1976 yılında Gökçelik adı altında bir şirket kurduk. Bu yolculuğa benden iki yaş büyük ortağımla birlikte çıktık. Gençtik, heyecanlıydık ve geleceğe dair büyük hayallerimiz vardı. On yıl boyunca omuz omuza çalıştık, mücadele ettik, büyüdük.
Sonra bir gün oturup konuştuk. Her iki tarafın da güzel idealleri vardı, ancak yollarımızın ve hedeflerimizin zaman zaman farklılaştığını gördük. Ayrılma kararı aldık. Fakat bunu öyle medeni, öyle örnek bir şekilde yaptık ki, aradan geçen 50 yılın ardından bile birçok insan ayrıldığımızı hâlâ bilmez. Kırgınlık olmadan, dostluğu koruyarak, birbirimize saygı duyarak yollarımıza devam ettik.
Gökçelik ise yoluna devam etti.
Bu yıl kuruluşumuzun 50. yılını kutluyoruz. Yarım asır… Söylemesi kolay, yaşaması zor bir süre. Bu elli yılın içinde ekonomik krizler, fırsatlar, büyüme dönemleri, daralmalar, başarılar ve zorluklar oldu. Her işletmenin kendine göre hikâyeleri vardır. Gökçelik’in de hikâyeleri oldu. Ama geriye dönüp baktığımda, ağırlıklı olarak güzel hikâyeler biriktirdiğimizi görüyorum.
Bu başarı yalnızca bir şirketin başarısı değildir. Çalışanlarımızın emeği, tedarikçilerimizin desteği ve müşterilerimizin güveniyle örülen bir başarıdır. Hep birlikte bu yapının taşlarını döşedik. Her taşın altında alın teri, fedakârlık ve samimiyet vardır.
Yıllar önce geleceği hayal ederdim. “Acaba 50 yıl sonra ne olacak?” diye düşünürdüm. Bugün dönüp baktığımda, o hayalin gerçekleştiğini görüyorum. Evet, oldu. Hem de ülkemize değer üreten, istihdam sağlayan ve ekonomiye katkı sunan bir kuruluş olarak oldu.
Şimdi dileğim, Gökçelik’in sadece 100. yılına değil, 200. yılına da ulaşmasıdır. Kurucular değişir, yöneticiler değişir, nesiller değişir; ancak sağlam temeller üzerine kurulan kurumlar yaşamaya devam eder. Bugün yeni kuşakların teknolojiye, bilime ve çağın gereklerine uygun bir vizyonla ilerlediğini görmek bana ayrıca umut veriyor.
Ülkemizin de yarım asrı aşmış, kökleri güçlü şirketlerine sahip çıkması gerektiğine inanıyorum. Çünkü bu kurumlar yalnızca ekonomik değer üretmez; aynı zamanda tecrübe, kültür, güven ve kurumsal hafıza üretirler. Bir ülkenin gerçek zenginliği, uzun ömürlü kurumlarının sayısıyla da ölçülür.
Yarım asırlık bir yolculuğun ardından geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum: Başarı, sadece büyümek değildir. Başarı; dürüst kalabilmek, güven verebilmek, dostlukları koruyabilmek ve arkada güzel bir hikâye bırakabilmektir.
Gökçelik’in hikâyesi de benim için tam olarak budur.
Darısı 100. yıla, 200. yıla…
Saygılarımla..