İLMİNUR ATÇI-HIDIRCAN KAYA
Küresel tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar, jeopolitik riskler ve yeşil dönüşüm hedefleri doğrultusunda Avrupa Birliği’nin sanayi stratejisinde ön plana çıkan “Made in EU” yaklaşımı, Avrupa sanayisinin üretim ve tedarik yapısını yeniden şekillendiriyor. Resmi bir zorunlu etiket olmaktan ziyade, AB içinde üretilen ürünlere kamu alımları, teşvikler ve sanayi politikaları aracılığıyla avantaj sağlamayı hedefleyen bu yaklaşım, otomotiv ve otomotiv yan sanayisi gibi stratejik sektörlerde yerelleşme baskısını artırıyor.
Yeni yatırım kararları açısından önem taşıyor
Türkiye’nin en önemli otomotiv üretim merkezlerinden biri olan Bursa’da faaliyet gösteren ana ve yan sanayi firmaları açısından ise bu süreç, AB değer zincirindeki konumun korunması, ortak üretim modellerinin geliştirilmesi ve yeni yatırım kararlarının hız kazanması açısından kritik bir döneme işaret ediyor.
Baran Çelik
OİB Yönetim Kurulu Başkanı
“Karşılıklı kazan-kazan ilkesiyle yürümesi her iki tarafın da menfaatinedir”
Türk otomotiv endüstrisi Avrupa için önemli bir tedarikçi. Dolayısıyla “Made in EU” gibi kısıtlamaların bizi dışarıda bırakması hâlinde pazar payımızda ciddi bir daralma ve gümrük maliyetleriyle karşı karşıya kalırken Avrupa’nın kendi üretim çarkları da zorlanacaktır. Ülkemiz, Gümrük Birliği’nin revize edilmesi sürecini de dikkate alarak dışarıda kalmamak için yoğun bir müzakere süreci yürütüyor. Bu konuda gerekli çalışmaların yapıldığını biliyoruz. Biz de sektör temsilcileri olarak muhataplarımıza Türkiye’nin önemini ve dışarıda bırakılmasının, AB için yaratacağı sorunları aktarmaya devam ediyoruz. “Made in EU” sadece bize değil, bizimle çok sıkı bir şekilde entegre olmuş AB otomotiv endüstrisine de zarar verecektir. Bursa sanayisi olarak teknolojik dönüşüme ve yeşil enerjiye hızla uyum sağlıyoruz; ancak bu sürecin karşılıklı kazan-kazan ilkesiyle yürümesi her iki tarafın da menfaatinedir. Biz, sahip olduğumuz bu üretim gücüyle Avrupa’nın dönüşüm yolculuğundaki en hazır ve vazgeçilmez partneri olduğumuzu her platformda vurgulamaya ve bu konudaki gelişmeleri yakından takip etmeye devam edeceğiz.
Dr. Ing. Şükrü Kayaoğlu
Palaz Safety Belts Yönetim Kurulu Başkanı
Süreç doğru yönetilmelidir
Bu vurgu, sektör için bir uyarıdır. Kalite tek başına yeterli olmaktan çıkıyor; üretimin nerede yapıldığı artık stratejik bir kriter haline geliyor. AB pazarında Türk yan sanayii için ciddi bir rekabet dezavantajı oluşur. İhracat sürer ama sipariş hacimleri ve kârlılık baskı altına girer. Kısa vadede değil; ancak yeni projelerde rota AB içine kayar. Teşvikler, tedarikçi tercihlerinde belirleyici olur. Asıl risk üretimin değil, yeni yatırımların ve katma değerin Avrupa’ya yönelmesidir. Bu süreç doğru yönetilmezse Bursa rekabet gücü kaybedebilir. Türkiye ve Bursa mız için ticari bir engelden çok, AB ile sanayi entegrasyonunu yeniden tanımlayan stratejik bir eşik gibi görmekteyim. AB, teşviklerle yalnızca üretimi değil, tedarik zincirini de kendi sınırları içine çekmek istiyor, Bursa bu dönüşümü yönetebilecek sanayi altyapısına sahip olmasına rağmen, bu durumda zaman kaybına tahammülü yoktur.
Adnan Numan
Cappafe Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı
Bu vurgu, mevcut haliyle Bursa otomotiv yan sanayisi için hem ciddi bir stratejik risk hem de kaçınılmaz bir modernizasyon sürecidir. Eğer "Made in EU" tanımı sadece AB üye ülkelerini kapsayacak şekilde dar tutulursa, bu durum Gümrük Birliği’nin ruhuna aykırı bir "ticari bariyer" haline gelerek net bir tehdit oluşturur. Ancak Türkiye’nin bu tanıma dahil edilmesi yönündeki diplomatik çabalar sonuç verirse, plastik aksam üreticileri için karbon ayak izini düşüren, geri dönüştürülmüş polimer kullanımını artıran bir uyum sürecine dönüşecektir. Bizim gibi plastik aksesuar üreticileri için bu durum, üretim teknolojilerimizi Avrupa standartlarında "yeşil üretime" evriltmek için bir zorunluluktur.
Türkiye'nin bu tanımın dışında kalması, ürünlerimizin AB pazarında "yabancı menşeli" muamelesi görmesine neden olur. Bu da plastik dış aksesuarlarda maliyet avantajımızı kaybetmemiz demektir. Özellikle Çinli üreticilerin devasa ölçek ekonomisi ve devlet sübvansiyonları ile yarattığı baskı düşünülürse, AB teşviklerinden mahrum kalan bir Türk yan sanayisi, fiyat rekabetinde iki ateş arasında kalır. Gümrük Birliği sayesinde sahip olduğumuz "serbest dolaşım" avantajı, teşvik mekanizmalarıyla fiilen by-pass edilmiş olur ve pazar payımız hızla daralabilir.
Bizim ürettiğimiz tampon ekleri, spoylerler, yan basamaklar gibi plastik dış aksesuarlar, nihai araç satışına bağlı yan ürünlerdir. AB'deki ana sanayi (OEM) müşterilerimiz, teşvik alabilmek adına tedarik zincirlerini tamamen AB içine kaydırma eğilimine girebilirler. Bu durum, sadece yeni projeleri değil, mevcut seri üretim siparişlerimizin de "lokalizasyon" baskısıyla AB içindeki rakiplerimize kaymasına yol açabilir. Sipariş hacmimizde orta vadede %30-40 bandında bir daralma riski öngörüyoruz.
Bursa, Türkiye otomotivinin kalbi ve plastik enjeksiyon teknolojilerinde devasa bir kapasiteye sahip. Belirsizlik ortamı, yeni kalıp yatırımlarının ve kapasite artırım kararlarının askıya alınmasına neden olur. Eğer teşvik dışı kalırsak, firmalar rekabetçiliği korumak adına kapasite daraltmaya gidebilir, bu da doğrudan mavi ve beyaz yaka istihdamında kayıpları tetikler. Ancak Türkiye "Made in EU" kapsamına alınırsa, Çin’e karşı Avrupa’nın en güçlü ve güvenilir alternatif üretim üssü olarak Bursa’ya yeni yatırım sağanağı başlayabilir.
Çinli üreticiler, plastik hammadde erişimi ve enerji maliyetleri konusunda çok agresif bir avantajla sahada. Bizim Bursa olarak bu rekabette ayakta kalmamız için sadece kaliteli üretim yapmamız yetmiyor; AB regülasyonlarının içinde, oyunun kurallarına dahil olmamız gerekiyor. "Made in EU" sadece bir etiket değil, bir ekosistem giriş biletidir. Devletimizin bu tanıma dahil olmamız için yürüttüğü diplomasiyi, sanayiciler olarak Dijital Pasaport ve Sınırda Karbon Düzenlemesi (SKDM) gibi teknik hazırlıklarla desteklemeliyiz.
Rengin Eren
Erener Otomotiv Şirket Ortağı- YK Üyesi
“Mevcut siparişlerin durmasını beklemiyoruz”
Ben bu yaklaşımı Bursa otomotiv yan sanayisi açısından hem bir risk hem de doğru yönetildiğinde yeni bir uyum ve dönüşüm süreci olarak görüyorum. AB’nin destek ve teşvik mekanizmalarını daha fazla “AB içi değer zinciri” odağına yönlendirmesi, tedarik kararlarında yeni bir denge yaratabilir. Bu nedenle firmalarımızın izlenebilirlik, kalite standartları ve rekabetçiliği güçlendirecek uyum adımlarını hızlandırması önem taşıyor.
Türkiye’nin bu tanımın dışında kalması halinde, özellikle teşvik destekli satışların yoğun olduğu alanlarda AB pazarına erişim koşullarının zorlaşması söz konusu olabilir. Bu durum, kısa vadede tüm siparişlerin kesilmesi anlamına gelmez; ancak orta vadede yeni siparişlerde fiyat baskısı, sözleşme şartlarının yeniden gündeme gelmesi ve bazı ürünlerde lokalizasyon talebi artabilir.
Mevcut siparişlerin kısa vadede tamamen durmasını beklemem. Ancak destek ve teşviklerin “Made in EU” kriteriyle şekillenmesi, orta vadede yeni siparişlerde tercihleri AB içi üretime kaydırabilir. Bu da hem OEM’lerin hem de tedarik zincirinin karar mekanizmalarında “AB içinde üretim/son işlem” gibi modellerin daha fazla gündeme gelmesine neden olabilir.
Bu yaklaşımın Bursa’da üretim ve kapasite planlamasında temkinli bir döneme yol açabileceğini düşünüyorum. İstihdam açısından kısa vadede belirsizlikler oluşsa da uyum yatırımlarıyla birlikte nitelikli iş gücü ihtiyacı artacaktır. Ayrıca süreç netleştiğinde bazı firmalarımız için AB’de üretim ortaklığı, son işlem ya da farklı iş birliği modelleri daha stratejik hale gelebilir.
Burada asıl belirleyici konu “Made in EU” tanımının nasıl ölçüleceği ve hangi kriterlere bağlanacağıdır. Bu çerçevede, Bursa otomotiv yan sanayisinin rekabet gücünü koruması için izlenebilirlik, karbon ayak izi yönetimi ve teknik uygunluk konularında hızlanması gerektiğine inanıyorum. Aynı zamanda Türkiye–AB sanayi entegrasyonunun korunması adına, geçiş sürecinin öngörülebilir ve sanayiyi destekleyici mekanizmalarla yönetilmesi büyük önem taşıyor.
Osman Aşlav
Demircioğlu Group Yönetim Kurulu Başkanı
Tehdit değil, bir fırsattır
Biz bunu bir tehdit olarak değil, sektörümüzün kendini yenilemesi için bir fırsat olarak görüyoruz. Bu gelişme de bizi daha yüksek standartlara, daha çevreci bir üretime teşvik edecek pozitif bir uyum sürecidir. Türkiye ve Avrupa otomotiv sanayisi, birbirine sıkı sıkıya bağlı bir ekosistemdir. Kısa süreli bir belirsizlik yaşansa bile, Bursa’nın üretim gücü ve kalitesi bu bağı korumaya yetecektir. Ortak bir paydada buluşarak bu süreci her iki tarafın da lehine olacak şekilde aşacağımıza inanıyoruz.
Teşvikler tercihlerde bir miktar değişim yapabilir ama kalite ve güven ilişkisi her zaman önceliklidir. Bizim sunduğumuz kritik parçalarda müşterilerimizle olan uzun vadeli sipariş ve güven ilişkimizin bu süreçten büyük bir yara almadan devam edeceğini öngörüyoruz. Otomotiv dünyası sürekli bir değişim içinde. "Made in EU" vurgusu da bu değişimin bir parçası olmak zorunda. Biz bunu, kendi standartlarımızı global ölçekte bir kez daha teyit etmek için bir gelişim fırsatı olarak görüyoruz.
1964 yılında at arabası imalatıyla başlayan yolculuğumuzda biz pek çok küresel kriz ve sektörel dönüşüm gördük. Biz Demircioğlu olarak şuna inanıyoruz: Gelecek verimli, kaliteli ve hızlı üretim yapanların olacaktır. Bursa otomotiv yan sanayii, Avrupa’nın sadece bir tedarikçisi değil, stratejik bir ortağıdır. Bu tür düzenlemelerin, Türkiye ile AB arasındaki ticari entegrasyonu koparmak yerine, daha nitelikli bir iş birliğine evrilmesini temenni ediyoruz. Demircioğlu Group olarak "Sürekli Yenilik" mottomuzla, her türlü küresel kural değişimine daima hazırız.
Ayhan Korgavuş
Ünver Group Yönetim Kurulu Başkanı
Dolaylı ve orta vadede güçlü biçimde etkileyebilir
“Made in EU” vurgusu, Bursa’daki otomotiv yan sanayii için hem bir risk hem de yeni bir uyum dönemi anlamına geliyor. Bursa firmaları uzun yıllardır Avrupa standartlarında üretim yapıyor; ancak bu yeni yaklaşım kalite kadar menşei ve tedarik lokasyonunu da daha belirleyici hale getiriyor. Bu nedenle risk tarafı; AB teşviklerinin “Avrupa içinde üretim” yönlü kurgulanması, fırsat tarafı ise uyum sağlayan firmaların daha seçici bir tedarik havuzunda payını büyütebilme ihtimali. Türkiye bu tanımın dışında kalırsa AB’ye ihracatta ani bir kesilme değil, kademeli bir yön değişimi yaşanması olasıdır. Mevcut siparişler kısa vadede devam eder; ancak yeni projelerde ve yeni RFQ’larda (teklif süreçlerinde) AB içi tedarik önceliği artabilir. Bu da özellikle elektrikli araç dönüşümü hızlandıkça, Türkiye’nin AB pazarındaki yeni iş kazanımlarını zorlaştırabilir.
Kısa vadede doğrudan değil; ancak dolaylı ve orta vadede güçlü biçimde etkileyebilir. Otomotivde siparişler kontratlar, validasyon süreçleri ve kalite döngüleri nedeniyle hemen değişmez. Fakat teşviklerin AB içi üretimi güçlendirmesi, OEM’lerin yeni yatırım ve yeni platformlarını Avrupa içinde konumlandırmasına yol açar. Bu da Bursa’daki tedarikçilerin özellikle yeni program ve yeni platformlarda rekabet alanını daraltabilir.
Bursa özelinde etkisini üç başlıkta görmek mümkün:
• Üretim: Avrupa’nın yerelleşme eğilimi artarsa Bursa’daki üretim üzerinde baskı oluşabilir. Ancak teknoloji ve kalite gücü yüksek firmalar, uyumla birlikte konumlarını koruyabilir.
• İstihdam: Nicelikten çok nitelik dönüşümü gündeme gelir (sürdürülebilirlik, karbon yönetimi, izlenebilirlik, proses mühendisliği vb.).
• Yatırım: Firmalar için “Türkiye’de büyüme mi?” yoksa “AB içinde depo/lojistik/mini montaj gibi yakınlık modelleri mi?” sorusu daha kritik hale gelir.
“Made in EU” yaklaşımı bir ticaret bariyeri gibi görünse de esasında teşvik ve sanayi politikasıyla şekillenen yeni bir rekabet düzeni oluşturuyor. Bursa yan sanayisinin bu dönüşümü avantaja çevirmesi için üç kritik konu öne çıkıyor:
1) Düşük karbon üretim ve sürdürülebilirlik uyumu (CBAM/izlenebilirlik dahil)
2) Elektrikli araç dönüşümüne uygun ürün ve teknoloji yatırımları
3) Stratejik ürün gruplarında Avrupa içinde lojistik/depo/mini montaj gibi yakınlık modellerinin değerlendirilmesi
Biz de Ünver Group olarak 47 yıllık köklü geçmişimizle; Bursa’daki güçlü üretim altyapımız ve Avrupa’nın sayılı OEM markalarıyla çalışmanın kazandırdığı tecrübeyle ve Avrupa’nın değişen taleplerine uyumlu kaliteli ve rekabetçi üretim yaklaşımımızı daha da güçlendirerek bu dönüşümü, geçmişte olduğu gibi fırsata çevirmeyi hedefliyoruz.
Büşra Demiroğlu Okur
Burçak Metal Genel Müdürü
“Bursa için temkinli bir büyüme dönemini işaret etmektedir”
“Made in EU” yaklaşımı, Bursa’daki otomotiv yan sanayi firmaları açısından doğrudan bir tehditten ziyade, stratejik bir uyum zorunluluğu olarak değerlendirilmelidir. Tanım dışında kalmak; teşvik, sipariş sürekliliği ve rekabet koşulları açısından risk barındırsa da bu durum firmaları AB standartlarına daha entegre üretim, izlenebilirlik ve değer zinciri içinde konumlanma yönünde dönüştürücü bir sürece zorlamaktadır. Uyum sağlayabilen firmalar için orta ve uzun vadede rekabet gücünün korunması mümkündür.
Türkiye’nin “Made in EU” kapsamı dışında kalması, ihracatta ani bir kopuştan ziyade, kademeli fakat kalıcı bir aşınma yaratacaktır. Özellikle teşvik destekli projelerde Türk tedarikçilerin tercih edilme oranı düşebilir. Bu durum, yalnızca ticaret hacmini değil, Gümrük Birliği’nin fiili işleyişi ve sanayi politikası açısından da kritik önemdedir.
Kısa vadede mevcut siparişlerde bir daralma beklenmemekle birlikte, orta vadede yeni proje kazanımı ve sipariş devamlılığı açısından bir risk söz konusudur. Etkinin boyutu; firmaların AB içi üretim yapılanmaları, stratejik ortaklıkları ve regülasyon uyum kabiliyetlerine göre farklılaşacaktır. AB pazarına entegre çözümler geliştiremeyen firmalar için rekabet alanı daralabilir.
“Made in EU” merkezli teşvik politikası, Bursa için ani bir krizden çok daha temkinli bir büyüme dönemini işaret etmektedir. Üretim artış hızının yavaşlaması, istihdamda sınırlı artış ve yatırım kararlarında erteleme eğilimi görülebilir. AB odaklı yeni projelerde, yatırımların Türkiye yerine AB ülkelerine kayması daha cazip hale gelebilir. Uyum stratejileri geliştirilmediği takdirde, orta vadede bölgenin sanayi dinamizmi zayıflama riski taşımaktadır.
Batuhan Akca
Destek Amortisör Genel Müdürü
Türk yan sanayinin rekabet gücünü dolaylı olarak zayıflatabilir
Avrupa Birliği, otomotiv tedarik zincirini kendi sınırları içine çekme eğiliminde, orta ve uzun vadede bunu sadece bir tehdit olarak değil, aynı zamanda zorunlu bir uyum ve dönüşüm süreci olarak görmek gerekiyor. Bursa’daki firmalar kalite ve üretim kabiliyeti açısından güçlü; fakat yeni dönemde bu gücü AB içi yapılanmalarla desteklemek gerekecek.
Türkiye’nin “Made in EU” tanımının dışında kalması, özellikle elektrikli araçlar ve yeni nesil otomotiv projelerinde Türk tedarikçilerin tercih edilmesini zorlaştırabilir. Burada doğrudan bir ihracat yasağı söz konusu değil; ancak AB teşviklerinden yararlanmak isteyen ana sanayi firmaları, tedariklerini AB içinden seçmeye yönelebilir. Bu da Türk yan sanayinin rekabet gücünü dolaylı olarak zayıflatabilir. AB içi yapılanmalar bizi destekleyecektir.
Mevcut siparişlerde kısa vadede ciddi bir daralma beklemiyoruz. Ancak asıl risk yeni model ve platform kararlarında ortaya çıkıyor. Özellikle elektrikli araç projelerinde, teşvik kriterleri tedarikçi seçiminde belirleyici hale geliyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde yeni iş alma konusunda daha agresif bir tutum sergilememiz gerekebilir.
Bu politika Bursa’daki firmaları AB içinde yapılanmalara yöneltebilir. Teknolojiye, yeşil dönüşüme ve dijitalleşmeye yatırım yapan firmalar için bu süreç yeni fırsatlar da yaratabilir. “Made in EU” yaklaşımı, otomotiv sektöründe rekabetin artık sadece kalite ve fiyatla değil, coğrafya ve sanayi politikalarıyla da şekillendiğini gösteriyor. Bu noktada Türkiye’nin Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, yeşil dönüşüm desteklerinin artırılması ve AB ile sanayi iş birliğinin güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Kamusal destek mekanizmaları hızla devreye alınırsa Bursa otomotiv yan sanayinin bu süreci kayıpsız atlatacağına olan güvenimiz tam.
Engin Işık
Engin Otomotiv Genel Müdürü
Otomotiv sektörü dönüşümden geçiyor
“Made in EU” vurgusunu tek başına bir tehdit olarak değil, kaçınılmaz bir uyum ve dönüşüm süreci olarak değerlendirmek gerekiyor. Bursa, otomotiv yan sanayiinde yüksek kalite, esnek üretim ve hızlı tedarik kabiliyetiyle Avrupa’nın en güçlü üretim merkezlerinden biri. Ancak bu yeni yaklaşım, firmaların lokasyon, tedarik zinciri ve üretim stratejilerini yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılıyor. Doğru adımlar atıldığında, bu sürecin Bursa sanayisi için bir riskten ziyade rekabet avantajına dönüşme potansiyeli olduğunu düşünüyorum.
Türkiye’nin “Made in EU” kapsamı dışında kalması, özellikle teşvik odaklı projelerde dezavantaj yaratabilir. Bu durum, AB pazarına yapılan ihracatta fiyat rekabeti ve sipariş sürekliliği açısından baskı oluşturabilir. Ancak Türk yan sanayisi, kalite, maliyet ve mühendislik kabiliyetiyle hâlâ güçlü bir konumda. Buna rağmen, uzun vadede bu riskin minimize edilmesi için AB ile gümrük birliği ve sanayi politikalarının güncellenmesi büyük önem taşıyor.
Kısa vadede mevcut sözleşmeler ve projeler büyük ölçüde korunacaktır. Ancak orta ve uzun vadede, yeni platform ve model yatırımlarında üretim lokasyonlarının daha belirleyici hale gelmesi muhtemel. Bu nedenle, AB teşviklerinin yalnızca “AB üretimi”ne yönelmesi, dolaylı olarak tedarik zincirini de etkileyecektir. Firmaların bu süreci yakından takip ederek Avrupa’daki iş ortaklıklarını ve üretim modellerini çeşitlendirmesi gerekecek. Eğer gerekli uyum adımları zamanında atılmazsa, yeni yatırımların bir kısmının AB ülkelerine kayma riski söz konusu olabilir. Ancak Bursa’nın güçlü sanayi altyapısı, nitelikli iş gücü ve lojistik avantajları hâlâ çok önemli bir cazibe unsuru. Doğru teşvik mekanizmaları ve kamu–özel sektör iş birliğiyle bu sürecin üretim ve istihdam açısından olumsuz değil, dönüştürücü bir etki yaratabileceğine inanıyorum. Otomotiv sektörü, küresel ölçekte hızlı bir dönüşümden geçiyor. “Made in EU” yaklaşımı da bu dönüşümün bir parçası. Bu süreçte Türkiye’nin ve Bursa sanayisinin reaktif değil, proaktif bir tutum sergilemesi gerekiyor. Yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve yüksek katma değerli üretim konularına yapılacak yatırımlar, firmalarımızın rekabet gücünü koruması açısından kritik önemde. Engin Otomotiv olarak biz de bu dönüşümü yakından takip ediyor, sürdürülebilir ve uzun vadeli stratejilerle yolumuza devam ediyoruz.
Uğur Akın
Ümay Otomotiv Genel Müdürü
Yatırım kararları yavaşlar
Made in EU vurgusu kısa vadede risk barındırsa da esas olarak zorlayıcı bir uyum süreç olarak tanımlayabiliriz. AB, üretimi kendi içinde tutmayı hedefliyor. Uyum sağlanamazsa bence rekabet gücü zayıflar. Türkiye’nin dışarıda kalması, AB’ye ihracatta sipariş kaybı ve fiyat baskısı yaratır. OEM’ler teşviklerden yararlanmak için AB içi tedarikçilere yönelebilir. Mevcut siparişler kısa vadede devam edebilir; ancak yeni projelerde siparişlerin AB içi tedarikçilere kayma riski yüksektir. Belirsizlik, yatırım kararlarını yavaşlatır, üretim ve istihdam üzerinde baskı oluşturur. Bazı firmalar AB içinde yatırım seçeneklerini değerlendirebilir. Bursa otomotiv yan sanayisi, AB tedarik zincirinin önemli bir parçasıdır. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve Türkiye’nin bu sürece dahil edilmesi hem Türkiye hem de AB otomotivi için kritik önemdedir. Önümüzde sancılı bir süreç varmış gibi gözüküyor. Ülkemiz adına inşallah hayırlısı olur.
Ceyhun KOYLAN
Yeşilova Otomotiv Ulaştırma Çözümleri İşletme Müdürü
Made in EU Bursa otomotiv yan sanayii için bir kopuş değil, yeniden konumlanma
Avrupa Komisyonu’nun açıkladığı yeni Otomotiv Paketi içinde yer alan “Made in EU” vurgusu, ilk bakışta Avrupa dışındaki üreticiler için korumacı ve dışlayıcı bir adım gibi görünse de bu başlık, özellikle Türkiye ve özelinde Bursa otomotiv yan sanayisi açısından, ani bir kopuştan çok daha karmaşık ve katmanlı bir dönüşüm sürecine işaret ediyor. Bunu “tehdit mi fırsat mı?” gibi yüzeysel bir ikiliğin ötesinde, Avrupa’nın bu geçişi nasıl yöneteceğini, Avrupa’lı OEM’lerin neden Türkiye’den kolayca vazgeçemeyeceğini ve Türk tedarik sanayisinin nasıl konum alması gerektiğini irdeleyerek değerlendirmeliyiz.
“Made in EU” ifadesini yalnızca bir menşe tanımı olarak okumak eksik kalır. Avrupa Komisyonu’nun asıl mesajı; Kriz anında kontrol edebileceğim, sürdürülebilir ve izlenebilir bir sanayi ekosistemi istiyorum olabilir. Bu yaklaşım, tedarik zincirlerini keskin bir şekilde koparmaktan çok, yeniden sınıflandırmayı hedefliyor. Bu yeniden sınıflandırma, Türkiye gibi güçlü tedarik ülkeleri için kısa vadede ticaretin devam etmesi; orta vadede ise ihracatın niteliğinin değişmesi anlamına geliyor. Katma değeri yüksek ve belirleyici parçalar Avrupa içinde yoğunlaşırken, Türkiye’nin AB’ye ihracatı daha çok hacimli ancak stratejik olmayan ürünler üzerinden şekillenebilir. Bursa’daki otomotiv yan sanayi firmaları açısından bu durum doğrudan bir sipariş kaybı riskinden ziyade, stratejik tedarikçi tanımının yeniden oluşması anlamına geliyor.
Türkiye otomotiv yan sanayisi, Avrupa OEM’leri için yalnızca düşük maliyetli bir üretim üssü değil; aynı zamanda ölçek, kalite istikrarı, mühendislik uyumu ve kriz anlarında hızlı reaksiyon kabiliyeti sunan entegre bir yapı. Bugün Avrupa’da faaliyet gösteren birçok OEM için Türkiye;
- Yüksek hacimli üretimi,
- Geniş ürün çeşitliliğini,
- AB’ye coğrafi yakınlığı
aynı anda sunabilen nadir tedarik merkezlerinden biri.
Bu nedenle “Made in EU” yaklaşımı, Türkiye’yi sistem dışına itmekten çok, tedarik portföyü içindeki ağırlığını yeniden dengelemeye yönelik bir hamle olarak değerlendirilebilir. Avrupa Birliği’nin klasik refleksi, regülasyonu sert koyup uygulamayı zamana yaymaktır. “Made in EU” sürecinde de benzer bir geçiş mimarisi beklenebilir:
- Kademeli yerel içerik oranları: %100 AB üretimi gibi ani bir zorunluluk yerine, yıllara yayılan oran artışları.
- Ürün bazlı ayrım: Batarya, yazılım, güç elektroniği gibi kritik bileşenlerin AB içinde konumlanması; metal, cam, plastik ve mekanik parçalar gibi alanlarda geçiş esnekliği.
- Mevcut sözleşmelerin korunması: Kısa vadede ticaretin kesilmemesi, ancak yeni projelerde farklı kriterlerin devreye alınması.
Bu yaklaşım, Avrupa’nın kendi maliyetlerini de kontrol altında tutma çabasının bir sonucu. Bu nedenle Made in EU odaklı teşvikler, mevcut siparişlerin ani iptalinden çok; yeni platformlar, model yenilemeleri ve kapasite artış kararlarında Türk tedarikçilerin masaya hangi şartlarla oturacağını belirleyecek. Tedarik sanayinin “Made in EU” uyumu için Avrupa’da üretime yönelmesi de, otomatik olarak maliyet avantajı yaratmıyor. Aksine;
- Daha yüksek işçilik giderleri,
- Enerji maliyetleri,
- Sertifikasyon ve uyum süreçleri,
- Yatırım geri dönüş süreleri
OEM’ler üzerinde ek bir maliyet baskısı oluşturuyor. Bu maliyetlerin tamamının tedarikçiye ya da nihai tüketiciye yansıtılması ise, Çin ve Asya menşeli rekabetin yoğun olduğu bir pazarda kolay değil. Bu nedenle Avrupa OEM’lerinin gerçek stratejisi, yerel üretim ile maliyet etkin dış kaynaklar arasında dengeli bir karma oluşturmak olmalı. Bursa otomotiv yan sanayisi bu süreci panikle değil, pozisyon alarak yönetmeli. Bu dönüşüm Bursa’da üretimin bir anda küçülmesine yol açmaz; ancak yatırım kararlarının daha seçici alınmasına neden olur. İstihdam tarafında ise mavi yakadan çok, mühendislik, proje yönetimi ve tedarik zinciri yönetimi gibi alanlarda nitelik dönüşümü öne çıkar. Önümüzdeki dönemde Bursa merkezli firmalar için üç ana stratejik yol öne çıkıyor:
1. Çekirdeği korumak. Bursa’daki ana üretim kabiliyetini; kalite, teslimat güvenliği ve maliyet şeffaflığı ile güçlendirmek.
2. Avrupa’da ayak izi oluşturmak. Büyük ölçekli fabrika yatırımlarından ziyade; Ortaklıklar, son işlem veya montaj hatları veya mühendislik ve sertifikasyon ofisleri ile “hibrit” Made in EU modelleri geliştirmek.
3. Hacimli ama stratejik olmayan parçalarda derinleşmek:
Avrupa’da pahalı olan ancak stratejik sınıfa girmeyen ürünlerde Türkiye’nin ölçek avantajını büyütmek.
“Made in EU”, Türk otomotiv yan sanayisi için ani bir dışlanma senaryosu değil; oyunun kurallarının güncellenmesi anlamına geliyor. Avrupa bu geçişi sert değil, akıllı yönetecek.
Kazananlar ise yalnızca ucuz olanlar değil, uyum sağlayabilen, stratejik düşünebilen ve OEM’lerle aynı dili konuşabilen tedarikçiler olacak.
Bursa otomotiv yan sanayisi için soru artık şudur: Sadece üretim merkezi mi olacağız, yoksa Avrupa’nın yeniden şekillenen sanayi mimarisinde söz sahibi bir ortak mı?