GÜNDEM

Sanayi Avrupa’da güçlenecek

Türkiye, Avrupa Birliği’nin üretim ve tedarik zinciri güvenliğini güçlendirmeyi amaçlayan “Made in Europe” düzenlemesine dahil edildi. Bu karar, özellikle ihracat odaklı Bursa sanayisi için yeni bir dönemin kapısını aralıyor.

Avrupa Birliği’nin üretim güvenliği ve tedarik zincirlerini güçlendirmeye yönelik attığı yeni adımlar, Türkiye için önemli bir fırsat penceresi açıyor. Özellikle ihracata dayalı sanayi yapısıyla öne çıkan kentler açısından bu gelişme, Avrupa ile ekonomik entegrasyonun daha da derinleşeceğine işaret ediyor. Son olarak Türkiye’nin “Made in Europe” düzenlemesine dahil edilmesi, başta otomotiv, tekstil ve makine olmak üzere birçok sektörde Avrupa pazarına erişimi daha da stratejik hale getirecek. Bu kararın en çok etkileyeceği merkezlerden biri ise güçlü üretim altyapısıyla dikkat çeken Bursa olacak.

Made in Europe nedir?
“Made in Europe” (yeni adıyla “Made in EU”), AB’nin sanayi stratejisi kapsamında geliştirdiği bir girişimdir. Amacı Avrupa içindeki üretimi güçlendirmek, tedarik zincirlerini güvenli hale getirmek ve kritik sektörlerde dışa bağımlılığı azaltmaktır. Bu kapsama giren ürünler, AB ihalelerinde ve kamu alımlarında “Avrupa menşeli” olarak kabul edilir. Türkiye’nin dahil olması, otomotiv, tekstil ve makine sektörlerinde güçlü üretim altyapısına sahip Bursa firmalarının Avrupa pazarındaki konumunu güçlendirecek ve yeni iş birlikleri için fırsat yaratacak. Uzmanlar, Avrupa pazarında rekabetin artık sadece maliyet ve kaliteye değil, sürdürülebilir üretim, dijitalleşme ve karbon ayak izi kriterlerine göre şekillendiğine dikkat çekiyor. Bursa sanayisinin bu süreçten en iyi şekilde faydalanabilmesi için teknoloji ve yeşil dönüşüm yatırımlarına hız vermesi gerektiği vurgulanıyor. Düzenlemenin yürürlüğe girmesi 2026 sonu veya 2027 başında bekleniyor. Bu süreçte Türkiye’nin Avrupa ile üretim entegrasyonunu güçlendirmesi kritik önem taşıyor.

Baran Çelik

OİB Yönetim Kurulu Başkanı

Türkiye’nin rolü daha da güçlenecek

Made in EU uygulaması ilk gündeme geldiğinde Türkiye’nin bu kapsamın dışında kalma ihtimali sektörümüz açısından önemli bir risk oluşturuyordu. Türkiye, uzun yıllardır Avrupa otomotiv ekosisteminin güçlü ve entegre bir parçası. Bu nedenle Türkiye’nin dışarıda bırakıldığı bir uygulama yalnızca bizim sektörümüz için değil, bizimle çok yakın çalışan Avrupa otomotiv sanayisi için de ciddi sorunlar yaratabilirdi. Süreç boyunca sektör temsilcileri olarak muhataplarımıza Türkiye’nin Avrupa üretim zincirindeki önemini ve karşılıklı bağımlılık düzeyini sürekli olarak aktardık.

Son gelinen noktada Türkiye’nin Made in EU kapsamına dahil edilmesinin, otomotiv endüstrimizin Avrupa ile olan güçlü entegrasyonunu teyit eden bir gelişme olduğunu düşünüyoruz. Bu adım sayesinde Türkiye’nin AB’ye ihracatının kesintisiz şekilde devam etmesi mümkün olacak. Aynı zamanda Avrupa’nın özellikle bazı kritik alanlarda Çin’e olan bağımlılığını azaltma stratejisinde Türkiye’nin rolünü daha da güçlendirecektir.

Türkiye’nin bu kapsamda yer alması, yerli tedarik sanayimiz açısından da önemli fırsatlar barındırıyor. Avrupa Birliği’nin yeşil dönüşüm politikaları kapsamında sağladığı fonlar, Ar-Ge teşvikleri ve teknoloji yatırımlarına yönelik destekler Türk tedarik sanayisinin dönüşüm sürecini hızlandırabilecek unsurlar arasında yer alıyor.

Bununla birlikte bu gelişmeyi yalnızca yeni bir avantaj olarak değil, mevcut güçlü konumumuzu koruyan önemli bir adım olarak değerlendirmek daha doğru olur. Çünkü Türkiye’nin bu kapsamın dışında kalması halinde, Gümrük Birliği’ne rağmen sektörümüzün bazı alanlarda gümrük vergileriyle karşılaşması ve rekabet gücünün zayıflaması söz konusu olabilirdi.

Diğer taraftan uygulamanın tüm detayları henüz netleşmiş değil. İlk bilgilere göre Türkiye’nin yanı sıra Avrupa Birliği ile Serbest Ticaret Anlaşması bulunan ülkelerin de kapsamda yer alması bekleniyor. Ayrıca Avrupa Komisyonu’nun, yükümlülüklerini ihlal eden ya da ekonomik güvenliği riske atan uygulamalara karşı daha geniş yetkilere sahip olacağı görülüyor. Bu da uygulama sürecinde bazı alanlarda daha katı kuralların devreye girebileceğini ve karşılıklılık ilkesinin daha fazla önem kazanacağını gösteriyor.

Dolayısıyla Made in EU süreci Türkiye için önemli fırsatlar barındırırken aynı zamanda bazı yeni sorumlulukları da beraberinde getirebilir. Bu nedenle süreci dikkatle izlemeye ve Avrupa ile olan üretim ve teknoloji entegrasyonumuzu daha da güçlendirmeye devam edeceğiz.

BUSİAD’DAN “MADE IN EUROPE” RAPORU

Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD), Ekonomi Danışmanı ve Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Hekim tarafından hazırlanan “Made in Europe” raporunu kamuoyuyla paylaştı.

Raporda, Avrupa Komisyonu tarafından 4 Mart 2026 tarihinde taslak olarak karara bağlanan yeni sanayi düzenlemesinin, Avrupa Birliği’nin üretim kapasitesini artırmayı ve tedarik zinciri güvenliğini sağlamayı hedefleyen tarihi bir adım olduğu vurgulandı.

Kamuoyunda “Made in Europe” olarak bilinen düzenlemenin, Türkiye gibi Gümrük Birliği entegrasyonuna sahip ülkelerin kamu ihaleleri ve teşvik mekanizmalarında “AB menşeli” kapsamında değerlendirilmesini öngördüğü belirtilen raporda, bu gelişmenin ilk aşamada Türk sanayisi açısından önemli bir rahatlama sağlayabileceği ifade edildi.

Raporda şu değerlendirmeye yer verildi:

“Bu kapsamın dışında kalmamız, mevcut ticaret ilişkilerimiz açısından onarılması güç zararlar doğurabilecekken, söz konusu düzenleme Türk sanayisi açısından olumlu bir gelişme olarak kayda geçmiştir. Ancak taslak metnin detayları incelendiğinde sürecin henüz tamamlanmadığı ve özellikle rekabet ile kamu alımları alanlarında Türkiye açısından ciddi yapısal riskler barındırdığı görülmektedir.”

Taslak metnin henüz tüm onay süreçlerini tamamlamadığı belirtilen raporda, düzenlemenin 2026 yılı sonu veya 2027 yılı başında yürürlüğe girmesinin beklendiği ifade edildi. Bu nedenle sürecin yakından takip edilmesi ve mevcut kazanımların yasalaşma sürecine kadar korunmasının kritik önem taşıdığı vurgulandı.

Raporda ayrıca şu değerlendirmeler yapıldı:

“AB’nin taslak metinde kullandığı ‘entegrasyonda olunan ülkeler’ tanımı yalnızca Gümrük Birliği kapsamındaki ülkeleri değil, aynı zamanda Birliğin ‘Trusted Partners’ (Güvenilir Ortaklar) olarak tanımladığı yaklaşık 40 ülkeyi de kapsamaktadır. Bu durum, AB’nin yakın gelecekte Serbest Ticaret Anlaşması (STA) imzalaması beklenen Hindistan, Latin Amerika veya Asya ülkelerinin de zaman içinde bu avantajdan yararlanabileceği anlamına gelmektedir.

Dolayısıyla Avrupa pazarında yalnızca yerel üreticilerle değil, bu kapsama dahil olan küresel rakiplerle de yoğun bir rekabet yaşanacaktır. Bu tablo, kalıcı çözümün Gümrük Birliği’nin kapsamlı biçimde güncellenmesi ve derinleştirilmesi olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.”

Raporda düzenlemenin bazı gri alanlar içerdiğine de dikkat çekildi. Bu kapsamda şu değerlendirmeler yer aldı:

“Avrupa Birliği, kamu alımları süreçlerinde ‘Reciprocity’ (Karşılıklılık) ilkesini katı biçimde uygulayacağını ve korumacı uygulamalara sahip ülkeleri kendi ihalelerinden dışlayabileceğini açıkça ifade etmektedir. Türkiye açısından sorun, mevcut Gümrük Birliği anlaşmasının kamu alımlarını kapsamaması ve Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütü’nün (WTO) Kamu Alımları Anlaşması’na taraf olmamasıdır.

Bunun yanı sıra Türkiye’de uygulanan ‘yerli malına fiyat avantajı’ düzenlemeleri ve bazı ihalelerdeki ‘yerli malı zorunluluğu’ Avrupa Birliği tarafından korumacılık ve piyasaya erişim engeli olarak değerlendirilmektedir. AB’nin bu durumu gerekçe göstererek karşılıklılık ilkesini Türkiye’ye karşı uygulaması ve kamu alımlarını yeniden bir kısıtlama aracı haline getirmesi önemli bir risk oluşturmaktadır.”

Raporda sonuç bölümünde ise şu görüşlere yer verildi:

“Türk mallarının genel ticarette AB menşeli olarak kabul edilmesi önemli bir kazanımdır. Ancak kamu alımları mevzuatımızdaki mevcut asimetrinin, Avrupa’daki büyük kamu ihalelerinden dışlanmamıza yol açabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle bir yandan Gümrük Birliği’nin revizyonu için diplomatik girişimlerin artırılması gerekirken, diğer yandan iç piyasadaki kamu ihale mevzuatının AB’nin misilleme mekanizmalarını tetiklemeyecek şekilde daha rasyonel bir zemine oturtulması gerekmektedir.”

Orhan Korgavuş

Ünver Group
Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı

Bursa için rekabet avantajı sağlayacak

“Made in Europe” yaklaşımına Türkiye’nin dahil edilmesi, özellikle Bursa gibi üretim gücü yüksek şehirler için önemli bir fırsat yaratacaktır. Avrupa son yıllarda tedarik zincirini daha yakın, güvenilir ve sürdürülebilir üretim merkezlerine kaydırma eğiliminde. Türkiye hem coğrafi yakınlığı hem de sanayi altyapısıyla bu ihtiyaca güçlü bir cevap veriyor.

Bursa’daki ihracatçı firmalar açısından bu gelişme, Avrupa pazarında güvenilir tedarikçi algısını güçlendirecek ve rekabet avantajı sağlayacaktır. Özellikle otomotiv gibi kalite standartlarının çok yüksek olduğu sektörlerde Türkiye’nin Avrupa üretim ekosisteminin doğal bir parçası olarak konumlanması, yeni iş birliklerinin ve projelerin önünü açabilir.

Bursa, Türkiye’nin en güçlü sanayi merkezlerinden biri ve özellikle otomotiv, tekstil ve makine sektörlerinde Avrupa ile uzun yıllara dayanan bir üretim ve ticaret ilişkisine sahip. Bu sektörlerde faaliyet gösteren birçok firma zaten Avrupa ana sanayileriyle entegre şekilde çalışıyor.

“Made in Europe” yaklaşımı, Bursa’daki üreticilerin Avrupa tedarik zincirindeki konumunu daha görünür ve güçlü hale getirebilir. Bu durum yalnızca ihracat hacmini artırmakla kalmaz, aynı zamanda daha yüksek katma değerli projelere erişim imkânı da sağlayabilir. Avrupa’nın kalite, sürdürülebilirlik ve tedarik güvenliği beklentilerine uyum sağlayabilen Bursa sanayisi, bu süreçten önemli ölçüde fayda sağlayacaktır.

Bu süreçten en iyi şekilde faydalanabilmek için Bursa’nın güçlü sanayi ekosistemini daha koordineli ve stratejik şekilde kullanması gerekiyor. OSB’ler, ihracatçı birlikleri ve sanayi kuruluşları birlikte hareket ederek Avrupa pazarına yönelik ortak bir vizyon oluşturmalı.

Özellikle sürdürülebilir üretim, dijitalleşme, kalite standartları ve karbon ayak izi gibi konular önümüzdeki dönemde daha da önem kazanacak. Bu alanlarda yapılacak yatırımlar, Bursa’daki firmaların Avrupa pazarındaki konumunu daha da güçlendirecektir. Aynı zamanda Bursa’nın güçlü tedarik zinciri yapısı ve üretim çeşitliliği, Avrupa için güvenilir bir üretim partneri olma potansiyelini artırmaktadır.

Küresel üretim dengeleri son yıllarda önemli bir değişim sürecinden geçiyor. Tedarik zincirinde güvenilirlik, coğrafi yakınlık ve sürdürülebilir üretim artık en az maliyet kadar önemli hale gelmiş durumda.

Bu noktada Türkiye, özellikle de Bursa gibi güçlü sanayi şehirleriyle Avrupa üretim ekosisteminin önemli bir tamamlayıcısı konumunda. Doğru stratejilerle bu süreç yalnızca ihracatı artırmakla kalmayacak, aynı zamanda Türkiye’nin Avrupa ile sanayi iş birliklerini daha da derinleştirecektir.

Adnan Numan

Cappafe Oto Yönetim Kurulu Başkanı

Made in EU sanayi stratejisinde dönüm noktası

“Made in Europe" (yeni adıyla "Made in EU") girişimi, Avrupa Birliği'nin sanayi stratejisinde bir dönüm noktasıdır. Mart 2026 itibarıyla Türkiye'nin Gümrük Birliği çerçevesinde bu kapsama dahil edilmesi, Bursa gibi sanayi devleri için yeni bir dönemin kapılarını açmıştır.

Bursa, Türkiye’nin Avrupa’ya açılan en büyük sanayi kapılarından biri. Türkiye'nin bu girişime dahil edilmesi, Türk ürünlerinin AB ihalelerinde ve kamu alımlarında "Birlik menşeli" (yerli ürün) muamelesi görmesini sağladı.

Çin Faktörü Karşısında Kalkan: Özellikle Çin’in otomotivdeki agresif fiyat politikası ve elektrikli araç atağı karşısında, "Made in EU" etiketi Bursa'yı korunaklı bir liman haline getiriyor. Çin menşeli ürünlere getirilen ek vergiler ve kısıtlamalar varken, Bursa'da üretilen parçaların Avrupa içi tedarik kabul edilmesi, bizleri "yabancı tedarikçi" konumundan "stratejik ortak" seviyesine yükseltiyor.

Savaş ve Lojistik Güvenliği: Rusya-Ukrayna savaşıyla derinleşen enerji ve lojistik krizi, Avrupa'yı "yakın coğrafyadan tedarik" (nearshoring) modeline zorladı. Bursa, coğrafi yakınlığı ve bu yeni etiket avantajıyla, Avrupa'nın en güvenilir ve hızlı üretim merkezi olma özelliğini perçinleyecektir.

Bu üç sektör, Bursa’nın ihracat kaslarıdır. "Made in EU" etiketi, sadece bir isim değişikliği değil, aynı zamanda yeşil ve dijital dönüşüm fonlarına erişim demektir.

Otomotiv: Sizin gibi plastik parça üreticileri için bu durum, Avrupalı ana sanayi (OEM) firmalarının tedarik zinciri seçiminde "ilk tercih" olma şansı yaratıyor. AB’nin yeni "Sanayi Hızlandırma Yasası" kapsamında, Bursa’da üretilen parçalar Avrupa'nın karbon nötr hedeflerine uyumlu kabul edilerek teşviklerle desteklenecek.

Makine ve Tekstil: Özellikle teknik tekstil ve hassas makine parçalarında Bursa, Alman ve İtalyan rakipleriyle aynı "pazar kategorisine" giriyor. Bu, firmalarımızın yüksek katma değerli ürünleri daha prestijli ve güvenilir bir imajla pazarlamasını sağlayacaktır.

Sürecin meyvelerini toplamak için "etikete sahip olmak" yetmez, onun içini doldurmak gerekir.

Yeşil Dönüşüm Ofisleri: OSB’ler bünyesinde acilen "Karbon Sınır Düzenlemesi" ve "Made in EU Standartları" danışmanlık merkezleri kurulmalı. Avrupa, sadece menşe değil, "sıfır emisyonlu üretim" şartı da arıyor.

Tedarik Zinciri Şeffaflığı: İhracatçı birlikleri, Bursa’nın üretim kapasitesini Avrupa'daki dijital platformlara entegre etmeli. "Dijital Ürün Pasaportu" uygulamasına Bursa firmalarının hızla geçirilmesi, izlenebilirlik açısından kritik.

Mikro-Lojistik Merkezleri: Avrupa’nın kilit noktalarında Bursa menşeli ürünler için ortak depolama ve mini montaj hatları kurularak "tam zamanında teslimat" (JIT) kapasitesi artırılmalıdır.

Son olarak şunu belirtmeliyim; biz Cappafe ailesi olarak 120 çalışanımızla sadece parça üretmiyoruz, Avrupa’nın ve Dünya’nın birçok ülkesine ve otomotiv sektörünün geleceğine parça sağlıyoruz. Jeopolitik belirsizliklerin ve ticaret savaşlarının zirve yaptığı 2026 dünyasında, Türkiye’nin bu kararla Avrupa’nın "üretim kalesi" olarak tescillenmesi tarihi bir fırsattır. Bursa sanayicisi olarak biz hazırız; yeter ki kamu ve özel sektör eşgüdüm içinde bu yeni "Avrupalı" kimliğimizi doğru stratejilerle desteklesin.

Pınar Kurt

Sar Teknik Satış & Pazarlama Müdürü

Bursa sanayisi için önemli bir fırsat

Türkiye’nin ‘Made in Europe’ girişimine dahil edilmesi, Bursa sanayisi için çok önemli bir fırsat. Avrupa pazarı artık yalnızca maliyet değil; güvenilir, hızlı ve sürdürülebilir üretim ortakları arıyor. Bursa’nın güçlü üretim altyapısı ve Avrupa standartlarındaki sanayisi sayesinde firmalarımızın rekabet gücünün daha da artacağına inanıyorum.

Bursa, otomotiv, tekstil ve makine sektörlerinde Avrupa’nın önemli üretim merkezlerinden biri. ‘Made in Europe’ etiketi, bu sektörlerde faaliyet gösteren firmalarımızın Avrupa tedarik zincirlerinde daha güçlü konumlanmasını sağlayacaktır. Özellikle kalite, sürdürülebilirlik ve hızlı teslimat konularında Bursa’nın zaten güçlü olan avantajlarını daha görünür hale getireceğini düşünüyorum.

Bu süreci fırsata çevirmek için Bursa sanayisinin sürdürülebilir üretim, dijital dönüşüm ve karbon ayak izi yönetimi gibi konulara daha fazla odaklanması gerekiyor. OSB’ler, ihracatçı birlikleri ve sanayi kuruluşları birlikte hareket ederek firmalarımızı bu dönüşüme hazırlarsa, Bursa’nın Avrupa üretim ekosistemindeki rolü çok daha güçlenecektir.

Bursa üretim kültürü güçlü, esnek ve yenilikçi bir şehir. Avrupa ile daha entegre bir üretim modeli hem sanayimiz hem de ihracatımız için yeni kapılar açacaktır. Bu sürecin Türkiye’nin üretim gücünü Avrupa’da daha görünür kılacağına inanıyorum.

İpek Yalçın

Sage Diniz Otomotiv Genel Müdürü

Türkiye’nin dahil edilmesi önemli bir adım

Aslında Türkiye’nin, Avrupa üretim ekosisteminin dışında düşünülmesi zaten çok gerçekçi değildi. Uzun yıllardır yapılan yatırımlar, gelişen sanayi altyapısı ve Avrupa ile kurulan güçlü tedarik zinciri ilişkileri sayesinde Türkiye fiilen Avrupa üretim sisteminin önemli bir parçası haline gelmiş durumda. Bu nedenle “Made in Europe” yaklaşımına Türkiye’nin dahil edilmesi, mevcut üretim entegrasyonunun daha görünür hale gelmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Bursa’daki ihracatçı firmalar için bu durum, Avrupa pazarındaki güvenilir ve stratejik tedarikçi konumunu daha da güçlendirebilir.

Bursa, otomotiv, tekstil ve makine sektörlerinde yıllar içinde oluşmuş güçlü bir üretim kültürüne ve ciddi bir know-how birikimine sahip. Özellikle otomotiv ve otomotiv yan sanayinde Avrupa ile zaten çok yüksek düzeyde bir entegrasyon bulunuyor. “Made in Europe” yaklaşımı, bu üretim gücünün ve kalite standardının daha görünür hale gelmesini sağlayabilir. Bu da Avrupa’daki markalar ve üreticiler açısından Türkiye’yi ve Bursa’daki firmaları daha güvenilir ve stratejik bir üretim partneri olarak konumlandırabilir. Özellikle teknik tekstil ve yüksek katma değerli üretim yapan firmalar için de yeni iş birliklerinin önünü açabilir.

Bursa’nın en büyük avantajı güçlü ve oturmuş bir sanayi ekosistemine sahip olmasıdır. Organize sanayi bölgeleri, gelişmiş tedarik zinciri yapısı ve ihracat kültürü sayesinde üretim kabiliyeti oldukça yüksek bir şehir. Bu süreçten en iyi şekilde yararlanabilmek için firmaların özellikle sürdürülebilir üretim, dijitalleşme, karbon ayak izi yönetimi ve izlenebilirlik gibi alanlara daha fazla odaklanmaları önemli olacaktır.

Batuhan Akca

Destek Amortisör Genel Müdürü

Türkiye’nin dahil edilmesi olumlu bir gelişme

“Made in Europe” yaklaşımı ilk gündeme geldiğinde Türkiye’nin bu tanımın dışında kalabileceğine yönelik değerlendirmeler özellikle sanayi çevrelerinde ciddi bir endişe yaratmıştı. Avrupa Birliği’nin otomotiv başta olmak üzere bazı stratejik sektörlerde tedarik zincirini kendi sınırları içinde güçlendirme eğilimi, Türk sanayisinin Avrupa pazarındaki konumunun zayıflayabileceği yönünde soru işaretlerine neden olmuştu.

Ancak Türkiye’nin bu girişime dahil edilmesi hem sanayiciler açısından hem de Avrupa ile entegre çalışan üretim yapımız açısından oldukça olumlu bir gelişme oldu. Bu durum, Bursa’daki ihracatçı firmaların Avrupa sanayi ekosisteminin doğal bir parçası olarak konumlanmasını güçlendirecektir.

Özellikle otomotiv yan sanayinde faaliyet gösteren Bursa firmaları uzun yıllardır Avrupa’daki ana sanayi üreticilerinin önemli tedarikçileri arasında yer alıyor. “Made in Europe” yaklaşımı bu iş birliklerinin daha da güçlenmesine ve yeni projelerde Türk firmalarının daha güçlü bir şekilde konumlanmasına katkı sağlayabilir.

Bursa, Türkiye’nin sanayi üretimi ve ihracatında en güçlü merkezlerden biri. Otomotiv, tekstil ve makine sektörlerinde oluşmuş güçlü üretim altyapısı ve tedarik zinciri yapısı Avrupa ile yüksek düzeyde entegrasyon sağlıyor.

“Made in Europe” etiketi özellikle otomotiv sektöründe tedarik zincirinin daha güçlü bir şekilde Avrupa içinde konumlanmasını destekleyeceği için Bursa’daki yan sanayi firmalarının yeni projelerde daha görünür olmasını sağlayabilir. Elektrikli araçlar ve yeni nesil platformlar gibi alanlarda bu entegrasyonun yeni fırsatlar yaratması bekleniyor.

Tekstil sektöründe Avrupa’ya coğrafi yakınlık, hızlı teslimat kabiliyeti ve sürdürülebilir üretim yatırımları Bursa’daki firmalar için önemli avantajlar sağlıyor. Bu avantajların Avrupa üretim algısıyla birleşmesi, katma değerli ihracatı destekleyebilir. Makine sektöründe ise yüksek mühendislik kabiliyeti olan firmaların Avrupa pazarında daha güçlü bir konum elde etmesi mümkün olacaktır.

Bursa’nın güçlü organize sanayi bölgeleri, gelişmiş tedarik zinciri ve ihracat kültürü bu sürecin en önemli avantajları arasında yer alıyor. Ancak Avrupa pazarında rekabet artık sadece maliyet ve kaliteyle değil; sürdürülebilirlik, karbon ayak izi ve teknolojik dönüşüm gibi kriterlerle de belirleniyor.

Bu nedenle firmaların özellikle yeşil dönüşüm, enerji verimliliği, dijitalleşme ve Ar-Ge yatırımlarına hız vermesi gerekiyor. Avrupa ile sanayi entegrasyonunun güçlenmesi, Bursa’daki firmaların yüksek katma değerli üretim alanlarına yönelmesini de teşvik edecektir.

Aynı zamanda sanayi odaları, ihracatçı birlikleri ve organize sanayi bölgeleri bu süreçte firmaların Avrupa standartlarına uyum sağlaması konusunda daha aktif bir rehberlik rolü üstlenebilir.

“Made in Europe” yaklaşımı, otomotiv başta olmak üzere sanayide rekabetin artık yalnızca kalite ve fiyatla değil, aynı zamanda coğrafya, tedarik güvenliği ve sanayi politikalarıyla şekillendiğini gösteriyor. Türkiye’nin bu girişimin içinde yer alması, Avrupa ile sanayi entegrasyonunun güçlenmesi açısından önemli bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.

Bursa gibi güçlü üretim altyapısına sahip şehirler, teknoloji yatırımları, sürdürülebilir üretim ve inovasyon kapasitesini artırarak bu yeni dönemde Avrupa sanayi değer zincirinde daha stratejik bir konuma yükselebilir.

Dr. Ing. Şükrü Kayaoğlu

Palaz Safety Belts Yönetim Kurulu Başkanı

Yeni iş birliklerinin önü açılacak

Türkiye’nin “Made in Europe” girişimine dahil edilmesi, özellikle ihracat odaklı üretim yapan Bursa gibi sanayi şehirleri için önemli bir fırsat yaratacaktır. Avrupa pazarı, kalite standartları ve sürdürülebilir üretim kriterlerine büyük önem veren bir yapıdadır. Türkiye’nin bu girişim içerisinde yer alması, Türk üreticilerinin Avrupa ile daha entegre bir üretim ekosistemi içinde konumlanmasını sağlayarak güvenilir tedarikçi algısını güçlendirebilir. Bu durum, Bursa’daki ihracatçı firmaların Avrupa’daki rekabet gücünü artırabilecek önemli bir avantaj sağlayacaktır.

Bursa; otomotiv, tekstil ve makine sektörlerinde hem üretim kapasitesi hem de tedarik zinciri açısından oldukça güçlü bir altyapıya sahiptir. “Made in Europe” etiketi, bu sektörlerde faaliyet gösteren firmaların Avrupa pazarında daha güçlü bir marka algısı oluşturmasına katkı sağlayabilir. Özellikle otomotiv ve makine sektörlerinde Avrupa standartlarına uygun üretim zaten büyük ölçüde sağlanmaktadır. Bu etiket, ürünlerin Avrupa üretim ekosisteminin bir parçası olarak algılanmasına yardımcı olabilir ve bazı pazarlarda güven, kalite ve sürdürülebilirlik açısından firmalara rekabet avantajı sağlayabilir.

Bursa’nın güçlü organize sanayi bölgeleri, gelişmiş tedarik zinciri ve ihracat tecrübesi bu süreçten faydalanabilmek için önemli bir avantaj sunmaktadır. Bu noktada firmaların Avrupa standartlarına uyum, sürdürülebilir üretim, dijital dönüşüm ve yeşil mutabakat gibi alanlara daha fazla odaklanması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca üniversite-sanayi iş birliklerinin güçlendirilmesi, yüksek katma değerli üretimin artırılması ve markalaşma çalışmalarının desteklenmesi Bursa’nın Avrupa pazarındaki konumunu daha da güçlendirecektir.

Türkiye ile Avrupa arasındaki ticari ve üretim ilişkileri uzun yıllardır oldukça güçlü bir şekilde devam etmektedir. Türkiye’nin üretim kabiliyeti, genç ve dinamik iş gücü ile Avrupa tedarik zincirinde önemli bir rol oynadığı açıktır. “Made in Europe” gibi girişimlerin doğru şekilde değerlendirilmesi halinde hem Türkiye hem de Avrupa sanayisi için karşılıklı fayda sağlayacak yeni iş birliklerinin önünü açabileceğini düşünüyorum.

Özge Canıtez

SKE Group Koordinatörü

Bursa’daki firmalar için önemli bir avantaj yaratabilir

Türkiye’nin “Made in Europe” girişimine dahil edilmesi, özellikle üretim ve ihracat altyapısı güçlü olan Bursa için önemli bir fırsat oluşturacaktır. Bursa’daki firmalar uzun yıllardır Avrupa sanayisinin ana tedarik zincirinde yer alıyor. Bu girişim sayesinde Türkiye’de üretilen ürünlerin Avrupa üretim ekosisteminin bir parçası olarak daha güçlü bir şekilde konumlanması mümkün olacaktır.

Özellikle otomotiv yan sanayi açısından bakıldığında, Avrupa’daki üreticilerin son dönemde daha yakın ve güvenilir tedarikçilere yönelmesi Bursa’daki firmalar için önemli bir avantaj yaratabilir. Bu durum hem mevcut iş birliklerini güçlendirebilir hem de yeni ihracat fırsatları doğurabilir.

Bursa’nın sanayi yapısı zaten büyük ölçüde Avrupa pazarına entegre durumda. Otomotiv, tekstil ve makine sektörlerinde faaliyet gösteren firmalar kalite standartları ve üretim teknolojileri açısından Avrupa normlarında üretim yapıyor.

“Made in Europe” yaklaşımı, Bursa’daki firmaların bu entegrasyonunu daha görünür hale getirebilir. Özellikle otomotiv yan sanayiinde metal parça üretimi, yüzey kaplama ve komponent üretimi yapan firmalar için bu etiket, Avrupa’daki müşteriler açısından güvenilirlik ve kalite algısını güçlendirebilir.

Bursa’nın güçlü bir sanayi ekosistemi bulunuyor. Organize sanayi bölgeleri, tedarik zinciri yapısı ve ihracatçı birliklerinin birlikte hareket etmesi bu süreçte büyük önem taşıyor.

Firmaların özellikle teknoloji yatırımlarını artırması, katma değerli üretime yönelmesi ve sürdürülebilir üretim süreçlerini güçlendirmesi gerekiyor. Avrupa pazarında rekabet artık yalnızca maliyet değil, kalite, sürdürülebilirlik ve inovasyon üzerinden şekilleniyor. Bu alanlara yapılacak yatırımlar Bursa’nın Avrupa üretim zincirindeki rolünü daha da güçlendirecektir.

Bursa, Türkiye’nin en önemli üretim ve ihracat merkezlerinden biri. Özellikle otomotiv yan sanayiinde Avrupa ile güçlü bir entegrasyona sahip. Metal parça üretimi, yüzey kaplama ve makine sektörlerinde faaliyet gösteren birçok firma Avrupa’daki ana sanayi üreticilerine tedarik sağlıyor.

Bu nedenle “Made in Europe” gibi girişimler, Bursa’daki üreticilerin Avrupa üretim zincirindeki konumunu daha da güçlendirme potansiyeline sahip. Doğru strateji ve yatırımlarla Bursa’nın bu süreçten önemli kazanımlar elde edeceğini düşünüyorum.

Mesut Erduman

Erduman Otomotiv Genel Müdürü

Kalite ve güven entegrasyonunu güçlendirebilir

Türkiye’nin “Made in Europe” yaklaşımına dahil olması, Bursa’daki ihracatçı firmalar için özellikle yeni pazarlara daha hızlı erişmeyi ve güçlü bir algı yaratımı sağlayarak yeni tedarik zincirleri açısından özellikle yüksek katma değerli ürünlerin kalite ve güven entegrasyonunu güçlendirebilir.

Bursa’daki üretimin Avrupa üretim ağı içinde konumlanmasını güçlendirir. Yerel ihracatı ve kaliteyi yukarı taşır. Elektrikli araç ve yeni mobilite projelerinde Avrupa merkezli yatırımları artırabilir.

Made in Europe” girişimi Bursa için büyük bir fırsat olabilir. Şehir güçlü bir üretim altyapısına zaten sahip. Bu durumda Bursa’nın Avrupa sanayisinin tedarik zincirinde daha merkezi bir rol üstlenmesi çok güçlü bir hamle olur. Bu yüzden akıllı iş birlikleri yapılarak şehrin; dijitalleşme, tasarım, teknoloji ve inovasyon alanlarındaki gücünü arttırması gerekir.

Engin Işık

Engin Otomotiv Genel Müdürü

Tedarik zincirlerinde daha güçlü konumlanmasına katkı sağlayacak

Türkiye’nin “Made in Europe” kapsamına dahil edilmesi, Bursa’daki ihracatçı firmalar için önemli bir avantaj yaratacaktır. Avrupa ile uzun yıllardır güçlü bir üretim ve tedarik ilişkimiz var. Bu gelişme, firmalarımızın Avrupa pazarındaki mevcut konumunu korumasına ve rekabet gücünü sürdürmesine katkı sağlayacaktır.

Bursa’nın sanayi altyapısı zaten Avrupa ile entegre şekilde çalışıyor. “Made in Europe” yaklaşımı, özellikle otomotiv başta olmak üzere tekstil ve makine sektörlerinde faaliyet gösteren firmaların Avrupa’daki tedarik zincirlerinde daha güçlü konumlanmasına katkı sağlayacaktır. Bu da ihracatın sürekliliği açısından önemli bir unsur olacaktır.

Bu süreçte sanayimizin rekabet gücünü artıracak yatırımlara odaklanması gerekiyor. Özellikle teknoloji, verimlilik ve sürdürülebilir üretim alanlarında atılacak adımlar Bursa’nın Avrupa ile olan entegrasyonunu daha da güçlendirecektir.

Avrupa pazarında güçlü kalabilmek için sanayicilerin dönüşüm sürecine hızla uyum sağlaması büyük önem taşıyor. Bursa’nın üretim gücü ve tecrübesiyle bu süreci başarıyla değerlendireceğine inanıyorum.