"Biz Olayın marka değerini yükselttik, satışıyla da yönetimi devredeceğiz, kalıcı değiliz
Olay Medya Genel Müdürü Zakir Barutçu, gündemden düşmeyen Olay Medyanın satışı ile ilgili olan bitenin perde arkasını tüm çıplaklığı ile anlattı.
Olay Medyaya talip olup, ihaleye giren şirketin pazarlığından, şirket sahibinin anlam verilemeyen tavırlarına, TMSF Yetkilileri olarak Olayın satışındaki bakış açılarına, satış sonrası Olay Medyada kalıp kalmayacaklarına kadar her şeyi konuştuk Zakir Barutçu ile. Barutçu, Olay Medyayı satın alacak kuruluşa birtakım mutfak sırları vermeyi de ihmal etmedi.
İşte Olay Medya ile merak edilen herşey:
Sayın Barutçu. Olay yine son günlerde Bursa gündeminde. Özellikle de ihale ile ilgili çeşitli söylentiler var. Bu konuya açıklık getirir misiniz?
Olay Medya, 7 Mart 2008 tarihinden itibaren TMSF yönetimi altında. Bugüne kadar 4 kere ihaleye çıkıldı. İlk 3 ihaleye katılan olmadı. 4üncü ihaleye ise 4 firma niyetliyken, sadece Omed adlı bir şirket girdi. Ancak onların teklifi muhammen bedelin çok altında oldu. Kanunen TMSF, bu teklifin arttırılmasını istedi. Onlar da bir miktar arttırdılar. Buraya kadar her şey gayet normal. Bundan sonra hem bizleri hem de çalışanları yaralayan bir dizi gelişmeler yaşandı. İhaleye giren şirketin sahibi bir anda kendini Olay Medyanın sahibi ilan etti. Oysa, TMSF Fon Kurulu, henüz satışı yürürlüğe koymamıştı. Eğer Fon Kurulu, satışı yürürlüğe koysaydı, işlem RTÜK ve Rekabet Kurulunda da görüşülecek, herhangi bir engel olmadığı takdirde, satışa onay verilip verilmeyeceği gündeme gelecekti. RTÜK ve Rekabet Kurulu onay verse bile, satışın ancak ve ancak TMSF Fon Kurulu tarafından onaylanması gerekecekti. Tüm bu işlemler için en azından 3-4 ay gibi bir sürenin geçeceği de düşünülürse, satış işleminin ihaleye girildikten hemen sonra bitmeyeceği anlaşılabilir.
Ancak Omed şirketinin sahibi, Fon Kurulunun, satışı henüz işleme koymamasına rağmen pazarlıkta fiyatı yükselttiği için Olay Medyanın kendisine satılacağını düşündü ve ona göre hareket etmeye başladı. Ancak, Fon Kurulu, satışa onay vermeyince de garip bir durum çıktı ortaya.
Nasıl garip bir durum? Şirket sahibinin Olayın kendisine verildiğini söylediğini nereden biliyorsunuz?
Şirket sahibi, pazarlık aşamasından sonraki ilk Cumartesi günü öğleden sonra ben yokken, Olay Medyaya gelip, "Burayı ben satın aldım. İçeriyi dolaşacağım diyerek, Olay TV ve Olay Fm Genel Yayın Yönetmeni Mesut Özenin yanına çıkmış. Mesut Bey de çok ani gelişen bu olay karşısında kendisine saygıda kusur etmeme adına gereken ilgi ve alakayı göstermiş. Ancak şirket sahibi enteresan bir şekilde odaları gezerken, kendine ve oğluna tahsis edeceği odaları bile seçmiş ve çok garip bir laf etmiş ki, bunu söylemeden duramayacağım, kendisine hiç yakıştıramadım ve de çok şaşırdım.
Nasıl bir şeyler söylemiş?
Plazanın en üst katında bir oda var. Orası güzel döşenmiş. O eşyaları görünce "Bunları sakın talan etmeyin ha gibi saçma sapan bir söz etmiş ki, Olay Medya çalışanları ve elbetteki bizler bu sözlere alınmadık çok kızdık. Sayın şirket sahibine şunu hatırlatmayı kendime bir görev addediyorum. Olay Medyadaki her şey, kırık sandalyeden, duvardaki çivisine kadar bütün eşyalar kayıt altındadır. Böyle bir söz söylemek her şeyden önce TMSFye bir hakarettir, yöneticilerine hakarettir, çalışanlarına hakarettir. Böyle bir insanın medya patronluğuna soyunması da manidardır.
Peki diyelim ki bu şirket orayı satın almış olsaydı, size de "Bizimle çalışır mısınız diye bir teklif sunsalardı, cevabınız ne olurdu?
Bakın ben, 40 yıla yakın bir süredir bu mesleğin içerisindeyim. Ulusal medyada üst kademelerde görev aldım. Bu süre içerisinde gerçek gazeteci patronlarla çalıştım. Mesela, Haldun Simavi, mesela Erol Simavi, mesela Kemal Ilıcak, mesela Şevket Rado, mesela Dinç Bilgin Onlar hem birer gazeteciydiler hem de gerçek birer patrondular. Hepsinin bir ağırlığı vardı. Mesela benim patronlarımdan biri de Aydın Doğandı. Şimdi böyle insanlarla aynı masayı paylaşmış, yazıişlerinde haber tartışması yapmış bir gazeteci olarak, "Bu eşyaları sakın talan etmeyin ha diyen biriyle nasıl çalışırım. Bu mümkün değil.
Peki diyelim ki burayı başka bir şirket aldı. Ve sizinle çalışmak istedi. Cevabınız ne olurdu?
Bakın her şeyden önce şunu belirtmekte yarar var. Ben Olay Medyaya yapışmadım. Burayı kim alırsa alsın, alan kişinin elini rahatlatma adına ben hemen ayrılacağım. Sonrasını bilemem. TMSFnin bana vermiş olduğu görevi en iyi şekilde yerine getirdiğime inanıyorum. TMSF burayı sattığında da ben görevini yapmış bir Genel Müdür olarak, burayı yeni sahiplerine teslim edip, bayrağı devredeceğim. TMSFnin atadığı diğer arkadaşlarım da benim gibi düşünüyorlar. Biz ne yaptık ona bakıyoruz, ne yapacağımıza değil.
Bursada Olay Medyanın satılmamasını isteyen bir kesimden söz ediliyor.
TMSFnin yeni başkanı Şakir Bey, buranın biran önce satılmasını istiyor. Biz de kendisiyle aynı görüşteyiz. Bunu herkesin bilmesinde yarar var. Satılmaması konusundaki dedikodular ise o kadar çok ki Hangisini belirteyim. Yok burasını eski sahibi sattırmazmış, yok Devlet Bakanı Faruk Çelik burayı alacak kişinin gizli ortağıymış. Bursadaki bir dershane sahibi, güya Olay Medyanın başına getirilecekmiş. Yok bir partinin ilçe eski Başkanı, Olay Medyanın Genel Müdürü olacakmış. Yani o kadar çok ki. Bakın, Omed şirketinin sahibini Olay Medya Genel Müdür Yardımcısı Nezir Asaroğlu tanıyor. Bazı dedikodular yüzünden şirket sahibiyle özel bir görüşme yaptı. İhaleye girmeyeceğini sağa sola söyleyen şirket sahibi, Nezir Asaroğlu ile yaptığı görüşme sonunda onun boynuna sarılmış "Ya ben yanlış öğrenmişim. Senin bu söylediklerinden sonra bu ihaleye girerim demiş. Ve gerçekten de girdi. Bu olayı ben, Bakanımız Faruk Çelike de anlattım. Şimdi biz burayı sattırmak istemesek, şirket sahibini ihaleye girmesi için ikna etmeye kalkar mıydık? Şimdi de TMSF, ihaleye onay vermedi diye bizi suçluyorlar. Güya ben bu satışı engellemişim. Nasıl olmuşsa Onu da bilemiyorum ya. Ve soruyorum, Omed şirketi, TMSFnin belirlediği muhammen bedel olan 20 milyon doları verseydi ne olacaktı. Hemen söyleyeyim. Satış gerçekleşecekti. Onaylanmamasının tek nedeni, muhammen bedelin altında kalan tekliften kaynaklanıyor.
Bu arada Olayda muhalefete yeterince yer vermediğiniz iddiaları da var. Gerek gazetede, gerekse televizyonda iktidarın sesi olduğunuz iddialarına açıklık getirebilir misiniz?
Bakın, daha önce de belirttim. Ben 40 yıla yakın süredir bu mesleğin içerisindeyim. Tirajları 500 binlerin üzerinde olan gazetelerde görev yaptım. Ne iktidarlar ne muhalefetler gördüm, ne darbeler yaşadım. "Gazeteniz süresiz kapatılmıştır emri bana tebliğ edilirken, Türkiyenin en yüksek tirajlı gazetesi Günaydının Yazıişleri Müdürüydüm. Hemen belirteyim, Günaydının tirajı 1 milyonun üzerinde idi. Bu gazetelerde görev yapmış birinin, akla karayı birbirine karıştırmayacağını herkes bilir. Ben de mesleğim gereği hiçbir zaman kalemimi satmadım. Hürriyet Gazetesinin kurucusu Sedat Simavinin her gazeteciye öğütlenen bir sözü vardır.
"Kalemini kır ama sakın satma. Kalemini satan yok mu? Elbette var ama ben onlara gazeteci demiyorum. Dolayısıyla bu tarz iddialar komik. Bursada Olay grubundan muzdarip olan hiçbir kişi veya kuruluş bulamazsınız. CHPsinden MHPsine, AK Partiden SPsine kadar her partiye olduğu gibi, iktidara da muhalefete de eşit mesafedeyiz. Haberlerimiz objektiftir. Taraflı hiçbir haber bulamazsınız. Kimsenin sesi olmadık, herkese eşit aralıkla yaklaştık. Zaten, mesleğin şartı da bu. Böyle davranmazsanız, ne gazete satabilir, ne de reklam alabilirsiniz. İşte bu yüzdendir ki, yaklaşık 2,5 yıldır 300 personelin maaşlarını tıkır tıkır ödedik, devlete olan vergilerimizi günü gününe yatırdık. Gazetenin tirajını yükselttik, reklam gelirlerini katladık. Ekonomik krizin yaşandığı aylarda bile sıkıntı yaşamadık. Reklam gelirlerimizde ilk günlerde biraz düşüş oldu ancak tiraj arttı. Bugünlerde ise, yine reklam gelirlerinde inanılmaz rakamlara ulaşmaya başladık.
Olay Medyada ödemeler konusunda TMSFden yardım aldığı da söyleniyor. TMSF, ödemeleriniz için size para aktarıyor mu? Mesela maaş gününde TMSF size para gönderiyor mu?
Bu konu birkaç kez gündeme geldi ve ben de bu konuda açıklamalarda bulundum. Ama ne hikmetse kimse inanmak istemiyor. Bakın TMSF, tahsilat yapar. Yani kamu alacağını tahsil eder, para vermez. Bizler de 2,5 yıldır TMSFden bir kuruş talep etmedik, edemeyiz. Bugün Türkiyede ayakları üzerinde durabilen, arkasında holding sahibi bir patron olmayan ve hiçbir maddi destek almayan tek medya gurubuyuz. Bırakın TMSFden para almayı, bize ödenmesi gereken bazı reklam alacaklarımız da TMSFye gitti. Az bir miktardı ama, bizim için önemli bir rakamdı.
Olay Gazetesinin tirajı da son günlerde çok konuşuluyor. Artıyor mu yoksa?
Gazetenin tirajının arttığını söylemeye gerek yok. Bu şehir 50 bin tiraj yapan bir gazete gördü. Bu şehir, bugüne kadar yapılamamış işlere tanık oldu. Geçen günlerde Bursasporun şampiyonluk öyküsünün yer aldığı ve okurlarımıza bedava olarak verdiğimiz "Şampiyon dergisiyle Olay, 30 bine yakın bir tirajla, sabahın erken saatlerinde tükendi. Bugün 30 bin daha baskı yapsak inanıyorum ki yine gazete sabahın erken saatlerinde bitecektir. Ancak çok tiraj yapmak maliyeti artırıyor. Onun için biz tirajı belli bir seviyede tutmaya çalışıyoruz.
Televizyon reklam pazarlaması konusunda yeni bir strateji belirlediğinizi biliyoruz. Bu konuda da çeşitli spekülasyonlar var.
Evet, Olay TV ve Olay FM reklamlarının pazarlanmasını merkezi İstanbulda olan bir şirkete verdik. Bunun en önemli sebebi ise medyanın İstanbul pazarlama ayağının olmaması idi. Global ölçekli bütün şirket ve holdinglerin merkezleri İstanbulda iken, dolayısıyla reklam verenlerin de büyük bölümü İstanbulda olduğundan dolayı, Olay TV, Bursada bu büyük pastadan hak ettiği ölçüde yararlanamamaktaydı. Bu yüzden İstanbul merkezli bir reklam şirketi ile el ele vermek ve ulusal reklam pastasından hak ettiğimiz payı almanın yollarını aramaya başladık.
Biz bu düşüncemizi Yönetim Kurulumuzla paylaştığımız günlerde, TRTnin de aynı yolu takip ettiğini ve reklam pazarlamasını bir reklam şirketine devrettiğini öğrendik. Dolayısıyla metodun doğru olduğunu anladık. Göreve geldiğimiz aylarda 100 bin TLnin biraz üzerinde ciro yapan aylık televizyon ve radyo reklam satışımız tüm uğraşmalarımıza rağmen aylık ortalama 150 bin ile 200 bin TL civarında gerçekleşti.
Merkezi İstanbulda olan Reklam İletişim Merkezi (RİM) ile yaptığımız görüşmeler sonucunda kendileriyle 1 yıl süreli bir deneme sözleşmesi yaptık. Bu sözleşmeyi de TMSF avukatları hazırladı ve Yönetim Kurulumuz onayladı. Bu deneme süresindeki anlaşmamız 250 bin TL aylık garanti ödeme, üzerini ise gelir paylaşımını kapsamaktadır ki, yaptığımız anlaşma gereği çeklerimizi de peşin peşin aldık.
Peki bu anlaşma için herhangi bir ihale açtınız mı?
Bunun için ihale açma gibi bir zorunluluğumuz yok. Ancak biz bu konuda birçok şirkete teklif götürdük, hiç biri böyle bir taahhütün altına girmeyi göze alamadı. Aslında RİM, anladığımız kadarıyla böyle bir riske, gerek TRT ile yaptığı sözleşme ve gerekse EGE TV ve KON TV ile de yapacağı anlaşmaları da hesap ederek girdi. Yani onlar TRTnin dışında, yerel televizyonların reklam pazarlamasını da üstleniyorlar. Bu da bizim için önemli bir referans.
Bu anlaşma, Olay Medyanın satışından sonra yeni gelecek patronun onaylamayacağı bir anlaşma olursa ne olacak?
Bakın, bu pazarlama yöntemi bizce çok iyi bir anlaşmayı kapsıyor. Olayı alacak şirket, bence bu sistemi devam ettirmelidir. Her ay garanti 250 bin TL ve üzerinde de ayrıca bir gelir paylaşımı olan bu parayı elinin tersiyle itmek pek akıllıca olmaz. Ancak, TMSF, Olayı bugün satsa, gerekli işlemlerin tamamlanması için gereken süre sonunda zaten bu anlaşma bitmiş olacak. Bundan sonrası yeni patrona ve dolayısıyla da RİMe kalmış. İster anlaşmayı sürdürürler, isterlerse de vazgeçerler, bu onların bileceği iş.
Bursasporun şampiyon olduğu günün gazetesini Olay Medyanın binasına giydirmişsiniz. Çok hoş bir görüntü olmuş, nereden aklınıza geldi?
17 Mayıs 2010 tarihli Olay gazetesi, zaten Bursada bir olay oldu. Birinci sayfa ile son sayfayı birleştirerek dev bir sayfa hazırladık ve o gün gazeteyi 50 bin bastık. Aradan geçen günlerde, o gazete aranır oldu. Alamayanlar bizden sürekli o günkü gazeteyi talep ediyordu. Ben de o günün anısına o birinci sayfayı hem kuşe kağıda poster yapıp okurlarımıza yeniden sundum, hem de medya binasına giydirerek hoş bir anı olmasını sağladım. İnanır mısınız, insanlar günlerce medya binasının önünde fotoğraflar çektirdiler. Hatta, ilçelerden otobüslerle gelip topluca hatıra fotoğrafı aldılar. Gerek telefon ve faksla, gerek e-mail yoluyla ve İnternetten yaptıkları yorumlarla bu olaydan dolayı kutlama mesajları yağdı.
Olay çalışanları geleceğe ait bir korku ve endişe yaşıyor mu? İhale sürecinde tepkiler nasıl oluyor?
Tabi satış takvimi ile ilgili gelişmeler ve ihaleye girecek şirketlerin durumu, çalışanlarımızın çok yakından takip ettiği konular. Elbetteki satışın uzaması, yeni patronun belirsizliği, çalışanlarımızda bir stres oluşturuyor. Ben de onları bu süreç içerisinde devamlı motive ediyorum. Kolay değil tabi. Çalışanlar "Ne olacak, nasıl olacak? sorusunu soruyorlar sürekli kendilerine. Özellikle de Olay Medyada çok çalışan olduğu, yeni gelecek patronun kadroyu yarı yarıya azaltacağı söylentileri daha çok moral bozan gelişmeler. Ancak ben bu işin kadroyu yarı yarı azaltılarak dönmeyeceğini iyi biliyorum. Bunu da Olayı almayı düşünen veya Olayın başına geçecek olan her kimse, ona ithafen söylüyorum.
Olay Medya hakkında söylemek istediğiniz son bir şey var mı?
Elbette. Olay Medya, bugün gerçekten Türkiyenin en büyük şehir medyası. Türkiyenin en çok satan tek şehir gazetesi Olay ile dünyanın her yerinden izlenebilen Televizyonu bugünlere kolay gelmemiş elbette. Olayı Olay yapan tüm emeği geçenleri kutluyorum. Ben Olayın başına geldiğimde gerçekten de çok güçlü bir medya gurubuyla karşılaştım. Ancak lider olmak elbetteki çok büyük çaba ister ama lider kalmak zordur. Biz lider olarak aldığımız gurubu, lider olarak devam ettirdik. Lidere yakışır işler yaptık. Değerini koruduk. Bizden sonra gelenler de "Nasıl olsa lideriz, ne yapsak gider gibi bir düşünceye kapılırlar ve bu gurubu profesyonel olmayan, ehil olmayan, bu işleri kolay sanan kimselere bırakırlarsa, sonları hüsran olur. Bakın ben Türkiyede "Batması mümkün olmayan iki gazetede çalıştım. Bunlardan biri daha önce de belirttiğim gibi Günaydın Gazetesi, diğeri de Tercümandı. Günaydın 1 milyon 200 bir tirajıyla ve kurumsal kimliğiyle tam bir kale idi. Tercüman ise, Dünyanın dört bir yanında basılan ve Türkiyede 700 bin tiraj yapan bir gazeteydi ki, bu iki gazetenin de yıkılması dünyanın sonu demekti. Ama her iki gazete de battı ve Dünyanın da sonu gelmedi. Neden battı hemen belirteyim. Yanlış kişilerin eline geçti ve ehil olmayan yöneticiler idare etti. Sonuç hüsran. Bugün o iki gazeteden eser bile yok.
Olay Medya Genel Müdürü Zakir Barutçu, gündemden düşmeyen Olay Medyanın satışı ile ilgili olan bitenin perde arkasını tüm çıplaklığı ile anlattı.
Olay Medyaya talip olup, ihaleye giren şirketin pazarlığından, şirket sahibinin anlam verilemeyen tavırlarına, TMSF Yetkilileri olarak Olayın satışındaki bakış açılarına, satış sonrası Olay Medyada kalıp kalmayacaklarına kadar her şeyi konuştuk Zakir Barutçu ile. Barutçu, Olay Medyayı satın alacak kuruluşa birtakım mutfak sırları vermeyi de ihmal etmedi.
İşte Olay Medya ile merak edilen herşey:
Sayın Barutçu. Olay yine son günlerde Bursa gündeminde. Özellikle de ihale ile ilgili çeşitli söylentiler var. Bu konuya açıklık getirir misiniz?
Olay Medya, 7 Mart 2008 tarihinden itibaren TMSF yönetimi altında. Bugüne kadar 4 kere ihaleye çıkıldı. İlk 3 ihaleye katılan olmadı. 4üncü ihaleye ise 4 firma niyetliyken, sadece Omed adlı bir şirket girdi. Ancak onların teklifi muhammen bedelin çok altında oldu. Kanunen TMSF, bu teklifin arttırılmasını istedi. Onlar da bir miktar arttırdılar. Buraya kadar her şey gayet normal. Bundan sonra hem bizleri hem de çalışanları yaralayan bir dizi gelişmeler yaşandı. İhaleye giren şirketin sahibi bir anda kendini Olay Medyanın sahibi ilan etti. Oysa, TMSF Fon Kurulu, henüz satışı yürürlüğe koymamıştı. Eğer Fon Kurulu, satışı yürürlüğe koysaydı, işlem RTÜK ve Rekabet Kurulunda da görüşülecek, herhangi bir engel olmadığı takdirde, satışa onay verilip verilmeyeceği gündeme gelecekti. RTÜK ve Rekabet Kurulu onay verse bile, satışın ancak ve ancak TMSF Fon Kurulu tarafından onaylanması gerekecekti. Tüm bu işlemler için en azından 3-4 ay gibi bir sürenin geçeceği de düşünülürse, satış işleminin ihaleye girildikten hemen sonra bitmeyeceği anlaşılabilir.
Ancak Omed şirketinin sahibi, Fon Kurulunun, satışı henüz işleme koymamasına rağmen pazarlıkta fiyatı yükselttiği için Olay Medyanın kendisine satılacağını düşündü ve ona göre hareket etmeye başladı. Ancak, Fon Kurulu, satışa onay vermeyince de garip bir durum çıktı ortaya.
Nasıl garip bir durum? Şirket sahibinin Olayın kendisine verildiğini söylediğini nereden biliyorsunuz?
Şirket sahibi, pazarlık aşamasından sonraki ilk Cumartesi günü öğleden sonra ben yokken, Olay Medyaya gelip, "Burayı ben satın aldım. İçeriyi dolaşacağım diyerek, Olay TV ve Olay Fm Genel Yayın Yönetmeni Mesut Özenin yanına çıkmış. Mesut Bey de çok ani gelişen bu olay karşısında kendisine saygıda kusur etmeme adına gereken ilgi ve alakayı göstermiş. Ancak şirket sahibi enteresan bir şekilde odaları gezerken, kendine ve oğluna tahsis edeceği odaları bile seçmiş ve çok garip bir laf etmiş ki, bunu söylemeden duramayacağım, kendisine hiç yakıştıramadım ve de çok şaşırdım.
Nasıl bir şeyler söylemiş?
Plazanın en üst katında bir oda var. Orası güzel döşenmiş. O eşyaları görünce "Bunları sakın talan etmeyin ha gibi saçma sapan bir söz etmiş ki, Olay Medya çalışanları ve elbetteki bizler bu sözlere alınmadık çok kızdık. Sayın şirket sahibine şunu hatırlatmayı kendime bir görev addediyorum. Olay Medyadaki her şey, kırık sandalyeden, duvardaki çivisine kadar bütün eşyalar kayıt altındadır. Böyle bir söz söylemek her şeyden önce TMSFye bir hakarettir, yöneticilerine hakarettir, çalışanlarına hakarettir. Böyle bir insanın medya patronluğuna soyunması da manidardır.
Peki diyelim ki bu şirket orayı satın almış olsaydı, size de "Bizimle çalışır mısınız diye bir teklif sunsalardı, cevabınız ne olurdu?
Bakın ben, 40 yıla yakın bir süredir bu mesleğin içerisindeyim. Ulusal medyada üst kademelerde görev aldım. Bu süre içerisinde gerçek gazeteci patronlarla çalıştım. Mesela, Haldun Simavi, mesela Erol Simavi, mesela Kemal Ilıcak, mesela Şevket Rado, mesela Dinç Bilgin Onlar hem birer gazeteciydiler hem de gerçek birer patrondular. Hepsinin bir ağırlığı vardı. Mesela benim patronlarımdan biri de Aydın Doğandı. Şimdi böyle insanlarla aynı masayı paylaşmış, yazıişlerinde haber tartışması yapmış bir gazeteci olarak, "Bu eşyaları sakın talan etmeyin ha diyen biriyle nasıl çalışırım. Bu mümkün değil.
Peki diyelim ki burayı başka bir şirket aldı. Ve sizinle çalışmak istedi. Cevabınız ne olurdu?
Bakın her şeyden önce şunu belirtmekte yarar var. Ben Olay Medyaya yapışmadım. Burayı kim alırsa alsın, alan kişinin elini rahatlatma adına ben hemen ayrılacağım. Sonrasını bilemem. TMSFnin bana vermiş olduğu görevi en iyi şekilde yerine getirdiğime inanıyorum. TMSF burayı sattığında da ben görevini yapmış bir Genel Müdür olarak, burayı yeni sahiplerine teslim edip, bayrağı devredeceğim. TMSFnin atadığı diğer arkadaşlarım da benim gibi düşünüyorlar. Biz ne yaptık ona bakıyoruz, ne yapacağımıza değil.
Bursada Olay Medyanın satılmamasını isteyen bir kesimden söz ediliyor.
TMSFnin yeni başkanı Şakir Bey, buranın biran önce satılmasını istiyor. Biz de kendisiyle aynı görüşteyiz. Bunu herkesin bilmesinde yarar var. Satılmaması konusundaki dedikodular ise o kadar çok ki Hangisini belirteyim. Yok burasını eski sahibi sattırmazmış, yok Devlet Bakanı Faruk Çelik burayı alacak kişinin gizli ortağıymış. Bursadaki bir dershane sahibi, güya Olay Medyanın başına getirilecekmiş. Yok bir partinin ilçe eski Başkanı, Olay Medyanın Genel Müdürü olacakmış. Yani o kadar çok ki. Bakın, Omed şirketinin sahibini Olay Medya Genel Müdür Yardımcısı Nezir Asaroğlu tanıyor. Bazı dedikodular yüzünden şirket sahibiyle özel bir görüşme yaptı. İhaleye girmeyeceğini sağa sola söyleyen şirket sahibi, Nezir Asaroğlu ile yaptığı görüşme sonunda onun boynuna sarılmış "Ya ben yanlış öğrenmişim. Senin bu söylediklerinden sonra bu ihaleye girerim demiş. Ve gerçekten de girdi. Bu olayı ben, Bakanımız Faruk Çelike de anlattım. Şimdi biz burayı sattırmak istemesek, şirket sahibini ihaleye girmesi için ikna etmeye kalkar mıydık? Şimdi de TMSF, ihaleye onay vermedi diye bizi suçluyorlar. Güya ben bu satışı engellemişim. Nasıl olmuşsa Onu da bilemiyorum ya. Ve soruyorum, Omed şirketi, TMSFnin belirlediği muhammen bedel olan 20 milyon doları verseydi ne olacaktı. Hemen söyleyeyim. Satış gerçekleşecekti. Onaylanmamasının tek nedeni, muhammen bedelin altında kalan tekliften kaynaklanıyor.
Bu arada Olayda muhalefete yeterince yer vermediğiniz iddiaları da var. Gerek gazetede, gerekse televizyonda iktidarın sesi olduğunuz iddialarına açıklık getirebilir misiniz?
Bakın, daha önce de belirttim. Ben 40 yıla yakın süredir bu mesleğin içerisindeyim. Tirajları 500 binlerin üzerinde olan gazetelerde görev yaptım. Ne iktidarlar ne muhalefetler gördüm, ne darbeler yaşadım. "Gazeteniz süresiz kapatılmıştır emri bana tebliğ edilirken, Türkiyenin en yüksek tirajlı gazetesi Günaydının Yazıişleri Müdürüydüm. Hemen belirteyim, Günaydının tirajı 1 milyonun üzerinde idi. Bu gazetelerde görev yapmış birinin, akla karayı birbirine karıştırmayacağını herkes bilir. Ben de mesleğim gereği hiçbir zaman kalemimi satmadım. Hürriyet Gazetesinin kurucusu Sedat Simavinin her gazeteciye öğütlenen bir sözü vardır.
"Kalemini kır ama sakın satma. Kalemini satan yok mu? Elbette var ama ben onlara gazeteci demiyorum. Dolayısıyla bu tarz iddialar komik. Bursada Olay grubundan muzdarip olan hiçbir kişi veya kuruluş bulamazsınız. CHPsinden MHPsine, AK Partiden SPsine kadar her partiye olduğu gibi, iktidara da muhalefete de eşit mesafedeyiz. Haberlerimiz objektiftir. Taraflı hiçbir haber bulamazsınız. Kimsenin sesi olmadık, herkese eşit aralıkla yaklaştık. Zaten, mesleğin şartı da bu. Böyle davranmazsanız, ne gazete satabilir, ne de reklam alabilirsiniz. İşte bu yüzdendir ki, yaklaşık 2,5 yıldır 300 personelin maaşlarını tıkır tıkır ödedik, devlete olan vergilerimizi günü gününe yatırdık. Gazetenin tirajını yükselttik, reklam gelirlerini katladık. Ekonomik krizin yaşandığı aylarda bile sıkıntı yaşamadık. Reklam gelirlerimizde ilk günlerde biraz düşüş oldu ancak tiraj arttı. Bugünlerde ise, yine reklam gelirlerinde inanılmaz rakamlara ulaşmaya başladık.
Olay Medyada ödemeler konusunda TMSFden yardım aldığı da söyleniyor. TMSF, ödemeleriniz için size para aktarıyor mu? Mesela maaş gününde TMSF size para gönderiyor mu?
Bu konu birkaç kez gündeme geldi ve ben de bu konuda açıklamalarda bulundum. Ama ne hikmetse kimse inanmak istemiyor. Bakın TMSF, tahsilat yapar. Yani kamu alacağını tahsil eder, para vermez. Bizler de 2,5 yıldır TMSFden bir kuruş talep etmedik, edemeyiz. Bugün Türkiyede ayakları üzerinde durabilen, arkasında holding sahibi bir patron olmayan ve hiçbir maddi destek almayan tek medya gurubuyuz. Bırakın TMSFden para almayı, bize ödenmesi gereken bazı reklam alacaklarımız da TMSFye gitti. Az bir miktardı ama, bizim için önemli bir rakamdı.
Olay Gazetesinin tirajı da son günlerde çok konuşuluyor. Artıyor mu yoksa?
Gazetenin tirajının arttığını söylemeye gerek yok. Bu şehir 50 bin tiraj yapan bir gazete gördü. Bu şehir, bugüne kadar yapılamamış işlere tanık oldu. Geçen günlerde Bursasporun şampiyonluk öyküsünün yer aldığı ve okurlarımıza bedava olarak verdiğimiz "Şampiyon dergisiyle Olay, 30 bine yakın bir tirajla, sabahın erken saatlerinde tükendi. Bugün 30 bin daha baskı yapsak inanıyorum ki yine gazete sabahın erken saatlerinde bitecektir. Ancak çok tiraj yapmak maliyeti artırıyor. Onun için biz tirajı belli bir seviyede tutmaya çalışıyoruz.
Televizyon reklam pazarlaması konusunda yeni bir strateji belirlediğinizi biliyoruz. Bu konuda da çeşitli spekülasyonlar var.
Evet, Olay TV ve Olay FM reklamlarının pazarlanmasını merkezi İstanbulda olan bir şirkete verdik. Bunun en önemli sebebi ise medyanın İstanbul pazarlama ayağının olmaması idi. Global ölçekli bütün şirket ve holdinglerin merkezleri İstanbulda iken, dolayısıyla reklam verenlerin de büyük bölümü İstanbulda olduğundan dolayı, Olay TV, Bursada bu büyük pastadan hak ettiği ölçüde yararlanamamaktaydı. Bu yüzden İstanbul merkezli bir reklam şirketi ile el ele vermek ve ulusal reklam pastasından hak ettiğimiz payı almanın yollarını aramaya başladık.
Biz bu düşüncemizi Yönetim Kurulumuzla paylaştığımız günlerde, TRTnin de aynı yolu takip ettiğini ve reklam pazarlamasını bir reklam şirketine devrettiğini öğrendik. Dolayısıyla metodun doğru olduğunu anladık. Göreve geldiğimiz aylarda 100 bin TLnin biraz üzerinde ciro yapan aylık televizyon ve radyo reklam satışımız tüm uğraşmalarımıza rağmen aylık ortalama 150 bin ile 200 bin TL civarında gerçekleşti.
Merkezi İstanbulda olan Reklam İletişim Merkezi (RİM) ile yaptığımız görüşmeler sonucunda kendileriyle 1 yıl süreli bir deneme sözleşmesi yaptık. Bu sözleşmeyi de TMSF avukatları hazırladı ve Yönetim Kurulumuz onayladı. Bu deneme süresindeki anlaşmamız 250 bin TL aylık garanti ödeme, üzerini ise gelir paylaşımını kapsamaktadır ki, yaptığımız anlaşma gereği çeklerimizi de peşin peşin aldık.
Peki bu anlaşma için herhangi bir ihale açtınız mı?
Bunun için ihale açma gibi bir zorunluluğumuz yok. Ancak biz bu konuda birçok şirkete teklif götürdük, hiç biri böyle bir taahhütün altına girmeyi göze alamadı. Aslında RİM, anladığımız kadarıyla böyle bir riske, gerek TRT ile yaptığı sözleşme ve gerekse EGE TV ve KON TV ile de yapacağı anlaşmaları da hesap ederek girdi. Yani onlar TRTnin dışında, yerel televizyonların reklam pazarlamasını da üstleniyorlar. Bu da bizim için önemli bir referans.
Bu anlaşma, Olay Medyanın satışından sonra yeni gelecek patronun onaylamayacağı bir anlaşma olursa ne olacak?
Bakın, bu pazarlama yöntemi bizce çok iyi bir anlaşmayı kapsıyor. Olayı alacak şirket, bence bu sistemi devam ettirmelidir. Her ay garanti 250 bin TL ve üzerinde de ayrıca bir gelir paylaşımı olan bu parayı elinin tersiyle itmek pek akıllıca olmaz. Ancak, TMSF, Olayı bugün satsa, gerekli işlemlerin tamamlanması için gereken süre sonunda zaten bu anlaşma bitmiş olacak. Bundan sonrası yeni patrona ve dolayısıyla da RİMe kalmış. İster anlaşmayı sürdürürler, isterlerse de vazgeçerler, bu onların bileceği iş.
Bursasporun şampiyon olduğu günün gazetesini Olay Medyanın binasına giydirmişsiniz. Çok hoş bir görüntü olmuş, nereden aklınıza geldi?
17 Mayıs 2010 tarihli Olay gazetesi, zaten Bursada bir olay oldu. Birinci sayfa ile son sayfayı birleştirerek dev bir sayfa hazırladık ve o gün gazeteyi 50 bin bastık. Aradan geçen günlerde, o gazete aranır oldu. Alamayanlar bizden sürekli o günkü gazeteyi talep ediyordu. Ben de o günün anısına o birinci sayfayı hem kuşe kağıda poster yapıp okurlarımıza yeniden sundum, hem de medya binasına giydirerek hoş bir anı olmasını sağladım. İnanır mısınız, insanlar günlerce medya binasının önünde fotoğraflar çektirdiler. Hatta, ilçelerden otobüslerle gelip topluca hatıra fotoğrafı aldılar. Gerek telefon ve faksla, gerek e-mail yoluyla ve İnternetten yaptıkları yorumlarla bu olaydan dolayı kutlama mesajları yağdı.
Olay çalışanları geleceğe ait bir korku ve endişe yaşıyor mu? İhale sürecinde tepkiler nasıl oluyor?
Tabi satış takvimi ile ilgili gelişmeler ve ihaleye girecek şirketlerin durumu, çalışanlarımızın çok yakından takip ettiği konular. Elbetteki satışın uzaması, yeni patronun belirsizliği, çalışanlarımızda bir stres oluşturuyor. Ben de onları bu süreç içerisinde devamlı motive ediyorum. Kolay değil tabi. Çalışanlar "Ne olacak, nasıl olacak? sorusunu soruyorlar sürekli kendilerine. Özellikle de Olay Medyada çok çalışan olduğu, yeni gelecek patronun kadroyu yarı yarıya azaltacağı söylentileri daha çok moral bozan gelişmeler. Ancak ben bu işin kadroyu yarı yarı azaltılarak dönmeyeceğini iyi biliyorum. Bunu da Olayı almayı düşünen veya Olayın başına geçecek olan her kimse, ona ithafen söylüyorum.
Olay Medya hakkında söylemek istediğiniz son bir şey var mı?
Elbette. Olay Medya, bugün gerçekten Türkiyenin en büyük şehir medyası. Türkiyenin en çok satan tek şehir gazetesi Olay ile dünyanın her yerinden izlenebilen Televizyonu bugünlere kolay gelmemiş elbette. Olayı Olay yapan tüm emeği geçenleri kutluyorum. Ben Olayın başına geldiğimde gerçekten de çok güçlü bir medya gurubuyla karşılaştım. Ancak lider olmak elbetteki çok büyük çaba ister ama lider kalmak zordur. Biz lider olarak aldığımız gurubu, lider olarak devam ettirdik. Lidere yakışır işler yaptık. Değerini koruduk. Bizden sonra gelenler de "Nasıl olsa lideriz, ne yapsak gider gibi bir düşünceye kapılırlar ve bu gurubu profesyonel olmayan, ehil olmayan, bu işleri kolay sanan kimselere bırakırlarsa, sonları hüsran olur. Bakın ben Türkiyede "Batması mümkün olmayan iki gazetede çalıştım. Bunlardan biri daha önce de belirttiğim gibi Günaydın Gazetesi, diğeri de Tercümandı. Günaydın 1 milyon 200 bir tirajıyla ve kurumsal kimliğiyle tam bir kale idi. Tercüman ise, Dünyanın dört bir yanında basılan ve Türkiyede 700 bin tiraj yapan bir gazeteydi ki, bu iki gazetenin de yıkılması dünyanın sonu demekti. Ama her iki gazete de battı ve Dünyanın da sonu gelmedi. Neden battı hemen belirteyim. Yanlış kişilerin eline geçti ve ehil olmayan yöneticiler idare etti. Sonuç hüsran. Bugün o iki gazeteden eser bile yok.
Sayı: 739 - Sayı'nın Kapağı