SAKİN ŞEHİRLER

TÜİK’in açıkladığı veriye göre Bursa’da trafiğe kayıtlı motorlu araç sayısı Mart ayı sonu itibarıyla 1 milyon 350 bin oldu. Bundan tam 10 sene önce Bursa’da trafiğe kayıtlı motorlu araç sayısı 750 bin idi. Yani 10 senede Bursa’da araç sayısı 1,8 kat artmış. Şehir içindeki yolların araç taşıma hacmi bu sürede pek de değişmedi. Doğal olarak her sene giderek etkisini hissettiren bir trafik yoğunluğu yaşıyoruz. Bu keşmekeş tüm dünyada olduğu gibi bizde de yıllardır metropollerin ana sorunu.

Geçtiğimiz haftalarda bunun zıttı olan bir kavram gündeme geldi. Sakin Şehirler diye de bildiğimiz “Cittaslow” yerleşimlerine Türkiye’den katılan 28 belediye arasında Bursa’mızın İznik ilçesi de yer aldı. Cittaslow, 1999 yılında İtalya’da ortaya çıkan uluslararası bir belediyeler birliği. İtalyanca "şehir" anlamına gelen citta ile İngilizce "yavaş" anlamına gelen slow kelimelerinin birleşmesinden oluşuyor. Temel amacı, küreselleşmeyle birlikte birbirine benzeyen şehirlere ve giderek artan yaşam hızına karşı bir duruşla, şehirlerin kendi kimliklerine, yerel zanaatlarına, yemek kültürlerine ve doğasına sahip çıkmasını sağlamak.

Cittaslow olabilmek için bir şehrin belirlenen 70'in üzerinde kriteri karşılaması gerekiyor. İlk ve en katı kriteri nüfusun 50.000 altında olması. Diğer kriterlerden bazıları: Çevre politikaları (hava ve su kalitesi, geri dönüşüm, yeşil alanlar), altyapı (yaya öncelikli ulaşım, bisiklet yolları, tarihi dokuyu koruma), yerel üretim ve tüketim (yerel ürünlerin teşvik edilmesi, zincir mağazaların sınırlandırılması), sosyal uyum (misafirperverlik, engelli erişilebilirliği, topluluk dayanışması).

Çocukluğumuzun geçtiği yıllarda çoğu şehrimiz bu Cittaslow şehirlerine her kriteriyle olmasa da pek çok yönüyle birer örnek gibiydi. Bugün ise nüfusun çoğunluğu giderek metropollere akıyor ve Sakin Şehirler bir nostalji oluyor.

Tabii bugün büyük şehirlerimizin Cittaslow kategorisinde olması 50 bin nüfus sınırından dolayı zaten mümkün değil, ama önemli olan bu da değil.

Cittaslow’un esprisi elbette büyük şehirleri küçültmek değil; büyük şehirlerde kaybedilen değerleri yeniden hatırlatmak. Yayaların önceliği, yerel esnaf, mahalle kültürü, doğayla temas… Bunlar küçük-büyük tüm yerleşimlerin ihtiyacı.

Bugün metropollerde yaşanan trafik yoğunluğu, artan araç sayısı, süresi giderek uzayan evden işe gidiş-geliş yolculukları gelişen şehirlerin hayatı hiç de kolaylaştırmadığını, aksine zorlaştırdığını gösteriyor. Bu zorluklar arttıkça, şehir insanlara fayda üreten değil, insanların kendilerini zorlayarak adapte olmaya çalıştıkları bir yaşam alanına dönüşüyor. Bu yüzden de insanlar, bir süre sonra “yavaş” olanın arayışına başlıyor.

Bursa bir Cittaslow değil ve olmayacak. Ama ilçelerimiz, İznik’ten de ilham alarak, kendi ölçeklerinde bu reçeteyi dikkate alabilirler.

Şehirler ne kadar büyüse ve kaotikleşse de, insan ruhu yine de yavaşlamaya, ferah bir nefes almaya ve çevresiyle, doğayla bağ kurmaya ihtiyaç duyuyor.

Sağlıkla kalın.