enerji arz güvenliğine ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine önemli katkılar sağlanacağına inanıyoruz. Bu dönüşümün hızlanması için kamu, özel sektör ve sektör paydaşlarının ortak bir anlayışla çalışmalarını sürdürmesi büyük önem taşımaktadır.

Olgun KARABİBER
Limadem Elektrik Yönetim Kurulu Başkanı

Doğru projelendirilmiş GES’ler güçlü etki yaratıyor

Bugün sanayicinin önündeki en önemli konulardan biri enerji maliyetinin yalnızca yüksek olması değil, aynı zamanda gelecekteki maliyetin öngörülmesinin zorlaşmasıdır.

GES yatırımının bence en önemli tarafı burada başlıyor. İşletme, tükettiği elektriğin belirli bir bölümünü kendi çatısında veya uygun yatırım alanında üreterek dışarıdan satın aldığı enerji miktarını azaltıyor. Dolayısıyla yalnızca bugünkü elektrik faturasını düşürmüyor; gelecekte karşılaşabileceği enerji fiyat artışlarına karşı da kendisine bir koruma alanı oluşturuyor.

Burada her işletmeye tek bir tasarruf oranı vermek doğru olmaz. Tüketim profili, çalışma saatleri, çatı alanı, kurulu güç ve üretim-tüketim eşleşmesi sonucu doğrudan değiştiriyor. Özellikle gündüz yoğun çalışan sanayi tesislerinde doğru projelendirilmiş bir GES'in ekonomik etkisi çok daha güçlü olabiliyor.

Bunun bilanço tarafındaki karşılığı da çok net: Enerji gideri düştükçe üretim maliyeti azalıyor, faaliyet kârlılığı güçleniyor ve şirketin enerji fiyatlarındaki artışlara karşı kırılganlığı düşüyor.

Biz GES'e sadece “elektrik faturası düşüren sistem” olarak bakmıyoruz. GES aynı zamanda işletmenin gelecekteki enerji maliyetinin bir bölümünü bugünden kontrol altına almasıdır.

GES yatırımlarında geri dönüş süresi artık yatırımcı açısından oldukça ciddi bir avantaj oluşturuyor. Ancak burada da “her GES şu kadar yılda döner” şeklinde kesin bir rakam vermeyi doğru bulmuyorum. Çünkü yatırımın büyüklüğü, tesisin tüketim profili, öz tüketim oranı, finansman şekli, elektrik tarifesi, kurulum alanı ve teknik koşullar geri dönüş süresini doğrudan etkiliyor.

Bugünkü piyasa koşullarında sanayi tesislerinde iyi projelendirilmiş ve öz tüketimi yüksek bir GES yatırımında kabaca 3 ila 5 yıllık geri dönüş sürelerinin konuşulabildiğini görüyoruz. Çok uygun tüketim profillerinde bu süre daha aşağıya inebilirken, finansman maliyetinin yüksek veya öz tüketimin düşük olduğu projelerde uzayabilir.

Burada asıl önemli nokta şu: Bir sanayi yatırımının ekonomik ömrü 20-25 yıl ve üzeri düşünülürken, yatırımın kendisini birkaç yıl içerisinde geri ödeyebilmesi ciddi bir avantajdır. Üstelik yatırım geri döndükten sonra tesis uzun yıllar boyunca enerji üretmeye devam ediyor.

Bu nedenle artık GES'i yalnızca çevreci bir yatırım olarak değerlendirmek eksik kalıyor. Doğru fizibiliteyle yapılan GES, bugün sanayicinin önündeki en güçlü maliyet yönetimi araçlarından biridir. Burada öncelikle GES yatırımının temel mantığını doğru kurmamız gerekiyor. Biz yatırımcıya GES'i “fazla elektrik üretelim, satalım” mantığıyla önermiyoruz. Önceliğimiz mümkün olduğunca yüksek öz tüketim oranı yakalamaktır. Çünkü en değerli enerji, işletmenin şebekeden satın almak zorunda kalmadığı enerjidir.

Bununla birlikte hafta sonları, bayram dönemleri, vardiya düşüşleri veya üretimin yavaşladığı zamanlarda üretim ile tüketim arasında fark oluşabiliyor. Mevzuat ve bağlantı modeli çerçevesinde değerlendirilebilen ihtiyaç fazlası üretim, yatırımın toplam ekonomisine ek katkı sağlayabiliyor.

Ancak bunu ana gelir modeli olarak değil, doğru boyutlandırılmış yatırımın ilave getirisi olarak görmek gerekir.

Gelecekte enerji depolama sistemlerinin daha yaygın ve ekonomik hale gelmesiyle birlikte bu konu çok daha farklı bir noktaya gelecek. O zaman işletmeler yalnızca elektrik üreten değil, ürettiği enerjiyi hangi saatte kullanacağına karar verebilen yapılara dönüşecek. Bence sanayide önümüzdeki dönemin önemli başlıklarından biri GES + enerji depolama + enerji yönetimi olacak.

Burada firmalarımıza çok net bir çağrıda bulunmak gerekiyor: Yeşil dönüşümü bir çevre projesi olarak değil, ihracat ve rekabetçilik meselesi olarak görün. Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması artık teorik bir tartışma değil. 1 Ocak 2026 itibarıyla mali yükümlülük içeren kesin dönem başladı. Dolayısıyla özellikle Avrupa'ya ihracat yapan firmalar açısından üretimde kullanılan enerjinin kaynağı, karbon ayak izi ve emisyonların ölçülebilirliği giderek daha önemli hale geliyor. Bugün yatırım yapmamanın maliyeti görünmeyebilir. Fakat birkaç yıl sonra müşteriniz sizden yalnızca fiyat ve kalite istemeyecek; ürününüzün hangi karbon yoğunluğuyla üretildiğini de soracak.

Bu noktada mesele yalnızca doğrudan bir “ceza” meselesi değildir. Daha önemli risk; yüksek karbon maliyetinin ürün fiyatına yansıması, rekabet avantajının kaybedilmesi ve düşük karbonlu tedarikçi arayan uluslararası müşterilerin başka üreticilere yönelmesidir.

GES tek başına bütün karbon sorununu çözmez. Ancak işletmenin elektrik kaynaklı emisyonlarını azaltma ve enerji dönüşümünü başlatma konusunda çok güçlü araçlardan biridir.

Ben sanayicimize şunu söylüyorum: Bugün GES yatırımının maliyetini hesaplıyoruz. Çok yakın gelecekte GES yapmamanın maliyetini hesaplamak zorunda kalacağız.

Limadem Elektrik olarak biz GES'i ana elektrik altyapısından bağımsız bir sistem olarak görmüyoruz. Bir sanayi tesisinde çatıya panel koymak işin görünen kısmıdır. Asıl önemli olan; tesisin mevcut elektrik altyapısının analizi, trafo gücü, tüketim karakteristiği, panolar, koruma sistemleri, OG-AG altyapısı, kablo ve dağıtım sistemleri, bağlantı koşulları ve enerji kalitesinin birlikte değerlendirilmesidir.

Bizim sanayi tesislerindeki tecrübemizin GES projelerine en büyük katkısı da burada ortaya çıkıyor. Limadem Elektrik olarak projeye öncelikle yatırımcı gözüyle bakıyoruz: “Bu tesis ne kadar tüketiyor, ne zaman tüketiyor, ne kadar üretmeli, mevcut elektrik altyapısı bunu kaldırıyor mu ve yapılan yatırım gerçekten ekonomik mi?”

Bu soruların cevabını vermeden sadece çatıdaki metrekareye bakarak GES projelendirmeyi doğru bulmuyoruz. Amacımız panel kurmak değil; sanayi tesisinin enerji altyapısını doğru yönetmek. Sektörde birkaç temel problem görüyoruz.

Birincisi mevzuat ve izin süreçleri. Yatırımcı yatırım kararını aldıktan sonra mümkün olduğunca öngörülebilir bir takvim görmek istiyor. Dağıtım şirketleri, proje onayları, bağlantı süreçleri ve diğer prosedürlerin daha hızlı ve standart hale gelmesi yatırımların önünü açacaktır. İkinci konu nitelikli insan kaynağı.GES sektörü çok hızlı büyüdü ancak aynı hızda yetişmiş teknik personel oluşturmak kolay değil. GES sadece panel montajından ibaret değildir. DC sistemler, inverterler, OG-AG altyapısı, koruma, topraklama, yangın güvenliği, enerji kalitesi ve devreye alma gibi birçok mühendislik disiplinini beraberinde getiriyor. Üçüncü önemli konu ise kalite.Sektör büyüdükçe fiyat rekabeti de büyüyor. Fakat enerji tesislerinde sadece ilk yatırım fiyatına odaklanmak uzun vadede ciddi riskler oluşturabilir.

Bizim önerimiz çok açık: Projelerde yalnızca “kaç dolar/Watt?” sorusunun değil; hangi mühendislik, hangi ekipman, hangi güvenlik standardı, hangi üretim garantisi ve hangi satış sonrası hizmet? sorularının da sorulması gerekiyor.

GES yatırımı 20-25 yıl çalışması beklenen bir enerji tesisidir. Dolayısıyla ihale mantığından çok yaşam döngüsü maliyeti mantığıyla değerlendirilmelidir. Bursa bu konuda Türkiye'nin en önemli potansiyel şehirlerinden biri. Çünkü Bursa yalnızca büyük bir sanayi şehri değil; otomotivden makineye, tekstilden gıdaya kadar enerji tüketimi yüksek ve ihracat odaklı çok güçlü bir üretim altyapısına sahip. Dolayısıyla Bursa'da GES yatırımlarını artırmak aynı zamanda sanayinin rekabet gücünü artırmak anlamına geliyor. Bunun için öncelikle OSB'lerde çatı ve arazi potansiyellerinin sistematik olarak çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. Hangi fabrikanın ne kadar tükettiği, ne kadar çatı alanına sahip olduğu ve ne kadar yenilenebilir enerji potansiyeli bulunduğu daha görünür hale getirilmeli. İkinci olarak bağlantı kapasitelerinin güçlendirilmesi ve yatırım süreçlerinin hızlandırılması gerekiyor. Üçüncü olarak finansmana erişim kolaylaştırılmalı. Özellikle KOBİ'ler için uzun vadeli yeşil finansman modelleri GES yatırımlarını ciddi biçimde hızlandırabilir.

Üniversiteler, meslek liseleri, sektör dernekleri ve sanayi kuruluşlarının birlikte hareket ederek nitelikli teknik insan kaynağı geliştirmeyi de çok önemli. Ben Bursa'nın önüne sadece “daha fazla GES yapalım” hedefi koymanın yeterli olmadığını düşünüyorum. Bursa'yı düşük karbonlu üretimin ve enerji verimli sanayinin Türkiye'deki öncü şehirlerinden biri haline getirmeliyiz. Enerji artık işletmeler için sadece teknik departmanın yönettiği bir gider kalemi değil. Enerji maliyeti; üretim maliyetini, ihracatı, karbon ayak izini, finansmana erişimi ve şirketin rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Bu nedenle enerji konusu artık yönetim kurullarının gündeminde olmak zorunda.

Türkiye'nin güneş enerjisinde geldiği nokta da dönüşümün hızını gösteriyor. 2026 Haziran sonu itibarıyla güneş enerjisi kurulu gücümüz yaklaşık 27 GW seviyesine ulaştı ve toplam elektrik kurulu gücündeki payı yüzde 21,6'ya çıktı. Fakat özellikle sanayide hâlâ değerlendirebileceğimiz çok ciddi bir potansiyelimiz var. Önümüzdeki dönemde kazanan şirketlerin yalnızca daha fazla üreten şirketler olmayacağını düşünüyorum. Enerjisini doğru yöneten, karbonunu azaltan ve üretim maliyetini öngörülebilir hale getiren şirketler öne çıkacak.

Biz Limadem Elektrik olarak bu dönüşümde GES'i tek başına bir ürün olarak değil; sanayinin enerji altyapısının bir parçası olarak görüyoruz. Çünkü bizim için mesele sadece enerji üretmek değil, enerjiyi yönetmek.

Numan Çakır

Fix Enerji Sistemleri

Elektrik-Elektronik Mühendisi

GES işletmeye güçlü finansal yapı kazandırıyor

Bir işletmenin elektrik tüketiminin önemli bölümünü kendi çatısında veya arazisinde kurduğu GES’ten karşılaması, şebekeden satın alınan elektrik miktarını doğrudan azaltıyor. Dolayısıyla elektrik birim fiyatlarındaki artışlardan işletmenin maruz kaldığı risk de düşüyor.

Tasarruf oranına baktığımızda ise tek bir rakam vermek doğru olmaz. Çünkü sonuç; işletmenin yıllık tüketimine, tüketimin gün içindeki dağılımına, GES’in kurulu gücüne, öz tüketim oranına, elektrik tarifesine ve sistemin finansman modeline göre değişiyor. Ancak doğru projelendirilmiş bir GES, işletmenin şebekeden aldığı elektrik miktarında çok ciddi bir azalma sağlayabiliyor.

Bunun bilançoya yansıması da oldukça önemli. GES yatırımı yapıldığında işletme ilk aşamada bir yatırım maliyeti üstleniyor; ancak sistem devreye girdikten sonra elektrik giderlerinde kalıcı bir düşüş oluşuyor. Bu da işletmenin faaliyet giderlerini azaltarak operasyonel kârlılığını ve nakit akışını olumlu etkileyebiliyor. Yani GES’i sadece ‘elektrik faturası tasarrufu’ olarak değerlendirmemek gerekiyor. Asıl değer, işletmeye uzun vadede daha öngörülebilir bir enerji maliyeti ve daha güçlü bir finansal yapı kazandırmasıdır.

GES yatırımlarında amortisman süresi tek bir rakam değildir; *genelde yaklaşık 4 ila 8 yıl* aralığında görülür. Bu süre; panel verimi, kurulum maliyeti, çatı mı arazi mi olduğu, finansman koşulları, şebeke bağlantısı ve özellikle *elektrik tarifesinin seviyesi* ile değişir.Yatırımcıyı çeken ana unsur, elektrik fiyatları yükseldikçe geri dönüşün hızlanmasıdır. Yani:

Yüksek tüketim olan işletmelerde geri dönüş daha kısa olur. Öz tüketim oranı yüksekse yatırım daha cazip hale gelir.Kur farkı, bakım gideri ve izin süreçleri de süreyi uzatabilir.Kısacası, bugünkü piyasa koşullarında GES çoğu yatırımcı için *orta vadede cazip* bir yatırım sayılır; çünkü amortisman süresi makul ve sonrasında üretilen enerji büyük ölçüde maliyeti düşürür. Üretimin rölantide olduğu dönemlerde GES’in ürettiği ihtiyaç fazlası enerji, şirketin nakit akışına birkaç yönden artı değer katar: Şirket, kendi tükettiği kadar şebekeden daha az enerji alır. Bu, aylık nakit çıkışını doğrudan azaltır. Doğru kurguda fazla enerji, mahsuplaşma veya satış mekanizmasıyla ekonomik değere dönüşür.

Özellikle üretim, talep ya da vardiya düzeni değişen işletmelerde enerji maliyeti daha öngörülebilir hale gelir.İşletme sermayesi rahatlar: Enerji faturasında oluşan tasarruf, kısa vadede stok, hammadde, personel veya borç servisi gibi kalemlere nefes aldırır.

Tarife artışları yükseldikçe, şirketin maliyet tabanı daha az oynar; bu da nakit akışı planlamasını kolaylaştırır. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenlemesi, artık ihracatçı firmalarımız açısından geleceğin değil, bugünün meselesidir. Özellikle enerji yoğun sektörlerde faaliyet gösteren firmalarımızın karbon ayak izlerini azaltmaları ve temiz enerji yatırımlarına yönelmeleri büyük önem taşıyor.

GES yatırımlarını yalnızca bir enerji yatırımı olarak değerlendirmemek gerekiyor. GES; işletmeler için hem enerji maliyetlerini düşüren hem de karbon emisyonlarını azaltarak uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü koruyan stratejik bir yatırımdır. Bugün GES yatırımı yapmaktan kaçınan firmalar, ilerleyen dönemde artan enerji maliyetlerinin yanı sıra karbon maliyetleriyle de karşı karşıya kalabilirler.Kendi enerjisini temiz kaynaklardan üreten, karbon ayak izini azaltan ve sürdürülebilir üretim altyapısını bugünden oluşturan firmalarımız, Avrupa başta olmak üzere küresel pazarlarda çok daha güçlü bir konuma gelecektir.

Türkiye’nin ihracat hedeflerine ulaşabilmesi için sanayicimizin de bu dönüşümün içerisinde aktif rol alması gerekiyor. Bugün atılacak GES ve enerji verimliliği adımları, yarının karbon maliyetlerini azaltırken firmalarımızın uluslararası pazarlardaki varlığını da güvence altına alacaktır.

Firma olarak enerji dönüşümünü yalnızca GES kurulumu olarak değil, işletmelerin uzun vadeli enerji maliyetlerini ve karbon ayak izlerini azaltan bütüncül bir süreç olarak ele alıyoruz.Bu doğrultuda; işletmelerin enerji tüketimlerini analiz ediyor, ihtiyaçlarına uygun GES projeleri geliştiriyor ve yüksek verimlilik sağlayacak sistemlerin hayata geçirilmesine yönelik mühendislik ve danışmanlık hizmetleri sunuyoruz. Amacımız, firmaların doğru kapasitede, doğru teknolojiyle ve yatırımın geri dönüşünü gözeterek güneş enerjisinden maksimum fayda sağlamalarını mümkün kılmak.

Özellikle sanayi tesisleri ve ihracatçı firmalar açısından GES yatırımlarının önümüzdeki dönemde çok daha stratejik hale geleceğine inanıyoruz. Enerji maliyetlerinin azaltılması, karbon em…GES yatırımlarında karşılaştığımız önemli konulardan biri de doğru projelendirme ve doğru ürün seçimidir. Bir GES yatırımının başarısı yalnızca kurulan panel sayısıyla değil; işletmenin enerji tüketiminin doğru analiz edilmesi, sistemin doğru kapasitede projelendirilmesi ve kaliteli, güvenilir ürünlerin tercih edilmesiyle belirlenir.

Piyasada farklı kalite ve fiyat seviyelerinde çok sayıda ürün bulunuyor. Bu nedenle yatırımcıların yalnızca ilk yatırım maliyetine odaklanmaması gerekiyor. Panel, inverter, konstrüksiyon ve diğer ekipmanların teknik özellikleri, verimlilikleri, garanti süreleri ve uzun vadeli performansları birlikte değerlendirilmelidir.

Biz firma olarak projelendirme aşamasında öncelikle müşterimizin enerji tüketim profilini analiz ediyor, ihtiyaca uygun kapasiteyi belirliyor ve uzun yıllar güvenilir şekilde çalışabilecek ürünleri tercih ediyoruz. Çünkü *GES yatırımında en ucuz çözüm değil, doğru tasarlanmış ve uzun vadede en verimli çözüm en doğru yatırımdır.*

Doğru projelendirme ve doğru ürün seçimi; yatırımın geri dönüş süresini, sistemin üretim performansını ve işletmenin uzun vadeli enerji maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle yatırımcılarımızı, GES yatırımlarını yalnızca bir panel alımı olarak değil, profesyonel mühendislik gerektiren uzun vadeli bir enerji yatırımı olarak değerlendirmeye davet ediyoruz.

Bursa, Türkiye’nin önemli sanayi ve üretim merkezlerinden biri. Dolayısıyla yüksek enerji tüketen sanayi tesislerimiz açısından GES yatırımları hem işletmelerin enerji maliyetlerini azaltmak hem de karbon ayak izlerini düşürmek açısından büyük bir fırsat sunuyor. Bursa’da GES yatırımlarının daha da artması için öncelikle yatırımcının önünü gören, öngörülebilir ve hızlı işleyen bir sistem oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz.

Özellikle izin, bağlantı, proje onay ve kabul süreçlerinin sadeleştirilmesi ve hızlandırılması büyük önem taşıyor. Mevzuatın zaman içerisinde değişebilmesi nedeniyle yatırımcıların güncel düzenlemelere uyum sağlaması da zorlaşabiliyor. EPDK'nın lisanssız üretim mevzuatında 2025 ve 2026 yıllarında değişiklik taslakları ve düzenlemeler üzerinde çalışmalar yürütmesi de bu alanın dinamik yapısını gösteriyor. Bunun yanında Bursa’daki sanayi tesisleri, OSB’ler ve KOBİ’ler için uygun maliyetli ve uzun vadeli finansman imkanlarının artırılması gerekiyor. Özellikle ihracat yapan firmalara, enerji maliyetlerini ve karbon emisyonlarını azaltan yatırımlar açısından ilave teşvik mekanizmaları oluşturulabilir. Bir diğer önemli konu ise bilinçlendirme. Birçok işletme GES'i sadece elektrik faturasında tasarruf sağlayan bir yatırım olarak görüyor. Oysa bugün GES; enerji maliyetlerinin yanında karbon ayak izi, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve ihracat rekabetçiliği açısından da stratejik bir yatırım haline gelmiş durumda.

Her fabrikanın tüketim profili farklı; standart proje yerine işletmeye özel mühendislik yapılmalı. Kaliteli ürün seçimi: Sadece panel fiyatına değil, panel ve inverterin verimliliğine, garanti ve servis imkanlarına, uzun vadeli performansına bakılmalı. İzin, bağlantı, proje onay ve kabul süreçleri hızlandırılmalı; yatırımcı önünü daha net görebilmeli.GES yatırımlarının önümüzdeki dönemde batarya enerji depolama sistemleriyle birlikte değerlendirilmesi önemli.

Önce tüketimi analiz etmek, verimsizliği azaltmak, ardından doğru kapasitede GES kurmak gerekiyor.GES artık sadece elektrik faturası tasarrufu değil; ihracat yapan firmalar için karbon maliyetlerini ve rekabet risklerini yönetme aracıdır. KOBİ’lerin GES yatırımlarına erişebilmesi için uzun vadeli ve uygun maliyetli finansman imkanları artırılmalı. Sektörün büyümesiyle birlikte mühendis, tekniker ve saha personeli ihtiyacı artıyor. Uygulamalı mesleki eğitim desteklenmeli. Bursa’daki OSB'ler, fabrikalar ve ticari işletmelerin çatı alanları önemli bir GES potansiyeli taşıyor. Yerel üretim ve teknoloji: GES ekipmanlarında yerli üretim ve teknolojik kapasitenin geliştirilmesi, sektörde dışa bağımlılığı azaltacaktır. Kalitesiz ve sadece düşük fiyat üzerinden rekabet eden uygulamaların önüne geçilmeli; mühendislik ve teknik kalite daha fazla önemsenmeli.

Ali Eren Keleş

KLN Enerji Kurucu Ortak

GES yatırımları işletmeler için önemli avantaj

Bugün sanayicinin en önemli gündemlerinden biri enerji maliyeti. Özellikle enerji yoğun üretim yapan işletmelerde elektrik faturası artık sadece aylık ödenen bir gider değildir. Ürün maliyetini, karlılığı ve rekabet gücünü doğrudan etkileyen bir unsur.

GES yatırımı burada işletmeye önemli bir avantaj sağlıyor. Firma, tükettiği elektriğin belirli bir bölümünü kendi çatısında veya arazisinde üretmeye başladığında şebekeden satın aldığı enerji miktarı azalıyor. Bu da doğal olarak elektrik giderinin aşağı gelmesini sağlıyor. Ancak burada herkese “yüzde şu kadar tasarruf edersiniz” demeyi doğru bulmuyorum. Bir fabrikanın tek vardiya mı üç vardiya mı çalıştığı, hafta sonu tüketimi, çatı alanı, kurulu güç, yıllık tüketim ve güneş enerjisinin ne kadarını üretildiği anda kullanabildiği çok önemli. İyi projelendirilmiş ve gündüz tüketimi yüksek bir sanayi tesisinde elektrik giderinin ciddi bir kısmını GES üzerinden karşılamak mümkün. Bunun bilanço tarafında çok somut bir karşılığı var. Enerji gideriniz düştüğünde doğrudan operasyonel maliyetiniz azalıyor. Üretim miktarı aynı kalırken daha düşük enerji maliyetiyle çalışıyorsunuz. Dolayısıyla işletme karlılığına olumlu katkı sağlıyor.

Ben GES'e yalnızca “elektrik faturasını düşüren bir sistem” olarak bakmıyorum. Aslında firma gelecekteki enerji maliyetinin bir bölümünü bugünden kontrol altına alıyor. Enerji fiyatları arttığında bunun değeri çok daha net görülüyor.

Son yıllarda yatırımcı açısından oldukça olumlu bir tablo oluştu. Bir tarafta güneş enerjisi teknolojileri gelişiyor ve ekipman maliyetleri geçmiş yıllara göre daha erişilebilir hale geliyor, diğer tarafta elektriğin işletmeler üzerindeki maliyet baskısı artıyor. Bu iki unsur GES yatırımlarını doğal olarak daha cazip hale getiriyor. Sanayi tesislerinde doğru projelendirilmiş, öz tüketimi yüksek bir GES yatırımında bugün genel olarak 4 ila 6 yıl civarında bir basit geri ödeme süresinden söz etmek mümkün. Tabii bunu her proje için geçerli kesin bir rakam olarak söylemiyorum. Finansman maliyeti, kurulu güç, tesisin tüketim profili, kullanılacak ekipman, çatının yapısı ve elektrik tarifesi süreyi değiştirebilir. Burada yatırımcıların bazen gözden kaçırdığı bir konu var. GES'e yalnızca “kaç yılda kendini öder?” diye bakmamak gerekiyor. Sonuçta 25 yıl ve üzerinde enerji üretebilecek bir yatırımdan bahsediyoruz. Diyelim ki yatırım kendisini 5 yılda geri ödedi. Sonrasında işletme çok uzun yıllar boyunca kendi elektriğini üretmeye ve enerji giderini azaltmaya devam ediyor. Bence yatırımcı açısından asıl cazibe burada. Bir tarafta yatırımınızın geri dönüşünü alıyorsunuz, diğer tarafta gelecekteki elektrik fiyat artışlarına karşı işletmenizi koruyorsunuz.

Biz projeleri tasarlarken önceliğimiz her zaman öz tüketim oluyor. Çünkü işletme açısından en değerli elektrik, ürettiği anda kendi fabrikasında tükettiği elektrik. Fakat sanayi tesislerinde her gün aynı tüketim yok. Hafta sonları, resmi tatiller, bakım dönemleri veya üretimin düştüğü zamanlarda GES üretmeye devam ederken fabrikanın tüketimi azalabiliyor. Böyle durumlarda ihtiyaç fazlası elektrik ortaya çıkıyor. Mevzuatın izin verdiği çerçevede bu enerjinin sisteme verilmesi gelecek dönem elektrik tüketiminde mahsuplaşma olarak fayda sağlayabiliyor. Bu da özellikle üretimin düşük olduğu dönemlerde yatırımın ekonomik katkısını devam ettirmesi açısından önemli.

Ama fizibiliteyi tamamen fazla elektrik mahsuplaşmasına göre yapmak doğru değil. Biz yatırımcıya da bunu söylüyoruz. GES'in ana ekonomik değeri, satın almadığınız elektriktir. Fazla üretimden elde edilen kazanç ise bunun üzerine gelen ek bir avantajdır. Önümüzdeki dönemde enerji depolama sistemleri daha fazla yaygınlaştıkça bu konu daha da önem kazanacak. Öğlen ürettiğiniz ama o anda kullanamadığınız enerjiyi depolayıp ihtiyaç olduğunda kullanabilmek, işletmelerin enerji yönetimini bambaşka bir noktaya taşıyacaktır.

Öncelikle burada bir noktayı doğru ifade etmek gerekiyor. Avrupa Birliği firmalara “GES yapmadığınız için ceza ödeyeceksiniz” demiyor. Asıl konu, ürettiğiniz ürünün karbon emisyonu. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ile birlikte özellikle karbon emisyonu yoğun sektörlerde üretimin çevresel maliyeti artık ticaretin doğrudan bir parçası haline geliyor. Yani önümüzdeki dönemde sadece kaliteli ve uygun fiyatlı ürün üretmek yeterli olmayabilir. O ürünü ne kadar karbon salımıyla ürettiğiniz de müşteriniz açısından önemli olacak.

GES burada çok güçlü araçlardan biri. İşletmenin elektrik kaynaklı karbon ayak izinin azaltılmasına katkı sağlıyor. Fakat yeşil dönüşümü yalnızca GES olarak da görmemek gerekiyor. Enerji verimliliği, proseslerin iyileştirilmesi, elektrifikasyon, karbon ayak izinin doğru hesaplanması ve gerektiğinde depolama gibi birçok unsur birlikte değerlendirilmeli.

Ben ihracatçı firmalarımıza özellikle şunu söylemek isterim: Bu dönüşümü bir zorunluluk haline geldikten sonra yapmayı beklemeyin. Çünkü o zaman hem zaman baskısı hem de maliyet baskısı oluşacaktır. Bugünden harekete geçen şirket ise enerji giderini azaltırken aynı zamanda müşterisine daha düşük karbonlu üretim yaptığını gösterebilir. Artık özellikle Avrupa'ya ihracat yapan firmalarda enerji yatırımıyla ihracat stratejisini birbirinden ayrı düşünmek giderek zorlaşıyor. Yeşil dönüşüme erken başlayan firmaların birkaç yıl sonra önemli bir rekabet avantajına sahip olacağını düşünüyorum.

KLN Enerji olarak GES projelerine yalnızca “panel kuralım, inverter bağlayalım” şeklinde yaklaşmıyoruz. Bizim için işin en önemli kısmı yatırım yapılmadan önce başlıyor. Öncelikle işletmenin elektrik tüketimini anlamamız gerekiyor. Ne zaman tüketiyor ne kadar tüketiyor, gelecekte kapasite artışı olacak mı, çatısı ne kadar uygun, trafo altyapısı yeterli mi? Bunların tamamını birlikte değerlendiriyoruz. Ardından saha ve çatı analizleri, sistem kapasitesinin belirlenmesi, panel yerleşimleri, string planlamaları, inverter seçimi, elektrik projeleri, üretim analizleri ve uygulama süreçleri geliyor.

Sanayide bizim özellikle üzerinde durduğumuz konu şu: En büyük sistemi kurmak her zaman en doğru yatırım anlamına gelmez. Örneğin iki fabrikanın çatı alanı aynı olabilir ama elektrik tüketim profilleri tamamen farklı olabilir. Birisi üç vardiya üretim yapıyordur, diğeri hafta sonları tamamen kapanıyordur. Dolayısıyla aynı büyüklükte GES kurmak iki firma için de aynı sonucu vermez.

Biz KLN Enerji olarak yatırımcıya mümkün olduğunca sahaya ve gerçek tüketime göre şekillendirilmiş bir çözüm sunmaya çalışıyoruz. Yani amacımız sadece GES kurmak değil; işletmenin enerji giderini uzun vadede gerçekten aşağı çekecek bir sistem kurmak.

Sektörde teknoloji tarafında artık çok ciddi bir problem olduğunu düşünmüyorum. Panel, inverter, izleme sistemleri ve mühendislik çözümleri oldukça gelişti. Bugün daha çok süreç tarafında bazı zorluklarla karşılaşıyoruz. Bağlantı kapasiteleri bunların başında geliyor. Özellikle sanayinin yoğun olduğu bölgelerde her yatırımcı istediği kapasiteyi her zaman sisteme bağlayamayabiliyor. Bunun yanında izin, başvuru ve onay süreçlerinin yatırımcı açısından daha hızlı ve daha öngörülebilir hale gelmesine ihtiyaç var.

Bir diğer önemli konu insan kaynağı. GES sektörü dışarıdan bakıldığında panel montajından ibaretmiş gibi görülebiliyor ancak işin içinde elektrik mühendisliği, orta gerilim, statik, koruma sistemleri, SCADA, iş güvenliği, yangın güvenliği ve mevzuat var. Bunların tamamını bilen ve sahada uygulama tecrübesi olan nitelikli personel sayısının artması gerekiyor. Burada üniversite-sanayi iş birliğinin ve uygulamalı teknik eğitimin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Genç mühendislerin yalnızca teoriyi değil, gerçek bir GES projesinin başından devreye alınmasına kadar geçen süreci görmesi gerekiyor.

Finansman tarafı da önemli. Özellikle KOBİ'ler için uzun vadeli ve uygun maliyetli yeşil finansman modellerinin artırılması, GES yatırımlarının yaygınlaşmasına ciddi katkı sağlayacaktır. Özetle yatırımcı GES yapmak istediğinde önünde mümkün olduğunca açık bir yol görmeli. Teknik süreç, bağlantı süreci, izinler ve finansman ne kadar öngörülebilir hale gelirse sektör de o kadar hızlı büyür. Bursa bu konuda Türkiye'nin en önemli şehirlerinden biri olabilir. Çok güçlü bir sanayi altyapımız var. Otomotivden tekstile, makineden metale kadar enerji tüketimi yüksek çok geniş bir üretim ekosistemi bulunuyor. Aynı zamanda önemli miktarda fabrika çatı alanına sahibiz.

Dolayısıyla Bursa'da aslında mesele GES potansiyeli olup olmadığı değil, bu potansiyeli ne kadar hızlı ve doğru değerlendirebildiğimiz. Öncelikle OSB'lerde elektrik ve bağlantı altyapısının gelecekteki talebe göre güçlendirilmesi gerekiyor. Çünkü sadece GES konuşmuyoruz. Elektrikli araçlar, elektrikli üretim prosesleri, depolama sistemleri ve yeni yatırımlarla birlikte sanayinin elektrik altyapısı önümüzdeki yıllarda çok daha kritik hale gelecek.

Diğer taraftan firmaların kendi GES potansiyellerini daha iyi tanımaları gerekiyor. Bazı işletmeler hala çatı alanının veya tüketim yapısının GES'e ne kadar uygun olduğunu bilmiyor. OSB'ler, sektör temsilcileri ve enerji firmaları bu noktada sanayiciyi daha fazla bilgilendirebilir.

Finansmana erişim kolaylaştırılmalı. Özellikle KOBİ ölçeğindeki firmalarda yatırım isteği var ancak ilk yatırım maliyeti zaman zaman kararın ertelenmesine neden oluyor.Bir de çatı dışında düşünmek gerekiyor. Çatısı statik olarak uygun olmayan veya yeterli alanı bulunmayan sanayiciler için arazi GES, depolama ve farklı enerji modellerinin de önünün açık olması önemli. Bursa’nın üretim gücü çok yüksek. Bu gücü daha düşük enerji maliyeti ve daha düşük karbonlu üretimle birleştirebilirsek şehrin uluslararası rekabet gücüne de ciddi katkı sağlarız. Enerji sektöründe son birkaç yılda çok hızlı bir değişim yaşadık ancak bence asıl değişimi önümüzdeki yıllarda göreceğiz. Eskiden işletmeler enerjiyi daha çok “fatura geldiğinde ödenen bir gider” olarak görüyordu. Bugün ise firmalar kendi enerjisini üretmeyi, depolamayı, tüketimini yönetmeyi ve karbon ayak izini azaltmayı konuşuyor. Bu çok önemli bir zihniyet değişimi. Ben özellikle sanayicilerimizin enerji yatırımlarını günlük fiyat hareketlerine bakarak değerlendirmemesi gerektiğini düşünüyorum. GES, 1-2 yıllık değil, 20-25 yıllık perspektifle değerlendirilmesi gereken bir yatırım. Bugün yapılacak doğru bir yatırım yalnızca bugünkü elektrik faturasını azaltmıyor. Önümüzdeki yıllarda işletmenin maliyet yapısını, ihracattaki konumunu ve karbon performansını da etkiliyor.

KLN Enerji olarak biz de çalışmalarımızı bu bakış açısıyla yürütüyoruz. Bir projeyi başarılı saymamız için yalnızca sistemin devreye alınması yeterli değil. Yıllar sonra da beklenen üretimi yapması, işletmeye tasarruf sağlaması ve yatırımcının “iyi ki yapmışız” diyebilmesi gerekiyor. Bence sektör olarak anlatmamız gereken konu da tam olarak bu: GES bir elektrik üretim sistemi olmanın ötesinde, sanayicinin gelecekteki enerji maliyetini yönetebilmesini sağlayan uzun vadeli bir yatırım.

İbrahim Şahintaş

Tek Enerji Yönetim Kurulu Başkanı

GES’te amortisman süreleri aşağı yönlü

Bugün enerji, sanayici için bir gider kalemi olmanın ötesinde doğrudan bir finansal risk yönetimi konusudur. Tesisine GES kuran bir işletme, şebekeden çektiği elektriği minimuma indirerek faturalarında yüzde 70 ila yüzde 90 arasında somut bir tasarruf sağlar. Bu durum bilançolara iki temel kanaldan yansır: Birincisi, operasyonel giderler (OPEX) kalıcı olarak düşer ve FVAÖK (FAVÖK) marjlarında ciddi bir artış elde edilir. İkincisi ise şebeke elektriğinde yaşanabilecek zam dalgalanmalarına karşı uzun vadeli bir finansal kalkan oluşturularak ürün maliyetlendirmesinde öngörülebilirlik kazanılır.

​Teknolojik gelişmelerle düşen ekipman maliyetleri ve yükselen elektrik tarifeleri, amortisman sürelerini tarihi seviyede aşağı çekti. Günümüz şartlarında sanayi ölçekli bir GES yatırımı kendisini ortalama 3 ila 4.5 yıl gibi kısa bir sürede amorti ediyor.

​Sistemlerin 25 yılı aşan ekonomik ömrü düşünüldüğünde, 4. yıldan itibaren üretilen tüm elektrik doğrudan net kâr hanesine yazılıyor. Bu geri dönüş süresi, finansal açıdan sanayici için son derece cazip bir Yatırım Getirisi (ROI) oranı sunmaktadır.

​Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği kapsamındaki mahsuplaşma mekanizması sayesinde, üretimin durduğu hafta sonu veya tatil günlerinde üretilen enerji şebekeye verilir. Saatlik olarak tüketimle üretim mahsuplaşır; eğer üretim fazlası varsa bu enerji elektrik dağıtım şirketine satılarak doğrudan ek nakit girdisi sağlanır. Bu da fabrikanın çarkları dönmese dahi pasif bir gelir akışı yaratarak nakit akış yönetimine ciddi bir esneklik katar. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), ihracatçımız için artık bir vizyon tercihi değil, pazarda kalabilme şartıdır. GES yatırımı yapmayan firmalar, ihraç ettikleri ürün başına yüksek karbon vergileri ödeyerek maliyet avantajını kaybedecek. Daha da kritiği, Avrupalı ana alıcıların yeşil tedarik zinciri kriterlerine uyamadıkları için pazar kaybı riskiyle karşılaşacaklar.İhracatçılarımıza çağrımız net: GES projelerini bir “maliyet” değil, uluslararası pazardaki rekabetçiliğinizi koruyan stratejik bir “öz sermaye koruma aracı” olarak görün. Çatınıza kuracağınız her panel, sınırda ödeyeceğiniz cezai vergi yükünü ortadan kaldıracaktır.

​TEK Enerji olarak 2015 yılından bu yana Türkiye'den Avrupa ve Orta Asya'ya uzanan geniş bir coğrafyada anahtar teslim GES projeleri geliştiriyoruz. Türkiye'de ilk Yap-İşlet-Devret (BOT) modelini hayata geçiren firma olmanın yanında; endüstriyel çatılar, arazi projeleri, depolamalı hibrit sistemler ve verimliliği artıran otomatik panel yıkama teknolojilerimizle sanayicimizin enerji dönüşümüne uçtan uca rehberlik ediyoruz.

​Sektörün çok hızlı büyümesine bağlı olarak öncelikli sorunumuz trafo kapasite yetersizlikleri ve bağlantı çağrı mektubu süreçlerindeki bürokratik gecikmelerdir. Çözüm olarak şebeke altyapısının hızla modernize edilmesi ve öz tüketime dayalı projelere kapasite tahsislerinin esnetilmesi gerekiyor.

​Diğer bir konu ise nitelikli teknik personel eksikliği. Sahada yüksek gerilim ve otomasyon alanında yetişmiş ara eleman ihtiyacını karşılamak adına meslek liseleri ve üniversitelerle sektör odaklı sertifikasyon programları artırılmalıdır. Ayrıca, yüksek faiz ortamında sanayicinin yeşil dönüşüme erişimini kolaylaştıracak düşük faizli "Yeşil Finansman Kredileri" teşvik edilmelidir.

Bursa bir sanayi devi ancak eski fabrika binalarının çatı taşıyıcı statik limitleri bazen kuruluma engel oluşturuyor. Bu durumu aşmak için Bursa Organize Sanayi Bölgeleri (OSB) bünyesinde ortak trafo altyapıları kurulmalı ve çatı alanı yetersiz olan sanayiciler için OSB dışı "arazi GES" (uzak saha öz tüketim) tahsis süreçleri hızlandırılmalıdır. Ayrıca kentteki Sanayi ve Ticaret Odaları öncülüğünde sanayiciye özel teknik ve finansal danışmanlık birimleri aktif hale getirilmelidir.

Yeşil dönüşüm bir tercih değil, sanayimizin geleceğini teminat altına alma hamlesidir. Kendi enerjisini üreten bir sanayi, hem maliyet baskılarından kurtulur hem de karbonsuzlaşan yeni dünya ticaretinde liderliğe oynar. Geleceğin enerjisini bugünden inşa etmek isteyen tüm yatırımcılarımızı bu dönüşümün parçası olmaya davet ediyoruz.

Murat Kılıç

Sunvital Enerji Yönetim Kurulu Başkanı

GES’ler yatırımcılarına ek gelir sağlayabiliyor

Firmaların giderlerini sabit ve değişken giderler olarak ikiye ayırırsak, elektrik giderlerini “değişken giderler” tablosuna yazabiliriz. Elektrik giderleri kur, enflasyon, yerel/küresel konjonktürler vb gibi bütüncül etmenlerden etkilenmesinin yanı sıra anlık elektrik tüketim verilerine göre de değişiklik gösteren bir maliyet kalemidir. Bu nedenledir ki öz sermaye, kredi, leasing vb gibi enstrümanlarla finansman sağlayabilme yetisi olan firmaların GES (Güneş Enerji Santrali) yatırımı yapmaları hem finansal hem de ticari açıdan önemli bir avantaj sağlamaktadır. Endüstriyel çatılara ve arazilere uygulanan GES projelerinin kendini amorti etme sürelerinin ortalama 5 seneler olduğunu ve bazı panel firmalarının 25 yıl performans garantisi verdiğini de düşünürsek GES yatırımlarının rantabl yatırımlar olduğunu rahatlıkla dile getirebiliriz. Ana amacı firmaların öz tüketimlerini karşılamak olan lisanssız GES projeleri ayrıca mevzuatın izin verdiği oran ve sürede fazla üretilen elektriği dağıtım firmasına satma hakkına da sahiptir. Bu yönüyle GES projeleri, yatırımcı firmaları elektrik maliyetinden kurtarabilme yeteneği yanında, satış ile ek gelir kaynağı da yaratmaktadır.

Teknolojinin gelişmesi, hücre ve panel sektörüne yeni oyuncuların girmesi ve global üreticilerin üretim hacimlerini arttırması gibi etkenler panel fiyatlarında ciddi gerilemelere olanak sağladı. Bu da firmaların ilk yatırım maliyetlerinin azalması ve GES projelerinin kendilerini amorti etme sürelerinin düşmesi gibi yatırımcı lehine sonuçlar doğurdu.

GES sektöründe yatırımcı lehine yaşanan bu gelişmelerin yanında elektrik birim fiyatlarındaki artış ve gelecekteki artış beklentileri firmaların GES yatırım kararı almalarında önemli rol oynamaktadır. Az önce de bahsettiğim üzere GES geri dönüş sürelerinin 5 yıllar civarında olması ve elektrik üretim sürelerinin ise 25 – 30 yıllar civarında olması firmaların yatırım kararlarını doğrudan etkilemektedir. Yatırım kararı alan firmalar gelecekte önemli maliyet kalemlerinden biri olan elektrik giderlerini maliyet kalemlerinden çıkarmakta ve hatta fazla elektrik üretme kapasitesi olan yatırımlar sayesinde ek gelir de sağlamaktadırlar.

Lisanssız GES mevzuatı firmaların öz tüketimlerini karşılaması amacıyla hazırlanmış bir mevzuat. Belki de bunun yanında trafo ve hatlarda oluşabilecek aksaklıklara da bir çeşit dolaylı önlem olsun amacıyla geçtiğimiz süreçte bir değişikliğe gidildi. İhtiyaç fazlası enerjinin, mevzuatın izin verdiği oran ve sürede dağıtım firmasına satılması, saatlik mahsuplaşmayla ilişkilendirildi. Bu değişiklik GES yatırımcıları için beklenmedik bir değişiklik olsa da fazla elektriğin satışının halen karlı durumda olması yatırım taleplerini düşürmedi.

Dolayısıyla elektrik maliyeti yükünden kurtulma faydası, firmalar için halen çok yüksek bir finansal girdi olarak hesaplanıyor. Bunun yanında üretilen fazla elektriğin satışı da finansal katma değer olarak nakit atış tablolarında yerini almaya devam ediyor.

Özellikle Avrupa Birliği ülkelerine yapılan ihracatlar için getirileceği ifade edilen ve sınırda karbon vergisi olarak adlandırılan yaptırımlar firmaların üretim maliyetlerine ek bir yeni maliyet kalemi olarak ortaya çıkacak. GES projeleri şimdiye kadar anlattığım tüm finansal faydaların yanında ek bir maliyet artışının da önüne geçmiş olacak. Özellikle düşük kar marjları ile global pazarda rekabet eden ulusal firmalarımız bu bahsedilen sınırda karbon vergisinden GES yatırımları sayesinde bu maliyet baskısını azaltacak ve rekabet gücünü arttıracaklar. Yani bahsi geçen ihracatlarda GES yatırımı olan firmalar GES yatırımı olmayan firmalara karşı daha yüksek karlarla rekabete girmiş olacak.

Biz Sunvital Enerji olarak, bu röportajın kendine özgü biraz mevzuatsal ve biraz da finansal konusu dışında, işin insanı yönünü de unutmadan “daha iyi bir gelecek” mottosuyla çalışıyoruz. Kurulduğumuz 2013 yılından bugüne, tek işimiz olan GES projelerini en iyi mühendislik ile kurguluyor ve sonuçlandırıyoruz. Kurulum aşaması ve sonrasında yatırımcılarımıza maksimum faydayı sağlayacak markalarla iş birliği yapıyoruz. İyi mühendislik, kaliteli ürün, doğru iş takibiyle en iyi hizmeti sunmaya çalışan bir ekibiz.

Enerji sektörü, özellikle yenilenebilir enerji sektörü, ülkelerin yarınlarına hem doğal kaynaklar açısından hem de kendi kendine yetebilirlik açısından önemli katkılar verecek çok mühim bir sektör. Bunun için hem sektöre katkı sağlayan bizim gibi firmaların hem de özellikle GES yatırımı yapma isteğinde olan yatırımcıların süreç, mevzuat ve ekonomik olarak önünün açılması ulusal fayda sağlayacaktır.

Daha en baştan trafo kapasitelerinin yeterli seviyede olmaması yatırımcının, bizim gibi sektör paydaşı firmalarının ve tabi ki ülkemizin enerji geleceğinin önüne en büyük seti koymaktadır. Daha yaşanabilir bir dünya için, ulusal gelişmişlik için, enerji konusunda dışa bağımlılığın mümkün olduğunca azaltılması için, firmaların daha rekabetçi koşullarda yarışabilmesi için, elektrik maliyetlerinden kurtulmak için ve en sonunda çocuklarımıza daha yaşanabilir yarınlar bırakabilmek için sektörümüzü en üst seviyelere taşımamız gerekiyor.

Kapasiteler dışında başvuru süreçlerinin uzun sürmesi de sektörde optimize edilmesi gereken bir konu. Başvuru süreçlerinin uzun sürmesi hem zaman kaybına hem yatırım kararı ile yatırım izni çıkması arasındaki zamanda oluşabilecek maliyet farkı riskine neden olmaktadır.Teşvikler, hibeler, fazla üretilen elektriğin satışı vb gibi konularda yatırımcı lehine atılacak adımlar yenilenebilir enerji sektörünün gelişmesine, yenilenebilir enerji sektörünün gelişmesi de ülkemizin yarınlarının garanti altına alınmasına katkı sağlayacaktır.

Baştan sona konuştuğumuz tüm konular ulusal ve dolayısıyla bölgesel GES yatırımlarına katkı sağlayacak nitelikte konulardır. Biz güneş verimliliği GES yatırımlarına oldukça uygun bir coğrafyada yaşıyoruz. Yenilenebilir ve güçlü bir kaynak olan güneşi yurdumuz ve dünyamız için bitmeyen bir enerji kaynağına dönüştürmek için tüm iyi niyetimizle projeler üretmeli, teknolojik gelişmelere ayak uydurmalı, gerekli altyapıyı oluşturmalı ve kamusal destekler ile yatırımları teşvik etmeliyiz.

Açıklanan verilere göre ortalama 2.741 saat güneşlenme süresi ve metrekare başına ortalama 1.527- kWh güneş ışınımı ile yüksek potansiyele sahip bir “güneş” ülkesiyiz. Bu potansiyelimizi değerlendirmek, ulusal firmalarımızın maliyetlerini düşürmek, global piyasada daha fazla rekabet gücüne sahip olmalarını sağlamak, elektrikte dışa bağımlılığa son vermek ve en ama en önemlisi çocuklarımıza daha yaşanabilir bir dünya bırakmak için gerekli yetilere sahibiz. Bu yetilerimizi doğru kullanıp dünyada yenilenebilir enerji sektöründe öncü ülkeler arasına girip yarınlarımıza güzel bir miras bırakabiliriz.

Ayben Günak

Base3 Tech CEO

Teknolojideki kolaylık GES’leri cazip kılıyor

Enerji artık işletmeler için yalnızca ödenmesi gereken aylık bir fatura değil. Özellikle üretim yapan firmalarda doğrudan maliyetleri, fiyatlama politikasını ve rekabet gücünü etkileyen çok önemli bir kalem haline geldi. Enerji fiyatlarındaki her hareket, aslında üreticinin maliyet tablosuna doğrudan yansıyor.

Tabii burada her işletme için “şu kadar tasarruf sağlar” şeklinde tek bir oran vermeyi doğru bulmuyorum. Firmanın tüketim profili, üretimin hangi saatlerde yoğunlaştığı, kurulu güç, santralin bulunduğu bölge, panel ve inverter seçimi, saha koşulları ve sistemin ne kadar verimli işletildiği sonucu değiştiriyor.

Bizim teknoloji tarafında özellikle üzerinde durduğumuz konu da tam olarak bu: Santrali kurmak kadar, kurduktan sonra onu doğru takip etmek gerekiyor. Çünkü üretilmesi gereken enerjiyle gerçekten üretilen enerji arasında bir fark oluşuyorsa, bunun nedenini hızlı şekilde görebilmelisiniz. Biz B3Tek olarak geliştirdiğimiz dijital çözümlerle santralin üretimini, performansını ve olası kayıpları görünür hale getirmeye çalışıyoruz. Çünkü ölçemediğiniz bir şeyi iyileştirmeniz de çok zor.

Enerji giderinin daha öngörülebilir hale gelmesi, şirketin maliyetlerini yönetebilmesi ve geleceğe dönük bütçe oluşturabilmesi açısından da ciddi bir avantaj sağlıyor. Ben yatırımın geri dönüşünü yalnızca amortisman süresi üzerinden değerlendirmemek gerektiğini düşünüyorum. Santral geri dönüş süresini tamamladıktan sonra da yıllarca elektrik üretmeye devam eden bir varlık. Yani siz aslında yalnızca bugünkü elektrik faturanızı azaltmıyorsunuz; önümüzdeki yıllardaki enerji maliyetinizin bir bölümünü de bugünden kontrol altına alıyorsunuz.

Bizim yazılım yoluyla çalışan dijital takip sistemlerinin amacı da yatırımcının santralinden mümkün olan en yüksek verimi almasına yardımcı olmak. Sanayide tüketim hiçbir zaman düz bir çizgide ilerlemiyor. Hafta sonları, resmî tatiller, vardiya değişiklikleri, bakım dönemleri veya üretimin yavaşladığı zamanlar olabiliyor. Güneş ise o sırada üretmeye devam ediyor. Bu nedenle doğru projelendirilmiş bir GES’te yalnızca yıllık toplam tüketimi değil, işletmenin saatlik ve dönemsel tüketim karakterini de iyi analiz etmek gerekiyor.

Mevzuatın ve bağlantı modelinin izin verdiği koşullarda ihtiyaç fazlası üretimin değerlendirilmesi işletmeye ek bir ekonomik değer sağlayabiliyor. Fakat bana göre asıl önemli nokta, enerjiyi üreten şirketin artık tüketimini ve üretimini çok daha bilinçli yönetmeye başlaması. Biz dijital tarafta bunu çok net görüyoruz. Veriyi önünüze koyduğunuzda hangi saatte ne kadar tükettiğinizi, santralin ne ürettiğini ve nerede kayıp yaşandığını görmeye başlıyorsunuz. Böylece enerji yönetimi muhasebenin ay sonunda baktığı bir faturadan çıkıyor, günlük yönetilebilen bir işletme parametresine dönüşüyor. Önümüzdeki dönemde depolama teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte bu yönetimin çok daha önemli hale geleceğini düşünüyorum.

Bursa gibi ihracatın ve sanayi üretiminin güçlü olduğu bir şehirde bu konuyu yalnızca çevresel hassasiyet başlığı altında konuşamayız. Bu artık doğrudan regülasyon meselesi. Avrupa’ya ihracat yapan şirketlerden önümüzdeki dönemde yalnızca kaliteli ve uygun maliyetli ürün beklenmeyecek. O ürünün hangi enerjiyle üretildiği, üretim sırasında ne kadar karbon salındığı ve bu verinin ne kadar sağlıklı ölçülebildiği de giderek daha fazla önem taşıyacak. GES de bu dönüşümün önemli araçlarından biri. Ancak tek başına panel kurmakla iş bitmiyor. Ürettiğiniz temiz enerjiyi ölçebilmeniz, kayıt altına alabilmeniz ve gerektiğinde raporlayabilmeniz gerekiyor. Teknoloji şirketi olarak bizim konuya baktığımız noktalardan biri de bu.Karbonun giderek ekonomik bir karşılığının oluştuğu dünyada, temiz enerji yatırımını yalnızca gider olarak görmek yerine şirketin gelecekteki rekabet gücüne yapılan yatırım olarak değerlendirmek gerekiyor.

Karbon ayrıca emtia olma rolüyle tokenize edilen, sertifikasyon modeli ile Blokchain Teknolojisinde ve finansmanında varlık aracı olarak kullanılan somut bir birim haline geldi. Bu konu bizim için önemli. Bir yazılım şirketi olarak bizim ana çıkış noktamız Blockchain eksenine uyarlayabildiğimiz değerli bir çalışma oluyor. Base3 Tech olarak biz, GES’e sadece panel, inverter ve elektrik üretiminden oluşan fiziksel bir yatırım olarak bakmıyoruz. Bizim için santralin bir dijital tarafı var.

Bu alanda geliştirdiğimiz “Kaptan” ile GES’lerin üretim ve performans verilerini dijital ortamda takip etmeyi, oluşabilecek kayıpları daha erken fark etmeyi ve yatırımcıya santralinin gerçek durumunu daha anlaşılır biçimde gösterebilmeyi hedefledik. Kaptan Enerji takip ve tahminleme yazılımı ile yürüttüğümüz çalışmalar da bu anlamda bizim için çok değerli. Sahadaki enerji tecrübesiyle bizim yazılım ve teknoloji kabiliyetimizi bir araya getiriyoruz. Bir tarafta santralin kurulumu ve işletme gerçekliği var, diğer tarafta o santralden sürekli akan çok kıymetli bir veri var. Biz bu iki dünyayı birbirine yaklaştırmaya çalışıyoruz. Bizim hedefimiz yatırımcıya onlarca karmaşık ekran göstermek değil. Kesintisiz bir kolaylık ve somut destek sağlamak.Mevzuat ve izin süreçlerinin yatırımcı açısından daha sade, öngörülebilir ve mümkün olduğunca dijital hale gelmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Yatırımcı bir projeye başladığında önündeki süreci, süreleri ve sorumlulukları net biçimde görebilmeli.Çok karşılaştığım bir durum ise; manuel yöntemlerde eski usul veri toplamaya alışkın ve dijital dönüşüme direnç gösteren eksik vizyon.

Üçüz dönüşüm uygulamalarının entegrasyonunu kolaylıkla mümkün kılan bir dünyada, değişime direnen yetkililileri görmek son derece üzücü. Bursa bu konuda çok önemli bir potansiyele sahip. Çünkü bir tarafta güçlü bir sanayi altyapımız, diğer tarafta yüksek enerji tüketimimiz var. Otomotivden tekstile, makineden gıdaya kadar çok geniş bir üretim ekosisteminden söz ediyoruz. Bence Bursa’da öncelikle GES’e ilişkin doğru fizibilite ve finansman imkanlarının daha ulaşılabilir hale getirilmesi gerekiyor. Özellikle yatırım yapmak isteyen ancak ilk yatırım maliyeti nedeniyle bekleyen işletmeler için uygun finansman modelleri önemli. Organize sanayi bölgelerinin de bu dönüşümde çok güçlü bir rol üstlenebileceğini düşünüyorum. Ortak projeler, enerji verimliliği programları, depolama çözümleri ve dijital enerji yönetimi konusunda OSB ölçeğinde yapılabilecek çok şey var. Bunu uygulayan ilk Yeşil Osb örneği Nosab. Kendilerini kutluyor, örnek oluşturması yönüyle başarılarının devamını diliyorum.

Bursa’nın ayrıca önemli bir teknoloji ve insan kaynağı var. Biz neden yalnızca GES kuran bir şehir olalım? GES’in yazılımını, enerji yönetim sistemini, veri analitiğini ve teknolojisini geliştiren şehirlerden biri de olabiliriz. Ben Bursa açısından esas fırsatın burada olduğunu düşünüyorum.

Enerji dönüşümünü konuşurken bazen konuyu yalnızca panel sayısına veya kurulu güce indirgediğimizi düşünüyorum. Oysa bundan çok daha büyük bir dönüşümün içindeyiz. Geleceğin fabrikasında enerji üreten sistemler, depolama, makineler, sayaçlar ve yazılımlar birbiriyle konuşacak. Yönetici yalnızca ay sonunda elektrik faturasını görmeyecek; fabrikasının enerjisini anlık olarak yönetebilecek. Ben bir teknoloji şirketinin yöneticisi olarak bu alanın en heyecan verici tarafını burada görüyorum.

Güneşten elektrik üretmek çok kıymetli. Ama o enerjiyi akıllı yönetmek, kayıpları azaltmak, veriyi doğru okumak ve iyileştirmek, maliyet optimizasyonu sağlamak, işletmenin karar mekanizmasının bir parçası haline getirmek en az üretmek kadar kıymetli. Base3 Tech olarak bizim yaptığımız iş de tam olarak bu. Kaptan Enerji ile birlikte sahadaki enerji tecrübesini teknolojiyle buluşturup, yatırımcıya sadece çalışan bir santral değil, ne yaptığını bildiği ve performansını her an görebildiği akıllı bir enerji yatırımı sunmak istiyoruz. Çünkü artık mesele yalnızca enerji üretmek değil; enerjiyi ölçmek, anlamak ve doğru yönetmek.