GÜNDEM

Yeni başkanlar ihracatta hedef büyüttü

Uludağ İhracatçı Birlikleri, küresel ligde kalıcı olmak amacıyla dijitalleşme ve yeşil ekonomi odaklı köklü bir değişim vizyonu yürütüyor. Kentin güçlü olduğu otomotiv tekstil ve makine gibi sektörlerde geleneksel yöntemler bırakılıyor.

HIDIRCAN KAYA-BURAK TAŞ

Birlik yönetiminden yansıyan ticari yaklaşımlar, Türk ihracatçısının sadece mevcut pazarları korumakla yetinmeyeceğini, aynı zamanda da küresel ligde kalıcı olmak için köklü değişime odaklandığını gösteriyor. Özellikle otomotiv, makine, tekstil ve tarım sektörleriyle öne çıkan Bursa’da birlik başkanları risklerin fırsata çevrilmesi ve dönüşümlere ayak uydurulması gerektiğini savunuyor. Geleneksel ticaret kalıplarının yerini dijitalleşme, yeşil ekonomi ve esnek tedarik zinciri yönetimlerine bıraktığı yeni dünya düzeninde, statükoyu korumaya çalışmanın aslında geriye düşmek anlamına geldiği bilinci, ihracatçı birliklerinin yeni dönem vizyonunun temel taşını oluşturuyor.

İlk 4 ayda yüzde 10 büyüme

Yılın ilk dört ayında yüzde 10'luk bir büyüme yakalayarak 14 milyar 351 milyon dolar sınırını aşan Bursa firmaları geriye dönük 12 aylık ihracatını ise 43 milyar doların üzerine taşıyarak Türkiye ekonomisinin can damarı olmayı sürdürdü. Geçtiğimiz yılı yaklaşık 18 milyar dolarlık rekor bir ihracat hacmiyle tamamlayan Bursa, küresel pazarlardaki sıkılaşma politikalarına rağmen sınırları aşmaya devam ediyor.

Otomotiv ve tekstil önde

Bursa verileri incelendiğinde, şehrin genetiğini oluşturan geleneksel sektörlerin gücü net bir biçimde görülüyor. Şehrin en büyük gelir kalemi olmaya devam eden ana ve yan sanayi şirketleri, üretim hatlarını elektrikli araç dönüşümüne entegre ederek ihracattaki payını koruyor. Tekstil sektörü ise katma değerli ve özgün tasarımlı ürün grubuyla Avrupa pazarında daralan talebe rağmen Bursa'nın döviz girdisini destekleyen en kararlı ikinci sektör konumunda. Bursa’nın gelişmiş sanayi altyapısının bir kanıtı olan makine üreticileri, dünya genelinde gerçekleştirdikleri endüstriyel ihracat hacmini genişletiyor.

Kemal Yazıcı

Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği YKB

Bugüne değil, geleceğe odaklandık

Otomotiv endüstrisi, Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörlerinden biri olmayı sürdürüyor. Bugün Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 17,5'ini tek başına gerçekleştiren sektörümüz, doğrudan 250 bin kişiye ve dolaylı olarak 300 binden fazla kişiye istihdam sağlıyor. Yeni dönemde önceliğimiz, bu güçlü konumu korumanın ötesine geçerek sektörümüzü geleceğin rekabet koşullarına hazırlamak olacak. Bu doğrultuda yönetim kurulu olarak üç ana başlık belirledik. Bunların ilki "Geleceğe Hazırlanmak ve İhracat Artışı". Geleceğe hazırlanmak bizim için elektrikli araçlar, batarya teknolojileri, yazılım tabanlı mobilite çözümleri ve dijitalleşme anlamına geliyor. Sektörel risklerin yönetimi, Türk tedarikçilerinin ihraç pazarlarındaki OEM’lere etkin tanıtımı, yurtdışı fuarlara aktif katılım ve ticaret heyetleri bu strateji için öncelik vereceğimiz diğer alanlar. İhracatımızı arttırabilmek için bu alanlara yoğunlaşmaya devam edeceğiz. İkinci önceliğimiz "Rekabetçi Otomotiv Sanayi". Artan maliyetler, küresel rekabet ve dönüşen ticaret koşulları karşısında sanayimizin rekabetçiliğini koruyacak adımları desteklemek istiyoruz. Bu başlık altında, yerli hammadde temini, yeni teknolojilerin gerektirdiği parçaların yerli geliştirilip imal edilmesi, çalışan yetkinliklerinin yeni teknolojileri kapsayacak şekilde geliştirilmesi önemli gördüğümüz konular. Tabiki ihracatın arttırılabilmesi için teşviklerin etkin hale getirilmesi ve etkin kullanılmasını sağlamak istiyoruz. Ayrıca Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında ortaya çıkan yeni yükümlülüklere uyum, karbon ayak izinin azaltılması, sürdürülebilir üretim modellerinin yaygınlaştırılması ve yüksek katma değerli ürün ihracatının artırılması da önümüzdeki dönemin öncelikli çalışma alanları arasında yer alacak. Üçüncü başlığımız ise "Güçlü Birlik ve Üye İlişkileri". Üyelerimizle daha yakın iletişim kuran, onların ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt veren ve ortak akılla hareket eden bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz. Diğer taraftan gündemimizdeki en güncel konulardan birisi “Made in Europe” konusu. Türkiye, uzun yıllardır Avrupa otomotiv eko sisteminin güçlü ve entegre bir parçası olarak çalışıyor fakat bu yeni girişim (The Industrial Accelerator Act) Türkiye’de üretilen araç ve parçaların kapsam dışında kalmasını ve bunun sonucunda Avrupa’da ki desteklerden yararlanılamaması riskini doğuruyor. Türkiye’nin dışarıda bırakıldığı bir uygulama yalnızca Türk firmaları için değil, bizimle çok yakın çalışan Avrupa otomotiv sanayisi için de ciddi sorunlar yaratacaktır. Bu girişimin Türk Otomotiv sektörü için oluşturacağı sıkıntıların yanında Avrupa Birliği ülkeleri için yaratacağı sıkıntıları muhataplarımıza anlattık ve bu konuda çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. “Made in Europe” sürecini yakından takip ediyor, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi onay sürecinde kamu ve özel sektörün işbirliği ile yoğun ticaret diplomasisinin devam ettirilmesi için büyük çaba gösteriyoruz.

Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren otomotiv sektörünün sadece bugünkü ihtiyaçlarına değil, önümüzdeki 10 yıllık dönüşüm sürecine de odaklanan bir yaklaşım benimsedik. Çünkü artık otomotiv sanayisi yalnızca araç üretimiyle değil; yazılım, veri yönetimi, yapay zeka, bağlantılı sistemler ve sürdürülebilirlik başlıklarıyla şekilleniyor. Bu çerçevede ihracatın artırılması kadar ihracatın niteliğinin yükseltilmesini de hedefleyen bir yol haritası oluşturduk. Bir taraftan mevcut pazarlarımızdaki gücümüzü korumaya çalışırken diğer taraftan yeni pazarlara açılmaya yönelik faaliyetlerimizi yoğunlaştırıyoruz. Özellikle Kuzey Amerika, Körfez ülkeleri, Orta Asya, Kuzey Afrika ve Latin Amerika bölgelerinde Türk otomotiv sektörünün görünürlüğünü artırmaya yönelik ticaret heyetleri ve fuar organizasyonları planlıyoruz. Bunun yanında üyelerimizin yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm süreçlerine uyum sağlamalarını desteklemek amacıyla UR-GE projeleri, sürdürülebilirlik eğitimleri ve uluslararası iş birlikleri yürütüyoruz. Elektrikli araç komponentleri, batarya sistemleri, hafif malzeme teknolojileri ve yazılım destekli otomotiv çözümleri gibi alanlarda sektörümüzün yetkinliklerini geliştirmeyi öncelikli görüyoruz. Bu konularda sektörün önemli kurumlarından OSD ve TAYSAD ile birlikte hareket ediyoruz. Amacımız, Türkiye'nin yalnızca üretim gücüyle değil, teknoloji geliştirme kapasitesiyle de küresel otomotiv değer zincirinde daha üst sıralara çıkmasını sağlamak.

2025 yılını yüzde 11,6 artışla 41,5 milyar dolarlık ihracatla tamamladık. Avrupa'daki ekonomik yavaşlamaya, jeopolitik risklere ve küresel ticaretteki belirsizliklere rağmen elde edilen bu sonuç, sektörümüzün ne kadar güçlü ve dayanıklı olduğunu gösteriyor. 2026 yılında hedefimiz bu başarıyı daha ileri taşımak. Bu doğrultuda ihracat hedefimizi 43 milyar dolar olarak belirledik. Ancak sadece rakamsal büyüme değil, nitelikli büyüme anlayışıyla hareket ediyoruz. Yüksek teknolojili ürünlerin, elektrikli araç bileşenlerinin, batarya sistemlerinin ve yazılım tabanlı çözümlerin ihracattaki payını artırmayı amaçlıyoruz. Yılın ilk beş ayında elde ettiğimiz 17 milyar dolarlık ihracat hedeflerimiz açısından olumlu bir tablo ortaya koyuyor. Özellikle Almanya, Fransa, İtalya ve Birleşik Krallık gibi ana pazarlarımızdaki güçlü konumumuzu korurken, ABD başta olmak üzere Kuzey Amerika hattında ve MENA ülkelerinde yeni fırsatlar oluşturmayı hedefliyoruz. 2026 yılını, otomotiv sektörünün yüksek katma değerli dönüşüm yılı olarak görüyoruz. Bu dönüşümün ihracat rakamlarına da olumlu yansıyacağına inanıyoruz.

İhracatçılarımızın karşı karşıya olduğu en önemli konuların başında maliyet baskısı geliyor. Kur-enflasyon dengesizliği, finansmana erişim, yüksek kredi maliyetleri, enerji ve işçilik giderlerindeki artışlar özellikle ihracatçı firmalarımızın rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Biz ihracat yaparak ülkemize döviz getiriyoruz ama enflasyon artışı ile döviz artışı arasındaki fark sanayiciler için olumsuz bir durum ortaya çıkartıyor. Örneğin son 2 yıla bakarsak Ocak 2024 ile Nisan 2026 arasında enflasyon artışı %103 olmasına rağmen €/TL döviz artışı %61 seviyesinde kalmış yani sadece 2 yıllık bir sürede %42 oranında bir fark ihracatçı firmaların çözmesi gereken bir problem olarak ortaya çıkmış. Sadece otomotiv sektörü değil ihracat yapan tüm sektörler bu farkı yaptıkları proses iyileştirmeleri, verimlilik artışları, teknolojik geliştirmelerle kapatmaya çalıştılar ama mevcut kur politikasının tüm sektörler için büyük bir risk oluşturduğunu ve bir çözüm yolu bulunması gerektiğini söylememiz gerekiyor. Bizler Otomotiv sektörü olarak beklemiyoruz ve iyileştirme çalışmalarına aralıksız devam ediyoruz. Bunun yanı sıra küresel ölçekte hızlanan yeşil dönüşüm süreci ve Avrupa Birliği'nin karbon düzenlemeleri de sektörümüz açısından önemli bir gündem oluşturuyor. Avrupa Birliği, 2035 yılı itibarıyla sıfır emisyonlu araçlara geçiş konusunda kararlı bir politika izliyor. Bu durum, Avrupa pazarına yüksek oranda ihracat yapan Türk otomotiv sanayisi için hem fırsat hem de risk anlamına geliyor. Ayrıca ihracatın pazar çeşitliliğinin artırılması da kritik bir konu. Avrupa Birliği ana pazarımız olmaya devam edecek ancak tek bir bölgeye bağımlılığın azaltılması için yeni pazarlara yönelik devlet desteklerinin ve ticaret diplomasisinin daha etkin kullanılması gerektiğine inanıyoruz.

Türk otomotiv endüstrisi bugün yalnızca üretim kapasitesiyle değil, kalite standartları, tedarik kabiliyeti ve mühendislik gücüyle de dünyanın sayılı otomotiv merkezlerinden biri haline gelmiş durumda. 41,5 milyar dolarlık ihracat hacmi ve küresel değer zincirindeki güçlü konumumuz bunun en önemli göstergesi. Önümüzdeki dönemde sektörümüzü bekleyen en büyük dönüşüm elektrikli mobilite, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik ekseninde yaşanacak. Bu dönüşümü doğru yönetebilirsek Türkiye, sadece üretim üssü değil aynı zamanda yeni nesil otomotiv teknolojilerinin geliştirildiği stratejik bir merkez haline gelebilir. Bu noktada sektörümüzün uzun dönemli stratejileri netleştirmesi, tüm paydaşlarının ortak hareket etmesi büyük önem taşıyor. Kamu, özel sektör, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte hareket ederek otomotiv endüstrimizin küresel rekabet gücünü daha da yukarı taşıyacağımıza inanıyorum. OİB olarak biz de sektörümüzün geleceğini şekillendirecek her adımda ihracatçılarımızın yanında olmaya devam edeceğiz.

İhsan İpeker

Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği YKB

Dönüşümün oyun kurucularından olacağız

Tekstil sektörü uzun yıllardır Türkiye ekonomisinin üretim, istihdam ve ihracat açısından en stratejik alanlarından biri konumunda bulunuyor. Ancak artık küresel rekabetin kuralları değişiyor. Dünya, geleneksel üretim anlayışından uzaklaşırken sürdürülebilirlik, teknoloji ve katma değer odaklı yeni bir döneme giriyor. Biz de UTİB olarak yeni dönemde çalışmalarımızı bu dönüşüm ekseninde şekillendiriyoruz. Öncelikli hedefimiz, sektörümüzün rekabet gücünü korurken aynı zamanda geleceğe hazırlanmasını sağlamak. Bunun yolu da daha yüksek katma değerli üretimden, teknik tekstillerden, dijital dönüşümden ve sürdürülebilir üretim modellerinden geçiyor. Türkiye'nin sahip olduğu güçlü üretim altyapısını teknolojiyle desteklediğimiz takdirde küresel pazarlarda çok daha güçlü bir konuma ulaşacağımıza inanıyoruz. Özellikle teknik tekstiller alanında önemli fırsatlar görüyoruz. Avrupa'da büyüklüğü 40 milyar dolara yaklaşan teknik tekstil pazarından daha fazla pay almak istiyoruz. Bunun yanında sektörümüzün yeşil dönüşüm sürecine uyumunu hızlandırmak, ekotasarım ve döngüsel ekonomi uygulamalarını yaygınlaştırmak da önceliklerimiz arasında yer alıyor. Yeni dönemde yalnızca mevcut sorunlara çözüm üreten değil, sektörün geleceğini şekillendiren projeler geliştirmeye devam edeceğiz. Amacımız, Türk tekstil sektörünü küresel dönüşümün gerisinde kalan değil, dönüşüme yön veren sektörlerden biri haline getirmektir.

Göreve gelirken temel yaklaşımımız, sektörümüzün yaşadığı mevcut sorunlarla ilgilenirken aynı zamanda geleceğin ihtiyaçlarını da bugünden gündeme taşımak oldu. Çünkü tekstil sektörü bugün yalnızca maliyet baskılarıyla değil, aynı zamanda köklü bir dönüşüm süreciyle karşı karşıya bulunuyor. Bu nedenle çalışmalarımızı üreticilerimizin rekabet gücünü artıracak ve onları geleceğe hazırlayacak alanlarda yoğunlaştırıyoruz. Katma değerli üretimin artırılması, teknik tekstillerin geliştirilmesi, sürdürülebilirlik uygulamalarının yaygınlaştırılması ve dijitalleşme süreçlerinin hızlandırılması öncelikli çalışma alanlarımız arasında bulunuyor. Birlik olarak sektörün dönüşümüne katkı sağlayacak projeleri destekliyoruz. TechXtile Challenge programımız bunun en önemli örneklerinden biri. Girişimcileri, teknoloji geliştiricileri ve sanayicileri aynı platformda buluşturarak tekstilin geleceğine yönelik yenilikçi çözümler ortaya çıkmasını hedefliyoruz. Akıllı üretim sistemlerinden verimlilik artırıcı uygulamalara kadar birçok alanda yeni fikirlerin sektörle buluşmasına aracılık ediyoruz. Ayrıca Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde ortaya çıkan yeni yükümlülükleri yakından takip ediyoruz. Üyelerimizin bu sürece uyum sağlayabilmesi için eğitimler, bilgilendirme faaliyetleri ve sektörel projeler yürütüyoruz. Çünkü önümüzdeki dönemde sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, uluslararası ticaretin temel şartlarından biri olacak. Biz UTİB olarak dönüşümün sadece takipçisi olmayı değil, sektörümüz adına bu dönüşümün oyun kurucularından biri olmayı hedefliyoruz.

Son yıllarda küresel ekonomide yaşanan yavaşlama, artan maliyetler ve finansman koşullarındaki zorluklar tekstil sektörünü doğrudan etkiledi. Buna rağmen sektörümüz üretim gücünü korumayı başardı. UTİB olarak geçen yıl 1,22 milyar dolar seviyesinde ihracat gerçekleştirdik. Bu tablo, ihracatçılarımızın tüm olumsuz koşullara rağmen üretmeye ve dış pazarlarda varlık göstermeye devam ettiğini ortaya koydu. 2026 yılına yönelik hedefimiz, yalnızca ihracat hacmini artırmak değil, ihracatın niteliğini de geliştirmek. Daha yüksek katma değer üreten ürünlere yönelmek, teknik tekstillerde daha güçlü bir oyuncu olmak ve sürdürülebilir üretim kabiliyetlerimizi artırmak istiyoruz. Türkiye'nin Avrupa tekstil tedarik zincirindeki stratejik konumunu koruması büyük önem taşıyor. Bu nedenle mevcut pazarlarımızdaki gücümüzü sürdürürken yeni iş birlikleri ve yeni ürün segmentleriyle ihracatımızı çeşitlendirmeyi hedefliyoruz. Ekonomik koşulların üretim ve ihracatı destekleyici bir yapıya kavuşması halinde sektörümüzün yeniden güçlü bir büyüme ivmesi yakalayacağına inanıyoruz. 2026 yılını, dönüşüm yatırımlarının ihracata daha fazla yansımaya başladığı bir dönem olarak görüyoruz.

Bugün tekstil ihracatçılarının en önemli gündem maddesi rekabetçilik sorunudur. Yüksek enflasyon, enerji maliyetleri, işçilik giderleri ve kur politikaları nedeniyle üretim maliyetlerimiz rakip ülkelere kıyasla önemli ölçüde yükselmiş durumda. Bu durum ihracatçılarımızın fiyat tutturmasını ve yeni sipariş almasını zorlaştırıyor. Özellikle Avrupa pazarında Asyalı üreticiler ve MENA bölgesindeki rakip ülkelerle yoğun bir rekabet yaşanıyor. Avrupalı markaların alternatif tedarik merkezlerine yönelmesi sektörümüz açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme. Avrupa Birliği'nin bölgedeki yeni üretim üslerine yönelik politikaları da uzun vadede yakından takip edilmesi gereken başlıklar arasında yer alıyor. Diğer önemli sorun ise finansmana erişim. Özellikle KOBİ ölçeğindeki firmalarımızın uygun maliyetli finansman kaynaklarına ulaşabilmesi üretimin ve ihracatın sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahip. Çözüm tarafında ise üretim odaklı politikaların güçlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Kur politikasının ihracatçının rekabet gücünü destekleyecek şekilde ele alınması, enerji ve işçilik maliyetlerini hafifletecek mekanizmaların geliştirilmesi, finansmana erişimin kolaylaştırılması ve dönüşüm yatırımlarının teşvik edilmesi sektörümüz açısından büyük önem taşıyor. Ancak uzun vadede asıl rekabet avantajını teknoloji, verimlilik ve sürdürülebilirlik yatırımlarının sağlayacağını da biliyoruz. Bu nedenle sektörümüzün dönüşüm sürecinin desteklenmesi stratejik bir gereklilik olarak karşımızda duruyor.

Tekstil sektörü, Türkiye'nin üretim kültürünün en önemli temsilcilerinden biridir. Bugün yaşadığımız zorluklara rağmen sektörümüz güçlü altyapısı, yetişmiş insan kaynağı ve ihracat tecrübesiyle önemli bir potansiyele sahip. Önümüzdeki dönemde başarının anahtarı; daha fazla üretmekten çok daha akıllı, daha verimli ve daha sürdürülebilir üretmek olacak. Teknik tekstillerden döngüsel ekonomiye, dijitalleşmeden ekotasarıma kadar birçok yeni başlık artık sektörümüzün geleceğini belirliyor. UTİB olarak tüm çalışmalarımızı bu anlayışla sürdürüyoruz. Hedefimiz yalnızca mevcut ihracat seviyelerini korumak değil; Türk tekstil sektörünü daha yenilikçi, daha katma değerli ve küresel ölçekte daha güçlü bir yapıya taşımaktır. Türkiye'nin Avrupa'nın güvenilir ve vazgeçilmez tekstil tedarikçisi konumunu güçlendirerek sürdürmesi için sektörümüzün tüm paydaşlarıyla birlikte çalışmaya devam edeceğiz.

Haluk Özkarakaşlı

Uludağ Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği YKB

İhracatın niteliğini arttırmayı hedefliyoruz

Hazır giyim ve konfeksiyon sektörü bugün sadece üretim kapasitesiyle değil; tasarım gücü, sürdürülebilirlik performansı ve teknolojik altyapısıyla rekabet ediyor. Bu nedenle yeni dönemde önceliğimiz, sektörümüzü küresel rekabetin yeni kurallarına hazırlamak olacak. Türkiye yıllardır Avrupa'nın en önemli tedarikçilerinden biri konumunda. Ancak artık yalnızca hızlı üretim yapabilen bir ülke olmak yeterli değil. Daha yüksek katma değer üreten, tasarım geliştiren, markalaşan ve sürdürülebilir üretim standartlarını benimseyen bir yapıya geçmemiz gerekiyor. Bu kapsamda üyelerimizin Avrupa Yeşil Mutabakatı'na uyum süreçlerini desteklemeye, dijital dönüşüm çalışmalarını hızlandırmaya ve tasarım odaklı üretim modellerini yaygınlaştırmaya devam edeceğiz. Kilogram başına ihracat değerini yükseltecek projeleri önceliklendireceğiz.

Aynı zamanda sektörümüzün geleceğini şekillendirecek genç tasarımcıları, girişimcileri ve nitelikli insan kaynağını destekleyen projelere daha fazla ağırlık vereceğiz. Hedefimiz, ihracatçı şirketlerimizin hazır giyim sektöründeki üretim gücünü yenilikçilikle birleştirerek daha güçlü bir ihracat yapısı oluşturmaktır.

Göreve gelirken temel yaklaşımımız, geçmiş dönemde başarıyla yürütülen çalışmaları daha ileri taşımak ve sektörün değişen ihtiyaçlarına uygun yeni projeler geliştirmek oldu. Bugün hazır giyim sektörünün karşı karşıya olduğu tabloyu çok net görüyoruz. Küresel talepteki yavaşlama, düşük maliyetli ülkelerin artan rekabeti, finansmana erişimde yaşanan sorunlar ve maliyet baskıları mevcut üretim modelimizi yeniden değerlendirmemizi zorunlu hale getiriyor. Bu nedenle sektörün geleceğini yalnızca ihracat rakamları üzerinden değil, dönüşüm kapasitesi üzerinden okumamız gerektiğine inanıyoruz. Yol haritamızın merkezinde sürdürülebilirlik, dijitalleşme, tasarım ve inovasyon yer alıyor. Bir yandan firmalarımızın yeşil dönüşüm süreçlerine katkı sağlayan UR-GE projeleri yürütürken, diğer yandan eğitim programlarıyla nitelikli iş gücünü destekliyoruz. TechXtile Challenge gibi platformlarla girişimcilik ekosistemini güçlendirmeye, genç yetenekleri sektörle buluşturmaya devam ediyoruz. Amacımız, sektörümüzün yalnızca bugünkü sorunlarına çözüm üretmek değil, önümüzdeki on yılın rekabet koşullarına da hazırlıklı olmasını sağlamaktır.

2025 yılı sektörümüz açısından kolay geçmedi. Küresel talepteki daralma ve maliyet baskıları ihracat performansını olumsuz etkiledi. Buna rağmen üretim kabiliyetimizi ve ihracat altyapımızı korumayı başardık. 2026 yılına ise daha farklı bir perspektifle bakıyoruz. Bu yılı sadece rakamsal büyüme yılı olarak değil, aynı zamanda sektörün yeniden konumlandığı bir dönüşüm dönemi olarak değerlendiriyoruz. İhracat hedefimiz mevcut pazarlardaki gücümüzü korurken yeni müşteri ve yeni ürün gruplarıyla büyümeyi sağlamak. Avrupa Birliği pazarındaki güçlü konumumuzu sürdürürken, teknik tekstiller, fonksiyonel ürünler ve tasarım odaklı koleksiyonlarla daha yüksek katma değer yaratmayı amaçlıyoruz. Özellikle sürdürülebilir ve çevre dostu üretim anlayışını benimseyen firmalarımızın uluslararası pazarlarda daha güçlü bir konuma ulaşacağına inanıyoruz. Bu doğrultuda hem ihracat hacmimizi hem de ihracatın niteliğini artırmayı hedefliyoruz.

Sektörümüzün en önemli sorunu rekabetçilik baskısıdır. Son yıllarda artan üretim maliyetleri, yüksek enflasyon, kur dengesizliği ve finansmana erişim güçlüğü ihracatçılarımızın hareket alanını önemli ölçüde daralttı. Bunun yanında Asya ülkelerinin düşük maliyetli üretim avantajı ve küresel pazarlardaki talep daralması da fiyat rekabetini zorlaştırıyor. Bugün birçok firmamız kapasitesini korumak ve mevcut müşterilerini elde tutabilmek için ciddi bir mücadele veriyor. Bu nedenle ihracatçının uygun maliyetli finansmana erişiminin kolaylaştırılması, enerji ve işçilik maliyetlerine yönelik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Ancak uzun vadede yalnızca maliyet avantajıyla rekabet etmek mümkün değil. Türkiye'nin asıl gücü tasarım, kalite, esnek üretim kabiliyeti ve hızlı teslimat kapasitesidir. Bu nedenle Ar-Ge, dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve markalaşma yatırımlarının desteklenmesi sektörümüzün geleceği açısından kritik öneme sahiptir.

Hazır giyim sektörü, Türkiye'nin sanayileşme hikâyesinin en önemli aktörlerinden biridir. Bugün de yüz binlerce kişiye istihdam sağlayan, yüksek ihracat kapasitesiyle ekonomiye değer üreten stratejik bir sektörden söz ediyoruz. Ancak dünya artık farklı bir döneme giriyor. Hızlı moda anlayışının yerini daha akıllı, daha sürdürülebilir ve daha teknolojik üretim modelleri alıyor. Bu değişimi doğru okuyan ülkeler ve şirketler geleceğin kazananları olacak. Biz de UHKİB olarak sektörümüzün bu dönüşümün gerisinde kalmaması için çalışıyoruz. Türkiye'nin hazır giyimde sadece üretim yapan değil; tasarım geliştiren, trend belirleyen ve yüksek katma değer yaratan bir ülke konumuna ulaşacağına inanıyoruz. Bu hedefe ulaşmak için tüm paydaşlarımızla çalışmaya, sektörümüzün rekabet gücünü artıracak projeleri hayata geçirmeye ve ihracatçılarımızın yanında olmaya devam edeceğiz.

Hamdi Taner

Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği YKB

Üretimin gücü sürdürülebilirlik olacak

UYMSİB olarak yeni dönemde en önemli hedefimiz, Bursa ve Güney Marmara'nın sahip olduğu tarımsal üretim gücünü uluslararası pazarlarda daha yüksek katma değerle temsil etmek olacak. Yaş meyve ve sebze sektöründe artık yalnızca üretmek yeterli değil; doğru ürünü, doğru pazara, doğru zamanda ve doğru kalite standartlarıyla ulaştırabilmek gerekiyor. Bu doğrultuda ihracatımızı artırırken aynı zamanda ürünlerimizin marka değerini yükseltmeye odaklanacağız. Özellikle Bursa Siyah İnciri, kiraz, şeftali-nektarin, armut ve zeytin gibi bölgemizin öne çıkan ürünlerini küresel pazarlarda daha güçlü bir konuma taşımayı hedefliyoruz. Bir diğer önceliğimiz üretici ile ihracatçı arasındaki bağı daha da güçlendirmek olacak. Tarla ile pazar arasındaki koordinasyon ne kadar güçlü olursa ihracatta elde edeceğimiz başarı da o kadar kalıcı olur. Bu nedenle eğitim programları, saha çalışmaları ve sektör paydaşlarını bir araya getiren projelerle üretimden ihracata uzanan zinciri daha sağlam hale getirmek istiyoruz. Ayrıca sürdürülebilir tarım uygulamaları, gıda güvenliği, pestisit yönetimi ve uluslararası standartlara uyum gibi konular da yeni dönemin önemli çalışma alanları arasında yer alacak. Amacımız yalnızca daha fazla ihracat yapmak değil, Türk yaş meyve ve sebze sektörünü küresel ölçekte daha güçlü ve daha güvenilir bir marka haline getirmektir.

Göreve gelirken sektörün içinden gelen, sahayı bilen ve ihracatçının yaşadığı sorunları yakından takip eden bir ekip olarak hareket ettik. Önceliğimiz, zorlu koşullarda üretmeye ve ihracat yapmaya devam eden firmalarımızın yanında olmak oldu. Bugün yaş meyve ve sebze sektörünün karşı karşıya olduğu sorunlar yalnızca ticaretle sınırlı değil. İklim değişikliğinden üretim planlamasına, iş gücü sorunlarından maliyet baskılarına kadar geniş bir alanda mücadele veriyoruz. Bu nedenle yol haritamızı kısa vadeli çözümlerle sınırlı tutmadık. Bir taraftan ihracatçılarımızın mevcut pazarlardaki rekabet gücünü korumaya çalışırken diğer taraftan yeni pazarlara erişim imkanlarını artıracak girişimlere ağırlık veriyoruz. Özellikle Uzak Doğu ülkeleri başta olmak üzere yeni ihracat kapılarının açılması için yürütülen zirai karantina süreçlerini yakından takip ediyoruz. Diğer taraftan üretim kalitesini yükselten uygulamaların yaygınlaşmasını önemsiyoruz. "Tarladan Sofraya Güvenilir Gıda" anlayışıyla hareket ediyor, üreticilerimizin uluslararası standartlarda üretim yapabilmeleri için teknik destek ve eğitim faaliyetleri yürütüyoruz. Çünkü gelecekte pazarları belirleyecek unsur yalnızca fiyat değil; kalite, izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik olacak.

2026 yılında da geçen yılki performansımızı sürdürüyoruz. Türkiye genelinde yaş meyve ve sebze ihracatı yılın ilk dört ayında yüzde 2,1 artışla 1,6 milyar dolara ulaşırken, biz de UYSMİB olarak yüzde 2,3 artışla 48,2 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Yılın geri kalanın da daha iyi bir artış oranına ulaşacağımızı öngörüyoruz. Avrupa Birliği pazarındaki güçlü konumumuzu korurken, Rusya pazarında yeniden büyüme sağlamak ve Suudi Arabistan, Polonya, Çin, Hindistan, Malezya ve Singapur gibi pazarlarda daha etkin bir rol üstlenmek istiyoruz. Önümüzdeki dönemde özellikle yaz meyveleri sezonundan önemli beklentilerimiz bulunuyor. Bursa Siyah İnciri, kiraz, şeftali-nektarin ve armut gibi ürünlerimizin ihracata güçlü katkı sağlayacağına inanıyoruz. Ancak bizim hedefimiz sadece ihracat miktarını artırmak değil. Daha kaliteli, daha markalı ve daha yüksek katma değerli ürünlerle ihracat gelirlerimizi yükseltmek istiyoruz. Bursa'nın meyve ve sebzecilikte sahip olduğu marka gücünü dünya pazarlarında daha görünür hale getirmek önümüzdeki dönemin en önemli hedeflerinden biri olacak.

Sektörümüz bugün çok boyutlu bir mücadele veriyor. İklim değişikliği kaynaklı kuraklık, düzensiz yağışlar ve don olayları üretim süreçlerini doğrudan etkiliyor. Bunun yanında mazot, gübre, enerji ve işçilik maliyetlerindeki artışlar üreticilerimizin üzerindeki baskıyı artırıyor. İhracat tarafında ise kur politikası, lojistik maliyetleri ve uluslararası pazarlardaki yoğun rekabet önemli başlıklar arasında yer alıyor. Ayrıca bazı ülkelerle tamamlanamayan zirai karantina süreçleri de sektörümüzün önündeki büyüme fırsatlarını sınırlandırıyor. Bir diğer önemli konu ise tarımsal üretimin planlı hale getirilmesi. Üretimden ihracata kadar tüm sürecin ortak akıl ve koordinasyon içinde yönetilmesi gerekiyor. Tarım artık yalnızca bir üretim meselesi değil; aynı zamanda stratejik bir güvenlik ve sürdürülebilirlik konusu haline gelmiş durumda. Bu nedenle üretici, ihracatçı ve kamu kurumlarının birlikte hareket ettiği uzun vadeli bir yaklaşımın gerekli olduğuna inanıyoruz. Tarımın geleceğini güvence altına almak için adeta bir milli seferberlik anlayışıyla hareket edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Türkiye yaş meyve ve sebze üretiminde dünyanın en güçlü ülkelerinden biri. Sahip olduğumuz iklim avantajı, ürün çeşitliliği ve üretim tecrübesi bize önemli fırsatlar sunuyor. Ancak önümüzdeki dönemde başarıyı belirleyecek olan unsur, bu üretim gücünü markalaşma ve sürdürülebilirlikle destekleyebilmek olacak. Dünya artık sadece ürün satın almıyor; güvenilir üretim hikâyesi, kalite güvencesi ve sürdürülebilirlik satın alıyor. Bu nedenle sektörümüzün geleceğini bu anlayışla şekillendirmemiz gerekiyor. UYMSİB olarak hedefimiz, Bursa'yı yalnızca kaliteli ürünlerin yetiştiği bir bölge olarak değil, dünya pazarlarının güven duyduğu güçlü bir tarım ve ihracat merkezi olarak konumlandırmak. Bursa markasını küresel bir meyve-sebze ambarı haline getirmek ve üreticimizin emeğini uluslararası pazarlarda hak ettiği değere ulaştırmak için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.

Ömer Faruk Kuşçulu

Uludağ Meyve Sebze Mamulleri İhracatçılar Birliği YKB

Katma değeri yüksek ürünlere odaklanıyoruz

Meyve ve sebze mamulleri sektörü, tarımsal üretimi katma değerli ihracata dönüştüren stratejik sektörlerden biri konumunda. Yeni dönemde önceliğimiz, bu katma değeri daha da artıracak çalışmalara odaklanmak olacak. Göreve gelirken sektörümüzün bugüne kadar oluşturduğu güçlü altyapıyı daha ileriye taşıma sorumluluğunu devraldık. Amacımız yalnızca ihracat rakamlarını büyütmek değil, firmalarımızın küresel pazarlardaki rekabet gücünü artıracak projeler geliştirmek. Bu kapsamda teknoloji odaklı üretim modellerini desteklemeyi, firmalarımızın dijitalleşme süreçlerine katkı sağlamayı, Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarını teşvik etmeyi hedefliyoruz. Aynı zamanda yeni pazarlara erişim, markalaşma ve ürün çeşitliliğinin artırılması da öncelikli çalışma alanlarımız arasında yer alacak.

Dünya gıda ticareti artık sadece üretim kapasitesine değil; kaliteye, izlenebilirliğe, teknoloji kullanımına ve sürdürülebilirliğe odaklanıyor. Biz de yeni dönemde sektörümüzü bu dönüşüme hazırlayan bir anlayışla hareket ediyoruz. Önümüzdeki süreçte üretimden ihracata kadar tüm zincirde verimliliği artıracak çalışmalara ağırlık vereceğiz. Otomasyon sistemleri, dijital üretim uygulamaları, kalite standartlarının yükseltilmesi ve ürün izlenebilirliğinin güçlendirilmesi sektörümüzün geleceği açısından kritik önemde. Birlik olarak eğitim faaliyetlerini artırmayı, üniversite-sanayi iş birliklerini güçlendirmeyi ve firmalarımızın katma değerli üretime yönelmesini desteklemeyi planlıyoruz. Çünkü gelecekte rekabet avantajı sağlayacak unsur yalnızca daha fazla üretmek değil, daha nitelikli ve daha yüksek katma değerli ürünler üretebilmek olacak. 2025 yılı küresel ekonomide yaşanan belirsizliklere rağmen sektörümüz açısından önemli bir dayanıklılık testi oldu. Firmalarımızın ortaya koyduğu performans, sektörümüzün güçlü üretim kapasitesini bir kez daha ortaya koydu. 2026 yılında hedefimiz mevcut pazarlardaki konumumuzu güçlendirirken yeni pazarlara açılımı hızlandırmak olacak. Avrupa Birliği ve ABD gibi güçlü pazarlardaki varlığımızı artırırken, farklı coğrafyalarda da yeni fırsatları değerlendirmeyi amaçlıyoruz. Özellikle katma değeri yüksek, markalı ve yenilikçi ürünlerin ihracattaki payını artırmak istiyoruz. Sadece miktar bazlı büyüme değil, birim ihracat değerini yükselten bir ihracat yapısı oluşturmayı önemsiyoruz.

Bugün sektörümüzün karşı karşıya olduğu en önemli sorunların başında maliyet baskısı geliyor. Enerji, hammadde ve işçilik giderlerindeki artışlar üretim maliyetlerini yükseltirken, finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar da firmalarımızın yatırım kabiliyetini sınırlandırıyor. Döviz kurunun rekabetçiliği destekleyecek seviyelerde olmaması da ihracatçılarımız açısından önemli bir başlık. Küresel pazarlarda fiyat rekabetinin giderek arttığı bir dönemde bu durum firmalarımızın hareket alanını daraltabiliyor.

Bu nedenle ihracatçının uygun maliyetli finansmana erişiminin kolaylaştırılması, üretim maliyetlerini azaltacak desteklerin artırılması ve ihracat odaklı teşvik mekanizmalarının güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Bunun yanında uzun vadede teknoloji yatırımları, verimlilik artışı ve markalaşma çalışmalarının desteklenmesi sektörümüzün sürdürülebilir büyümesi açısından kritik olacaktır.

Türkiye, tarımsal üretim kapasitesi açısından dünyanın en önemli ülkelerinden biri. Meyve ve sebze mamulleri sektörü ise bu üretim gücünü yüksek katma değerli ihracata dönüştüren en önemli halkalardan biri durumunda. Önümüzdeki dönemde küresel gıda ticaretinde kalite, güvenilirlik, sürdürülebilirlik ve marka değeri çok daha fazla önem kazanacak. Biz de UMSMİB olarak sektörümüzün bu dönüşümün dışında kalmaması için çalışacağız. Hedefimiz, Türkiye'nin meyve ve sebze mamulleri sektöründe yalnızca üretim yapan değil; teknoloji kullanan, marka oluşturan ve dünya pazarlarında daha yüksek katma değer üreten ülkeler arasında yer almasına katkı sağlamaktır. Bu doğrultuda tüm paydaşlarımızla birlikte çalışmayı sürdüreceğiz.