Sanayide dijital dönüşüm çalışmalarında en sık karşılaşılan sorunlardan birinin, mevcut süreçler iyileştirilmeden doğrudan dijital ortama aktarılması olduğu belirtildi. Verimsiz veya hatalı iş süreçlerinin dijital sistemlere taşınmasının sorunları ortadan kaldırmadığı, aksine daha görünür hale getirdiği ifade edildi. Bu nedenle dijitalleşme öncesinde süreç analizlerinin yapılmasının kritik önem taşıdığı kaydedildi.
Veriyi yöneten işletmeler öne çıkacak
Etkinlikte öne çıkan başlıklardan biri de veri yönetimi oldu. Günümüzde işletmelerin büyük miktarda veri topladığı ancak asıl önemli olanın bu veriyi anlamlı bilgiye dönüştürerek karar süreçlerinde kullanabilmek olduğu belirtildi. Üretimden kalite yönetimine, bakım faaliyetlerinden tedarik zincirine kadar birçok alanda veri analitiğinin işletmelere önemli avantajlar sağladığı vurgulandı. Yapay zekâ uygulamalarının başarılı olabilmesi için ise öncelikle güvenilir ve kaliteli veri altyapısının oluşturulması gerektiği ifade edildi. Veri standardizasyonu ve süreç olgunluğu sağlanmadan gerçekleştirilen yapay zekâ yatırımlarının beklenen sonuçları vermekte zorlanabileceği kaydedildi.
Üretken yapay zekâ fabrikalara giriyor
Sanayide son dönemin en dikkat çekici gelişmelerinden biri olan Üretken Yapay Zekâ (Generative AI) ve Ajan Yapay Zekâ (Agentic AI) uygulamaları da etkinliğin önemli gündem maddeleri arasında yer aldı. Yeni nesil yapay zekâ sistemlerinin yalnızca metin veya ses verileriyle değil; görüntü, sensör verileri ve robotik hareketleri de aynı anda analiz edebildiği belirtildi. Bu sistemlerin üretim sahalarında oluşabilecek arızaları önceden tahmin etmekle kalmayıp, sorunların kök nedenlerini analiz ederek çözüm önerileri geliştirebildiği ifade edildi. Yapay zekâ destekli simülasyon teknolojilerinin ise olası riskleri henüz ortaya çıkmadan tespit ederek işletmelere önemli maliyet avantajları sağladığı vurgulandı. Uzmanlar, tüm teknolojik gelişmelere rağmen insan deneyimi ve denetiminin üretim süreçlerinde kritik önemini korumaya devam edeceğinin altını çizdi.
İletişim Yazılım'dan dijital dönüşüme rehberlik
Bursa Podyum Davet'te gerçekleştirilen "Akıllı Fabrika Dönüşümü: MES, BPM ve Yapay Zekâ ile Entegre Çözümler" etkinliği sanayiciler ve sektör temsilcilerinden yoğun ilgi gördü. Programın açılış konuşmasını İletişim Yazılım Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Hatunoğlu gerçekleştirdi. Etkinlik kapsamında Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Metin Bilgin, "Fabrikaların Dijital Beyni: AI ve NLP" başlıklı sunumunda yapay zekâ ve doğal dil işleme teknolojilerinin üretim tesislerindeki kullanım alanlarını anlattı. İletişim Yazılım Satış ve Pazarlama Direktörü Çağla Karayel Şen ise "ManageMind BPM ve Process Compass ile EFQM Uygulamaları" başlıklı sunumunda iş süreçleri yönetimi ve süreç mükemmelliği uygulamalarına ilişkin bilgiler paylaştı. Sürdürülebilirlik başlığında gerçekleştirilen oturumda ise Uludağ Üniversitesi'nden Doç. Dr. Efsun Dindar ve EBTM Proje Yöneticisi Nazlı Z. Şahnaoğlu, "Veriye Dayalı Karbon Yönetimi ile Sürdürülebilir Rekabet" konusunda değerlendirmelerde bulunarak karbon ayak izi yönetimi ve çevresel performansın işletmeler açısından giderek artan önemine dikkat çekti. Programda ayrıca dijital dönüşüm uygulamalarını başarıyla hayata geçiren firmaların deneyimleri de paylaşıldı. Marmarabirlik Bilgi Teknolojileri Müdürü Ahmet Kurt, kurumun dijitalleşme yolculuğunu ve elde ettiği kazanımları aktarırken, Bekamak Ar-Ge Uzmanı Yunus Emre Kınacı da firmanın teknoloji yatırımları ve dijital dönüşüm süreçlerine ilişkin bir başarı hikâyesi sundu. İletişim Yazılım, üretim sektörüne yönelik geliştirdiği MES (Üretim Yürütme Sistemi), BPM (İş Süreçleri Yönetimi) ve yapay zekâ destekli çözümleriyle işletmelerin dijital dönüşüm süreçlerine katkı sağlamayı sürdürüyor. Üretim verilerinin anlık olarak izlenmesi, süreç performansının artırılması, kaynak kullanımının optimize edilmesi ve karar alma mekanizmalarının güçlendirilmesine yönelik çözümler sunan firma, sanayide verimlilik ve sürdürülebilirlik odaklı dönüşümün yaygınlaşmasına destek oluyor.
Tuncer Hatunoğlu
İletişim Yazılım YKB
Dijital dönüşüm sadece proje değil
Bugün Bursa'da bu etkinliği düzenliyor olmanın bizim için ayrı bir anlamı var. Çünkü Türkiye'nin önemli üretim merkezlerinden biri değil sadece Bursa. Bursa aynı zamanda gerçekten, benim de gözlemlerimle, dijital dönüşümün, sanayideki dönüşümün, inovasyonun öncü merkezlerinden biri.
Biz İletişim Yazılım olarak, 32 yıl önce Bursa'dan çıktığımız bu yolculukta, artık Türkiye'nin birçok ilinde MES dediğimiz Manufacturing Execution System'ın kısaltılması üretim yürütme sistemleri, BPM dediğimiz Business Process Management'ın kısaltılması süreç yönetimi yazılımlarını geliştirdik. Bugün de yapay zekâ teknolojisi ile bu çözümlerimizi güçlendirmeye çalışıyoruz.
Bugün MES ve BPM çözümleri aslında işletmelerin dijital altyapısını güçlendiren sistemler. Üretim sahasından, üretimi üst yönetime kadar tüm süreçlerinin görünür, izlenebilir olmasını sağlayan sistemler. Ve biz artık sadece yazılım üreten bir şirket olarak görmüyoruz kendimizi. Veriye dayalı yönetim kültürünün sahaya inerek; dijital dönüşümün ölçülebilir verimliliğe, maliyet avantajına ve sürdürülebilir rekabet gücüne kavuşmasını sağlamak istiyoruz işletmelerin veriye dayalı yönetim anlayışıyla ve birlikte çalıştığımız işletmelerin daha iyi, daha kaliteli üretmelerine, daha düşük maliyetle üretmelerine ve doğru karar almakla ilgili süreçlerine destek olmaya çalışıyoruz. Yani sürdürülebilir büyüme için işletmedeki tüm veriyi bir blok halinde, bir güç halinde getirmeye çalışıyoruz.
Ben 44 yıldır bu sektörün içerisindeyim. 44 yıllık deneyimimle şunu söyleyebilir bin bir teknoloji firması olarak kesinlikle altını çizerek söylemek istiyorum ki; işletmeleri başarıya götüren sadece teknolojik yatırımları olmadığını söylemek isterim. Bir kere işletmelerin doğru strateji uygulamaları, ölçülebilir hedefler koyabilmeleri, iyi yönetilmiş süreçlerinin olması, etkin kullanılan verisi ve her şeyden önemlisi, ortak amaca kilitlenmiş insan kaynakları bence işletmeleri başarıya götüren en önemli unsurlar.
Bu nedenle dijital dönüşüme yalnızca bir teknoloji projesi olarak görmek bence büyük bir yanılgı oluyor. Yönetimin, kültürün, liderliğin ve rekabetçiliğin dönüşümü olarak görmemiz gerekiyor.
Bir kere, bildiğiniz gibi istatistikler şunu söylüyor, özellikle uluslararası yapılıyor, Türkiye'de pek bu istatistikler yok: Dijital dönüşümü yapan işletmeler, yatırımlarını yaparlarken, yola çıkarlarken bir para harcıyorlar; bunun dönüşümünü istedikleri seviyede alamıyorlar. Operasyonel verimliliği, çalışan memnuniyetini ve müşteri deneyimlerini istediği seviyeye getiremiyorlar. Bunun nedenini ben, biraz sonra sıralamaya çalışacağım düşüncelerimle, dijital dönüşüm tuzaklarında görüyorum. Yani özetlersek; bugün size bu anlatacaklarımızın ötesinde, sadece bunları almak yetmiyor, işletmelerimizi bu şekilde yönetmemiz, bu şekilde bu dönüşüm, dijital dönüşüm projelerini yönetmemiz gerekiyor. Yani dijital dönüşüm süreçlerin, yönetim anlayışının, kurum kültürünün, karar mekanizmalarının yeniden tasarlanmasını gerektiren kapsamlı bir dönüşüm aslında.
Şimdi bu tuzaklar neler derseniz; birincisi, teknolojiyi hedef haline getirmek diyorum. Yani işletmenin gerçek hedefi o teknolojiyi yakalamak değil; işletmenin gerçek hedefi stratejik yönetiminde kayıtlıdır. Stratejik olarak belirlediği hedefler ve süreçlerle belirlediği hedeflerde gizli. Bu hedeflere ulaşmak için teknoloji bir araç; teknolojiyi amaç olarak görmememiz gerekiyor.
İkinci tuzak, süreçlerimizi iyileştirmeden dijitalleşmek. Şimdi bütün bunu siz aldığınız bir yazılımdan beklediğiniz zaman yanılıyoruz. Ne yapıyoruz? Mevcut geçmişteki birtakım formlarla, onay mekanizmalarıyla çalıştıklarımızı eğer biz dijitalleştirdik deyip e-mail sistemine aktararak, dönüştürerek, kişilerin haberdar olmasını sağlayarak bir "dijitalleştik" diyorsak; bilin ki problemlerinizi daha hızlı karşılaşacak hale getirmiş oluyorsunuz. Sonuç olarak şunu söyleyebilirim: Demek ki bir dijital dönüşüm projesine başlamadan önce mutlaka önce süreçlerimizi gözden geçirmeli ve bunları sadeleştirmeliyiz. Sonra, olgunluğuna inandığımız süreçleri dijitalleştirmeniz gerekiyor. Evet, ikinci tuzağı böyle görüyorum.
Üçüncü tuzak, veriyi bilgiye ve karara dönüştürememek. Evet, işletmelerde artık birçok veri var; bu verileri topluyoruz, raporluyoruz, andon ekranlarına koyuyoruz, her an her yerde bütün veriyi görüyoruz. Ama gerçekte acaba bu veriyi karar alma süreçlerinde, ani bir değişiklikte, iyileştirme projesinde ne kadar kullanabiliyoruz, bu veri bizi ne kadar destekleyebiliyor, sadece veriyi süreçlerimizi yönetirken mi kullanıyoruz, karar almada kullanabiliyor muyuz? Zaten karar almada kullanmaya karar verdiğinizde doğru veriye, temiz veriye ihtiyaç duyacaksınız. O zaman sisteme zaten daha fazla sahip çıkacaksınız. Dolayısıyla üçüncü tuzağı da böyle görüyorum.
Dördüncü tuzak, insan faktörünü göz ardı etmek. Burada bizim yazılımcılara da çok iş düşüyor. Bir kere, kullanımı zor sistemleri biz kullanıcıların önüne getirdiğimiz zaman ekranların karmaşası nedeniyle ve de o kişinin üzerindeki operasyonel yükler nedeniyle kişi hemen yan yollara sapmaya çalışıyor. Ya bir Excel'e geçiyor ya bir kağıt kaleme gene geçiyor. Dolayısıyla o süreci dijitalleşmesini engelliyor ve deliyor. Demek ki o zaman üzerimize düşen şey sadece "İlle de bunu yapacaksın," demek değil; kullanıcının deneyimini ve feedback'ini çok iyi göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Bunu yapmadığınız sürece o operasyon yükü nedeniyle kolay yollara kendisi sapmaya çalışacaktır. Bunu ortadan kaldırmamız lazım.
Beşinci öngördüğüm tuzak, dijital dönüşümü sadece bir IT projesi olarak görmek. Bu da önemli yanlışlarımızdan biri. Sadece bir program alarak işletmeye almaktan bahsetmiyoruz. Eğer dijital dönüşüme biraz evvel saydığım şekilde ele alıyorsak, o zaman üst yönetimin liderliğinde bir dijital dönüşüm komitesine ihtiyaç var. Bu komitenin içerisinde insan kaynakları da olacak, satış da olacak, üretim de olacak, kalitelerce de olacak, bütün operasyonel süreçleri yönetenler bu işin içinde olacak ve bu dijital dönüşüme inanıyor olacaklar. Ancak bu şartlar altında bu dönüşüm gerçekleştirilebilir.
Son olarak söyleyeceğim tuzak da son yılların en popüler konusu yapay zeka ile ilgili. Yapay zeka uygulamalarında ben bir strateji eksikliği görüyorum. Şöyle ki; bunu bir teknolojik bir araç olarak görmemiz gerekiyor ve bu teknolojik araç inanın ki öncelikle sağlam, temiz bir veriye ihtiyaç duyuyor. Eğer siz basit, sadece elinizdeki bir öngördüğünüz bir veriyle bunu yaptığınız zaman sizi çok yanlış yerlere de sürükleyebilir. Bunun önüne geçebilmek için dijital yani yapay zeka projesine başlamadan evvel ben data analytics diye bir konsepti, daha fazla uzatmayayım ama, bölümünü oluşturmanızı ve dijital dönüşümün bir parçası olan bu yapay zekada, yapay zeka ile ilgili de kendinize doğru bir strateji uygulamanızı öneriyorum. Veri kalitesi, süreç standardizasyonu ve yönetim mekanizmalarını yeterince olgunlaştırmadan bir yapay zekâ projesine geçmek bence işletme için az bilen bir insandan çok şey beklemek gibi bir şey oluyor.
Bu altı tane tuzağın haricinde ben bir de karbon yönetiminden söz etmek istiyorum. Bildiğiniz gibi artık önümüzdeki günlerin önemli konularından birisi de karbon yönetimi. Karbonunu yönetmeyen işletmeler rekabetçilikte mutlaka geri kalacaklar. E karbon yönetimi dediğimiz şey de veriyle olmak zorunda. Dolayısıyla dijitalleşmenin çok farklı bir şeyi değil; neticede dijitalleşmeyen bir işletme karbonunu da yönetemez.
Önümüzdeki günlerde fiyat listelerinizde ürünlerinizin sadece fiyatları değil, karbon değerlerini de ifade edeceksiniz. Bazı ürünleriniz pahalı ama daha düşük karbonluysa müşterileriniz bunu tercih etmeye başlayacak. Dolayısıyla siz bu fiyat mekanizmanızı oluştururken sahadaki karbonunuzu ölçemiyorsanız, yönetemiyorsanız, iyileştiremiyorsanız rekabette mutlaka geri kalacaksınız. Bu nedenle dijital dönüşüm, yapay zekâ ve sürdürülebilirlik artık birbirinden ayrı konular değil; bu işler bir bütün. Hepsi aynı dönüşüm yolculuğunun birer parçası.
Gerçekte dönüşüm teknolojiyi merkezine koymamalı; insanı, süreçleri ve değeri merkeze koymak zorunda. Bunlarla bu işleri, bunlar için yapıyoruz biz bu işleri. Yani sonuçta şunu söyleyebilirim, şunun aklınızda kalmasını isterim: At arabasının üzerine bir motor takarsak otomobil elde etmiş olmayız. Bütün bu teknolojileri satın alırken bunu dikkate almanızı rica ediyorum. Gerçekten bir otomobile sahip olmak istiyorsanız onun bütün parçalarını, oraya nasıl ulaşacağınızı anlamaya çalışın. At arabasına motor takarak bu işi elde edemeyeceğimizden emin olmanızı istiyorum.
Önümüzdeki üç büyük dönüşüm gündemi şunlar olacak: Birincisi dijital dönüşüm, diğeri yeşil dönüşüm bunları biliyorsunuz ve bence en önemlisi de insanın dönüşümü. İşletmelerimizde bu üç dönüşüme de çok önem vermemiz gerekiyor. Kendi işletmemizdeki stratejik yönetimimize göre varmak istediğimiz hedef için nasıl bir organizasyon yapacağız ve bu organizasyondaki pozisyonların hangi yetkinliklere ihtiyacı olacak ve ben bu dönem içerisinde bu yetkinlik açıklarını nasıl tamamlayacağım; bu mutlaka üst yönetimin önemli gündem maddesi olmak zorunda. Ve işletmedeki ekibin dijital yetkinliğini artırmak asli görevlerimizden biri olmalı.

Doç. Dr. Metin Bilgin
Bursa Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi
Yapay zekayla karar verme sürecindeyiz
Endüstri 5.0 çağındayız ve bunun yapay zekâ ile birleşiminden kısaca bahsetmemiz gerekiyor. Endüstri 4.0 daha çok otomasyonun ve nesnelerin interneti dediğimiz, insanı biraz daha dışlayan bir mekanizmayla işliyordu. Artık Endüstri 5.0 ile beraber insanın da içerisinde olduğu ve mevcut yapay zekâ araçlarının karar verici bir mekanizma olmasıyla kolektif bir öğrenmenin, daha doğrusu kolektif bir karar verme sürecinin içerisine girmiş bulunuyoruz. Burada yapay zekâ bizim için çok önemli bir araç. Yapay zekâ dediğimiz takdirde onun birçok alt bileşeni var. Bunlardan bahsedecek olursak; mevcut durumda MES sistemleri ve bunun yanı sıra BPM sistemleri var. Bunlar zaten sizin alanınız. MES sistemi dediğimiz, üretim süreçlerinin tamamını içerisine alan sistemler; BPM dediğimiz ise üretim süreçlerinin dışındaki diğer süreçleri de içerisine alan sistemler olarak düşünülebilir.
Yapay zekâ araçlarının kendi içerisindeki belirli aşamalarından bahsedilebilir ancak geleneksel yapay zekâ sistemleri, mevcut durumda sadece karar veren bir sistem olmaktan çıkmış durumdadır. Artık hayatımızda Generative AI dediğimiz, yani Üretken Yapay zekâ sistemleri var. Dolayısıyla bu sistemler sadece karar vermiyorlar ya da sadece yorumda bulunmuyorlar; verdikleri kararların gerekçelerini veya aldıkları kararların nedenlerini detaylı bir şekilde bizlere açıklamaya başladılar.
Mevcut duruma bakıldığında akıllı üretim dendiğinde; MES'lerin, BPM'lerin ve yapay zekanın bir araya gelerek oluşturduğu bir sistemden bahsediliyor. Üretimde yapay zekâ dediğimizde ise aslında bunun birçok farklı uygulamasını görmek mümkün. Üretimde yapay zekâ süreçlerini; tahmine dayalı bakım faaliyetlerinin yürütülmesinden görüntü işlemeye, gerçek zamanlı üretim planlamasından diğer birçok farklı alana kadar geniş bir yelpazede değerlendirebiliriz. Ancak burada en önemli unsurlardan biri, veri noktasıdır. Hangi işi yapıyorsanız yapın, çok iyi yapay zekâ modelleri de geliştirseniz; bu sistemi kurarken, modeli kurgularken ve modele öğretirken muhakkak elinizde o alanla ilgili muazzam verilerin olması gerekiyor. Tabii ki şu ayrı bir tartışma konusu: Son zamanlarda çıkan veri odaklı sistemlerde, verinin muazzam seviyelerde olması her zaman gerekmeyebilir. İşin yapılacağı domaine göre farklı kıstaslar olabilir ama verisiz hareket edebilme şansına maalesef sahip değiliz.
Biz yapay zekayı kullanarak proseslerin optimizasyonunu sağlayabiliyoruz. Optimizasyon dediğimiz kavram, bildiğiniz üzere bir sistemi daha iyi ya da en iyi hale getirebilmektir. Burada yapay zekâ araçlarının yardımlarıyla, mevcuttaki proseslerin tüm adımlarını sizin yerinize sistem tasarlayabilir, kurgulayabilir ve çok daha iyi hale getirebilir.
Yapay zekâ dendiğinde genellikle sadece görüntü işleme, robotik veya bilgisayarlı görü gibi alanlar gözünüzde canlanabilir. Genellikle de algı böyledir. Ama NLP (Natural Language Processing) dediğimiz, Türkçesi Doğal Dil İşleme olan kavram; aslında bugün kullandığınız üretken yapay zekaların ya da bir başka tabirle LLM'lerin arkasındaki yapıdır. ChatGPT veya Gemini gibi birçok uygulamanın arkasında bu teknoloji yer alır. Yani yapay zekanın doğal dil işleme alanı, günümüzdeki gelişmiş uygulamaların aslında mutfak kısmıdır.
Peki neden NLP çalışmalıyız? Kendimden örnek vermem gerekirse; 2010'lu yıllarda doktora yapmaya karar verdiğimde Yıldız Teknik Üniversitesi'ni seçtim. Sebebi şuydu: O dönem Türkiye'de doğal dil işleme çalışan sadece iki üniversite vardı; İTÜ ve Yıldız Teknik. ODTÜ'de de bir grup vardı. "ODTÜ ve İTÜ bizi aşar, haddimizi bilelim" diyerek Yıldız Teknik'i tercih ettik. Son 4-5 yıla kadar gerek akademik anlamda gerekse piyasadaki firmaların tercihleri anlamında bizler çok fazla tercih edilmiyordu. Çünkü doğal dil işlemeyle ilgili yaptığınız işler Türkçe özelindeydi. Dolayısıyla bu çalışmaları akademik olarak bir dergi makalesine çevirmek ya da piyasada karşılık bulmasını sağlamak oldukça zordu. Genellikle görüntü işleme veya robotik gibi alanlar çok daha popülerdi.
Ancak artık yapay zekâ, dilden bağımsız sistemler geliştirebiliyor. Yani siz ChatGPT ve benzeri sistemler üzerinde herhangi bir dilde soru sorup cevaplar üretebiliyorsunuz. Dolayısıyla artık dilin o bağlayıcı unsuru ortadan kalkmış durumda. Bu anlamda son 4-5 yılda muazzam gelişmeler oldu, birçok LLM modeli ortaya çıktı. Örneğin Google Translate'i düşünün; bundan 10 yıl önce çok kötü çeviriler yapabiliyorken, şu an mükemmele yakın –hala insan seviyesinde değil ama– çeviriler yapabiliyor. Bunun en büyük gerekçesi, arka tarafta kullanılan dilden bağımsız mimarilerin kurgulanabilmesidir.
Aslında insanoğlu olarak farkında olmasak da yazarken, hayal kurarken, konuşurken, okurken ya da düşünürken sürekli NLP süreçlerini işletiyoruz. Hepsini bir senaryosu var. Hayal kurarken veya bir şeyi okurken de orada bir akış vardır. NLP dediğimiz şey dokümantasyondur, yani metindir; text'ten yola çıkar ama işin içerisinde ses de vardır. Dolayısıyla NLP, hem sesin hem de yazının işlenmesi sürecidir. İnsanoğlu bir dille iletişim kuruyor ve bu, kültürel çevrede gelişen bir durum. Programlama dillerini insanoğlu sıfırdan oluştururken; "doğal dil" dediğimiz kavram, insanların kültürel çevresinde zamanla oluşan Türkçe, İngilizce gibi dillerdir. Bizim amacımız ise sesleri ve yazıları analiz edebilmektir.
NLP teknolojisinin fabrikalarda ve üretimde kullanılabileceği birçok alan bulunuyor. Operatör notlarının analiz edilmesi, arıza kayıtlarının sınıflandırılması ya da sesli komut sistemlerinin entegrasyonu gibi alanlarda bu teknolojiden faydalanabiliyoruz. Benden sonraki sunumda bu konulara detaylıca girileceği için buraları kısa geçiyorum. Sesi ve yazıyı doğru kullanarak elimizdeki verileri çok daha hızlı bir şekilde işleyebilir, karar mekanizmalarımızı verimli hale getirebilir ve insan kaynağımızı çok daha efektif yönetebiliriz.
Türkiye'de ve dünyada önde gelen birçok firma NLP araçlarını süreçlerine dahil etmiş durumda. Örneğin Arçelik, metin analizi yöntemlerini kullanarak kalite kontrolü yapan bir sistem kurguladı ve mevcut süreçlerinde kullanıyor. Vestel, sesli geri bildirimleri NLP ile analiz ederek süreçlerini yönetiyor. Aselsan, arıza metinlerinin sınıflandırılması için NLP metotlarından faydalanıyor. Ziraat Bankası ve TUSAŞ gibi Türkiye'nin önde gelen birçok firması da NLP araçlarını geliştirerek mevcut süreçlerine entegre ediyor. Dünyaya baktığımızda ise Bosch'un operatör geri bildirimlerini NLP ile işlemesi, General Electric'in arıza tespit sistemleri, Airbus ve Toyota gibi devlerin uygulamaları bu alanın en büyük örnekleridir.
Son olarak, etik kurallara sadık kalmak kaydıyla, bizzat içerisinde bulunduğum birkaç projeden bahsetmek isterim. İstanbul Sabiha Gökçen merkezli, dünyanın en büyük ikinci uçak bakım firması olan MyTechnic'te operatörler, bir parçayı incelerken yaptıkları her şeyi hala el yazısı ile not alıyorlar. Bu durum binlerce doküman demek. Klasik kâğıda alınmış bir notun dijital ortama aktarılması büyük bir zaman kaybıydı. Geliştirdiğimiz proje kapsamında bu notları otomatik olarak dijital ortama aktarabilen ve anlamlandırabilen, o alana özgü (domain-specific) bir model kurguladık. Son test aşamalarında, süreçlerde yüzde 40 oranında bir iyileşme sağlandığı bildirildi ki bu muazzam bir rakamdır.
Bir diğer çalışmamız ise Arabam.com özelindeydi. Bir aracınızı satmaya götürdüğünüzde, ekspertiz uzmanı aracınızın kontrolünü yaparken el yazısıyla notlar tutar. Bu notlar daha sonra sisteme girilir ve merkezdeki uzmanlar tarafından araca bir fiyat biçilir. Firmanın 130'a yakın şubesinden anlık olarak muazzam bir veri akışı gerçekleşiyor. Karşı tarafta fiyat verecek uzman sayısı ise sınırlı. Müşteri ise haklı olarak sabırsız ve hemen fiyat almak istiyor. Geliştirdiğimiz NLP teknikleri sayesinde, girilen ekspertiz raporlarını anında anlamlandırarak süreci çok daha hızlı ve otomatik bir hale getirmeyi başardık.

Çağla Karayel Şen
İletişim Yazılım Satış ve Pazarlama Direktörü
Yapay zekada uzun soluklu veriler önemli
1994 yılında Bursa'da kurulmuş bir yazılım firmasıyız. Kurulduğumuz günden beri hep üretim sektöründe faaliyet gösteriyor, farklı alt sektörlere yönelik projeler geliştiriyoruz. Bizim ana uzmanlık alanımız üretim yönetimi ve üretimin dinamikleridir. Bu doğrultuda, MES (Üretim Yürütme Sistemi) alanında "CoralReef" adını verdiğimiz bir uygulamamız bulunuyor. Global ölçekteki gelişmeleri ve literatürü yakından takip edebilmek, MES'in nerede durması gerektiğini ve kendimizi nasıl geliştireceğimizi doğru değerlendirmek adına MESA kuruluşuna da üyeyiz.
Biz, dışarıdan hazır ürün getirip bunun entegrasyonunu ya da implantasyonunu yapan bir firma değiliz; tamamen kendi ürününü geliştiren ve mevcut ürünlerini sürekli olarak yenilemeye devam eden bir yapıyız. Son yıllarda savunma ve havacılık sektörlerinde de faaliyetlerimizi ciddi oranda artırdık. Bu kapsamda HAVELSAN ve ASELSAN gibi büyük kuruluşların onaylı tedarikçisi olarak çalışmalarımızı sürdürüyor, aynı zamanda TUSAŞ ile de projeler yürütüyoruz.
Bursa'da iki ayrı ofiste, yaklaşık 40 kişilik bir ekiple hizmet veriyoruz. Ekibimizin yüzde 60 gibi yüksek bir oranı mühendis kadrosundan oluşuyor. Merkez ofisimiz, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı onaylı bir Ar-Ge Merkezi olarak faaliyet gösteriyor. Burada yürüttüğümüz çalışmalar, ağırlıklı olarak TÜBİTAK kapsamında gerçekleştirdiğimiz projelerden oluşuyor. İkinci ofisimiz ise Uludağ Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi'nde, yani ULUTEK bünyesinde yer alıyor.
Kalite standartlarına ve kurumsal altyapıya büyük önem veriyoruz; bu doğrultuda ISO 9001, ISO 27001, ISO 10002, ISO 22301 ve Yerli Malı Belgesi gibi önemli belgelere sahibiz. İlginç ve güçlü olan tarafımız şu ki, tüm bu sertifikasyon süreçlerini ve standartları yine kendi geliştirdiğimiz bir çözüm olan "ManageMind BPM" (İş Süreçleri Yönetimi) başlığı altındaki uygulamamızla sürdürüyoruz.
Bugüne kadar dijitalleşme yolculuğumuzda kazandığımız çeşitli ödüllerimiz oldu. Bu ödülleri almamızın arkasındaki temel itici güç, aslında kendi iç iş süreçlerimizi de tamamen dijitalleştirmeyi başarmış olmamızdır. Bizim vizyonumuza göre yapay zeka artık sadece geleceğin teknolojisi değil; bugünün üretim hatlarında arızaları öngören, verileri anlamlı içgörülere dönüştüren ve karar alma süreçlerini hızlandıran aktif bir araçtır. Geleceğin akıllı fabrikaları aslında bizim için çoktan çalışmaya başladı ve biz de geliştirdiğimiz yerli çözümlerle bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyoruz.
Uluslararası Arenada Dijitalleşme ve E-Aydınlatma süreçleri kapsamında, haziran sonuna kadar Ulusal EFQM sürecine başvuru aşamasını gerçekleştiriyoruz. Umarım bir aksilik olmazsa onu da tamamlayıp sürecimize devam ettireceğiz. Ayrıca, Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin düzenlediği İnovalig yarışmasına katılıyoruz. 2023 yılından beri bu yarışmada çeşitli seviyelerde yer alıyoruz; 2023 yılında Türkiye üçüncüsü olduk, daha sonra ise yarı finalist ve finalist olarak belirli aşamalara gelmeye devam ettik.
Savunma Sanayii Başkanlığı'nın yürüttüğü EYDEP (Endüstriyel Yetkinlik Değerlendirme Programı) programında 2020 yılından beri sertifikasyon sürecindeyiz ve şu anda da sertifikamız günceldir. Son girdiğimiz denetimden aldığımız puanla birlikte, Savunma Sanayii Başkanlığı'nda bu programda en yüksek puanı alan yazılım firması ödülünü almaya hak kazandık. Bu bizim için büyük bir gurur kaynağı oldu; çünkü kurum içerisinde aynı zamanda iç denetçi olarak denetimlere çok sık giren biri olarak söyleyebilirim ki, EYDEP girdiğim en zor denetimlerden biriydi.
2025 yılında Bilişim Yıldızları yarışmasına katıldık ve bu yarışmada, ilerleyen süreçte detaylandıracağımız yapay zeka ürünlerimizden biri olan "ManageSQL AI" ile üçüncülük ödülü almaya hak kazandık. Yine 2025 yılının mayıs ayından itibaren bir yıl boyunca geçerli olan Great Place to Work sertifikasını aldık. Burada elde ettiğimiz puanla en iyi işverenler listesinde bulunmaya hak kazanarak ödül süreçlerimize bir yenisini ekledik.
Biz bu çalışmaları yürütürken firmalar içerisinde şunu gözlemledik: Müşterilerimiz veya müşteri adaylarımız bize, MES ile üretim takibi yaptıklarını, bunun dışında ERP'leri olduğunu ve finansal süreçleri işletmek için bunlarla entegre çalıştıklarını belirttiler. Fakat bunların dışında kalan süreçler de vardı. İşte o noktada, akıllı işletme çözümleri dediğimiz ManageMind kategorisi bu alanda kendine yer edindi. Bir sonraki oturumda detaylarından ve hatta karbon tarafıyla ilgili ayrı bir oturumda sunumlarından bahsedeceğimiz bir BPM çözümü geliştirdik. Biz aslında CoralReef, ManageMind ve ERP ürünleriyle üç ana kategoride işletmelerin birçok iş sürecini dijitalleştirmeyi amaçladık.
Son yıllarda yapay zekâ tarafı çok fazla gündemde olan bir konu haline geldi ve biz de bir Ar-Ge merkezi olduğumuz için bu alanda çalışmalar yapma ihtiyacı duyduk. Diğer yandan; MES, üretim ve BPM gibi ürünlerimiz sayesinde aslında çok fazla veri toplama imkânı da bulduk. Çünkü yapay zekaya geçebilmemiz için alt kırılımda en temel düzeyde doğru ve uzun soluklu verilere ihtiyacımız var. Dolayısıyla yaptığımız bu iş bizi yapay zekâ tarafındaki projelere de götürdü. Bunların arasında çeşitli ürünleşmiş çalışmalarımız ve proje aşamasında olanlar var; sunum içerisinde bunları da sizlerle paylaşıyor olacağım.
Ben 10 yıl önce İletişim Yazılım'da satış sorumlusu olarak göreve başladığımda, o dönemde "Endüstri 4.0'a geçiyoruz, dijitalleşiyoruz, bizi dijital dönüştürür müsünüz?" talebi vardı. Ancak alt kırılımda aslında ne yapılacağı çok net değildi; firmalar üretimiyle, sahasıyla bu sistemleri nasıl eşleştireceklerini çok yorumlayamıyorlardı. Şu anda da yapay zekâ tarafının bana benzer bir hissiyat verdiğini söyleyebilirim. Üretimde bazı uygulamalar eskiye nazaran nispeten biraz daha var olsa da, uçtan uca ve tam konsolide ürünlerin olmadığını çok fazla gözlemliyorum. Birçok sektörde müşterilerle birebir temas ettiğim ve sahalarını gezme imkânı bulduğum için biliyorum; çok büyük holding bünyesinde olan firmaların dahi parça parça sistemlerle verileri bütünleştirmeye çalıştıklarını ama çoğunlukla ayrı sistemlerde kaldıklarını görebiliyorum.
Biz CoralReef üzerinde çalışırken şuna odaklanmıştık: Tabii ki bu bir MES çözümü ve bunun içerisinde üretimden veri toplama bizim için önemli bir kırılım. Fakat tek başına bunun firmalarda yeterli olmadığını gördük. Çünkü üretim sahasında üretimin destek birimleri, farklı alanları ve sektörel bazı uygulamaları var. Dolayısıyla biz burada modüler bir uygulama olsun ve aslında firmalara tam bir uçtan uca MES çözümü sunalım istedik. CoralReef'in hayat hikayesi biraz böyle gelişti. Biz sektör bağımsız çalışıyoruz. Otomotiv ve savunma-havacılık gibi sektörlerin yanında gıda sektörü ve tekstilde yaptığımız projeler, çalışmalar var. Çok bambaşka üretimler yapan birçok müşterimiz mevcut. Bizim için önemli olan firmanın üretim yapmasıdır. Ne ürettiğinden ziyade bizim amacımız, tamamen tasarıma açık ve esnek bir uygulama olan CoralReef'i koda müdahale etmeden uyarlayabilmektir. Bu da bize, birçok farklı sektörde onların jargonuna, akışlarına ve işleyişlerine uygun bir MES modeli oluşturabilme avantajı sağlıyor. CoralReef'in içerisinde neler yaptığımıza gelecek olursak, belirttiğim gibi birçok farklı sektörde bu yapıyı uyguluyoruz.

Doç. Dr. Efsun Dindar
Bursa Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi
Karbonu yönetmek zorundayız
İklim değişikliğini konuştuğumuz son dönemlerde aslında küresel ısınmanın kaynağına ve dünyayı ısıtmada sorumlu olan aktörlere bakmak gerekiyor. Yaklaşık 10-15 yıl önce sanayiye, tarıma ya da insan nüfusunun artışına bağlı çevresel faktörleri ve çevre kirliliğini konuşuyorduk. Ancak iklim değişikliği ve küresel ısınma, bilimsel verilerle birlikte yönetmemiz gereken bir süreç olarak karşımıza çıktı. Sürdürülebilirlik ve karbon yönetiminin işin içine girmesiyle, birbirine entegre yürütülmesi gereken yeni bir döneme girdik. Sürdürülebilirlik kavramı son dönemde çok popüler olduğu için bazen içi boşaltılabiliyor. Ancak sürdürülebilirlik, 1987 yılındaki tanımıyla, bugünün ihtiyaçlarını, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama hakkını tehlikeye sokmadan karşılayabilmektir. Bizde genellikle süreklilik ile sürdürülebilirlik birbirine karıştırılıyor. Bir işi mevcut şartlarda aynen devam ettirmek sürekliliktir. Sürdürülebilirlik ise, doğal kaynak kullanımından bağımsız olarak, bizden sonraki nesillerin de aynı ihtiyaçlarını karşılayabileceği doğal kaynakları koruyan bir sistem kurmaktır. İklim değişikliği ve küresel ısınma denince akla gelen en önemli konulardan biri sera gazı etkisidir. Dünyanın ekolojik döngüsünde pek çok sera gazı söz sahibidir ancak majör sera gazı karbondioksit (CO2) olduğu için biz karbonu yönetmek zorundayız.
Güneşten gelen radyasyon dünyaya doğru hareket eder. Dünyaya ulaşan bu radyasyonun bir kısmı kutuplardan yansıyarak geri döner. Karalara ve denizlere gelen kısım ise absorbe edilir, yani tutulur. Bunu yazın beyaz giyindiğimizde serin, koyu renk giyindiğimizde sıcak hissetmemize benzetebiliriz. Dünya için de durum böyledir; kutuplara gelen radyasyon yansır, okyanuslara ve karalara gelen ise tutularak dünyayı ısıtır. Dünyaya ulaşan radyasyonun bir kısmı atmosferden geçerek uzaya geri dönerken, diğer kısmı ise sera gazları tarafından tutulur. Sera gazlarını dünyayı katman katman saran bir battaniye gibi düşünebiliriz. Eğer sera gazları hiç olmasaydı, dünya şu an -18°C olurdu ve yaşanabilir bir formda kalmazdı. Sera gazlarının varlığı sayesinde dünya atmosferi yaklaşık +15°C sıcaklığa sahiptir ve bu sayede flora, fauna ve bizler yaşamımıza devam edebiliyoruz. Yani doğal sera gazı etkisi kötü bir şey değildir; sorun, atmosferin tamponlama gücünü aşan fazla miktardaki gazın küresel ısınmaya sebep olmasıdır.
Dünyanın gelen radyasyonu yansıtabilme özelliğine Albedo Etkisi adı verilir. Buzulların çok ciddi bir yansıtma gücü vardır. Bizden çok uzakta olan kutuplardaki erimeyi neden dert edinmeliyiz? Çünkü kutuplar eriyip buz kütleleri azaldığında, dünyaya gelen radyasyonu atmosfere geri gönderecek bir yansıtıcı yüzey kalmamış oluyor. Bu durum, dünyaya ulaşan tüm radyasyonun tutulması ve dünyanın daha fazla ısınması anlamına geliyor. Bu yüzden küresel ısınmayı belli bir çatıda tutmak ve kutuplardaki erimenin önüne geçmek zorundayız.
Mauna Loa Gözlem İstasyonu, 1960 yılından beri karbondioksit seviyelerini ölçüyor. Geldiğimiz son noktada atmosferdeki karbondioksit düzeyi 433 ppm seviyesini geçmiş durumdadır. Dünya tarihi boyunca bu seviyelere daha önce hiç ulaşılmamıştı. Sanayinin gelişmesi, nüfusun artması ve talepleri karşılamaya yönelik üretim ihtiyaçları nedeniyle karbon emisyonlarımız gün geçtikçe artıyor. Yapılan çalışmalara göre yapay yollarla üretilen bu sera gazı emisyonlarından en fazla sorumlu olan ülkelerin başında sırasıyla Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan geliyor. Türkiye'nin bu emisyonlardaki payına baktığımızda ise yaklaşık yüzde 1 gibi bir oran görmekteyiz. Türkiye'nin 1990 yılından 2024 yılına kadar olan sera gazı emisyon verilerini incelediğimizde, gazların atmosfere salındığı alanların başında enerji sektörü gelmektedir. En çok enerjimizi elde ederken karbon emisyonu ortaya çıkartıyoruz çünkü lokomotif güç olarak enerjimizi hâlâ büyük oranda fosil yakıtlardan sağlıyoruz. Yenilenebilir enerjinin payı her geçen yıl artsa da fosil yakıtlara olan bağımlılık nedeniyle enerji sektörü emisyonların başında geliyor. Bunu sırasıyla endüstriyel süreçler ve tarım takip ediyor.
Son 5 yılda hepimiz iklim değişikliğinin etkilerini bölgesel alanlarda ve gündelik hayatımızda tecrübe etmeye başladık. Bu etkilerin en başında kuraklık geliyor. Geçen sene barajlarımızda su kalmamasına, musluklarımızdan su akmayacak düzeye gelmesine neden olan olağanüstü bir kuraklık dönemi yaşadık. Diğer bir etki ise sel ve taşkınlardır. Bizde kuraklık yaşanırken, Karadeniz bölgesinde ciddi anlamda can ve mal kayıplarına sebep olan seller meydana geldi. Şiddetli kasırgalar ve hava olaylarının sıklığındaki değişimler da bu durumun birer parçasıdır. Bozduğumuz ekolojik döngü, hava olaylarında ani değişimleri de beraberinde getiriyor. Bir anda fırtına çıkabiliyor; ani rüzgâr, dolu ve seller vurabiliyor. Örneğin geçtiğimiz yıllarda nisan ayında yaşanan çok şiddetli bir dolu yağışı nedeniyle o sezon dalında kalan kirazlar büyük zarar görmüş ve doğrudan kiraz yiyemediğimiz bir dönem oluşmuştu. İklim değişikliği ve karbon yönetimi artık sadece çevresel bir duyarlılık değil, üretimden tarıma, ekonomiden sosyal hayata kadar uçtan uca yönetmek zorunda olduğumuz olduğumuz en kritik süreçlerden biridir.

Nazlı Zeynep Şahnaoğlu
EBTM Proje Yöneticisi
Doğru veri doğru analiz
Bugüne kadar şirketlerimizde gördüğümüz en önemli unsurlardan biri maksimum kaliteydi. Müşteriler bizden kaliteli ürün istiyor, bunların zamanında teslim edilmesini bekliyor ve tüm bunların tabii ki minimum maliyetle gerçekleşmesini talep ediyordu. Ancak son dönemde işler değişmeye başladı. Artık müşteriler bizden karbon ayak izimizi istiyor. Pazarlık masalarımızda karbon ayak izleri konuşuluyor; izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik konuları gündeme geliyor. Dolayısıyla bizler de "Bunları nasıl yönetiriz?" sorusundan yola çıkarak bir çözüm ürettik.
Eminim her birinizin fabrika sahalarında pek çok verisi vardır. Sahadan veri topluyorsunuz, muhasebeden veri topluyorsunuz; bunları Excel'lerde, ERP sistemlerinde ya da lojistik gibi pek çok alanda kurguluyorsunuzdur. İçinizde "Benim hiç verim yok, ben hiç veri tutmuyorum" diyen var mı? Biz de aynen böyle tahmin etmiştik. Ancak bu verilerinizin çok büyük bir kısmının Excel dosyalarında olduğunu düşünüyoruz. Çünkü Excel'ler uzun zamandır bizim hayat arkadaşımız, can yoldaşımız oldu. İçlerinde çok güzel kodlar yazıyor, formüller oluşturuyor ve süreci çok güzel yönetiyoruz.
Çünkü bu verileri topluyoruz ama günün sonunda sonucun ne olduğuna bakmamız gerekiyor. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması yasası gelmek üzere. Özellikle ihracat yapıyorsanız ya da yurt dışında iş birliği yürüttüğünüz firmalarınız varsa, sizden bu süreçlerle ilgili birtakım zorunlulukları yerine getirmeniz istenecek. Dijital ürün pasaportu ve ESG raporlamaları da bu zorunlulukların başında geliyor. Artık yeni dönemin temel beklentisi tam olarak şudur: Güvenilir, izlenebilir ve kanıtlanabilir bir veri.
Peki bunu eskiden nasıl yapıyorduk? Son 4-5 yıldır gündemimizde olan yöntem açıkçası şuydu: Yıl sonunda birilerinden raporlar çekiliyor, Excel dosyaları toplanıyor; Aralık bitip Ocak ayı geldiğinde "Biz bu yıl ne yaptık, karbon ayak izimiz neydi?" diyerek işkence dolu süreçlerden geçiliyordu. Günün sonunda, Ocak ayının sonlarına doğru ancak tek bir rapor ortaya çıkartılabiliyordu.
Oysa artık yeni dönemde bunu sürekli ve canlı olarak izlemek durumundayız. Çünkü rekabet bunu gerektiriyor. Geliştirdiğimiz merkezi veri entegrasyonu sayesinde, sistemlerinizden herhangi bir manipülasyona veya insan müdahalesine ihtiyaç duymadan otomatik olarak veri çekebiliyoruz. Eğer IoT sisteminiz varsa; sahada, fabrikada ya da ofislerinizde bulunan verileri otomatik olarak sisteme aktarıyoruz. IoT sisteminiz yoksa da hiç problem değil; kullanıcı dostu ekranlarımız aracılığıyla manuel veri girişine de imkân tanıyoruz.
Bu entegrasyon bize temel olarak düşürücü faaliyet analizleri sağlıyor. Yani aylar boyunca takip ettiğiniz bir veriyi, işin sonunda çok daha kolay yönetebiliyorsunuz. Yıl sonu gelmeden ve "Yıl sonu raporumuz buydu" demek zorunda kalmadan önce süreç hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz. Ayrıca, tıpkı S4SEM sistemimizde olduğu gibi bu yazılımımızda da bir erken uyarı mekanizması bulunuyor. Bu mekanizma, belirlediğiniz emisyon limitlerine henüz ulaşmadan önce size önden bilgilendirmeler yapıyor. Böylece sınıra geldiğinizde ve müdahale etmeniz gerektiğinde, bunu sınırı aştıktan sonra değil, henüz aşmadan önce öğrenip aksiyon alabiliyorsunuz.
Yazılımımız uluslararası iki önemli referans standardıyla da tam uyumlu çalışmaktadır: ISO 14064 ve ISO 14067. Bu sayede hem ürün bazlı hem de kurum bazlı karbon ayak izi hesaplamalarınızı rahatlıkla ve güvenle yapabiliyorsunuz. Tüm bu süreçlerin en güzel yanı ise tamamen şeffaf bir ortamda yürütülüyor olmasıdır.
Bizler karbon yönetiminin artık bir veri yönetimi olduğunu söylüyoruz. Yani mevcut verilerinizi yönettiğiniz gibi karbon ayak izinizi yönetmeye de kolaylıkla geçiş yapabilirsiniz. "Doğru veri, doğru analiz, doğru karar ve sürdürülebilir gelecek" diyerek, Endüstriyel Bilgi Teknolojileri Merkezi'nin de misyonu olan bilgiyi veri aracılığıyla kullanma amacına hizmet eden bir yazılım sunuyoruz.

Ahmet Kurt
Marmarabirlik Bilgi Teknolojileri Müdürü
İhracat şampiyonu firmayız
Marmarabirlik 1954 yılında kurulmuş. 72 yıllık bir zeytin kuruluşu. 8 tane kooperatifi ve 30.000 kadar da üretici ortağı var. Kendi dalında, daha doğrusu sofralık siyah zeytinde dünyanın en büyük zeytin kuruluşu. Aynı zamanda çok modern tesislerimiz var. 570 dönüm arazi üzerinde kurulu, 155 dönüm üretim sahası var. Bir yanlış hatırlamıyorsam 75 ya da 100 dönüm arası bir de mamul depo ve yardımcı malzeme depomuz var.
Her yıl aşağı yukarı 50 milyon kilo civarında falan ham zeytin alıyoruz üretici ortaklarımızdan. Depolarımızda ise, havuzlu depo depolarımızda ise 70 milyon kilo zeytin depolama kapasitemiz var. Bu ham zeytinden bahsediyorum.
Her yıl 10.000 ton zeytinyağı dolum kapasitemiz var. Günde 220 ton zeytinyağı sıkma ve depolama kapasitemiz var. Her yıl da 52.000 ton zeytin ambalajlama kapasitemiz var.
70 ülkeye ihracat yapıyoruz. Türkiye'de ise 58 tane bayimizle tüm Türkiye'ye ürünlerimizi gönderiyoruz. Yılın zeytin ihracat şampiyonu olmuş bir firmayız.
Çok detaylara girmeyelim, sizi sıkmadan artık CoralReef'e geçmek istiyorum. Ana ürünümüz bizim zeytin, sonrasında zeytinyağı ve zeytin ezmesi var.
Biz CoralReef ile 2013 yılında çalışmaya başladık. 2012 yılında İletişim Yazılımla tanıştık. Birçok MES projesi aslına bakarsanız, demosunu yaptık, POC'sini yaptık. Ama neden CoralReef diye sorarsanız, cevap çok basit: Fayda ve maliyet. Biz o kadar çok projeyle karşılaştık ki MES'te, korkunç paralardı. CoralReef'te karar verdik demolarından sonra.

Yunus Emre Kınacı
Bekamak Makine Ar-Ge Uzmanı
96 Ülkeye ihracatımız var
Bekamak Ar-Ge Merkezi’nde Makine Mühendisi olarak görev yapıyorum ve yaklaşık 3 yıldır Ar-Ge uzmanı olarak burada çeşitli projeler yürütüyorum. Aynı zamanda Uludağ Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünde doktora öğrencisiyim.
Bizim buradaki başarı hikayemiz, aslında 2022 yılının sonlarında makinelerimizi internete bağladığımız "Corelink IoT" projesine geçiş sürecimizle başladı. Bununla birlikte, sunumumda daha önce Eren Bey’in de bahsettiği Avrupa Birliği projesinin başlatılması, yürütülmesi, sürdürülmesi ve sonlandırılması aşamalarında aktif görev aldım. Ticari anlamda çok büyük bir başarıya ulaşan bu projemiz kapsamındaki çalışmalarımıza hâlâ yoğun bir şekilde devam ediyoruz.
Şirketimiz Bekamak, 1984 yılında şerit ve daire testere makineleri üretimi amacıyla kurulmuş, şu an ise Türkiye’de pazar lideri olan bir firma. Yıllık ortalama 220 çalışanımızla, 20.000 m²lik bir alanda üretimimizi gerçekleştiriyoruz. Son iki yıldır kurum içinde soğutma sıvısı optimizasyonu ve kaynak verimliliği gibi sürdürülebilirlik çalışmalarına ciddi şekilde ağırlık verdik. Bu konudaki en büyük adımlarımızdan biri de yaptığımız güneş enerjisi yatırımı oldu. Nisan 2025'ten beri fabrikamızın enerji ihtiyacının yüzde 100’ünden fazlasını güneş enerjisinden karşılıyor, hatta ihtiyacımızdan fazlasını üretiyoruz.
Ar-Ge süreçlerimize bakacak olursak; çalışmalara 2010'lu yılların başında başladık ancak 2018 yılında resmi olarak Ar-Ge Merkezi unvanını aldık. Şu an merkezimizde toplam 20 personel barındırıyoruz. Burada sadece standart testere makineleri üretmeye değil; bu makinelere yeni teknolojik çözümler entegre etmeye, literatür ve patent araştırmaları yapmaya, pazarda veya literatürde olmayan yenilikçi çalışmaları bünyemize katmaya odaklanıyoruz. Üniversitelerle iş birliği yapmadığımız hiçbir dönem neredeyse olmadı; ulusal ve uluslararası projeleri, tez çalışmalarını ve doktora sonrası araştırma projelerini üniversitelerle ortaklaşa yürütüyoruz.
Üretim tarafında aylık ortalama 160 adet makine kapasitemiz var. Ürün portföyümüzün yüzde 80'inden fazlası detaylı bir çeşitliliğe sahip olsa da bizim esas odak noktamız şerit ve daire testereler ile müşterilerimizin özel malzeme kesim taleplerine yönelik geliştirdiğimiz "özel projeler" kısmı. Biz Ar-Ge ekibi olarak çoğunlukla bu özel projeler aşamasında devreye giriyoruz.
Ürettiğimiz makinelerin yüzde 80’ini ihraç ediyoruz. Ağırlıklı olarak Avrupa pazarı olsa da Amerika’dan Avustralya kıtasına kadar toplam 96 ülkeye ihracatımız var. Türkiye genelinde ihraç edilen testere makineleri pazarında Bekamak olarak yaklaşık yüzde 60'lık bir paya sahibiz. Ayrıca son 5 yıldır takım tezgâhları ihracatı odaklı araştırmalarda Türkiye'de ilk 5 firma arasında yer alıyoruz ve bu alanda kazandığımız toplam 5 adet ödülümüz bulunuyor.





