Şirketler Neden Sürekli Eğitim Veriyor Ama Sonuç Alamıyor?

Yaklaşık 17 senedir yüzlerce üretim ve hizmet sektörünün içinde farklı konularda eğitim ve danışmanlık destekleri veriyoruz. Ülke iş dünyasının içinde yıllardır aynı cümleyi duyuyorum:

“Hocam eğitim veriyoruz, veriyoruz ama çalışan yine aynı…”

Aslında sorun tam da burada başlıyor. Çünkü birçok şirket hâlâ eğitimi, gerçek bir dönüşüm yatırımı olarak değil, kurumsal bir görev gibi görüyor. Bir problem çıkıyor, hemen eğitim planlanıyor. Satış düşüyor eğitim… Çatışma artıyor eğitim… Çalışan bağlılığı azalıyor eğitim… Yönetici iletişim kuramıyor eğitim…

Peki sonuç?

Salon doluyor, fotoğraflar çekiliyor, katılım belgeleri dağıtılıyor, hele birde anlatıcı eğlenceli biriyse; sonuç değerlendirme formlarına harika yansıyor ama pazartesi günü herkes eski davranışına geri dönüyor.

Bugün ülkemizde ve özellikle Bursa’daki organize sanayi bölgelerinde en büyük sorun bilgi eksikliği değil. İnsanlar neyin doğru olduğunu zaten biliyor. Yönetici iletişimin önemli olduğunu da biliyor, çalışan motivasyonunun kritik olduğunu da… Ama sorun, şirketlerin davranış değişikliği oluşturamaması.

Çünkü çalışan duyduğuna değil, gördüğüne inanıyor.

Eğitimde “empati” anlatılıyor, ertesi gün üretim hattında bağıran yöneticiyle karşılaşılıyor. Eğitimde “takım çalışması” konuşuluyor, prim sistemi bireysel rekabet üzerine kuruluyor. Eğitimde “geri bildirim kültürü” anlatılıyor ama şirkette hâlâ insanlar sadece hata yaptığında konuşuluyor.

Sonra da şirketler neden sonuç alamadığını anlamaya çalışıyor.

Açık konuşmak gerekiyor:
Türkiye’de birçok kurum eğitimi hâlâ “motivasyon organizasyonu” zannediyor. Maalesef meslektaşlarımın çoğu da buna çanak tutuyor

Oysa gerçek gelişim biraz rahatsızlık ister. Yüzleşme ister. Alışkanlık değiştirmek ister. Kültür değiştirmek ister. En önemlisi de yöneticinin değişmesini ister.

İşte şirketlerin en zorlandığı nokta tam burası.

Çünkü birçok işletmede çalışan eğitime gönderiliyor ama yönetici aynı kalıyor. Yönetici aynı kaldığı sürece de kurum kültürü değişmiyor. Kültür değişmeyince eğitim birkaç güzel cümleden öteye geçemiyor.

Özellikle son iki yılda sahada çok daha tehlikeli bir tablo görüyoruz:
“Eğitim yorgunluğu.”

Çalışan artık slayt izlemek istemiyor. Çünkü gerçek hayatla bağlantı kuramıyor. Gece vardiyasından sabaha kadar üç kişi eksik çalışan operatöre sabah gün boyu “stres yönetimi” anlatınca insanlar samimiyet sorgulamaya başlıyor. Üretim baskısı altındaki orta kademe yöneticiye iki saatlik liderlik eğitimi verip ertesi gün aynı hedeflerle boğmaya devam ederseniz, orada gelişim değil tükenmişlik oluşuyor.

Dünya artık başka bir noktaya gidiyor. Büyük şirketler eğitim saatini değil, davranış dönüşümünü, bilgi gelişimini ölçüyor. İnsan kaynakları departmanları artık “kaç kişiye eğitim verdik?” sorusundan çok, “hangi davranışı değiştirdik? Bilgiyi ne kadar arttırdık?” sorusunu sormalı.

Çünkü yeni dönemde mesele eğitim vermek değil, öğrenilen şeyi şirketin içine yerleştirebilmek.

Önümüzdeki yıllarda başarılı olacak şirketler; en fazla eğitim bütçesine sahip olanlar değil, çalışanını, yöneticisini dönüştürebilen şirketler olacak. Çünkü çalışan artık anlatılan kuruma değil, yaşadığı kuruma inanıyor.

Ve kabul edelim…

Bugün birçok şirkette sorun eğitimsizlik değil, samimiyetsizlik.

Çalışan artık şirketin ne söylediğine değil, yöneticinin nasıl davrandığına bakıyor.

Gerçek dönüşüm ise eğitim salonunda değil; fabrikanın üretim hattında, yönetici odasında ve şirket koridorlarında başlıyor.