Bursa Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (BUSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Hatunoğlu, 2026 gündemini şekillendiren önceliklerini açıkladı. Hatunoğlu, “Teknolojiyi verimlilik ve sürdürülebilirlik için bir araç olarak kullanmalıyız. Amaç olmamalı. İnsan kaynağı, eski teknolojiye sahip fabrikalar ve eğitim sistemindeki yetkinlik eksiklikleri dönüşümün önündeki temel engeller” diyerek, Bursa sanayisinin yeşil ve dijital dönüşümle geleceğe hazırlanması gerektiğine dikkat çekti.
1-BUSİAD olarak 2026 yılı gündeminizde hangi öncelikler öne çıkıyor? Özellikle sanayide dönüşüm, sürdürülebilirlik ve iş dünyasında yenilikçi uygulamalar açısından nasıl bir yol haritası izliyorsunuz?
Bizim önceliğimiz dönüşüm: yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm ve toplumsal dönüşüm. Peki, neden dönüşüyoruz? Teknolojiyi bir araç olarak görüyoruz. Çünkü verimliliğimizi artırmaz ve kaynaklarımızı doğru kullanmazsak, sürdürülebilirliği sağlayamayız. Günümüzde dönüşümün önündeki temel problemler şunlar:
1. İnsan kaynağı: Yeni düzene ayak uydurabilen, dijital dönüşümü ve yapay zekayı doğru kullanabilen insanlar daha değerli olacak. Firmalar ise deneyimli insan bulmakta zorlanıyor ve daha da zorlanacak. Bu nedenle insan kaynağındaki boşlukları dolduracak çalışmalar öncelikli.
2. Fabrikalar ve teknoloji: Fabrikalarımız eski teknolojiye sahip. Yeni teknolojilerle verimlilik artacak. Verimlilikten kastedilen, aynı ürünü üretirken daha az malzeme, enerji, insan ve makine kullanmak daha az hatayla üretim yapmak .
Ayrıca, yeni nesil dünyayı tükettiği kadar yerine koymak zorunda. Bu dönüşümü gerçekleştirmezsek, gelecek nesillere sürdürülebilir bir miras bırakamayız. Sanayi devrimiyle başlayan kaynak tüketimi, eski regülasyonlarla sürdürülebilir hale getirilemedi. Demek ki hedefimiz, yeni nesillere hem doğayı koruyabilen hem üretim çıktılarının geri dönüşümünü sağlayan, hem de kaynakları israf etmeden kullanan bir dünya bırakmak. Doğayı koruyan, üretim çıktılarının geri dönüşümünü sağlayan, kaynakları israf etmeyen bir üretim düzeninden söz ediyorum. Bu dönüşüm yalnızca sanayicinin değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğudur.
2-Bursa sanayisinin mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Üretim, ihracat ve istihdam açısından Bursa iş dünyasının güçlü yönleri ve çözüm bekleyen temel sorunları neler?
Bursa, stratejik bir konuma sahiptir. Yeni dünya düzeninde akışkanlık çok önemlidir. Akışkanlık, insanın, malzemenin, mamulün, enerjinin ve bilginin hareket kabiliyetini ifade eder ve rekabet gücünü belirler. Sanayide üretilen ürünlerin başka yerlere aktarımı ve verimliliği bu kavramla doğrudan ilişkilidir. Geçmişteki akışkanlık verimlilik açısından etkiliydi ve dünya ekonomisinin büyüklüğü bunu karşılayabiliyordu. Mallar birkaç gün veya bir ay sonra gönderilebiliyordu. Günümüzde ise akışkanlığın çok daha hızlı olması ve küçük adımlarla gerçekleşmesi gerekmektedir. Bursa, bu akışkanlığın merkezinde yer almakta, İzmir, Ankara ve İstanbul gibi şehirlerle bağlantıyı hızlı sağlayabilmektedir. Bu nedenle Bursa’nın lokasyonu büyük bir avantajdır. İkinci önemli unsur insan kaynaklarıdır. Bursa, uzun bir sanayi geçmişine sahiptir. Bu geçmiş, şehre güçlü bir üretim kültürü kazandırmıştır. İnsan kaynağı ve üretim kültürü bir arada korunup yeni dünya düzenine uygun şekilde dönüştürüldüğünde Bursa sanayisinde lider konum sağlanabilir. Bursa’nın avantajları, coğrafi konumu ve sanayi kültürü ile bu kültüre bağlı insan kaynağıdır. Bursa sanayisinin çözüm bekleyen sorunları vardır. Dünyadaki dönüşüm, sanayiciler tarafından takip edilmeye çalışılmaktadır ancak bu süreç maliyetli ve karmaşıktır. Ülkenin ekonomik durumundaki sıkıntılar, döviz politikaları ve enflasyon gibi etkenler sanayiyi zorlamaktadır. Bu durum ihracat ve satışları olumsuz etkileyerek karlılığı azaltmakta ve dönüşümü güçleştirmektedir. Geçmişte, 2010’lu yıllarda sanayimiz daha güçlüyken bu dönüşümler yapılabilseydi, bugünkü ekonomik zorluklardan daha az etkilenilecekti. Günümüzde ise hem ekonomik sorunlarla mücadele etmek hem de dönüşümleri gerçekleştirmek gerekmektedir.
Yeşil dönüşüm ve dijitalleşme sanayi için artık bir tercih değil, zorunluluktur. Bursa’daki işletmelerin bu dönüşüme hazır olma durumu farklılık göstermektedir. A grubu firmalar dönüşümü benimsemiş ve yol almıştır. B grubu firmalar bu sürece başlamış, küçük adımlar atmaktadır. C grubu firmalar ise henüz dönüşümden haberdar değildir. Bursa’daki firmaların yaklaşık yüzde 10’u A, yüzde 50-55’i B ve yüzde 30-35’i C grubundadır. Sanayinin dönüşümü için firmaların dünyadaki jeoekonomik değişimleri anlaması ve sektörel etkilerini analiz ederek kendi stratejilerini geliştirmesi gerekir. Bu süreçte bireysel ve dağınık çabalar kaynak israfına yol açabilir. Bu nedenle, jeoekonomik gelişmelerin doğru aktarılması ve sektörel etkilerin anlaşılması sağlanmalı, anahtar dönüşüm modelleri ve yol haritaları firmalara sunularak yol gösterici olunmalıdır. Böylece şirketler, dönüşüme uygun stratejik planlarını oluşturabilirler. BUSİAD olarak önümüzdeki dönemde, jeoekonomik gelişmelerin sanayide bilinirliğinin artırılması ve dönüşüm modelleri üzerine çalışmalarımız devam edecektir.
3- Nitelikli iş gücü eksikliği ve gençlerin sanayiye ilgisizliği sıkça dile getirilen konular arasında. Sizce bu algıyı değiştirmek için neler yapılmalı, iş dünyası ve eğitim kurumları nasıl bir iş birliği içinde olmalı?
Bana sorarsanız, en önemli soru bu. Çünkü bütün dönüşümleri yapacak insan; deneyimli insan, birikimli insan. Artık yeni dünya düzeninde, “falanca fakülteyi bitirmiş olmak” yetmiyor.
Bunların yanında yetkinlikler de çok önem kazandı.
Firmalar, eleman alırken sadece “şu üniversiteyi bitirsin, şu fakülteden mezun olsun” diye aramıyor aslında. Onun teorik bilgilerinin yanında hangi yetkinlikleri var, buna bakıyor. Çünkü ihtiyacı olan, bilgilerin üzerindeki yetkinliklerdir. Peki, bu yetkinlik nedir? Mesela takım çalışmasını biliyor mu? Bu bir yetkinliktir. Bireysel mi çalışıyor, takım mı? Herkes her şeyi yapamaz. Ya da liderlik yeteneği var mı? Analitik düşünebiliyor mu? Dijital okuryazarlığı nasıl? Ben birini işe alacağım zaman , o pozisyonda hangi yetkinlikler gerekiyor? Alacağım kişinin yetkinliklerine göre nasıl pozisyonlayacağım? Veya mevcut elemanlarımın, pozisyonlarındaki yetkinlik boşluklarını nasıl tamamlayacağım? Böylece, bu yeni dünya düzenine uyum sağlayabilirim. Yani en büyük problem eğitimdir. Fakat en zor olan da burasıdır. Neden zor? Çünkü uzun soluklu çalışmaların meyveleri zamanla alınabiliyor. Normal şartlarda bu işlerin liseden, hatta ortaokuldan başlaması gerekir. Belki daha önceden başlaması gerekir.
Eğitim aileden başlamalıdır. Peki, ben ortaokuldan veya liseden başlatacağım bir çalışmanın meyvesini ne zaman alacağım? Yaklaşık 10 yıl sonra. Bu yüzden, uzun soluklu işlerin planlı bir şekilde yürütülmesi gerekiyor. Üniversitelerimiz ve liselerimiz artık mevcut öğrenme yöntemlerinin biraz dışına çıkmak zorundadır. Çok basit bir örnek vereyim. Biz okullarda ne yapardık? Hoca dersi anlatır, sonra bir ödev verir. Bu ödevi yaparsınız. Peki hocanın amacı nedir? Konuyu ne kadar anlayıp anlamadığınızı görmek ve konuya daha fazla ağırlık verebilmek. Öğrenip öğrenmediğinizi ölçebilmek. Siz öğrendiklerinizi deneyimlersiniz. Ama şimdi mesela yapay zekâ var. Öğrenciler ödevlerini yapay zekâya yüklüyor. Farklı yapay zekalardan sorular sorulduğunda 3–5 farklı cevap çıkıyor. Peki ne oldu? Bu çocuklar aslında ödevi öğrenmedi. Zaman harcandı, okul bitti, mezun oldu, diploma aldı. Ama bu konuyu öğrenmedi. Bu bilgiyi içselleştiremedi. Çünkü kafamızda hâlâ şu var: “Bilgi her yerde, gidip alırız.” Evet, bilgi her yerde olabilir. Ama bunu içselleştirmediysen bir şey üretemiyorsan, kıymeti yoktur. Bu nedenle, dijital teknolojileri doğru okuyabilen, doğru öğrenebilen, anlayabilen ve bunlarla bir şeyler üretebilen insanlara ihtiyacımız var. Bu da eğitim sistemimizin değişmesini gerektiriyor. Peki ne yapacağız? Yapay zekâyı çocuklara yasaklayacak mıyız? Asla. Daha etkin şekilde kullandıracağız. Ama önce öğretmenleri eğitmek gerekir. Ödevler, öyle bir nitelikte olmalı ki çocuk, yapay zekâyı kullanarak üzerine kendi katkısını koyabilsin. Önemli olan farkı gösterebilmektir. Eğitim sistemimizin bu yeni dünyaya uygun şekilde evrilmesi gerekiyor. Yapay zekâ çağında bilgiyi ezberlemek değil, bilgiyi yorumlamak ve üretime dönüştürmek önemlidir.
Yapay zekâyı yasaklamak değil, doğru şekilde kullanmak gerekiyor. Ödevler, öğrencinin üzerine ne kattığını ayırt edebileceğimiz nitelikte olmalıdır. Gençlerimiz bu şekilde yetişirse, ister mühendisliğe, ister sosyal bilimlere yönelsinler fark etmez; daha yetkin bir insan ordusu yetiştirmiş oluruz. Bunu yapmadığımız sürece, birçok diploma sahibi işsizimiz olacak. İşin kötü tarafı şudur: “Benim diplomam var, ama iş bulamıyorum” diyen gençler, hayata karamsar bakacak. “Görevimi yaptım, diplomamı aldım, peki niye iş bulamıyorum?” diyerek bir yerlere suç atacak ve mutsuz olacaklar. Ben gençlere bu noktada hak veriyorum. Çünkü bizim dönemimize göre, şu anki gençler çok daha zor bir dönemde yetişiyor.
İstatistiklere göre, bu nesil ebeveynlerinden daha az gelir elde ediyor. Geçmişte insanlar, ebeveynlerini geçebiliyor ve daha iyi koşullara ulaşabiliyordu; bu özgüvenlerini artırıyor ve daha yaratıcı oluyorlardı. Şimdi gençlerin önünde büyük bir yaşam mücadelesi var ve yaşam standartlarını koruyarak bu mücadeleyi vermek zorundalar. Kendi başlarına bunu aşamayacaklarını düşünüyorlar. Bunun sonucunda, gençler ailelerinin yanında yaşamaya devam ediyor. Bu yapı, bireysel özgüvenin gelişmesini ve kendi başına bir şeyler yapabilmeyi engelliyor. Bu nedenle gençlerin umutlarını güçlendirecek, özgüvenlerini artıracak ve gerçek yetkinlik kazandıracak bir eğitim sistemine ihtiyacımız var.
Eğitim fakültelerinin görevi, öğretim modelleri geliştirmektir. Bu yeni dünya düzenine uygun modeller geliştirmeleri şarttır. Sosyoloji çok önemlidir. Çünkü dünyadaki ve Türkiye’deki değişimden bahsediyoruz. Peki önümüzdeki 30 yıl içinde Bursa nasıl bir sosyolojik yapıya sahip olacak? Bunun için ne plan yapıyoruz? Sosyoloji bölümlerinin bu konuları çalışması gerekiyor. Psikoloji bölümlerine de ihtiyacımız var. Burada hep sosyal bilimlerden bahsediyorum. Teknolojiyi öğrenmek zor değil. Yapay zekâya sorarız, kitapları okuruz, uzmanları yetiştiririz. Ama sosyal bilimler, kültürümüzün bir uzantısıdır ve üzerinde daha yoğun çalışmamız gerekir. Bir mühendis olarak , üniversitelerimizin sosyal bilimlerine çok daha önemli görevler düşüyor düşüncesindeyim. Sosyal bilimler de en az teknik bilimler kadar önemlidir. Sosyoloji, psikoloji ve felsefe bu dönüşümün toplumsal zeminini oluşturur. Üniversitelerimizin bu alanlarda daha aktif rol alması gerektiğine inanıyorum.
4-BUSİAD, sivil toplum kimliğiyle kentin ekonomik olduğu kadar sosyal yaşamında da etkili bir aktör. Önümüzdeki dönemde toplumsal fayda veya sosyal sorumluluk alanında planladığınız yeni projeler var mı?
BUSİAD, sivil toplum kimliğiyle kentin ekonomik olduğu kadar sosyal yaşamına da etkili bir aktördür. Az önce bahsettiğim bağlamda, üç unsuru çok önemli görüyoruz: sosyoloji, psikoloji ve felsefe. Bu nedenle felsefe ile ilgili özel bir çalışma faaliyeti yürütüyoruz.
Her ay farklı bir konu üzerine felsefe toplantısı düzenliyoruz. Bu toplantılar, dönüşümleri gerçekleştirecek insanlara fikirler oluşturabilmek açısından çok önemli. Felsefe bölümü öğrencileri okuyor, merak ediyor, gidiyor, okul bitiyor ve “Yapacak bir işim yok” diyor. Bu, kırılması gereken bir kısır döngü. Toplumsal dönüşüm için anlayış çok önemli, görevimiz de bu farkındalığı ilgili yerlere göstermek ve elimizden geldiğince katalizör olmaktır.
Bursa’daki eğitim açığını göstermek ve buna yönelik projeler yapmak da sosyal projelerimizin bir parçasıdır. Yeni dünya düzeninde insan kaynakları çok önemli; bunu yöneten ise firmaların insan kaynakları bölümleri. Biz her yıl burada İnsan Kaynaklarının Kodları adıyla İK Yöneticisi Okulu açıyoruz ve üç yıldır firmalara yeni dünya düzeninin ihtiyaç duyduğu insan kaynakları yöneticilerini yetiştirmeye çalışıyoruz. Felsefe tarafı böyle, insan kaynakları tarafı böyle. Daha kısa süreli, acil ihtiyaçlar için de küçük çözümler üretiyoruz. Örneğin kaynak operatörü veya bakım elemanı bulunamıyor. Bu soruna hemen müdahale ediyoruz; üniversitelerle ve gençlerle bir araya gelerek “Acaba bakım okulu açabilir miyiz? Bakım mühendislerini yönlendirip yetiştirebilir miyiz?” diyoruz. Fakat 20 tane bakım elemanı yetiştirdik diye Bursa’nın tüm sorununu çözmüş olmuyoruz; sadece küçük bir ihtiyacı karşılıyoruz. Ama asıl amacımız, bu ihtiyaçları görünür hâle getirip ilgili mercilerin dikkatini çekmek. Demek ki bakım okuluna ihtiyaç var; demek ki endüstri meslek liselerinin içinde bakım dersi veya özel bir bakım bölümü olmalı. Böylece bakım teknisyenleri yetişecek. Bilgileri, elektrik teknisyenlerinden farklı olacak; çünkü işin doğası farklı. Bu yöntemle hem küçük sorunları çözmüş oluyoruz hem de büyük ölçekte toplumsal farkındalık yaratmaya çalışıyoruz.
5-Türkiye ekonomisinde son dönemde yaşanan dalgalanmalar, iş dünyasını nasıl etkiliyor? Özellikle KOBİ’ler açısından finansmana erişim, yatırım iştahı ve rekabet gücü konularında ne tür önlemler alınmalı?
Benim şahsi düşüncem, hiç kimseye hazır bir para vermemek lazım. Verilen her hibe, ölçülmediği sürece, bir sonraki hibeye altyapı oluşturmaz. Bu, münferit olarak yapılırsa; “hadi bilgisayar alsınlar” veya “şimdi işletme sermayesi eksik, şu kadar hibe verelim” gibi yaklaşımlar, uzun vadede işe yaramaz. Bu aslında bir nevi miras yemek olur. Dolayısıyla bir dönüşüm politikası ve planı olmadan, her işletmenin bu zorluklar içerisinde kaynak bulması çok zor. Keşke bu dönüşüm 10 – 15 yıl önce yapılsaydı.
Bugün ekonomik sıkıntılar nedeniyle para kazanmak zor, bu da dönüşümü yapmak isteyenlerin işini daha da zorlaştırıyor. İşletmeler öncelikle çarklarını çevirmeye çalışıyor; dönüşüm için enerji bulamıyorlar. Bu nedenle, dönüşümü nerelerde yapacağımıza karar vermek gerekiyor.
A,B ve C kategorisindeki her sektörün dönüşüm ihtiyaçlarını doğru tespit etmek ve vereceğimiz teşvikleri bu dönüşümü sağlayacak şekilde planlamak önemli. Ama bunu mutlaka ölçerek yapmak lazım. Yani “bunu verdim, dönüşümde ne elde ettim?” sorusunu sormalıyız. Aksi takdirde bazı firmalar hibeyi sadece günü kurtarmak için kullanabilir, dönüşümü sağlamaz. Böyle olursa, diğer firmaların hakkı yenmiş olur. Bu kolay bir problem değil.
Sanayinin her sektördeki dönüşümünü, ülkenin önümüzdeki 10–20 yıllık hedefleri doğrultusunda öngörmek, uygun teşvikleri vermek ve bunları kademe kademe uygulamak gerekiyor. Bu dönüşüm bir seferlik değil; bir plan dahilinde seviyelerine göre teşviklerin verileceği bir çalışma olmalı.
Ancak şu anda sanayiciler zor durumda. “Hadi kredileri dağıtalım, şu kadar para verelim” gibi yaklaşımlar sadece günü kurtarır, problemi bir süreliğine ötelemeye yarar. Asıl amaç, uzun vadeli ve ölçülebilir bir dönüşüm sağlamak olmalı. Kısa vadeli ve ölçülmeyen hibeler kalıcı çözüm üretmez. “Para verelim, sorun çözülsün” yaklaşımı sürdürülebilir değildir. Asıl ihtiyaç olan şey planlı ve ölçülebilir bir dönüşüm politikasıdır.
Teşvikler sektörlerin dönüşüm ihtiyacına göre tasarlanmalı ve mutlaka sonuçları ölçülmelidir. “Bu teşvik verildi, dönüşümde ne elde edildi?” sorusu sorulmalıdır. Sanayiciler bugün zor durumda. Ancak günü kurtaran politikalar yerine uzun vadeli, kademe kademe ilerleyen ve ölçülebilir sonuçlar üreten bir dönüşüm stratejisi izlenmelidir. Bursa sanayisi için dönüşüm artık bir seçenek değil; rekabet gücünü korumanın tek yoludur.