banner8

banner6

Pandemiden en çok kadınlar etkilendi

Escarus (TSKB Sürdürülebilirlik Danışmanlığı A. Ş.

Sektörel Haberler 31.08.2020, 12:02 31.08.2020, 12:02
Pandemiden en çok kadınlar etkilendi
Escarus (TSKB Sürdürülebilirlik Danışmanlığı A.Ş.), ‘26 Ağustos Kadın Eşitliği Günü’nde yaptığı açıklamada,  Covid-19 salgınının hizmet sektörleri üzerinde büyük bir olumsuz etkiye neden olduğunu, diğer yandan ekonomik açıdan daha dezavantajlı bir durumda bulunan çalışan annelerin üzerindeki baskıyı daha da artırdığını, dolayısıyla kadınların pandemiden daha çok etkilendiğini ifade etti. Dünyanın farklı ülke ve bölgelerinde faaliyet gösteren araştırma enstitüleri, uluslararası kuruluşlar ve kamu kurumlarından alınan veriler gösteriyor ki, halihazırda toplumun kırılgan kesimine mensup olan kadınlar, Covid-19 salgınından daha çok etkilendiler. Konuyla ilgili değerlendirme yapan Bursalı iş kadınları, açıklanan teşviklerin bir kısmının kadınların ağırlıkta olduğu sektörlere akıtılmasına ve eğer iş hayatında cinsiyet eşitliği sağlanmazsa 2030 yılında küresel ekonominin kaybının 1 trilyon dolarlara ulaşabileceğine dikkat çektiler.

 

TOBB Bursa KGK Başkanı Sevgi SAYGIN

Covid-19 salgını tüm dünya için çok zor bir sınav oluyor. Sosyal ve ekonomik hayatı derinden etkileyen bu salgına karşı tüm ülkeler önce sağlık ve güvenlik, sonra ekonomi için mücadele ediyor.

İş dünyası olarak bugüne dek birçok zorlu dönemi yaşadık ve üstesinden gelmeyi başardık. Ancak pandemi şimdiye kadar yaşadıklarımızdan çok daha farklı bir kriz dönemi. Bu krizi aşabilmek için ihtiyacımız olan en önemli yetkinlik dayanışma. Kadın-erkek hepimizin elini taşın altına koymasını gerektiren bir dönem yaşıyoruz.

Ülkemizde salgının ortaya çıktığı ilk günden bu yana hükümetimiz, bakanlarımız, sağlık çalışanlarımız, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşlarımız ve iş insanlarımız omuz omuza vererek toplumsal dayanışmanın en güzel örneklerini sergiliyor. Kadınlarımız da her zaman olduğu bu sıkıntılı dönemde de bütün varlığıyla ülkemizin salgınla mücadelesine destek oluyor.

TOBB Bursa KGK olarak bizler de sürecin ekonomik boyutuna ilişkin çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Kurul üyelerimizle sürekli iletişim halindeyiz. Kadınlarımızın bu dönemde karşılaştıkları sorunları yakından takip ediyor ve çözüm önerileri geliştiriyoruz.

Şu anda normalleşme sürecinde 3 aylık bir dönemi geride bıraktık. Artık sürecin kadınlarımız ve şirketlerimiz için oluşturabileceği fırsatları konuşuyoruz. Özellikle dijitalleşme konusunda kadınlarımıza ufuk açacak, yönlerini belirleyecek yeni projeler gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.

Kadınlarımızın özverisi ve gayretiyle ülkemizin bu zorlu süreci de atlatarak yeni başarılar elde edeceğine yürekten inanıyoruz.

 

BUİKAD Başkanı Oya EROĞLU

Pandemi etkisiyle daralan ekonomilerde eşitsizlikler derinleşiyor; kadınlar pandemi döneminde daha çok ekonomik kayıp yaşıyor.

Artan hasta sayısı ile ekonomiler üzerinde baskı devam ediyor. Küresel çalışmalar gösteriyor ki baskının yarattığı sosyoekonomik sonuçlar kadınlara erkeklerden daha çok zarar veriyor. Kısıtlamalarla artan ev içindeki iş yükü, iş ve gelir kayıpları zaten cinsiyet eşitsizliğinin hala kuvvetli olduğu ekonomik düzende kadınların işini daha çok zorlaştırıyor.

Türkiye’de salgın öncesi dönemde, kadınların işsizlik oranı yüzde 16.3 ile erkeklerden çok daha yüksek düzeyde idi. Bu işsizlik oranlarıyla karşı karşıya olan kadınlar pandemi döneminde ve sonrasında düşen emek talebi karşısında erkeklere göre çok daha riskli konumdalar.

Kayıt dışı ekonomilerde ve ekonomik güvenliği olmayan işlerde daha fazla yer alan kadınlar zaten daha az kazanıp, daha az tasarruf edebiliyorlardı. Üstelik gelir dışında sağlanan sigorta, işsizlik desteği gibi uygulamalar kadınlara daha az ulaşıyor.

Birleşmiş Milletler rakamlarına göre kadınların iş saatleri %42 azalmış durumda. Bu süreçte gelir sağlayan iş yükünün azalması kadar, gelir sağlamayan iş yükünün artması da önemli. Özellikle okulların kapanması ile hane içinde çocuk bakımının getirdiği sorumlulukların erkeklere göre kadınları daha çok etkilediğini görüyoruz. Ekonomik zorluklar dışında Birleşmiş Milletler’in “gölge pandemi” olarak tanımladığı kadına karşı şiddette de bu süreçte büyük artışlar görülüyor.

Pandeminin kadınların ekonomik devamlılığı üzerinde etkisi erkeklerden çok daha fazla olacak. Daha az kazandıkları, daha hassas işlerde çalıştıkları için kadınların uzun dönemli ekonomik şokları absorbe etmeleri çok daha zor. Kadınlar uzun süre işsiz kaldıktan sonra iş bulma umutları düşüyor ve iş yaşamından çekiliyorlar. Uzun dönemde kadınları da kapsayan sürdürülebilir kalkınma amaçlarına daha hassasiyet göstermeliyiz.

Ardı ardına açıklanan teşvikler milli politikalarla uyum içerisinde ilerlemeli ve cinsiyet eşitliğini öncelik haline getirmeli. Bu bütçenin bir kısmının kadınların ağırlıkta olduğu veya ağırlıkta etkilendikleri sektörlere akması önemli.

Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de kadın istihdamının önemli bir kısmı salgın açısından önem arz eden toplum hizmetlerinde çalışıyor: Başta sağlık, yaşlı ve engelli bakım hizmetleri, sosyal hizmetler, ev ve yemek hizmetleri, eğitim, gıda ve perakende hizmetleri gibi. Salgın koşulları altında bu sektörlerdeki mesai saatleri arttı ve çalışma koşulları (sağlık riski de dahil olmak üzere) daha zorlayıcı hale geldi. Ekonomik alanda zaten dünyadaki en büyük toplumsal cinsiyet uçurumlarına sahip olan Türkiye’de, Salgın döneminin bu uçurumları kadınlar aleyhine daha da arttırdığını gösteriyor.

Verilere göre kadınlar sağlık ve hizmet sektörlerinin üçte ikisini oluşturuyor. Desteklerin odaklanması gereken sektörlerin başında kadınların işgücünün çoğunu oluşturduğu perakende, konaklama, tekstil sektörleri gelmeli. Teşvikler kadın sahipliğindeki işletmeleri desteklemeli, özellikle küçük işletmeler ayakta tutulmalı. Ekonomide kadın istihdamını artıracak programlara ağırlık verilmeli ve özellikle çocuk-yaşlı bakımını kolaylaştıracak yatırımlar yapılmalı.

Örneğin Avrupa ve Orta Asya bölgesinde en yüksek gelir kaybı yaşayan kadınların %52 kayıp ile Türk kadınları olduğu görülüyor. Bu rakam Kuzey Makedonya’da %15 seviyelerinde.

Gelir sağlamayan hane içi iş yükü kadınlar için çok daha büyük oranda arttı. Türkiye’de pandeminin yarattığı etkilere cinsiyet boyutunu da atlamayan, koordineli bir bakış ile yaklaşmak önemli. Ülkede zaten cinsiyet eşitsizliği ve kırılganlığı var. Tüm paydaşların daha dayanıklı ve sürdürülebilir bir ekonomi için çalışması gerek. Bu adımlar sosyal hizmetler olabilir, kadınlara nakdi destek olabilir, temel giderleri azaltacak adımlar, kadınların sahipliğindeki işletmelere destek, sektör odaklı yardımlar olabilir. Tüm bu desteklerin ve programların kimseyi geride bırakmaması çok önemli.

Eğer iş hayatında cinsiyet eşitliği sağlanmazsa 2030 yılında küresel ekonominin kaybı 1 trilyon dolar olacak. Ancak eşitlik sağlanırsa kazanç 13 trilyon doları buluyor. Sadece pandeminin etkilerini görüp, cinsiyet eşitliğinin sağlanması için harekete geçilmesi bile küresel ekonomiyi önümüzdeki 10 yılda 8 trilyon dolar daha fazla büyütecek.

Kadınların dışında bırakıldığı bir ekonomik toparlanma dünya ülkelerine milyarlarca dolar zarar getirebilir. Sürdürülebilir toparlanmayı kadınların ekonomik katılımı sağlayacak. Kadınlar olmadan tam toparlanma olmayacaktır.

 

BUMKAD Kurucu Başkanı Ülfet ÖZTÜRK

Araştırmalar göstermiştir ki pandemi sürecinde kadınlar için iki önemli konu başlığı oluşmuştur, bunlardan biri ev içi şiddetin ciddi oranda artış gösterdiği, bir diğeri ise kadınların ev içi emek süreçlerinin yoğunlaştığıdır. Hayatın normal akış düzeni içinde aileye destek faaliyetlerinin neredeyse tamamının koordinatörü kadındı. Örneğin ev işleri düzeni, çocuklar ile ilgili planlamalar. Salgın ile beraber koordinasyon fonksiyonuna icra fonksiyonu da eklenmiş oldu.

Çalışan kadınları pandemi döneminde en çok zorlayan konu icra fonksiyonu olarak ifade ettiğimiz çocuk bakımı, ev işleri, düzen ile beraber profesyonel iş yaşamlarını da aynı kalite de sürdürmelerinin beklenmesi oldu. Bu nedenle de kadınlar her zamankinden çok daha ağır bir iş yükü ve stres altına girmiş oldular. Uzmanların araştırmalarına göre bu süreçte çalışan kadınların hem ev içinde yaptıkları işler, hem de ofis çalışma zamanları haftalık toplam 80 saatlerin üzerine çıktı.

Bu tür kriz dönemlerinde yine uzmanların araştırmaları göstermiştir ki, toplumsal cinsiyet eşitsizliği konusu daha da derinleşmiştir. Bunun nedeni ise aslında pandemi öncesi döneme baktığımızda kadın -  erkek dengesinin ya da sulh dengesini kadınların yine başka kadınlara dayanarak elde ediyor oluşlarıydı.

Kadın ve erkeğin iş hayatında birlikte yer aldığı günümüz dünyasında, halen geleneksel roller, dogmatik bir bakış açısı ile erkeği evin direği, güçlü kişi olarak tanımlarken kadını ev işlerinden, çocuk bakımından sorumlu kişi olarak görüyor. Bu tanımlamalar ile artık biliyoruz ki cinsiyet eşitsizliğinin ortadan kalkabilmesi için hem kadınların, hem erkeklerin işbirliğine ve mücadelesine gereksinim vardır. Bu da bir değişim demektir, değişimler ve dönüşümler cesaret ve uğraş gerektirir. Burada ifade etmek istediğim değişimle tüm gücün erkeklerden alınıp kadınlara verilmesi değil, herkesin daha mutlu olduğu, eğilimleri, istekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda davranabildiği, seçimler yapabildiği, toplumsal hayattaki rollerini sorgulayabildiği, değiştirebildiği uygun bir ortam yaratmaktır.

Çalışan kadınları bu ortamda zorlayan bir diğer önemli konumuzda iş kaybetme korkusu olmuştur. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) rakamlarına göre Türkiye’de 2018’de istihdam oranı erkeklerde yüzde 65.7 iken kadınlarda ancak yüzde 29.4 olmuştur. Kadın ve erkek istihdamları arasındaki bu uçurumun salgın sırasında evde geçirilen hayat ve olası bir ekonomik krizle daha da derinleşme riski bulunduğunu gözlemlemekteyiz. Çalışan kadının bu noktada kendini güvende hissetmeye ihtiyacı vardır.

 

 

 

Yorumlar (0)
14
parçalı az bulutlu