HIDIRCAN KAYA
Kazananlar Konferansı 2026 kapsamında gerçekleştirilen buluşmada; sürdürülebilirlikten enerji dönüşümüne, markalaşmadan kurumsal yönetime kadar birçok kritik başlık ele alındı. Program iş birliği kuruluşlar adına KalDer Bursa Yönetim Kurulu Başkanı Serkan Ürkmez ve BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Buğra Küçükkayalar’ın açılış konuşmaları ile başladı. İlk bölümde Bosch Kalite Direktörü Ersin Ünal moderatörlüğünde; KalDer Ödül Sekreteri Esra Karakaş Kurşun ve Bursa Uludağ Üniversitesi Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güray Çelik ödülün işleyişi ve takvimi hakkında katılımcılara bilgi verdi. Konferans, yalnızca bugünün sorunlarına odaklanmakla kalmayıp, geleceğin iş dünyasına yön verecek stratejilere de ışık tuttu. Konferansın ana temasını; sürdürülebilir kalkınma, yeşil dönüşüm, rekabetçi üretim, enerji verimliliği ve kurumsal dayanıklılık oluşturdu. Farklı sektörlerden paylaşılan örnek uygulamalar, iş dünyasının dönüşüm sürecinde atması gereken adımları net biçimde ortaya koydu.
Sürdürülebilirlik artık rekabet şartı
Konferansta yapılan sunumlarda, sürdürülebilirliğin yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, aynı zamanda şirketlerin finansal başarısı ve marka değeri açısından da belirleyici bir unsur haline geldiği vurgulandı. Uzmanlar, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve küresel tedarik zinciri kriterlerinin, önümüzdeki dönemde ihracat yapan firmalar için bağlayıcı olacağına dikkat çekti. Karbon ayak izi hesaplamaları, enerji verimliliği yatırımları, sürdürülebilir ham madde kullanımı ve şeffaf raporlama süreçlerinin artık şirketlerin temel yönetim başlıkları arasında yer alması gerektiği ifade edildi.
Enerji dönüşümü şirketlerin kaderini belirleyecek
Sürdürülebilirlik Ödülleri’nde büyük ödül almaya hak kazanan Uludağ Enerji Sürdürülebilirlik ve Yönetim Sistemleri Müdürü Başak Koptagel, sanayide enerji dönüşümünün zorunlu hale geldiğini ve bu sürecin yalnızca çevresel değil, maliyet ve rekabet avantajı sağladığına vurgu yaptı. Koptagel, yenilenebilir enerji yatırımlarının, enerji maliyetlerini düşürmenin yanı sıra şirketlerin karbon regülasyonlarına uyumunu da kolaylaştırdığını belirtti. Önümüzdeki beş yıl içinde karbon maliyetlerinin şirket bilançolarını doğrudan etkileyeceğini ifade eden Başak Koptagel, erken dönüşüm sağlayan firmaların pazarda avantaj yakalayacağını kaydetti.
“Sürdürülebilirliği kurumsal kültürün parçası olarak görüyoruz”
Seger Genel Müdürü Mine Tuna, 1981 yılında Bursa’da başlayan yolculuklarını bugün 70’ten fazla ülkeye uzanan güçlü bir küresel marka olarak sürdürdüklerini ifade etti. Tuna, ‘Güvenliğin Sesi’ olma iddialarını yalnızca ürünleriyle değil; iş yapış biçimleriyle, değerleriyle ve topluma karşı sorumluluklarıyla hayat bulduğunu belirtti. Tuna, “Ana faaliyet alanımız olan otomotiv akustik ve elektronik sistemlerinde; kalite, güvenlik ve teknoloji bizim için vazgeçilmezdir. Ancak artık biliyoruz ki, başarının gerçek ölçütü yalnızca üretim rakamları değil, aynı zamanda çevreye, insana ve geleceğe bıraktığımız etkidir. Bu anlayışla, SEGER’de sürdürülebilirliği bir proje olarak değil, kurumsal kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyoruz. Karbon ayak izimizi azaltma hedeflerimiz, yenilenebilir enerji yatırımlarımız, ürün bazlı yaşam döngüsü analizlerimiz ve “Yeşil Korna” gibi Ar-Ge projelerimiz bu yaklaşımın somut göstergeleridir. İnsanı merkeze alan bir şirket olarak; çeşitliliği, eşitliği ve kapsayıcılığı destekliyor, kadınların güçlenmesini yalnızca bir ilke değil, bir sorumluluk olarak görüyoruz. Bugün SEGER’de kadın temsiliyetinin yönetim seviyesinde %50’ye ulaşmış olması, bu kararlılığın en net ifadesidir. Elbette tüm bu başarıların arkasında; özveriyle çalışan ekip arkadaşlarımız, bizimle aynı değerleri paylaşan tedarikçilerimiz, ve bize güvenen müşterilerimiz var” dedi.
Bugünün ihtiyaçlarını geleceğin kaynaklarını tüketmeden karşılamalıyız
Sürdürülebilirlik Ödülleri’nde başarı ödülüne layık görülen Penguen Gıda Mali İşler Müdürü ve Sürdürülebilirlik Koordinatörü Aycan Sözüçetin Anlamaz, sürdürülebilirlik konusunu “Bugünün ihtiyaçlarını, geleceğin kaynaklarını tüketmeden karşılamak” olarak tanımladı. Sürdürülebilirliğin sadece çevreyi korumak anlamına gelmediğini, aynı zamanda ekonomik ve sosyal boyutları da içerdiğini belirterek, “İş dünyasında sürdürülebilirlik hem şirketin uzun vadeli başarısını güvence altına almayı hem de toplum ve çalışanlar için değer yaratmayı kapsıyor. Penguen Gıda olarak biz de sürdürülebilirliği üretim süreçlerimizin, kaynak kullanımımızın ve iş yapış şekillerimizin doğal bir parçası haline getiriyoruz. Örneğin enerji ve su kullanımını azaltacak uygulamalar yapmak, atıkları geri dönüştürmek ve çalışanlarımızın katılımını sağlamak sürdürülebilirlik yaklaşımımızın temelini oluşturuyor” açıklamasında bulundu.
“Sürdürülebilirliği iş stratejilerinin temel yapıtaşı olarak ele alıyoruz”
Vanelli Tekstil Yönetim Sistemleri ve Sürdürülebilirlik Müdürü Zeliha Alkaya, sürdürülebilirliği ayrı bir proje ya da yan faaliyet olarak değil, iş stratejilerinin temel yapıtaşı olarak ele aldıklarını belirtti. Alkaya, “Yönetişim, gezegen, insan ve refah başlıklarını; karar alma mekanizmalarımıza, hedeflerimize ve günlük operasyonlarımıza entegre etmiş durumdayız. Bu yaklaşım sayesinde sürdürülebilirlik; kalite, verimlilik ve kurumsal itibar ile doğrudan ilişkilendirilen bir yönetim anlayışına dönüşmüştür. Bu yaklaşımın organizasyon geneline yayılımını; Yönetim sistemlerimiz, sürdürülebilirlik komitemiz, fonksiyonlar arası ekiplerimiz ve saha uygulamalarımız üzerinden sağlıyoruz. Yönetişim tarafında; stratejik planlama, risk ve fırsat analizleri ile ilerliyoruz. Gezegen başlığında; su yönetimi, kimyasal yönetimi, atık bertarafı ve çevreye duyarlı üretim süreçleriyle biyoçeşitliliği korumayı hedefliyoruz. İnsan odağında; UN Global Compact, ILO normları ve amfori BSCI ile uyumlu, sıfır toleranslı insan hakları politikaları uyguluyoruz. Refah alanında ise; yalnızca ekonomik çıktı üretmekle kalmayıp, sektörün gelişimine katkı sağlayan bilgi ve kalite standartlarını artırmayı amaçlıyoruz” dedi.
Markalaşma ve kurumsal dayanıklılık
Konferansın önemli başlıklarından biri de marka yönetimi ve kurumsal dayanıklılık oldu. Yapılan değerlendirmelerde, markaların artık yalnızca ürünle değil; değer, güven ve toplumsal katkıyla inşa edildiği vurgulandı. Özellikle kriz dönemlerinde güçlü marka kimliğine sahip firmaların daha hızlı toparlandığı, tüketici sadakatini koruduğu ve finansal istikrar sağladığı örneklerle anlatıldı. Şirketlerin yalnızca ekonomik değil, sosyal ve çevresel sorumluluklarını da marka stratejilerinin merkezine koymaları gerektiği belirtildi.