banner8

banner6

NOSAB otomotiv yan sanayinin kalbi

NOSAB otomotiv yan sanayinin kalbi

Söyleşi 16.06.2020, 03:00 16.06.2020, 03:00
NOSAB otomotiv yan sanayinin kalbi



Röportaj Semih AYDIN



Bursa otomotiv yan sanayinin kalbinin attığı Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi’nin (NOSAB)Yönetim Kurulu Başkanı Erol Gülmez, aynı zamanda Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu’nda (OSBÜK) Yönetim Kurulu Üyeliğini yürüterek, Bursa’nın OSBÜK’teki sesi konumunda. Gülmez, pandemiden iş hayatına, bölgenin gelecek planlarından, Covid-19 salgınının Türkiye’deki OSB’ler üzerindeki etkisinin yanı sıra tarıma olan tutkusunu Bursa’nın ekonomi gazetesi

EKOHABER’e anlattı.



Son 3 – 4 aydır dünyayı yakından ilgilendiren pandemi sürecinden ülkemizde doğal olarak etkilendi. Hayatın doğal akışının değiştiği bu dönem, yavaş yavaş normale dönüyor. Size göre pandemi iş hayatını, fabrikaları, üretimi, insan kaynakları yönetimini, ihracatı, kısacası tüm ekonomiyi nasıl etkiledi?

Bölgemizden net değerlerle örnek verecek olursak, bölgemizde pandemi öncesinde günlük elektrik tüketimimiz 1 milyon 100 bin kWh idi. Pandeminin ülkemizde en yoğun yaşandığı Nisan ayını baz aldığımızda, elektrik tüketimimiz 550 bin kWh’ye düştü. Elektrik tüketimi bize sanayideki büyüme ve küçülmeyi net veren bir enstrüman. Bu doneler ışığında, bölgemizde yüzde 52’lik bir küçülme yaşandığını görüyoruz. Ayrıca OSBÜK Yönetim Kurulu olarak her hafta online toplantılar yapıyoruz. Bölgemizde yaşanan bu durum, diğer illerde de farklı değil. Fakat Bursa sanayisinin otomotiv ve tekstil ağırlıklı olmasından dolayı, biz biraz daha fazla etkilendik diyebilirim.

NOSAB ve bölgedeki diğer fabrikalar olarak bu süreçte ne gibi çalışmalar yaptınız?

NOSAB olarak Mart’ın başında, dünyadaki gelişmeleri göz önünde bulundurarak, bölgemizde önlemler almaya başladık. Bütün çalışanlarımız mobil sisteme geçti, evlerinden işlerine devam ettiler. İhtiyaç olan arkadaşlarımız motorize ekiple geldi, işini yaptı ve evine geri döndü. Okulların kapatılması kararı alınmadan önce, inisiyatif kullanarak biz kreşimizi kapattık. Dezenfeksiyon işleri hala rutin olarak devam ediyor. NOSAB hizmet binasına dezenfeksiyon kabini aldık. Otobüs duraklarını, çöp alanlarını, çevreyi, açık alanları ilaçladık. Yönetim Kurulu toplantıları dahil, bütün toplantılarımızı online olarak yapmaya başladık. Firmalarımızı pandemi konusunda bilgilendirdik. Belki de en önemlisi, Türkiye’de bir ilke imza atarak, salgının hemen başında bölgemizdeki firmalarımızla bir anket çalışması gerçekleştirdik. Bunun sonuçlarını ilgili bakanlıklarımız ve OSBÜK’le paylaştık ve sanayicilerimizin taleplerini ilettik. Anketimizde bulunan Nefes Kredisi gibi destek önerileri yavaş yavaş hayata geçti.

OSBÜK YK üyesi olarak diğer sanayi bölgeleri başkanları, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile sürekli iletişim içinde oldunuz. Ülke genelindeki sanayi bölgelerinin durumu hakkında da genel bir bilgilendirme yapabilir misiniz?

Türkiye genelindeki 340 OSB’yi ele alarak bir değerlendirme yaparsak; bazı OSB’lerde bu oran bölgesel farklılıklar göstermesine rağmen, kümülatif olarak yüzde 50 oranında bir etkilenme var diyebilirim.

Sizin dikkat çeken çıkışlarınızdan biri de, sanayicinin yüksek elektrik fiyatlarına olan tepkisini yüksek sesle dile getiren ilk Bölge Başkanı olmanız. EKOHABER olarak yaptığımız çalışmada Bursa’daki diğer OSB Başkanlarının da sizin söyleminizi destekleyecek açıklamaları oldu. Bu konudaki son gelişmeler nelerdir?

2019 Nisan ayından itibaren kullandığımız elektrik tarifesinin hesaplanma şekli değişti. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM) diye bir girdimiz var; yenilenebilir enerjinin dönüşümü ve bu alana yatırım yapan iş insanlarına devletin verdiği pozitif bir fiyat katkısı. Bu bütün dünyada uygulanan doğru bir sistem, çünkü yenilenebilir enerjinin önemini fark etmeyen kimse kalmadı. Enerji hem devletler için çok pahalı hem de petrol, doğalgaz vb. enerji kaynakları doğamıza zarar veriyor. Dolayısıyla dünyada yenilebilir enerjiyle ilgili bir dönüşüm söz konusu ve büyük ülkeler, bu alana yatırım yapan iş insanlarına destek verdiler. Bizim ülkemiz de bu yolu seçti ve doğru yaptı. Fakat diğer ülkeler bu desteği genel bütçelerden sunarken, Türkiye’de bu destek konutlardaki tüm elektrik aboneleri arasında paylaştırıldı.

Ancak bir yıl önce alınan kararla YEKDEM’in yükü konutlardan alındı ve sadece sanayi bölgelerinde üretim yapan sanayicilerin üstüne yüklendi. Bizim Nisan ayı faturalarımızın yüzde 40 artmasının sebebi de bu. Bizim elektrik tüketimimiz yüzde 50 küçülünce, elektrik fiyatları yüzde 40 artmış oldu. Bu tarz bir uygulama sadece Türkiye’de var. Bu durum sanayiciye ağır geliyor. Çoğu fabrika Nisan ayında kapalı kaldı, açık kalan fabrikalar da elektrik fiyatını yüzde 40 pahalı ödemek zorunda kaldı. Fakat sonraki aylarda üretim arttıkça, elektik fiyatları da yavaş yavaş normale yaklaşacaktır.

Elektrik fiyatlarında her ay yaşanan dalgalanmayı, sanayicilerimize anlatmakta zorluk çekiyoruz. Döviz üzerinden ele aldığımızda Avrupa’da en pahalı elektriği, Türkiye’deki sanayiciler kullanıyor. Bu durum sanayicimizin diğer ülkelerle rekabetini zorlaştırıyor. Biz bunu OSBÜK olarak çok yüksek sesle EPDK’dan, bakanlıklarımıza tüm ilgili kurumlara iletiyoruz.

1 Haziran ile birlikte normalleşme sürecine başladık. Bundan sonrasıyla ilgili düşünceleriniz nelerdir? Nasıl bir iş akışı, çalışma ortamı olacak; toplantılar, etkinlikler, faaliyetler nasıl gerçekleşecek?

Uzun bir süre toplantılarımızı sosyal mesafe kurallarına uyarak devam edeceğiz. Belki bir müddet daha mobil olarak çalışmaya devam edeceğiz.

Fakat önemli olan iş hayatının nasıl devam edeceği. İş yerlerimizde bir takım önlemler alıyoruz. Örneğin, 250 çalışanı olan bir fabrikanın günlük maske ihtiyacı bin adet, bu da bin TL günlük masraf ve ay bazında 25 bin TL maliyet demektir. Çok basit, maliyet girdisi gibi görünmeyen ürüne verdiğimiz ücret. Bunu tabii ki vereceğiz, çünkü insan hayatı her şeyden daha değerli. Üretim sürecinde koruduğumuz sosyal mesafeler de üretimin yavaşlamasına sebebiyet veriyor. Bir sonraki operasyona ürün ulaşıncaya kadar belirli zaman geçiyor ve bu da üretimi yavaşlatıyor. Yani hiç görülmeyen, hesap edilmeyen ama biz yaşadıkça gördüğümüz bir maliyet artışı ortaya çıkıyor. Özellikle bizim gibi ihracat yapan firmalarda lojistikte ciddi bir maliyet artışı yaşandı. Yurtdışına giden araçlarımız, oradan dönüşte ürün alamadığı için maliyetler oldukça arttı. Bunun yanında, ana firmalar ürettiklerini satamazlarsa, tüketemezlerse, bir aydan fazla üretim stokuna mali ve alan olarak dayanamazlar. Renault, TOFAŞ gibi firmalar günde 1300 – 1500 araç üretiyor, bu üretimi stoklamak için ciddi bir alan gerekiyor. Bunu yaşayarak göreceğiz. Bu konuda ne bizim ne de ana sanayicinin bir öngörüsü var. Sevindirici taraf şudur ki, hükümetimiz kredi destek paketi açıkladı ve konuttan, yerli otomobile kadar bazı alanlarda uygun kredi imkanı sağladılar. Bunun otomotiv sektörüne bir canlanma getirmesini umuyorum. Ancak sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için, ayın sonundaki süreci beklememiz gerekecek.

Sanayiciler üretimden, ihracata kadar, bu süreçten sonra nelere dikkat etmeli?

Böyle bir süreci ilk defa yaşıyoruz. Daha önceki salgın hastalıklarda bu boyutta bir sıkıntı yaşamadığımız için geçmişten kopyalayabileceğimiz bir yol haritamız yok. Sanırım, yaşayarak ve yaşadığımızın sonuçlarını analiz ederek yürüyeceğiz. Onun haricinde hepimizin öngörüleri var. Tüm üretim sektörlerinde uzun bir süre sosyal mesafe ve hijyenle ilgili önlemlerle devam edecek. Bu maliyeti artıran bir unsur olarak karşımıza çıkacak. Bu iki aylık süreç içinde, çok para harcamadan yaşayabileceğimizi gördük. Kıyafet almadık, arkadaşlarımızla dışarıda yemek yemedik, ekonomik tüketime saha bulamadık. Bu yüzden, bu süreçten en çok küçük esnaf etkilendi.

Biliyorsunuz ben bir yandan da tarımla uğraşıyorum. Büyük ölçekte tarım ve meyvecilik yapıyorum. Sokağa çıkma yasağının olduğu günleri bu yüzden köyümde geçirdim ve orada tarımla ilgili işlerimi takip ettim. Orada köylülerle yaptığım sohbetlerde, onların evde aileleriyle, eşleriyle birlikte oturmayı öğrendiklerini ve bunun da bütçelerine ciddi bir katkı yaptıklarını fark ettiklerini öğrendim. Eğer bu alışkanlıklarımız, pandemiden sonra sürekli hale gelirse, ekonominin canlanmasında sıkıntılar yaşanacak. Bu yüzden iç ekonomik hareketliliği sağlamalıyız. Özellikle restoran, kafe işletmecileri, berber, bakkal gibi küçük esnafın buna ihtiyacı var.

Küçük orta ölçekli işletmeciler ve girişimcilere bu dönem için ne önerirsiniz? Girişimci nasıl bir yol izlemeli?

Benim umudum kapitalizmde. Kapitalizm tüketimi sağlayabilirse kendini yaşatabilir. Bu yüzden kapitalizmin bu işi çözeceğine inanıyorum, aksi takdirde varlığını sürdüremez. Fiyat indirimi, promosyon gibi yollar izlenerek, insanların tekrardan tüketime teşvik edileceğini düşünüyorum.

Bize biraz da NOSAB’ı anlatır mısınız? NOSAB’ın büyüklüğü, hacmi, firma sayısı, ihracatı, istihdamı noktasında son durum nedir?

Bölgede 340’a yakın firmamız ve yaklaşık 20 bin çalışanımız var. Bölgemizde çok sayıda uluslararası firma var ve firmaların meslek dağılımlarına baktığınızda, otomotiv sektörünün ağırlıkta olduğunu görebilirsiniz. Bunu tekstil, kimya ve gıda takip ediyor. Makine, metal ve plastik alanında faaliyet gösteren firmaları da otomotivle birleştirirsek, bölgemizdeki firmaların yüzde 65’i otomotiv sektöründe faaliyet gösteriyor diyebiliriz.

NOSAB Bursa ekonomisi için ne ifade ediyor?

Bursa ekonomisi için her firma çok değerli. Bir gemi düşünün, gemide görev yapan kaptandan, en alttaki tayfaya kadar, o geminin yüzebilmesi için herkesin bir katkısı var. Hiyerarşik sıralamada NOSAB otomotivde ikinci bölge diyebilirim. Demirtaş’ta TOFAŞ ve Bursa OSB’de Renault gibi ana üretim yapan, büyük firmalar var. Yan sanayi olarak bakarsak, belki de NOSAB, otomotivde ilk sırayı alan OSB diyebiliriz. Otomotiv Bursa ve Türkiye’nin ihracatta lokomotif sektörü ve bu bağlamda NOSAB otomotivin olmazsa olmazıdır.

NOSAB olarak önümüzdeki süreç için ne planlıyorsunuz?

Son bir yıldır, yeni binamızın faaliyete geçmesiyle etkinliklerimizi yoğunlaştırmıştık. Her ay ‘Değerler Buluşuyor, Tecrübe Konuşuyor’ etkinliğimiz var. Son etkinliğimizi televizyona taşıdık. Yasaklar kalkar kalkmaz hemen eski formatımıza döneceğiz. Ayrıca biz NOSAB’da sanayicinin faydalanabileceği her konuyla ilgili, iş güvenliğinden tutun da teşviklere kadar ilgili, bu konuda birikimi olan firmaları, şahısları getirip söyleşi yapıyorduk. Pandemi sürecinde bunlar aksadı. Bu çalışmalarımıza yeniden başlayacağız. Göreve geldiğimde kalite eğitimine başladık. Belki de Türkiye’de kalite belgesi alan ve KALDER’e üye olan ilk OSB’yiz. Eğitim çalışmalarımız tekrar başladı. Bunların yanı sıra, bölgemizin altyapı eksiklerini gidermek için de yoğun bir mesai harcayacağız.

Bölge olarak bir endüstri meslek lisesi hayalimiz var. Bu bölge sanayicilerimizin uzun zamandır istediği bir proje. Çünkü biz, işler iyi olduğunda nitelikli ara eleman bulamıyoruz. OSB’lerin bu süreçleri aştıktan sonra en çok konuşacağı konu bu alacak. Okulla ilgili bir yer planlamamız var. Bu çalışmayı yaptık, önümüzdeki haftalarda projenin onayını ilgili Bakanlığımıza sunacağız. Onay geldiği andan itibaren, bölgemizdeki sanayicilerin ihtiyaç duyduğu bölümlerden oluşan meslek lisesi için adımları atacağız.

Bölgede sosyalleşmeye çok önem veriyorsunuz. NİLSİAD’la uyum içerisinde faaliyetler yapıyorsunuz. Bölgedeki iş insanlarının kendi aralarındaki ilişkileri konusunda düşünceniz nedir?

NOSAB’ı Yalçın Aras Başkanımızla birlikte kurduk ve O, bölgenin kurucu başkanlığı görevini yürüttü. NOSAB Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini bıraktıktan sonra da, Nilüfer Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (NİLSİAD) ve NOSAB Müteşebbis Heyeti Başkanlığı görevlerini sürdürdü. Bu yüzden bizim NİLSİAD ile çok iyi bir uyumumuz var. 20 yıl içerisinde farklı dünya, siyasi görüşleri olan insanlarla birlikte çalıştık. İnsanlar birbirine, düşüncelerine saygılıysa bir sorun olmaz. Biz burada fayda birlikteliği içerisindeyiz, bu yüzden bölge sanayicilerimizle de ilişkilerimiz çok iyi. OSB’ler arasında da bu işbirliğini görüyoruz.

OSBÜK’te Bursa ve bölgeyi temsil ediyorsunuz. Bursa’nın ve bölge sanayisinin mukayesesini yaptığınızda, Bursa’yı nasıl görüyorsunuz?

Bursa’da 18 OSB var ve bu durum OSBÜK’ün delege ağırlığına da yansıyor. Mahmut Yılmaz abimiz, yıllarca OSBÜK’te Bursa’yı temsil etti. Geçen dönem ben bayrağı Hüseyin Durmaz’dan aldım.

Bana göre Bursa hiçbir zaman OSBÜK’te temsilcisiz kalmamalıdır. Çünkü OSB’lerle ilgili yasalar, OSBÜK’ün katılımcılığıyla çıkıyor. Yıllarca Bursa bu yasalarda hazırlayıcı, teknik destek yapıcı olmuştur.

Konuşmanızda büyük ölçekte tarım ve meyvecilik üretimi yaptığınızı ifade etmiştiniz. Peki sizce, sanayi mi tarım mı?

Ben ikisi birden olsun istedim. Ne yazık ki sadece tarımla meşgul olanın karnı doymuyor. Benim sermaye gücüm olmasaydı, profesyonel, en ileri teknolojiyi kuramaz ve tarımdan da para kazanamazdım. 6 yıldır tarımla gerçek anlamda uğraşıyorum ve ilk kez bu yıl para kazanacağım. Bahçemi Sayın Vekilimiz Orhan Sarıbal danışmanlığında kurdum, sulamasından, kullanılan ilaçlara kadar her şey son sistem. Ancak çiftçimizin ne yazık ki, benim yaptığım yatırımları yapacak gücü yok. Tabi sanayi de benim için çok önemli.

Eğitimimi meslek lisesinde aldım ve bu yüzden sanayi benim için olmazsa olmaz. Tarımdan keyif aldığım kadar, fabrikada makinelerin gürültüsünden de keyif alıyorum. Makine sesini, yağ kokusunu hissetmem lazım. Sanayi de, tarım da benim için olmazsa olmaz.




Sayı: 1255 - Sayı'nın Kapağı

Yorumlar (0)
11
parçalı az bulutlu