“Yurtta barış, cihanda barış.”
Mustafa Kemal Atatürk
Bu söz geçtiğimiz günlerde bir kez daha dünya sahnesinde yankılandı.
Canlı yayında kim söyledi?
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres.
Yetmedi…
Bu yıl Atatürk Barış Ödülü de kendisine verildi.
Ödülü takdim eden ise Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan oldu.
Bazı sözler vardır…
Söylendiği günü aşar, zamanı aşar, sınırları aşar.
Atatürk’ün bu cümlesi de onlardan biri.
***
Bu güncel haberden sonra, geçtiğimiz pazar günü ev sahipliği yaptığımız bir söyleşiye geçmek istiyorum.
Yayınevimiz Majör Yayınları’ndan çıkan “Ekran Maruziyeti” kitabının yazarı
Dr. Handan Sarımehmet Kılınç, genç anneler, babalar ve ebeveyn adaylarıyla oldukça dikkat çekici bir sohbet gerçekleştirdi.
Konuşulan konu, hepimizin evine çoktan girmiş bir meseleydi:
Ekranlar.
Sohbet sırasında aklıma bir soru geldi.
“Bilim nedir?”
Soruyu yapay zekâya sordum.
Cevabı şöyleydi:
Bilim; evreni ve doğayı gözlem, deney, akıl yürütme ve kanıt yoluyla anlamaya çalışan sistemli bilgi üretme yöntemidir.
Yani bilim;
Önce gözlemler.
Sonra soru sorar.
Hipotez kurar.
Deney yapar.
Sonunda kanıta bakar.
Bilim, inanmak üzerine değil; kanıtlamak üzerine kurulu bir yoldur.
Handan Hoca da tam bunu yapmış.
Yıllarca araştırmış, incelemiş, veri toplamış.
Ve ulaştığı sonuç oldukça çarpıcı:
Uzun süreli ekran maruziyeti, küçük çocuklarda otizm benzeri belirtileri tetikleyebiliyor.
Bu görüşü dile getirdiğinde ilk başta eleştirildiğini de anlattı.
Bilim tarihinde bu çok görülmüş bir durumdur.
Galileo’yu da zamanında kabul etmemişlerdi.
Ama bir gerçek vardır:
Güneş balçıkla sıvanmaz.
Handan Hoca’nın bir tespiti ise özellikle düşündürücüydü.
Toplumlar uzun yıllar ataerkil ya da anaerkil diye tartışıldı.
Bugün ise farkında olmadan bambaşka bir noktaya geldik:
Çocukerkil toplum.
Ağlayan çocuğun eline tablet veriliyor.
Yemek yemeyen çocuğun önüne telefon konuyor.
Susmayan çocuğun karşısına çizgi film açılıyor.
Anne baba o an rahatladığını sanıyor.
Ama aslında o an başlayan şey bir alışkanlık.
Bir süre sonra ekran çocuğun oyuncağı olmaktan çıkıyor,
sığınağı hâline geliyor.
Modern ebeveynliğin en büyük tuzaklarından biri de bu kolaycılık.
“Tableti verelim.”
“Telefonu açalım.”
“Çizgi film başlasın.”
Ev sessizleşiyor.
Ama bu çoğu zaman sağlıklı bir sessizlik değil.
Çocuğun zihninin ekrana teslim edildiği bir sessizlik.
Bugün bir yaşında telefonla tanışan,
iki yaşında YouTube izleyen,
üç yaşında tablet kullanan bir nesil büyüyor.
Biz ise çoğu zaman bunun sonuçlarını yıllar sonra fark ediyoruz.
Dr. Handan Sarımehmet Kılınç’ın uyarısı tam da burada önem kazanıyor.
Bugün kolay görünen bu alışkanlıkların bedeli
yarın çok ağır olabilir.
Belki de kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Çocuklarımızı gerçekten büyütüyor muyuz?
Yoksa onları farkında olmadan
ekranlara mı emanet ediyoruz?
Çünkü bazen en büyük hatalar,
en küçük kolaylıklarla başlar.