HATALI BİLİRKİŞİ RAPORUNDA BİLİRKİŞİNİN HUKUKİ SORUMLULUĞU
Ticari davalar, İş davaları, taşınmaz davaları vb. gibi "Hukuk davalarında bilirkişi raporlarının önemi malum.
Hatta bir çoğumuz geçmişte "hatalı bilirkişi mağduru da olmuşuzdur.
Bu nedenle bugünkü köşemde HUKUK davalarında bilirkişilik müessesesine değinip özellikle de "bilirkişilerin hukuki sorumluluğu üzerinde duracağım.
Hukuk Muhakemeleri Kanununun 266. Maddesinde Bilirkişiye başvurulması gereken haller " düzenlenmiş
Özetle "Mahkemeler, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. " şeklinde düzenleme yer almakta.
Hükümet gerekçesinde hâkimin, genel hayat tecrübeleri uyarınca sahip olunması gereken bilgilerle çözümleyeceği konularla, hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konular hakkında, bilirkişiye başvuramayacağı; ancak, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlarda, bilirkişiden yararlanabileceği açıkça belirtilmiş. (Burada bahsi geçen özel bilgiden amaç, hukuk bilimi dışında, belirli bir bilim dalının araştırılması ile ortaya konulan sonuçlara dair bilgidir.)
Ticari defterleri, bilançoyu okuyup değerlendirmek mali müşavir bilgisi ile, iş davalarında o işin özel dünyasına göre mesai ve değerlendirme hesapları yapmak gibi işler uzman marifetiyle, yazı ve imzanın kime ait olduğunun tesbiti uzman grafolog yolu ile yapılır ve yasanın söz ve ruhuna uygundur.
Ancak, zaman zaman, hukukun "özel alanlarına dair hukukî bilginin de, özel bilgi kavramının kapsamı içerisinde mütalaa edilip bilirkişilik kurumunun kapısının aralanmaya çalışılması yönünde bir eğilimin belirmesi nedeniyle, 270inci maddede, özel bilgiye işaret edilirken, açıkça, "hukuk bilimi dışında şeklinde bir vurgu yapılmasına da ihtiyaç duyulmuştur. Bu hükmün öngördüğü yasal düzenlemeye Örnek olarak; doktorlar, ebeler, mühendisler, muhasebeciler, mali müşavirler, mimarlar bilirkişilik görevini kabul etmeye mecburdurlar. Bu kişiler ancak tanıklar hakkındaki çekinme sebeplerine veya mahkemece kabul edilebilir başka bir sebebe dayanarak bilirkişilik görevini kabulden çekinebilir. Dolayısıyla hukuk fakültesi öğretim elemanlarının düşünülmesi mümkün değildir. Çünkü HMK.md.266 hükmü ile her türlü hukuki sorun bakımından bilirkişiye başvurulması açık ve kesin olarak yasaklanmıştır.
Kanunun kabul ettiği hukuki normda, teknik bilgi ile açıklanmak istenen husus kimya, fizik, matematik gibi, pozitif bilimlerin verilerini uygulamaya yeterli bilgidir. Yine, belirli bir işletme boyutunu aşan, genel nitelik kazanmış, yetkili kişi, kurum ve kurullarca tespit edilmiş olan teknik standartlar da, teknik bilgi kavramının kapsamı içerisinde yer alır. Zira bu bağlamda HMK.md. 33 hükmü gereğince, Hakim Türk Hukukunu resen (kendiliğinden) uygulamak zorundadır. ( Kanun hükmü) . Dolayısıyla hukuksal nitelik taşıyan sorunlarda Hakim, bilirkişi görüşü ile değil Kanunu uygulamakla görevlidir.
Tüm bunlara rağmen halen memleketin her köşesinde hakimin genel hayat tecrübesi ve hukuki bilgisi ile çözümlenebilecek sorunların vizyon, çalışma, iş üretme, bilgi yetersizliği gibi alt sebeplerle bilirkişilere taşındığı bir gerçektir.
Sistem bu sorunu çözmeye çalışmakta ancak altyapı sorunları, bu çözüme engel olmaya devam etmektedir.
Bilirkişiler KAMU GÖREVLİSİ sayıldığından kast ve ağır ihmallere uygulanan ceza hükümleri yine kanunla memur suçları gibi ağır müeyyideler içermektedir.
Bu konuda 1 Ekim 2011 de yürürlüğe giren HMK yasasından önce özel olarak düzenlenmemiş bir kurala dikkat çekmek istiyorum. Bu tarihten önce bilirkişilerin kasıt veya ağır ihmalleri nedeniyle zarara uğrayanlar için genel tazminat hükümleri uygulanmaktaydı.
Ancak HMK 285 ile 1.10.2011 tarihinden itibaren "Bilirkişinin kasten veya ağır ihmal suretiyle düzenlemiş olduğu gerçeğe aykırı raporun, mahkemece hükme esas alınması sebebiyle zarar görmüş olanlar, bu zararın tazmini için Devlete karşı tazminat davası açabilirler. düzenlemesi yer almıştır. Diğer taraftan bilirkişinin gerçeğe aykırı rapor düzenlemiş olduğunun ceza mahkemesi tarafından hükme bağlanmış olmasının bir başka boyutu ise, HMK.md. 375/I, bent f hükmü gereğince, bu durumun bir yargılamanın iadesi için bir sebep oluşturmasıdır.
Devlet, daha sonra ödediği tazminat için bilirkişilere rücu edebilmektedir. Zira devletin sorumluluğu hukuki niteliği itibariyle bir kusur sorumluluğu diğer ifade ile dar anlamda haksız fiil sorumluluğudur.
Kanun hükmünün "yeni olması, içtihatların yeterli seviyeye ulaşmaması nedeniyle eski alışkanlıklardan da olsa gerek hukuk yaşamında HMK 285. madde şimdilik pek tanınmadı. Ancak ilerde uygulama alanının artacağını, üzerinde çokça tartışılacağını, pek çok içtihada neden olacağını düşünüyorum.
Sonuç örnekte, hatalı bilirkişi raporlarının hakimin sonuç kararına (hükme) tesir ettiği bir alacak davasında, dava aleyhinize neticelenip eviniz barkınıza tarlanıza haciz konuldu, satıldı, banka kredileriniz kapatıldı vs . ve bu nedenle milyonlarca liralık zararla karşı karşıya kaldınız, temyiz incelemesinde bu hatalara işaret edilerek karar bozuldu, akabinde yeniden yapılan yargılama ile bu kez davayı kazandınız.
Kanun, yukarıdaki bu açık örnekte, HATALI BİLİRKİŞİ RAPORU SEBEBİYLE UĞRANILAN TÜM ZARARIN DEVLET TARAFINDAN KARŞILANACAĞINI, DEVLETİN DE KASTEN veya AĞIR İHMALİNDEN ÖTÜRÜ GERÇEĞE AYKIRI OLARAK VERDİĞİ RAPORDAN KUSURLU BULUNAN BİLİRKİŞİYE KARŞI ÖDEME TARİHİNDEN İTİBAREN BİR YIL İÇİNDE RÜCU DAVASI AÇACAĞINI açıkça belirtiyor ki, UYGULAMADA BU ŞEKİLDE YÜZBİNLERCE dosya olduğunu düşünmekteyim.
Sağlıcakla kalınız.
Av.Öztürk YAZICI
Ticari davalar, İş davaları, taşınmaz davaları vb. gibi "Hukuk davalarında bilirkişi raporlarının önemi malum.
Hatta bir çoğumuz geçmişte "hatalı bilirkişi mağduru da olmuşuzdur.
Bu nedenle bugünkü köşemde HUKUK davalarında bilirkişilik müessesesine değinip özellikle de "bilirkişilerin hukuki sorumluluğu üzerinde duracağım.
Hukuk Muhakemeleri Kanununun 266. Maddesinde Bilirkişiye başvurulması gereken haller " düzenlenmiş
Özetle "Mahkemeler, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. " şeklinde düzenleme yer almakta.
Hükümet gerekçesinde hâkimin, genel hayat tecrübeleri uyarınca sahip olunması gereken bilgilerle çözümleyeceği konularla, hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konular hakkında, bilirkişiye başvuramayacağı; ancak, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlarda, bilirkişiden yararlanabileceği açıkça belirtilmiş. (Burada bahsi geçen özel bilgiden amaç, hukuk bilimi dışında, belirli bir bilim dalının araştırılması ile ortaya konulan sonuçlara dair bilgidir.)
Ticari defterleri, bilançoyu okuyup değerlendirmek mali müşavir bilgisi ile, iş davalarında o işin özel dünyasına göre mesai ve değerlendirme hesapları yapmak gibi işler uzman marifetiyle, yazı ve imzanın kime ait olduğunun tesbiti uzman grafolog yolu ile yapılır ve yasanın söz ve ruhuna uygundur.
Ancak, zaman zaman, hukukun "özel alanlarına dair hukukî bilginin de, özel bilgi kavramının kapsamı içerisinde mütalaa edilip bilirkişilik kurumunun kapısının aralanmaya çalışılması yönünde bir eğilimin belirmesi nedeniyle, 270inci maddede, özel bilgiye işaret edilirken, açıkça, "hukuk bilimi dışında şeklinde bir vurgu yapılmasına da ihtiyaç duyulmuştur. Bu hükmün öngördüğü yasal düzenlemeye Örnek olarak; doktorlar, ebeler, mühendisler, muhasebeciler, mali müşavirler, mimarlar bilirkişilik görevini kabul etmeye mecburdurlar. Bu kişiler ancak tanıklar hakkındaki çekinme sebeplerine veya mahkemece kabul edilebilir başka bir sebebe dayanarak bilirkişilik görevini kabulden çekinebilir. Dolayısıyla hukuk fakültesi öğretim elemanlarının düşünülmesi mümkün değildir. Çünkü HMK.md.266 hükmü ile her türlü hukuki sorun bakımından bilirkişiye başvurulması açık ve kesin olarak yasaklanmıştır.
Kanunun kabul ettiği hukuki normda, teknik bilgi ile açıklanmak istenen husus kimya, fizik, matematik gibi, pozitif bilimlerin verilerini uygulamaya yeterli bilgidir. Yine, belirli bir işletme boyutunu aşan, genel nitelik kazanmış, yetkili kişi, kurum ve kurullarca tespit edilmiş olan teknik standartlar da, teknik bilgi kavramının kapsamı içerisinde yer alır. Zira bu bağlamda HMK.md. 33 hükmü gereğince, Hakim Türk Hukukunu resen (kendiliğinden) uygulamak zorundadır. ( Kanun hükmü) . Dolayısıyla hukuksal nitelik taşıyan sorunlarda Hakim, bilirkişi görüşü ile değil Kanunu uygulamakla görevlidir.
Tüm bunlara rağmen halen memleketin her köşesinde hakimin genel hayat tecrübesi ve hukuki bilgisi ile çözümlenebilecek sorunların vizyon, çalışma, iş üretme, bilgi yetersizliği gibi alt sebeplerle bilirkişilere taşındığı bir gerçektir.
Sistem bu sorunu çözmeye çalışmakta ancak altyapı sorunları, bu çözüme engel olmaya devam etmektedir.
Bilirkişiler KAMU GÖREVLİSİ sayıldığından kast ve ağır ihmallere uygulanan ceza hükümleri yine kanunla memur suçları gibi ağır müeyyideler içermektedir.
Bu konuda 1 Ekim 2011 de yürürlüğe giren HMK yasasından önce özel olarak düzenlenmemiş bir kurala dikkat çekmek istiyorum. Bu tarihten önce bilirkişilerin kasıt veya ağır ihmalleri nedeniyle zarara uğrayanlar için genel tazminat hükümleri uygulanmaktaydı.
Ancak HMK 285 ile 1.10.2011 tarihinden itibaren "Bilirkişinin kasten veya ağır ihmal suretiyle düzenlemiş olduğu gerçeğe aykırı raporun, mahkemece hükme esas alınması sebebiyle zarar görmüş olanlar, bu zararın tazmini için Devlete karşı tazminat davası açabilirler. düzenlemesi yer almıştır. Diğer taraftan bilirkişinin gerçeğe aykırı rapor düzenlemiş olduğunun ceza mahkemesi tarafından hükme bağlanmış olmasının bir başka boyutu ise, HMK.md. 375/I, bent f hükmü gereğince, bu durumun bir yargılamanın iadesi için bir sebep oluşturmasıdır.
Devlet, daha sonra ödediği tazminat için bilirkişilere rücu edebilmektedir. Zira devletin sorumluluğu hukuki niteliği itibariyle bir kusur sorumluluğu diğer ifade ile dar anlamda haksız fiil sorumluluğudur.
Kanun hükmünün "yeni olması, içtihatların yeterli seviyeye ulaşmaması nedeniyle eski alışkanlıklardan da olsa gerek hukuk yaşamında HMK 285. madde şimdilik pek tanınmadı. Ancak ilerde uygulama alanının artacağını, üzerinde çokça tartışılacağını, pek çok içtihada neden olacağını düşünüyorum.
Sonuç örnekte, hatalı bilirkişi raporlarının hakimin sonuç kararına (hükme) tesir ettiği bir alacak davasında, dava aleyhinize neticelenip eviniz barkınıza tarlanıza haciz konuldu, satıldı, banka kredileriniz kapatıldı vs . ve bu nedenle milyonlarca liralık zararla karşı karşıya kaldınız, temyiz incelemesinde bu hatalara işaret edilerek karar bozuldu, akabinde yeniden yapılan yargılama ile bu kez davayı kazandınız.
Kanun, yukarıdaki bu açık örnekte, HATALI BİLİRKİŞİ RAPORU SEBEBİYLE UĞRANILAN TÜM ZARARIN DEVLET TARAFINDAN KARŞILANACAĞINI, DEVLETİN DE KASTEN veya AĞIR İHMALİNDEN ÖTÜRÜ GERÇEĞE AYKIRI OLARAK VERDİĞİ RAPORDAN KUSURLU BULUNAN BİLİRKİŞİYE KARŞI ÖDEME TARİHİNDEN İTİBAREN BİR YIL İÇİNDE RÜCU DAVASI AÇACAĞINI açıkça belirtiyor ki, UYGULAMADA BU ŞEKİLDE YÜZBİNLERCE dosya olduğunu düşünmekteyim.
Sağlıcakla kalınız.
Av.Öztürk YAZICI
Sayı: 935 - Sayı'nın Kapağı





