<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Eko Haber</title>
    <link>https://www.ekohaber.com.tr</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve taraofız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.ekohaber.com.tr/rss/roportajlar" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 26 May 2026 22:11:06 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.ekohaber.com.tr/rss/roportajlar"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Bursa sanayisi için dönüşüm zorunlu]]></title>
      <link>https://www.ekohaber.com.tr/bursa-sanayisi-icin-donusum-zorunlu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ekohaber.com.tr/bursa-sanayisi-icin-donusum-zorunlu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[BUSİAD Başkanı Tuncer Hatunoğlu, Bursa sanayisinin sürdürülebilir ve rekabetçi bir gelecek için yeşil ve dijital dönüşüme odaklandığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bursa Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (BUSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Hatunoğlu, 2026 gündemini şekillendiren önceliklerini açıkladı. Hatunoğlu, “Teknolojiyi verimlilik ve sürdürülebilirlik için bir araç olarak kullanmalıyız. Amaç olmamalı. İnsan kaynağı, eski teknolojiye sahip fabrikalar ve eğitim sistemindeki yetkinlik eksiklikleri dönüşümün önündeki temel engeller” diyerek, Bursa sanayisinin yeşil ve dijital dönüşümle geleceğe hazırlanması gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p></p>

<p><strong>1-BUSİAD olarak 2026 yılı gündeminizde hangi öncelikler öne çıkıyor? Özellikle sanayide dönüşüm, sürdürülebilirlik ve iş dünyasında yenilikçi uygulamalar açısından nasıl bir yol haritası izliyorsunuz?</strong></p>

<p>Bizim önceliğimiz dönüşüm: yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm ve toplumsal dönüşüm. Peki, neden dönüşüyoruz? Teknolojiyi bir araç olarak görüyoruz. Çünkü verimliliğimizi artırmaz ve kaynaklarımızı doğru kullanmazsak, sürdürülebilirliği sağlayamayız. Günümüzde dönüşümün önündeki temel problemler şunlar:</p>

<p><strong>1. İnsan kaynağı:</strong> Yeni düzene ayak uydurabilen, dijital dönüşümü ve yapay zekayı doğru kullanabilen insanlar daha değerli olacak. Firmalar ise deneyimli insan bulmakta zorlanıyor ve daha da zorlanacak. Bu nedenle insan kaynağındaki boşlukları dolduracak çalışmalar öncelikli.</p>

<p><strong>2. Fabrikalar ve teknoloji:</strong> Fabrikalarımız eski teknolojiye sahip. Yeni teknolojilerle verimlilik artacak. Verimlilikten kastedilen, aynı ürünü üretirken daha az malzeme, enerji, insan ve makine kullanmak daha az hatayla üretim yapmak .</p>

<p>Ayrıca, yeni nesil dünyayı tükettiği kadar yerine koymak zorunda. Bu dönüşümü gerçekleştirmezsek, gelecek nesillere sürdürülebilir bir miras bırakamayız. Sanayi devrimiyle başlayan kaynak tüketimi, eski regülasyonlarla sürdürülebilir hale getirilemedi. Demek ki hedefimiz, yeni nesillere hem doğayı koruyabilen hem üretim çıktılarının geri dönüşümünü sağlayan, hem de kaynakları israf etmeden kullanan bir dünya bırakmak. Doğayı koruyan, üretim çıktılarının geri dönüşümünü sağlayan, kaynakları israf etmeyen bir üretim düzeninden söz ediyorum. Bu dönüşüm yalnızca sanayicinin değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğudur.</p>

<p><strong>2-Bursa sanayisinin mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Üretim, ihracat ve istihdam açısından Bursa iş dünyasının güçlü yönleri ve çözüm bekleyen temel sorunları neler?</strong></p>

<p>Bursa, stratejik bir konuma sahiptir. Yeni dünya düzeninde akışkanlık çok önemlidir. Akışkanlık, insanın, malzemenin, mamulün, enerjinin ve bilginin hareket kabiliyetini ifade eder ve rekabet gücünü belirler. Sanayide üretilen ürünlerin başka yerlere aktarımı ve verimliliği bu kavramla doğrudan ilişkilidir. Geçmişteki akışkanlık verimlilik açısından etkiliydi ve dünya ekonomisinin büyüklüğü bunu karşılayabiliyordu. Mallar birkaç gün veya bir ay sonra gönderilebiliyordu. Günümüzde ise akışkanlığın çok daha hızlı olması ve küçük adımlarla gerçekleşmesi gerekmektedir. Bursa, bu akışkanlığın merkezinde yer almakta, İzmir, Ankara ve İstanbul gibi şehirlerle bağlantıyı hızlı sağlayabilmektedir. Bu nedenle Bursa’nın lokasyonu büyük bir avantajdır. İkinci önemli unsur insan kaynaklarıdır. Bursa, uzun bir sanayi geçmişine sahiptir. Bu geçmiş, şehre güçlü bir üretim kültürü kazandırmıştır. İnsan kaynağı ve üretim kültürü bir arada korunup yeni dünya düzenine uygun şekilde dönüştürüldüğünde Bursa sanayisinde lider konum sağlanabilir. Bursa’nın avantajları, coğrafi konumu ve sanayi kültürü ile bu kültüre bağlı insan kaynağıdır. Bursa sanayisinin çözüm bekleyen sorunları vardır. Dünyadaki dönüşüm, sanayiciler tarafından takip edilmeye çalışılmaktadır ancak bu süreç maliyetli ve karmaşıktır. Ülkenin ekonomik durumundaki sıkıntılar, döviz politikaları ve enflasyon gibi etkenler sanayiyi zorlamaktadır. Bu durum ihracat ve satışları olumsuz etkileyerek karlılığı azaltmakta ve dönüşümü güçleştirmektedir. Geçmişte, 2010’lu yıllarda sanayimiz daha güçlüyken bu dönüşümler yapılabilseydi, bugünkü ekonomik zorluklardan daha az etkilenilecekti. Günümüzde ise hem ekonomik sorunlarla mücadele etmek hem de dönüşümleri gerçekleştirmek gerekmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeşil dönüşüm ve dijitalleşme sanayi için artık bir tercih değil, zorunluluktur. Bursa’daki işletmelerin bu dönüşüme hazır olma durumu farklılık göstermektedir. A grubu firmalar dönüşümü benimsemiş ve yol almıştır. B grubu firmalar bu sürece başlamış, küçük adımlar atmaktadır. C grubu firmalar ise henüz dönüşümden haberdar değildir. Bursa’daki firmaların yaklaşık yüzde 10’u A, yüzde 50-55’i B ve yüzde 30-35’i C grubundadır. Sanayinin dönüşümü için firmaların dünyadaki jeoekonomik değişimleri anlaması ve sektörel etkilerini analiz ederek kendi stratejilerini geliştirmesi gerekir. Bu süreçte bireysel ve dağınık çabalar kaynak israfına yol açabilir. Bu nedenle, jeoekonomik gelişmelerin doğru aktarılması ve sektörel etkilerin anlaşılması sağlanmalı, anahtar dönüşüm modelleri ve yol haritaları firmalara sunularak yol gösterici olunmalıdır. Böylece şirketler, dönüşüme uygun stratejik planlarını oluşturabilirler. BUSİAD olarak önümüzdeki dönemde, jeoekonomik gelişmelerin sanayide bilinirliğinin artırılması ve dönüşüm modelleri üzerine çalışmalarımız devam edecektir.</p>

<p><strong>3- Nitelikli iş gücü eksikliği ve gençlerin sanayiye ilgisizliği sıkça dile getirilen konular arasında. Sizce bu algıyı değiştirmek için neler yapılmalı, iş dünyası ve eğitim kurumları nasıl bir iş birliği içinde olmalı?</strong></p>

<p>Bana sorarsanız, en önemli soru bu. Çünkü bütün dönüşümleri yapacak insan; deneyimli insan, birikimli insan. Artık yeni dünya düzeninde, “falanca fakülteyi bitirmiş olmak” yetmiyor.</p>

<p>Bunların yanında yetkinlikler de çok önem kazandı.</p>

<p>Firmalar, eleman alırken sadece “şu üniversiteyi bitirsin, şu fakülteden mezun olsun” diye aramıyor aslında. Onun teorik bilgilerinin yanında hangi yetkinlikleri var, buna bakıyor. Çünkü ihtiyacı olan, bilgilerin üzerindeki yetkinliklerdir. Peki, bu yetkinlik nedir? Mesela takım çalışmasını biliyor mu? Bu bir yetkinliktir. Bireysel mi çalışıyor, takım mı? Herkes her şeyi yapamaz. Ya da liderlik yeteneği var mı? Analitik düşünebiliyor mu? Dijital okuryazarlığı nasıl? Ben birini işe alacağım zaman , o pozisyonda hangi yetkinlikler gerekiyor? Alacağım kişinin yetkinliklerine göre nasıl pozisyonlayacağım? Veya mevcut elemanlarımın, pozisyonlarındaki yetkinlik boşluklarını nasıl tamamlayacağım? Böylece, bu yeni dünya düzenine uyum sağlayabilirim. Yani en büyük problem eğitimdir. Fakat en zor olan da burasıdır. Neden zor? Çünkü uzun soluklu çalışmaların meyveleri zamanla alınabiliyor. Normal şartlarda bu işlerin liseden, hatta ortaokuldan başlaması gerekir. Belki daha önceden başlaması gerekir.</p>

<p>Eğitim aileden başlamalıdır. Peki, ben ortaokuldan veya liseden başlatacağım bir çalışmanın meyvesini ne zaman alacağım? Yaklaşık 10 yıl sonra. Bu yüzden, uzun soluklu işlerin planlı bir şekilde yürütülmesi gerekiyor. Üniversitelerimiz ve liselerimiz artık mevcut öğrenme yöntemlerinin biraz dışına çıkmak zorundadır. Çok basit bir örnek vereyim. Biz okullarda ne yapardık? Hoca dersi anlatır, sonra bir ödev verir. Bu ödevi yaparsınız. Peki hocanın amacı nedir? Konuyu ne kadar anlayıp anlamadığınızı görmek ve konuya daha fazla ağırlık verebilmek. Öğrenip öğrenmediğinizi ölçebilmek. Siz öğrendiklerinizi deneyimlersiniz. Ama şimdi mesela yapay zekâ var. Öğrenciler ödevlerini yapay zekâya yüklüyor. Farklı yapay zekalardan sorular sorulduğunda 3–5 farklı cevap çıkıyor. Peki ne oldu? Bu çocuklar aslında ödevi öğrenmedi. Zaman harcandı, okul bitti, mezun oldu, diploma aldı. Ama bu konuyu öğrenmedi. Bu bilgiyi içselleştiremedi. Çünkü kafamızda hâlâ şu var: “Bilgi her yerde, gidip alırız.” Evet, bilgi her yerde olabilir. Ama bunu içselleştirmediysen bir şey üretemiyorsan, kıymeti yoktur. Bu nedenle, dijital teknolojileri doğru okuyabilen, doğru öğrenebilen, anlayabilen ve bunlarla bir şeyler üretebilen insanlara ihtiyacımız var. Bu da eğitim sistemimizin değişmesini gerektiriyor. Peki ne yapacağız? Yapay zekâyı çocuklara yasaklayacak mıyız? Asla. Daha etkin şekilde kullandıracağız. Ama önce öğretmenleri eğitmek gerekir. Ödevler, öyle bir nitelikte olmalı ki çocuk, yapay zekâyı kullanarak üzerine kendi katkısını koyabilsin. Önemli olan farkı gösterebilmektir. Eğitim sistemimizin bu yeni dünyaya uygun şekilde evrilmesi gerekiyor. Yapay zekâ çağında bilgiyi ezberlemek değil, bilgiyi yorumlamak ve üretime dönüştürmek önemlidir.</p>

<p>Yapay zekâyı yasaklamak değil, doğru şekilde kullanmak gerekiyor. Ödevler, öğrencinin üzerine ne kattığını ayırt edebileceğimiz nitelikte olmalıdır. Gençlerimiz bu şekilde yetişirse, ister mühendisliğe, ister sosyal bilimlere yönelsinler fark etmez; daha yetkin bir insan ordusu yetiştirmiş oluruz. Bunu yapmadığımız sürece, birçok diploma sahibi işsizimiz olacak. İşin kötü tarafı şudur: “Benim diplomam var, ama iş bulamıyorum” diyen gençler, hayata karamsar bakacak. “Görevimi yaptım, diplomamı aldım, peki niye iş bulamıyorum?” diyerek bir yerlere suç atacak ve mutsuz olacaklar. Ben gençlere bu noktada hak veriyorum. Çünkü bizim dönemimize göre, şu anki gençler çok daha zor bir dönemde yetişiyor.</p>

<p>İstatistiklere göre, bu nesil ebeveynlerinden daha az gelir elde ediyor. Geçmişte insanlar, ebeveynlerini geçebiliyor ve daha iyi koşullara ulaşabiliyordu; bu özgüvenlerini artırıyor ve daha yaratıcı oluyorlardı. Şimdi gençlerin önünde büyük bir yaşam mücadelesi var ve yaşam standartlarını koruyarak bu mücadeleyi vermek zorundalar. Kendi başlarına bunu aşamayacaklarını düşünüyorlar. Bunun sonucunda, gençler ailelerinin yanında yaşamaya devam ediyor. Bu yapı, bireysel özgüvenin gelişmesini ve kendi başına bir şeyler yapabilmeyi engelliyor. Bu nedenle gençlerin umutlarını güçlendirecek, özgüvenlerini artıracak ve gerçek yetkinlik kazandıracak bir eğitim sistemine ihtiyacımız var.</p>

<p>Eğitim fakültelerinin görevi, öğretim modelleri geliştirmektir. Bu yeni dünya düzenine uygun modeller geliştirmeleri şarttır. Sosyoloji çok önemlidir. Çünkü dünyadaki ve Türkiye’deki değişimden bahsediyoruz. Peki önümüzdeki 30 yıl içinde Bursa nasıl bir sosyolojik yapıya sahip olacak? Bunun için ne plan yapıyoruz? Sosyoloji bölümlerinin bu konuları çalışması gerekiyor. Psikoloji bölümlerine de ihtiyacımız var. Burada hep sosyal bilimlerden bahsediyorum. Teknolojiyi öğrenmek zor değil. Yapay zekâya sorarız, kitapları okuruz, uzmanları yetiştiririz. Ama sosyal bilimler, kültürümüzün bir uzantısıdır ve üzerinde daha yoğun çalışmamız gerekir. Bir mühendis olarak , üniversitelerimizin sosyal bilimlerine çok daha önemli görevler düşüyor düşüncesindeyim. Sosyal bilimler de en az teknik bilimler kadar önemlidir. Sosyoloji, psikoloji ve felsefe bu dönüşümün toplumsal zeminini oluşturur. Üniversitelerimizin bu alanlarda daha aktif rol alması gerektiğine inanıyorum.</p>

<p><strong>4-BUSİAD, sivil toplum kimliğiyle kentin ekonomik olduğu kadar sosyal yaşamında da etkili bir aktör. Önümüzdeki dönemde toplumsal fayda veya sosyal sorumluluk alanında planladığınız yeni projeler var mı?</strong></p>

<p>BUSİAD, sivil toplum kimliğiyle kentin ekonomik olduğu kadar sosyal yaşamına da etkili bir aktördür. Az önce bahsettiğim bağlamda, üç unsuru çok önemli görüyoruz: sosyoloji, psikoloji ve felsefe. Bu nedenle felsefe ile ilgili özel bir çalışma faaliyeti yürütüyoruz.</p>

<p>Her ay farklı bir konu üzerine felsefe toplantısı düzenliyoruz. Bu toplantılar, dönüşümleri gerçekleştirecek insanlara fikirler oluşturabilmek açısından çok önemli. Felsefe bölümü öğrencileri okuyor, merak ediyor, gidiyor, okul bitiyor ve “Yapacak bir işim yok” diyor. Bu, kırılması gereken bir kısır döngü. Toplumsal dönüşüm için anlayış çok önemli, görevimiz de bu farkındalığı ilgili yerlere göstermek ve elimizden geldiğince katalizör olmaktır.</p>

<p>Bursa’daki eğitim açığını göstermek ve buna yönelik projeler yapmak da sosyal projelerimizin bir parçasıdır. Yeni dünya düzeninde insan kaynakları çok önemli; bunu yöneten ise firmaların insan kaynakları bölümleri. Biz her yıl burada İnsan Kaynaklarının Kodları adıyla İK Yöneticisi Okulu açıyoruz ve üç yıldır firmalara yeni dünya düzeninin ihtiyaç duyduğu insan kaynakları yöneticilerini yetiştirmeye çalışıyoruz. Felsefe tarafı böyle, insan kaynakları tarafı böyle. Daha kısa süreli, acil ihtiyaçlar için de küçük çözümler üretiyoruz. Örneğin kaynak operatörü veya bakım elemanı bulunamıyor. Bu soruna hemen müdahale ediyoruz; üniversitelerle ve gençlerle bir araya gelerek “Acaba bakım okulu açabilir miyiz? Bakım mühendislerini yönlendirip yetiştirebilir miyiz?” diyoruz. Fakat 20 tane bakım elemanı yetiştirdik diye Bursa’nın tüm sorununu çözmüş olmuyoruz; sadece küçük bir ihtiyacı karşılıyoruz. Ama asıl amacımız, bu ihtiyaçları görünür hâle getirip ilgili mercilerin dikkatini çekmek. Demek ki bakım okuluna ihtiyaç var; demek ki endüstri meslek liselerinin içinde bakım dersi veya özel bir bakım bölümü olmalı. Böylece bakım teknisyenleri yetişecek. Bilgileri, elektrik teknisyenlerinden farklı olacak; çünkü işin doğası farklı. Bu yöntemle hem küçük sorunları çözmüş oluyoruz hem de büyük ölçekte toplumsal farkındalık yaratmaya çalışıyoruz.</p>

<p><strong>5-Türkiye ekonomisinde son dönemde yaşanan dalgalanmalar, iş dünyasını nasıl etkiliyor? Özellikle KOBİ’ler açısından finansmana erişim, yatırım iştahı ve rekabet gücü konularında ne tür önlemler alınmalı?</strong></p>

<p>Benim şahsi düşüncem, hiç kimseye hazır bir para vermemek lazım. Verilen her hibe, ölçülmediği sürece, bir sonraki hibeye altyapı oluşturmaz. Bu, münferit olarak yapılırsa; “hadi bilgisayar alsınlar” veya “şimdi işletme sermayesi eksik, şu kadar hibe verelim” gibi yaklaşımlar, uzun vadede işe yaramaz. Bu aslında bir nevi miras yemek olur. Dolayısıyla bir dönüşüm politikası ve planı olmadan, her işletmenin bu zorluklar içerisinde kaynak bulması çok zor. Keşke bu dönüşüm 10 – 15 yıl önce yapılsaydı.</p>

<p>Bugün ekonomik sıkıntılar nedeniyle para kazanmak zor, bu da dönüşümü yapmak isteyenlerin işini daha da zorlaştırıyor. İşletmeler öncelikle çarklarını çevirmeye çalışıyor; dönüşüm için enerji bulamıyorlar. Bu nedenle, dönüşümü nerelerde yapacağımıza karar vermek gerekiyor.</p>

<p>A,B ve C kategorisindeki her sektörün dönüşüm ihtiyaçlarını doğru tespit etmek ve vereceğimiz teşvikleri bu dönüşümü sağlayacak şekilde planlamak önemli. Ama bunu mutlaka ölçerek yapmak lazım. Yani “bunu verdim, dönüşümde ne elde ettim?” sorusunu sormalıyız. Aksi takdirde bazı firmalar hibeyi sadece günü kurtarmak için kullanabilir, dönüşümü sağlamaz. Böyle olursa, diğer firmaların hakkı yenmiş olur. Bu kolay bir problem değil.</p>

<p>Sanayinin her sektördeki dönüşümünü, ülkenin önümüzdeki 10–20 yıllık hedefleri doğrultusunda öngörmek, uygun teşvikleri vermek ve bunları kademe kademe uygulamak gerekiyor. Bu dönüşüm bir seferlik değil; bir plan dahilinde seviyelerine göre teşviklerin verileceği bir çalışma olmalı.</p>

<p>Ancak şu anda sanayiciler zor durumda. “Hadi kredileri dağıtalım, şu kadar para verelim” gibi yaklaşımlar sadece günü kurtarır, problemi bir süreliğine ötelemeye yarar. Asıl amaç, uzun vadeli ve ölçülebilir bir dönüşüm sağlamak olmalı. Kısa vadeli ve ölçülmeyen hibeler kalıcı çözüm üretmez. “Para verelim, sorun çözülsün” yaklaşımı sürdürülebilir değildir. Asıl ihtiyaç olan şey planlı ve ölçülebilir bir dönüşüm politikasıdır.</p>

<p>Teşvikler sektörlerin dönüşüm ihtiyacına göre tasarlanmalı ve mutlaka sonuçları ölçülmelidir. “Bu teşvik verildi, dönüşümde ne elde edildi?” sorusu sorulmalıdır. Sanayiciler bugün zor durumda. Ancak günü kurtaran politikalar yerine uzun vadeli, kademe kademe ilerleyen ve ölçülebilir sonuçlar üreten bir dönüşüm stratejisi izlenmelidir. Bursa sanayisi için dönüşüm artık bir seçenek değil; rekabet gücünü korumanın tek yoludur.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Röportajlar</category>
      <guid>https://www.ekohaber.com.tr/bursa-sanayisi-icin-donusum-zorunlu</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Mar 2026 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ekohabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/ekohaber-com-tr/uploads/2026/03/1553-m2.jpg" type="image/jpeg" length="75013"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir hayat, bir kent, bir vicdan: Erdem Saker]]></title>
      <link>https://www.ekohaber.com.tr/bir-hayat-bir-kent-bir-vicdan-erdem-saker</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ekohaber.com.tr/bir-hayat-bir-kent-bir-vicdan-erdem-saker" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bursa’yı altyapısından kültürüne, spordan çevre projelerine kadar dönüştüren Bursa Büyükşehir Eski Belediye Başkanı Erdem Saker, çocuklukta kazandığı disiplin ve sorumluluk bilinciyle DSİ’den belediye başkanlığına uzanan kariyerinde bilim, planlama ve kamu yararını rehber edinmiş bir yönetici olarak tanınıyor. Hiçbir zaman klasik anlamda bir siyasetçilik olarak görmeden başkanlık görevini yerine getirdiğini belirten Saker, “Kendimi her şeyden önce bir mühendis ve kamu kaynaklarının emanet edildi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Geçmiş dönem Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı ve gazetemizin başyazarı Erdem Saker, hayatını, hayatına dokunan insanları ve yöneticilik hayatında yaşadıklarını tüm içtenliği ile anlattı.</p>

<p><strong>Çocukluğunuz, aileniz ve temel eğitim yıllarınızdan başlayalım. Bu ilk dönem sizi nasıl bir insan olarak şekillendirdi?</strong></p>

<p>1936 yılında Gemlik’te doğdum. Babam Kamil Saker, Kırım’dan göç etmiş bir ailenin çocuğuydu. Ailemiz Osmanlı’nın son dönemlerinde Bursa’ya yerleşmiş, Tophane’de Kavaklı Caddesi’nde yaşamıştı. Soyadı Kanunu’ndan önce “Kavaklı” soyadını kullanırlardı; kanun çıkınca babam “Saker” soyadını aldı.<strong> </strong>Annem Saadet Hanım ise Bursa’nın köklü ve saygın ailelerinden Kağıtçıbaşılardandı. İki katlı ahşap bir evde büyüdüm. Evin bir odasında odun sobası vardı; bütün kışı o odada geçirirdik. Babam ilkokul öğretmeniydi, sedirde oturur ve ertesi günün ders planını yapardı. Annem yemek sinisini mutfakta hazırlar, odanın ortasına yerleştirirdi; biz de hep sininin etrafına oturur, yemeğimizi yerdik. Kışın küçük odun sobası odayı ısıtırdı. Yatak odaları üst kattaydı ve soğuk olurdu; yer yatağında yorgan-battaniyeye sarılıp uyurduk. Mutfakta odun ocağı vardı, annem yemekleri orada pişirirdi. Yazın yufka açar, ocağa koyduğu saç üzerinde yufkaları pişirirdi. Demet demet yufkaları mutfağın üstündeki açık kilerin tavanına asar ve onlardan börek yapardı. Evimizin yanında Kaya’nın fırını vardı. Ramazan’da elimizde yumurta ve susamla kuyrukta beklerdik. Sıramız gelince fırıncı, bizim yumurtalı uzun pidemizi yapardı. Evimizde iki su kaynağı vardı; termos çeşmesinden su içer, Pınarbaşı suyu evden eve dolaşırdı. Kışın ılık, yazın soğuk akardı; evin buz dolabı gibiydi. Kimse suyu kirletmezdi; annem karpuzu Terkoz Çeşmesi’nde yıkar ve Pınarbaşı’na öyle koyardı. Bu suyun son noktası, Ulucami’nin önündeki havuzdu. Berker, suyun temiz olduğundan emin olduğu için o sudan abdest alırdı. Ailemde hem babamın öğretmen disiplini hem de annemin ailesinden gelen toplumsal sorumluluk bilinci vardı. Bu iki unsur, daha çocukluk yıllarımda bana “işini iyi yapma” ve “topluma karşı sorumlu olma” duygusunu kazandırdı.<strong> </strong>Babam Gemlik’te ilkokul öğretmeniydi. Daha sonra Umurbey İlkokulu’na başöğretmen olarak atandı. Ben beş yaşıma geldiğimde Bursa’ya taşındık; Süleyman Çelebi İlkokulu’nda öğrenime başladım. O dönem ilkokullar, çocuklara sadece okuma yazma değil, hayat disiplini de kazandırırdı. Babamın öğretmen olması nedeniyle evimiz adeta küçük bir okul gibiydi.<strong> </strong>Ortaokul ve lise eğitimimi Bursa Erkek Lisesi’nde tamamladım. O yıllarda bu okul, yalnızca ders başarısıyla değil, yetiştirdiği insan profiliyle de öne çıkardı. Öğretmenlerimiz bilgiliydi ama daha önemlisi, bizi düşünmeye zorlarlardı. Bugün geriye baktığımda şunu çok net görüyorum: Hayatım boyunca verdiğim kararların temelinde, o yıllarda kazandığım düşünme alışkanlığı vardır.<strong> </strong>Babam benim hayatımdaki ilk ve en güçlü köşe taşıdır. Son derece disiplinliydi ama bu disiplin korkuya değil, sorumluluğa dayanırdı. Akşamları lise öğrencilerine matematik dersi verecek kadar ileri düzeyde matematik bilgisi vardı. Her akşam, ertesi gün sınıfta anlatacağı derslerin planını yapar, notlarını hazırlar, kendini sınardı. Onun bu titizliği ve ciddiyeti, farkında olmadan bana da geçti. Hayatım boyunca hiçbir işe “nasıl olsa olur” mantığıyla yaklaşmadım.</p>

<p><strong>Eğitim hayatınızda sizi zihinsel olarak en çok etkileyen öğretmenler kimlerdi?</strong></p>

<p>Ortaokuldaki müzik öğretmenimiz Hüsnü Dayı, benim dünyamı genişleten isimlerden biridir. Derslere gramofon ve taş plaklarla gelirdi. O dönemde bu, sıradan bir şey değildi. Klasik Batı müziğini sadece anlatmaz, dinletirdi. Senfoniyi, konçertoyu, operayı örnekleriyle tanıtırdı. Müziğin bir kültür meselesi olduğunu ondan öğrendim.<strong> </strong>Bu ilgi üniversite yıllarımda da sürdü. İstanbul Senfoni Orkestrası’nın Şan Sineması’ndaki konserlerini kaçırmazdım. Yıllar sonra Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı olduğumda, Uludağ Üniversitesi ile birlikte Bursa Senfoni Orkestrası’nı kurmamız, aslında çocuklukta atılan bir kültür temelinin doğal sonucudur.<strong> </strong>Lisede matematik öğretmenimiz Şevket Hoca ise zihinsel yapımı şekillendirdi. Matematiği ezberle değil, sistemle öğretirdi. “Yüzlerce soru çözen değil, çözüm sistemini bilen kazanır” derdi. Bir gün üniversite sınavlarına hazırlıkla ilgili konuşurken, “Yüz birinci soru gelirse ne yapacaksınız?” demişti. Bu yaklaşım, benim mühendislik anlayışımın da temelini oluşturdu.<strong> </strong>Bu sayede İTÜ İnşaat Fakültesi’ni 1954 yılında üçüncülükle kazandım. O başarı yalnızca bir sınav sonucu değil, doğru eğitimin ürünüdür.</p>

<p><strong>İngilizce öğretmeniniz ve yurt dışı staj süreci hayatınıza nasıl bir etki yaptı?</strong></p>

<p>İngilizce öğretmenimiz Niyazi Hoca, İngiltere’de eğitim görmüştü. Derslerde gramer anlatmazdı; ama dersin sonunda İngilizceyi doğru konuşur ve yazar hale gelirdik. Dilin yaşayan bir şey olduğunu ondan öğrendim.<strong> </strong>Üniversitenin birinci sınıfında yurt dışı stajı için yapılan yazılı sınavda sekizinci oldum. Sözlü sınavda, Türkçe de konuşan İngiliz hocamız bana Türkçe soru sordu. Ben de Türkçe cevap verdim. Notumu kırdı ve ilk 13’ün dışına çıktım. O yıl yurt dışına giden arkadaşlarım mezuniyet sonrası orada kaldılar.<strong> </strong>Belki ben de yurt dışında yaşayacaktım. Ama hayat bana başka bir görev biçti. Bugün baktığımda şunu söyleyebilirim: O kayıp, beni Türkiye’ye ve Bursa’ya kazandırdı.</p>

<p><strong>DSİ’ye girişiniz ve meslek hayatınız nasıl şekillendi?</strong></p>

<p>İTÜ’de staj yerleri kura ile belirlenirdi. Erzurum’u çekmiştim ama Bursa DSİ’yi çeken bir arkadaşla yer değiştirdim. Ben Erzurum DSİ’yi, Erzurumlu arkadaşım da Bursa DSİ’yi çekti, göz göze geldik, kağıtları değiştik. İşte bu tesadüf benim meslek yaşantımın iskeletini oluşturdu. Setbaşı’ndaki DSİ binası küçüktü; bana masa bile verilemedi. Bir sehpa üzerinde çalışıyordum. DSİ I. Bölge Müdürü Arif Onat bir gün beni çağırdı. Çok sert ve ciddi bir yöneticiydi. “Gelecek yıl kura çekmeyeceksin, 21 Haziran’da burada staja başlayacaksın” dedi. Meğer beni sessizce izlemiş. O söz, benim bütün meslek hayatımı belirledi. 1959’da mezun oldum, DSİ’de göreve başladım. ABD’de Bureau of Reclamation’da bir yıl çalıştım. Döndüğümde proje başmühendisi oldum. 1968’de bölge müdür yardımcısı, 1971’de DSİ I. Bölge Müdürü oldum.</p>

<p><strong>DSİ döneminizde sizi en çok gururlandıran projeler hangileriydi?</strong></p>

<p>Sındırgı Barajı, Türk mühendisliğinin gücünü gösteren bir projedir. Ardından Doğancı ve Nilüfer Barajları geldi. Bursa’nın 2030 hedefli içme suyu planlamasını yaptık. Dobruca Arıtma Tesisleri ve ana dağıtım hatlarını DSÖ standartlarında inşa ettik.<strong> </strong>Biz yalnızca bugünü değil, gelecek kuşakları düşündük. Bursa bugün susuzluk yaşamıyorsa, bunun nedeni o yıllarda yapılan doğru planlamadır. Bursa İçme Suyu Arıtma tesisi o yıllarda Almanya’da uygulanan düzende projelendirildi ve oluşturuldu. Bugün kentlerin içme suyu şebekelerinde kullanılan siyah çelik boruların içindeki beyaz görünümlü kaplama düzenini Türkiye’ye ben getirdim. Biz Bursa İçme Suyu Projesi’ni uygularken Almanya'da çalışan bir sınıf arkadaşım yapılmakta olan çok uzun su hattında kullanılan çelik boruların içinin çimento bazlı bir maddeyle püskürtülerek kaplandığını, hem borunun ömrünün uzatıldığını hem de suyun sağlıklı ulaşımının sağlandığını söyledi. Almanya'ya gittim, sistemi gördüm ve bizim boruları imal eden Mannesman firmasının bu kaplama düzenine geçmesini sağladım. Bu uygulama Türkiye'de ilk oldu.</p>

<p></p>

<p><strong>DSİ Nilüferspor’un kuruluş fikri nasıl doğdu?</strong></p>

<p>Ben ortaokul ve liseyi Bursa Erkek Lisesinde okudum. Ortaokul 1’inci sınıfta ilk beden eğitimi dersimizde, kravatlı, elbiseli beden eğitimi hocamız bir kasa koydu, nasıl atlayacağımızı anlattı ve sırayla atlamamızı başlattı. Ben o kasayı atlayamadım ve lise bitene dek de atlayamadım. Diğer derslerimden hep yüksek not alıp iftihara geçtiğim. Hoca önümü kesmek için bana 5 not verirdi. İşte bu duygu beni DSİ Niluferspor’da, 8 branşta, (atletizm, voleybol, basketbol, yüzme, kayak, masa tenisi, güreş, tenis) ilkokula başlayan çocuklardan başlayarak temel spor eğitimi verme düzenini kurdurdu. Bu düzende ileri yaşlarda devamlı o sporu yapmalarını, içlerinden şampiyonlar çıkmasını, hatta milli takıma girmeleri yollarını açtı. Bursa’ya tenis sporunu biz getirdik. Birçok çocuğun hayatı spor sayesinde değişti. Bu benim için en büyük kazançlardan biridir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>Belediye başkanlığı döneminizde sizi yönlendiren temel ilke neydi?</strong></p>

<p>Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini hiçbir zaman klasik anlamda bir siyasetçilik olarak görmedim. Kendimi her şeyden önce bir mühendis ve kamu kaynaklarının emanet edildiği bir yönetici olarak kabul ettim. ANAP İl Başkanı merhum İbrahim Yazıcı, 1994 seçimleri öncesinde beni sürekli aday olmaya zorluyordu. Ben ise liseden sınıf arkadaşım, üniversite yıllarında İTÜ yurdunda beş yıl boyunca aynı odada kaldığım Teoman Özalp’a rakip olmayı kabul etmiyordum. O yıllarda DSİ’de İstanbul İçmesuyu Projesi’ni yürütüyorduk. Bir gün İbrahim, “Mesut Bey senden İstanbul İçmesuyu Projesi hakkında bilgi almak istiyor” diyerek beni İstanbul’a götürdü. Mesut Bey’in yanına girdiğimizde elimi sıkarken, “Sen niye İbrahim’in adaylık teklifini kabul etmiyorsun?” dedi. Ben de elimi bırakmadan, “Ben mühendisim Sayın Başkan; benim için 2×2 daima 4 eder. Siz siyasetçiler için ise bazen 5,8 bazen 3,5 eder” dedim. Elimi hâlâ bırakmadan, “Söz, kabul et; 2×2 hep 4 edecek” dedi. Kabul ettim, seçimi kazandım ve başkan oldum. Aradan iki yıl geçmişti; Mesut Bey de Başbakan olmuştu. Bir gün özel kaleminden telefon ettiler, “Sayın Başbakan’ın kardeşi sizinle bir konuyu görüşmeye gelecek” dediler. Ben de “Buyursunlar” dedim. Kardeşi, yanında Volvo yetkilileriyle birlikte geldi. “Biz Karacabey’de Volvo TIR fabrikası kurmaya geldik” dediler. Ben de “Kuramazsınız; Bursa, iki otomobil fabrikasının yükünü zaten zor taşıyor” dedim. Çok kızarak ayrıldılar. Başbakan Mesut Bey’den bana bir telefon bile gelmedi. Yani sonuçta<strong>: </strong>2×2 = 4 etti. Aslında bu ilke yalnızca belediye başkanlığı dönemimde değil, tüm yaşamım boyunca temel rehberim oldu; iki birime sadık olmak; para birimi kuruş, zaman birimi dakika. Yapacağım işlerin maliyetini ve faydasını kuruş bazında hesaplar, randevularıma dakikasında giderdim. Yapılan toplantılara da genellikle ilk ben giderdim; herkes benden sonra gelirdi. Dönemimde, DSİ mantığıyla başlattığım BursaRay projesiyle de gurur duyuyorum. 1994 seçimleri sürecinde, rahmetli Teoman 13,5 km’lik hat ve 77 vagon alımını içeren bir işi Siemens firmasına vermek üzere sözleşme imzalamak üzereydi. Kampanya sürecinde, ben kendisinden sözleşmeyi şimdi imzalamamasını, seçimi kazanırsam atacağım ilk imzanın bu olmasını rica ettim ve o da kabul etti. Seçimi kazandım ve sözleşme imzalamam için önüme geldi. Raylı sistemler benim yabancı olduğum bir konuydu; bu yüzden Avrupa Raylı Sistemler Birliği’nin Belçika’daki merkezine gittim. 77 vagon alacak bir belediye olarak orada oldukça iyi tanınıyorduk. Birlik başkanı beni dinledikten sonra İngiliz danışmanı Prof. Lesly bana yönlendirildi. Prof. Lesly, önce şehrin imar planlarını ve yerleşimlerini inceledi; nüfus yoğunluklarına baktı ve uygulamanın öncelikle Doğu-Batı hattında başlamasını, nüfus yoğunluğu az olan Kuzey hattının ise ilerleyen döneme bırakılmasını önerdi. İlk etap olarak Arabayatağı/BOSB hattı seçildi ve 37 vagonun yeterli olacağını söyledi. Ben 77’den 37’ye düşüşü çok hızlı buldum ve “47 olsun” dedim; ihale bu kapsamda hazırlandı. O sırada Alman Büyükelçisi beni aradı ve Alman hükümetinin projeye devlet kredisi vereceğini söyledi. Almanya’ya gidip hükümet yetkilileriyle görüştüm; ihale tutarının yüzde 60’ı, yıllık yüzde 4 faizli devlet kredisi, yüzde 40’ı ise yıllık yüzde 6 faizli ticari kredi olmak üzere kredi sözleşmesini ihale öncesinde imzaladık. İhaleyi yaptık, ilk bölümün temelini atarak inşaata başladık. Seçim oldu, ben kaybettim; benden sonra olanları Bursa yaşadı. Prof. Lesly’nin bir önerisi vardı, BursaRay işletmeye alındığında, paralel çalışan otobüs hatları kaldırılmalı, dik çalışır konumda hizmet vermeli ve Bursalılar kent içi aktarmalı ulaşım sistemine geçmeli; özel arabalarını kullanmamalı. Bugün Avrupa kentleri bu sistemi uyguluyor. Ben bu öneriyi her vesileyle belediye başkanlarına ve Bursa halkına yapıyorum, Kent içi trafiği yeni yol açarak rahatlatamazsınız; gelin, para harcamadan bu düzene geçelim. Başkanlığım döneminde su ve altyapı en önemli önceliklerimdi. BUSKİ’yi DSİ disipliniyle çalışır hale getirdim. Doğancı suyunu kentin her noktasına ulaştırdık; aynı zamanda pis su ve yağmur suyu altyapısını yenileyerek arıtma tesisleri kurduk. Ancak belediyeciliği yalnızca altyapıdan ibaret görmedim. Setbaşı’nda Bursa Şehir Kütüphanesi’ni ve Müzik Kütüphanesi’ni kurduk. Bursa Anayasası adını verdiğimiz 1/100.000 ölçekli imar planını hazırlattık. Botanik Park, Hayvanat Bahçesi, Cumalıkızık restorasyonu, çevre yolları, otobüs terminali ve metan gazı enerji santralleri bu bütüncül yaklaşımın ürünüdür. Ben belediye başkanlığını, bugünün değil gelecek kuşakların hakkını gözeten bir emanet olarak gördüm. Alkış için değil, doğru olduğuna inandığım için çalıştım. Bugün bazı değerlerin korunamamış olmasına üzülüyorum ama şuna inanıyorum: Bilimle ve vicdanla yapılan işler, zaman geçse de iz bırakır.</p>

<p><strong>Kent vizyonu açısından en önemli projeleriniz hangileriydi?</strong></p>

<p>Bursa Anayasası dediğimiz 1/100.000 ölçekli imar planı,<br />
Botanik Park, Hayvanat Bahçesi,<br />
Cumalıkızık restorasyonu,<br />
Yakın çevre yolları, otobüs terminali,<br />
Çöp depolama alanları ve metan gazı santralleri,<br />
Bursa Senfoni Orkestrası,<br />
Uludağ Dört Mevsim Turizm ve Çim Kayağı Dünya Şampiyonası…</p>

<p>Hepsi planlı, bilimsel ve uzun vadeli işlerdi.</p>

<p><strong>Ulusal ve uluslararası çalışmalara bakışınız nasıldı?</strong></p>

<p>TMOK, ICLEI, IULA ve FIS gibi kurumlarda görev aldım. Yerel yönetimlerin dünyayla entegre olması gerektiğine inanırım. Bursa’yı yalnızca Türkiye’de değil, dünyada da görünür kılmak istedik.</p>

<p><strong>Bugünden geriye baktığınızda ne hissediyorsunuz?</strong></p>

<p>Bazı değerlerin korunamamış olmasına üzülüyorum. Ama şunu biliyorum: Doğru yapılan işler iz bırakır. Benim hayatım, öğretmenlerin, mühendisliğin ve kamu hizmetinin ortak eseridir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Röportajlar</category>
      <guid>https://www.ekohaber.com.tr/bir-hayat-bir-kent-bir-vicdan-erdem-saker</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Feb 2026 15:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ekohabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/ekohaber-com-tr/uploads/2026/02/1550-m4.jpg" type="image/jpeg" length="39612"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Merdiven altı üretim sağlığı tehdit ediyor]]></title>
      <link>https://www.ekohaber.com.tr/merdiven-alti-uretim-sagligi-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ekohaber.com.tr/merdiven-alti-uretim-sagligi-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bursa’nın köklü yemek sanayi markalarından Kayra Yemek, son dönemde artan gıda zehirlenmesi vakalarıyla birlikte yeniden gündeme gelen merdiven altı yemek üretimine karşı önemli uyarılarda bulundu. Kayra Yemek Genel Müdürü Tayfun Kurdal, şirketlerin yemek tedarikçilerini yalnızca fiyat ve menü üzerinden seçmesinin ciddi sağlık riskleri doğurabileceğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İLMİNUR ATÇI - RÖPORTAJ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplu yemek üretiminin doğrudan çalışan sağlığını etkilediğini vurgulayan Kurdal, hijyen ve denetimden yoksun merdiven altı tesislerin büyük bir tehdit oluşturduğunu söyledi. Gıda güvenliğinin ancak yasal standartlara uygun, denetimli ve izlenebilir üretim süreçleriyle sağlanabileceğinin altını çizen Kurdal, “Profesyonel yemek firmaları olarak güvenli hizmet sunmanın temelinde şeffaflık ve denetim var” dedi.</p>

<p></p>

<p><strong>Son dönemde sıkça gündeme gelen gıda zehirlenmelerine yönelik merdiven altı yemek üretim tesisleri sizce ne kadar büyük bir risk oluşturuyor?</strong></p>

<p>Merdiven altı yemek üretim tesisleri gıda güvenliği açısından ciddi bir risk oluşturuyor. Hijyen ve denetim eksikliği, bu tür toplu üretimlerde halk sağlığını doğrudan tehdit edebiliyor. Profesyonel yemek firmaları olarak bizler, yasal standartlara uygun, denetimli ve izlenebilir üretim süreçleriyle güvenli hizmet sunmanın önemine inanıyoruz.</p>

<p><strong>Şirketler, çalışanlarına yemek hizmeti aldıkları firmaları gerçekten tanıyor mu yoksa sadece fiyat ve menü üzerinden mi karar veriliyor? </strong></p>

<p>Birçok şirket yemek hizmeti alırken hala ağırlıklı olarak fiyat ve menü üzerinden karar veriyor. Oysa üretim koşulları, hijyen standartları, denetimler ve firmanın tecrübesi çok önemlidir. Çalışan sağlığını doğrudan etkileyen bu hizmette, firmaların iş ortaklarını gerçekten tanıması büyük fark yaratıyor.</p>

<p><strong>“Siz hiç yemek firmanızı gezdiniz mi?” sorusu tam da bu noktada önem kazanıyor. Bir şirket yemek firmasını yerinde gezmeden sağlıklı bir karar verebilir mi?</strong></p>

<p>Üretim tesisini yerinde görmeden; hijyen, organizasyon ve kalite anlayışını tam olarak değerlendirmek mümkün değil. Bir şirket, çalışanlarının sağlığını emanet ettiği firmayı görmeden sağlıklı bir karar verdiğini söyleyemez.</p>

<p><strong>Çalışanlarına yemek hizmeti alan şirketlerin, bu hizmetin üretildiği ortamdan ne ölçüde sorumlu olduğunu düşünüyorsunuz?</strong></p>

<p>Şirketler, çalışanlarına sundukları yemek hizmetinin yalnızca sonucundan değil, üretildiği ortamdan da sorumludur. Çünkü bu hizmet doğrudan çalışan sağlığını etkiler. Üretim koşullarını sorgulamak, denetim belgelerini talep etmek ve güvenilir firmalarla çalışmak, işverenin sorumluluklarından en önemlisidir.</p>

<p><strong>Sizce firmalar neden yemek tedarikçilerini yerinde denetlemeyi ihmal ediyor? Bu bir farkındalık eksikliği mi, yoksa bilinçli bir tercih mi?</strong></p>

<p>Bu durum çoğu zaman farkındalık eksikliğinden kaynaklanıyor. Yemek hizmeti, operasyonel bir detay gibi görülüp fiyat ve menü ön plana çıkabiliyor. Düzenli denetim, hem çalışan sağlığı hem de kurumsal itibar açısından vazgeçilmezdir.</p>

<p><strong>Bir yemek firmasının tesislerini gezmeye açması, müşterilerine nasıl bir güven mesajı verir?</strong></p>

<p>7/24 müşteri tarafından ziyarete açık olan firmamızda şeffaflığa önem vermekteyiz. Bu şeffaflık; hijyen, kalite ve denetim süreçlerine olan güveni artırır ve müşterilerle güçlü, sürdürülebilir bir iş ortaklığının temelini oluşturur.</p>

<p><strong>“Merdiven altı üretime karşı alınabilecek en basit ama en etkili önlem nedir?” diye sorsak, cevabınız ne olur?</strong></p>

<p>Sektörümüzün en büyük sorunlarından biri olan merdiven altı üretimin önüne geçmek için etkili ve caydırıcı kamusal denetimlerin uygulanması büyük önem taşımaktadır. Aynı zamanda müşterilerin gıda güvenliği konusunda bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Tüketiciyi bilinçlendirmek, gıda güvenliği konusundaki farkındalıklarının artırılması bununla ilgili temel bir adımdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Röportajlar</category>
      <guid>https://www.ekohaber.com.tr/merdiven-alti-uretim-sagligi-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Feb 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ekohabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/ekohaber-com-tr/uploads/2026/02/1549-m4.jpg" type="image/jpeg" length="77831"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[HOSAB’ın hızlı yükselişi]]></title>
      <link>https://www.ekohaber.com.tr/hosabin-hizli-yukselisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ekohaber.com.tr/hosabin-hizli-yukselisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2008 yılında kurulumu tamamlanan Hasanağa Organize Sanayi Bölgesi bugün 152 fabrika ile 18 bin kişiye istihdam sağlarken otomotiv başta olmak üzere makine, plastik, kauçuk ve metal sanayi fabrikalarıyla yılda yaklaşık 1 milyar dolar ihracata ulaşarak hızlı bir büyüme gerçekleştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>HIDIRCAN KAYA</strong></p>

<p>Hasanağa Organize Sanayi Bölgesi (HOSAB)’nin kurulumu 2008 yılında tamamlanarak OSB olma statüsü kazandı. Bu süreçte altyapı, çevre ve dijital dönüşüm yatırımlarını ekonomik göstergeleri yakından izleyerek planlayan HOSAB, yeşil OSB unvanını alarak sürdürülebilirlik alanında önemli bir adım attı. HOSAB, 2026 yılında sanayiciyi zorlamayan, ihtiyaçlara odaklanan ve kademeli ilerlemeyi esas alan bir yol haritası izlemeye hazırlanıyor. HOSAB Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Korun, ‘Başkanlar Konuşuyor’ serisinde, bölgenin mevcut durumu, yatırım öncelikleri ve sanayicilerin beklentilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu<strong>.</strong></p>

<p></p>

<p><strong>• HOSAB hakkında genel bir bilgi verir misiniz?</strong></p>

<p>Hasanağa Organize Sanayi Bölgesi’nin (HOSAB) toplam alanı 213,94 hektardır. Bölgede 155 sanayi parseli bulunmakta olup, bunların 145’inde aktif olarak üretim yapılmaktadır. HOSAB’daki firma dağılımına bakıldığında; yüzde 29,7’sinin otomotiv ana ve yan sanayinde, yüzde 16,8’inin makine ve teçhizat, yüzde 14,2’sinin plastik ve kauçuk ürünleri imalatında faaliyet gösterdiği görülmektedir. Bunları yüzde 9,7 ile metal sanayi, yüzde 5,8 ile mobilya ve orman ürünleri, yüzde 4,6 ile kimya ve yüzde 2,6 ile gıda ürünleri imalatı takip etmektedir. Ayrıca bölgede yazılım, kâğıt, tekstil ve elektrikli teçhizat imalatı alanlarında faaliyet gösteren firmalar da bulunmaktadır. HOSAB, yaklaşık 18 bin kişiye istihdam sağlarken, yıllık ihracat hacmi 1 milyar dolar seviyesindedir. Bursa’nın batısında, gelişim aksı üzerinde konumlanan HOSAB, güçlü altyapısı ve sunduğu hizmetlerle katılımcılarına rekabetçi bir üretim ortamı sunan modern bir organize sanayi bölgesidir.</p>

<p></p>

<p><strong>• HOSAB’ın 2026 yılı gündeminde hangi yatırımlar ve projeler öne çıkıyor? Altyapı, çevre veya dijital dönüşüm açısından yeni planlarınız var mı?</strong></p>

<p>2025 yılı içerisinde Yeşil OSB unvanını almaya hak kazandık. Türkiye genelinde bu belgeye sahip yalnızca 27 OSB bulunuyor ve Hasanağa OSB de bu sınırlı sayıdaki bölgeler arasında yer alıyor. Gümüş seviyesinde aldığımız bu belge, tek seferlik bir kazanım değil; süreklilik gerektiren ve her yıl geliştirilmeyi zorunlu kılan bir süreci ifade ediyor. Bu kapsamda 2026 yılında da çevre, altyapı ve sürdürülebilirlik odaklı çalışmalarımız devam edecek. Küresel ölçekte süren savaşlar, jeopolitik riskler ve ekonomik belirsizlikler dikkate alındığında, yatırımlarımızı temkinli ama planlı bir şekilde ilerletiyoruz. HOSAB’da tüm alt yapı tamamlandı. Ancak 2019 yılında bünyemize kattığımız bizim HOSAB Akçalar Gelişim Bölgesi dediğimiz ikinci bölgede doğalgaz ve elektrik hatlarının yer altına alınması ile projemizde sanayicimize bu ortamda fazla yük getirmeden yavaş ilerleyeceğiz.</p>

<p>Arıtma tesisimizin kapasitesinin 3500 metreküp/günden iki katına yükseltilmesi öncelikli projelerimiz arasında… Bu yatırım için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız’ın kullandırdığı Dünya Bankası kredisi için son aşamaya doğru ilerliyoruz. Yaklaşık 350 milyon TL tutarında bir kredi için hazırlıklarımızı tamamladık. Kredinin sağlanması halinde bu arıtma kapasite artışı projemizi hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Arıtma tesisimizde planlanan kapasite artışı, Kayapa OSB’nin atık sularını da arıtıyor olmamız nedeniyle artık zorunlu hale gelmiş durumda.</p>

<p>Ancak sanayicilerimizi zorlamamak adına, acil olmayan yatırımları ekonomik göstergelere bağlı olarak 2026’nın ikinci yarısına ertelemeyi planlıyoruz. Bölgemizde yatırımlarımızı sanayicilerimizden alınan altyapı katılım paylarıyla gerçekleştiriyoruz. Bunun yanında, bölge içinde “Sanayi 515” adıyla sosyal alan ihtiyacına cevap verecek bir kafeterya projesinin inşaatına başladık. Dijital dönüşüm tarafında ise mevcut fiber altyapının yetersiz kalması nedeniyle kendi fiber hatlarımızı kurarak sanayicilerimize daha güçlü ve kesintisiz internet hizmeti sunmayı hedefliyoruz. 5G konusunda gelen teklifleri ise teknolojinin tam anlamıyla oturmasını bekleyerek şimdilik erteledik.</p>

<p></p>

<p><strong>Döviz kuru üzerindeki baskı rekabet gücünü olumsuz etkiliyor</strong></p>

<p><strong>• Enflasyonu düşürmeye yönelik uygulanan sıkı para politikasının sanayi kesimine etkileri neler oldu? Ekonomik tabloyu HOSAB ölçeğinde nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>

<p>Enflasyonu düşürmeye yönelik uygulanan sıkı para politikalarının sanayi kesimi üzerindeki etkileri ne yazık ki olumlu olmadı. Yüksek faiz oranları, özellikle yatırım ve işletme sermayesi ihtiyacı olan sanayicilerimizi ciddi anlamda zorladı. Türkiye’de bir yandan günlük hayatta hissedilen enflasyon, diğer yandan ise kâğıt üzerindeki veriler olmak üzere iki farklı tabloyla karşı karşıyayız. Buna ek olarak döviz kuru üzerindeki baskı, otomotiv ve makine ağırlıklı, ihracat yapan firmalarımızın rekabet gücünü olumsuz etkiliyor.</p>

<p></p>

<p><strong>• Sanayicilerin gündeminde şu anda en çok hangi konular var?</strong></p>

<p>Sanayicilerin gündeminde doğal olarak ilk sırada ekonomik gelişmeler yer alıyor. Bölgedeki firmalarımız üretim ve sipariş anlamında büyük bir sorun yaşamadıklarını, ancak ihracat ağırlıklı çalışmaları nedeniyle kur baskısının maliyetleri artırdığını ve bu maliyet artışlarını yurtdışındaki müşterilere anlatmakta zorlandıklarını dile getiriyorlar. Bunun yanı sıra enerji fiyatları, asgari ücret artışları ve nitelikli iş gücü bulma sorunu da öne çıkan başlıklar arasında bulunuyor. Türkiye’de bir yandan işsizlik konuşulurken, diğer yandan sanayici çalışacak kalifiye eleman bulmakta zorlanıyor. Özellikle ara eleman eksikliği ve üst kademe çalışan maliyetlerinin artması firmalar üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor.</p>

<p></p>

<p><strong>• Yeşil OSB süreci hakkında bilgi verir misiniz?</strong></p>

<p>Yeşil OSB unvanını alabilmek için bölge yönetimi olarak hem kendi bünyemizde hem de bölgedeki firmaların çalışanlarına yönelik kapsamlı çalışmalar ve eğitimler gerçekleştirdik. Atık yönetimi, çevre bilinci, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik konularında yoğun bir hazırlık süreci yürüttük. Yaklaşık bir buçuk yıl süren bu çalışmaların ardından belgeyi almaya hak kazandık. Ancak bu sürecin belgeyle birlikte sona ermediğini özellikle vurgulamak isterim. Her yıl düzenli olarak denetleniyoruz. Gümüş seviyesini altına çıkarmayı hedefliyoruz ve bu doğrultuda 2026 yılında da çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz.</p>

<p></p>

<p><strong>HOSAB’ın su ile ilgili problemi bulunmuyor</strong></p>

<p><strong>• Sanayide su yönetimi ve su tasarrufu konusunda HOSAB’da ne tür uygulamalar hayata geçiriliyor?</strong></p>

<p>Su yönetimi konusunda HOSAB oldukça güçlü ve hazırlıklı bir konumda bulunuyor. Bölgemizdeki su kaçak oranı yüzde 1’in altında. Yıllar önce suyun gelecekte en önemli sorunlardan biri olacağını öngörerek Hasanağa Sulama Barajı’nın yüzde 17,7’lik kullanım hakkını satın aldık ve buradan bölgeye hat çektik. Bu suyu arıtarak sanayicilerimizin kullanımına sunuyoruz. Atık sularımızı kendi arıtma tesisimizde arıtıyor, yağmur suyunu ise ayrı bir sistemle topluyoruz. Ayrıca Çınarcık Barajı’ndan Bursa’ya uzanan hattan yıllık yaklaşık 500 bin metreküp su alma hakkımız bulunuyor. Tüm bu çalışmalar sayesinde HOSAB’ın suyla ilgili herhangi bir problemi bulunmuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>• Eklemek istedikleriniz nelerdir?</strong></p>

<p>HOSAB yaşayan bir bölge. Yaklaşık 18 bin kişinin çalıştığı bu alanda ihtiyaçlar sürekli değişiyor ve yenileniyor. En büyük sorunlarımızdan biri ise İzmir Yolu’ndan HOSAB’a ulaşımı sağlayan güzergâhtaki yol problemi. 2012 yılından bu yana bu konuda çeşitli girişimlerimiz olmasına rağmen henüz kalıcı bir çözüme ulaşılamadı. 2026 yılında sanayicilerimizin üzerine fazla yük bindirmeden, ekonomik koşulları gözeten ve daha temkinli bir yol haritası izlemeyi hedefliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Röportajlar</category>
      <guid>https://www.ekohaber.com.tr/hosabin-hizli-yukselisi</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Jan 2026 10:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ekohabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/ekohaber-com-tr/uploads/2026/01/1546-m3.jpg" type="image/jpeg" length="99765"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avrupa öğreniyor, Türkiye uyanıyor: “2035’e Doğru: İnsan Kaynağı Savaşı Başladı]]></title>
      <link>https://www.ekohaber.com.tr/avrupa-ogreniyor-turkiye-uyaniyor-2035e-dogru-insan-kaynagi-savasi-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ekohaber.com.tr/avrupa-ogreniyor-turkiye-uyaniyor-2035e-dogru-insan-kaynagi-savasi-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya ekonomisi, görünürde sessiz ancak etkisi derin bir rekabetin içinden geçiyor. Bu rekabetin merkezinde artık teknoloji, enerji ya da sermaye değil; insan kaynağı bulunuyor. Ülkeler büyüme, inovasyon ve küresel rekabette üstünlüklerini, sahip oldukları nitelikli işgücü kapasitesi üzerinden yeniden tanımlıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>RÖPORTAJ – HIDIRCAN KAYA</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Avrupa, uzun süredir uyguladığı “yaşam boyu öğrenme” politikalarıyla bu dönüşümün önünde ilerliyor. Kıta genelinde meslekler değil, yetkinlik temelli beceri modeli güç kazanırken, çalışanların dijital ve sektörel becerilerini sürekli güncel tutmaları teşvik ediliyor. Türkiye ise genç nüfus avantajına rağmen bu potansiyeli tam olarak nasıl değerlendirmesi gerektiğini hâlâ tartışıyor.</p>

<p><img height="480" src="https://ekohabercomtr.teimg.com/ekohaber-com-tr/uploads/2026/01/baris-gul-2.JPG" width="350" /></p>

<p>2035’e yaklaşırken küresel yarışın belirleyici unsuru, düşük maliyetli işgücü değil; yetenekli, sürekli öğrenen ve dönüşen işgücü olacak. Bu çerçevede, hem Avrupa’nın dönüşüm stratejisini hem de Türkiye’nin mevcut konumunu değerlendirmek amacıyla insan kaynakları danışmanı ve ekonomi yazarı Barış Gül ile kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik.</p>

<p>Gül, Avrupa’daki beceri ekosisteminin dönüşümünden Türkiye’nin genç işgücü yapısına, 2035’e yönelik risklerden yapılması gereken reformlara kadar pek çok başlıkta önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p><img height="233" src="https://ekohabercomtr.teimg.com/ekohaber-com-tr/uploads/2026/01/insan-kaynaklari-alaninda-gelecegin-meslekleri-ve-trendleri-scaled.jpg" width="350" /></p>

<p><strong>Avrupa, son 10 yılda insan kaynakları yönetiminde nereye geldi?</strong></p>

<p>Avrupa, son 10 yılda insan kaynağını yalnızca “çalışan” değil, <strong>“sürekli öğrenen bir ekosistem”</strong> olarak ele aldı. 2015’ten bugüne baktığınızda kıta, beceri güncelleme kültürünü toplumsal bir alışkanlık hâline getirdi. Artık meslek değil <strong>“yetkinlik”</strong> konuşuluyor. Bir mühendis 45 yaşında dijital becerilerini güncelliyor, bir hasta bakıcı enerji verimliliği eğitimi alıyor. Bu sayede Avrupa, işsizlik oranını düşürürken üretkenliği artırıyor. Ama tabii Avrupa’da da her tablo pembe değil. Yaşlanan nüfus, gençlerin geç bağımsızlaşması ve bölgesel eşitsizlikler ciddi tehdit. Almanya’da bir veri analisti bulmak kolayken, İtalya’da nitelikli teknisyen açığı büyüyor. Avrupa şu anda “yeşil ve dijital” geçişin getirdiği yeni beceri talebine yetişmeye çalışıyor. Yani kriz bitti demek erken; sadece dönüşümün yönü değişti.</p>

<p><strong>Türkiye bu dönemde nasıl bir yol izledi?</strong></p>

<p>Türkiye, işgücünü büyütmekte ciddi bir başarı gösterdi. Özellikle son 5 yılda istihdam oranında artış, işsizlikte ise anlamlı bir düşüş var. Ancak bu iyileşme nitelik tarafında hâlâ kırılgan. En büyük eksiklik kadınların düşük işgücüne katılımı ve gençlerin eğitimle iş arasındaki köprüyü kuramaması. Avrupa’da “NEET” oranı (ne eğitimde ne istihdamda olan gençler) %10 civarında, Türkiye’de %20’nin üstünde.</p>

<p>Yine de umut var. Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) sistemi Türkiye’nin elindeki en büyük fırsat. İşletme-okul iş birliği modeliyle, gençleri hem üretime hem eğitime bağlayan bir yapıya dönüştü. Bu model yaygınlaşır ve kadın istihdamı desteklenirse, Türkiye 2035’e çok daha güçlü bir pozisyonda girebilir.</p>

<p><strong>Öğrenme, hayat boyu sürmeli</strong></p>

<p><strong>Avrupa ile Türkiye’nin farkı temel olarak nerede yatıyor?</strong></p>

<p>Avrupa’da “öğrenme” hayat boyu süren bir refleks. Türkiye’de ise eğitim hâlâ çoğunlukla gençlikte biten bir dönem olarak görülüyor. Avrupa’da şirketler çalışanına sürekli yatırım yaparken, Türkiye’de eğitim çoğu zaman maliyet olarak algılanıyor. Bir de kültürel fark var: Avrupa’da meslek liseleri itibarlı, Türkiye’de hâlâ “ikinci seçenek” gibi görülüyor. Oysa 2030’larda enerji, üretim, sağlık teknolojileri gibi alanlarda ara kademe nitelikli işgücü en stratejik alan olacak. Türkiye bunu fark etmek üzere; şimdi mesele, politikadan iş dünyasına kadar herkesin aynı hedefe kilitlenmesi.</p>

<p><strong>2035 için tabloyu nasıl görüyorsunuz?</strong></p>

<p>Avrupa 2035’te istihdamda doygunluk noktasına ulaşacak ama büyümeyi verimlilik üzerinden sürdürecek. Robotik, yapay zekâ ve yeşil dönüşüm alanlarında binlerce yeni iş çıkacak. Ancak bunlar “ara beceri” isteyen işler; üniversite mezunu kadar tekniker de kıymetli olacak.</p>

<p>Türkiye’de ise 2035’in kırılma noktası “katılım devrimi” olacak. Kadınların ekonomiye güçlü dönüşü ve gençlerin üretim zincirine entegrasyonu gerçekleşirse, Türkiye sadece sayısal olarak değil, <strong>niteliksel olarak da</strong> Avrupa’yla arayı kapatabilir. Yapamazsa, nüfus genç kalır ama verimlilik yaşlanır.</p>

<p><strong>Ne yapılmalı?</strong></p>

<p>Birincisi, eğitimle iş dünyasının etkileşimi eşzamanlı olmalı. Meslek liseleri, üniversiteler değil, sektörler yeni müfredatı şekillendirmeli. İkincisi, kadınların işgücüne katılımı yalnızca istihdam değil, toplumsal kalkınma meselesi. Üçüncüsü, işverenin insan kaynaklarına bakışı değişmeli. İnsan kaynakları artık bordro değil; stratejik bir büyüme departmanı.</p>

<p>2035’in insan kaynağı rekabeti “kimin daha çok çalıştığıyla” değil, <strong>kimin daha hızlı öğrendiğiyle</strong> kazanılacak. Avrupa bu yarışı önde başlattı; Türkiye ise hâlâ güçlü bir sprint atabilir. Yeter ki, doğru kaslarını geliştirmeye karar versin.</p>

<p>Bugünün işgücü politikası, yarının toplumsal refahını belirler. Avrupa bunu sistematik planla yapıyor; Türkiye ise enerjisini doğru yönlendirirse farkı hızla kapatabilir. Asıl mesele, insan kaynağını “geleceğin sermayesi” olarak görebilmekte.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Röportajlar</category>
      <guid>https://www.ekohaber.com.tr/avrupa-ogreniyor-turkiye-uyaniyor-2035e-dogru-insan-kaynagi-savasi-basladi</guid>
      <pubDate>Tue, 06 Jan 2026 09:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ekohabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/ekohaber-com-tr/uploads/2026/01/unnamed-2.jpg" type="image/jpeg" length="65316"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[BALKANTÜRKSİAD ticari ilişkilerde köprü konumunda]]></title>
      <link>https://www.ekohaber.com.tr/balkanturksiad-ticari-iliskilerde-kopru-konumunda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ekohaber.com.tr/balkanturksiad-ticari-iliskilerde-kopru-konumunda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Balkan Rumeli Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (BALKANTÜRKSİAD), 2011’den bu yana Balkan ve Rumeli kökenli iş insanlarını aynı çatı altında bir araya getirerek, Türkiye ile Balkan ülkeleri arasındaki ticari ve kültürel ilişkilerin güçlenmesine öncülük ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>BALKANTÜRKSİAD Başkanı İskender İskenderoğlu, yaptığımız röportajda derneğin kuruluş misyonunu “Balkan kökenli girişimcilerin ekonomiye katkısını artırmak” olarak tanımladı. İskenderoğlu, derneğin bugün hem Bursa’da hem de uluslararası ölçekte etkinliğini her geçen yıl daha fazla artırdığını söylerken amaçlarının ticaret köprüleri kurmak, üyeler arasında iş birliği olanakları oluşturmak, Balkan ülkelerinde yatırım fırsatlarını tanıtmak ve kültürel ilişkileri güçlendirmek olduğunu söyledi.</p>

<p>BAL-NET iş ağı, sektörel çalışma grupları ve sinerji toplantılarıyla üyeler arasında referans pazarlamasını destekleyen BALKANTÜRKSİAD, bugüne kadar 33 sinerji toplantısı gerçekleştirerek Türkiye ve Balkanlar arasında önemli bir iletişim ağı oluşturdu.</p>

<p><strong>Bursa ekonomisinde etkin rol</strong></p>

<p>Üyeleri ağırlıklı olarak KOBİ niteliğinde olan dernek, iş eşleştirme faaliyetleriyle Bursa ekonomisine doğrudan katkı sağlıyor. Gayrimenkulden sağlığa, otomotiv yan sanayiden üretim sektörüne kadar geniş bir alanda faaliyet gösteren üyeler, derneğin sağladığı networking ve yönlendirme sayesinde hem yeni müşterilere ulaşıyor hem de dış pazarlardaki etkinliklerini artırıyor. BALKANTÜRKSİAD, düzenlediği yurtdışı ticaret heyetleri aracılığıyla üyelerin Balkan ülkelerine erişimini kolaylaştırıyor. Türkiye’nin 2024 yılında Balkan ülkelerine gerçekleştirdiği 23,4 milyar dolarlık ihracatta, Bursa merkezli iş dünyasının önemli paya sahip olduğu belirtiliyor.</p>

<p><strong>Türkiye–Balkan ticaretinde artan potansiyel</strong></p>

<p>Balkan coğrafyasının Türk yatırımcılar için stratejik önemine dikkat çekiliyor. Romanya ve Bulgaristan, pazar büyüklüğü ve AB üyeliği nedeniyle öne çıkarken; Sırbistan, Bosna Hersek, Kuzey Makedonya, Kosova ve Arnavutluk gibi ülkeler, üretim yatırımları ve teknoloji transferi açısından fırsatlar sunuyor. Türk firmalarının bu ülkelerde özellikle imalat, gıda, ambalaj, inşaat ve mühendislik alanlarında güçlü bir varlığı bulunuyor.</p>

<p><strong>Önümüzdeki dönem hedefleri</strong></p>

<p>Dernek, önümüzdeki dönemde Balkan ülkeleri ve Türk Cumhuriyetleriyle ilişkilerini daha da güçlendirmeyi, uluslararası lobi ve diplomasi faaliyetlerini artırmayı hedefliyor. BAL-NET 4 ve 5 için planlanan çalışmalar sürerken; büyükelçi buluşmaları, ihracat odaklı organizasyonlar ve kültürel projeler de takvimde yer alıyor. BALKANTÜRKSİAD Akademi toplantılarının ise yeni dönemle birlikte daha da genişletilmesi planlanıyor.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>BALKANTÜRKSİAD’ın kuruluş misyonu ve bugünkü hedefleri nelerdir? Derneğin kuruluşundan bu yana nasıl bir gelişim süreci yaşandı, bugün geldiği noktada hangi alanlarda fark yaratıyor?</strong></p>

<p>Balkan Rumeli Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (BALKANTÜRKSİAD) 2011 yılında, Balkan ve Rumeli kökenli iş insanlarını aynı çatı altında toplayıp Türkiye ile Balkan ülkeleri arasındaki ekonomik, ticari ve kültürel bağları güçlendirmek amacıyla kuruldu.</p>

<p>Kurucu Başkan Naci Şahin öncülüğündeki 41 iş insanı dernek misyonunu “Balkan/Rumeli kökenli girişimcilerin ekonomiye katkısını örgütlemek ve artırmak” olarak benimsemiştir.</p>

<p>Genel ve uygulamalı hedefler;</p>

<p>Ticaret ve yatırım köprüleri oluşturmak amacıyla, Üye şirketler arasında yeni iş birliği imkânları oluşturmak; Balkan ülkelerinde hedef pazarlar oluşturmak, yatırım fırsatları hakkında bilgilendirmelerde bulunmak ve yönlendirme sağlamaktır.</p>

<p>Ağ, bilgi ve proje platformları oluşturmak olarak tanımlayabileceğimiz, Üyelerimiz için sektör bazlı çalışma grupları ve “BAL-NET” gibi ağ sistemleriyle üyelerimizin birbirine erişimini, ortak proje üretimini ve ticaretini kolaylaştırmaktır.</p>

<p>Türkiye ve bilhassa Bursa ile Balkan ülkeleri arasında kültürel ve diplomatik köprü görevi hedefiyle Türkiye–Balkan ilişkilerinde kültürel diyalogları güçlendirmek, etkinlik, çalıştay ve karşılıklı ziyaretlerle “kamu-dışişleri” kanallarına tamamlayıcı katkı sunmaktır.</p>

<p>BALKANTÜRKSİAD ilk yıllarda üyeleri arasındaki temasları hızla artırmak için sosyal/iş etkinlikleri, yöresel toplantılar ve network organizasyonları düzenledi; yönetim kurulları, komisyonlar oluşturuldu.</p>

<p>Bölgesel / Ulusal-Uluslararası etkinliklerde görünürlük anlamında örneğin “Başkent Buluşmaları” gibi etkinliklerle Ankara’da politika/sivil/toplum ve kamu aktörleriyle temaslar kuruldu; bu tür adımlar derneği yerel/ulusal-uluslararası karar vericilere daha görünür kıldı.</p>

<p>Günümüzde ise uluslararası yönde genişleme ve yatırım odaklı çalışmalar gerçekleştirilmektedir. BALKANTÜRKSİAD bugün geldiği noktada, sürdürülebilir iş ağı, kamu ziyaretleri ve etkinlikler aracılığıyla sektörel meseleleri duyurma, politika yapıcılarla temas kurma imkânı sağlıyor. Bu, BALKANTÜRKSİAD üyelerine yalnızca ticari değil aynı zamanda sosyal-diplomatik bir rol de veriyor.</p>

<p>Her gittiğimiz ülkede o ülkenin ticaret odaları ve iş insanları dernekleriyle görüşmeler yapıyoruz. Almanya’ya gittiğimizde de Alman–Türk İş İnsanları Derneğini ziyaret ediyoruz. Hangi ülkeye gidersek gidelim, bölgedeki iş insanları örgütleriyle temas kurmayı önemsiyoruz. Ayrıca gittiğimiz ülkelerin başkentlerindeki Türk büyükelçiliklerini de ziyaret ediyoruz. Bu kapsamda, 11 Aralık’ta Tiran’da Türkiye–Arnavutluk Büyükelçiliğini ziyaret edeceğiz. Biz kendimizi Balkan ülkeleriyle herhangi bir konuda temas kurmak isteyen tüm vatandaşlarımızın bağlantı noktası olarak görüyoruz. Bursa’yı da balkanların başkenti olarak adlandırıyoruz.</p>

<p>33 tane sinerji toplantısı yaptık. Bunlar, bizim üyelerimize yaptığımız ve tanınmış CEO’ları, devlet başkanları ve oda başkanlarını davet ettiğimiz toplantılar olarak adlandırılabilir.</p>

<p></p>

<p><strong>Bursa ekonomisinde BALKANTÜRKSİAD’ın rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Üyelerinizin faaliyet gösterdiği sektörler ve bu sektörlerin kent ekonomisine katkıları hakkında bilgi verir misiniz?</strong></p>

<p>BALKANTÜRKSİAD’ın Bursa ekonomisindeki rolünü değerlendirecek olursak;</p>

<p>Ağ oluşturucu (networking) ve iş eşleştirici çalışmalar başlığında; Derneğimiz, BALNET ve sektörel çalışma gruplarında (gayrimenkul, sağlık, profesyonel hizmet, pazarlama, etkinlik hizmetleri vb.) üyeleri bir araya getirerek doğrudan “referans pazarlaması” ve iş eşleştirme mekanizmaları işletiyor. Bu, küçük ve orta ölçekli üyelerin yeni müşteri/tedarikçi/iş ortaklığı bulmasını hızlandırıyor, dolayısıyla ticari hareketliliği destekliyor.</p>

<p>İhracat ve bölgesel pazar erişimi köprüsü olmak hedefinde; Bursa’nın Balkanlar ve civarıyla yoğun ticari ilişkileri var; BALKANTÜRKSİAD, üyeleri aracılığıyla bu koridoru güçlendirmeye odaklanıyor (Balkan forumları, ekonomi buluşmaları, yurtdışı yatırım bilgilendirme etkinlikleri). Bu sayede üyeler Balkan pazarlarına daha hızlı erişip ihracat kanallarını çeşitlendiriyor. Dolaylı Bursa’nın ihracat performansına katkı sağlıyor.</p>

<p>Bilgi aktarımı, kapasite geliştirme çalışmaları kapsamında BALKANTÜRKSİAD düzenli olarak üyelerine ekonomi, risk yönetimi, yurtdışı yatırım hukuku vb. konularda eğitim ve bilgilendirme sağlıyor. Bu tür kapasite geliştirme faaliyetleri üyelerin kurumsal olgunluğunu ve dış piyasadaki rekabet gücünü artırıyor.</p>

<p>BALKANTÜRKSİAD, hem kültürel köprü hem de “kamu - STK - iş dünyası” arası diyalog kanalı görevi görüyor; bu da Bursa’nın bölgesel marka bilinirliğine olumlu yansıyor. Dernek temsilcilerinin kamuoyu ve diplomatik etkinliklerde yer alması, kentin Balkanlarla olan bağlarının görünürlüğünü artırıyor.</p>

<p>Bursa ekonomisine sağlanan somut katkı kanallarını özetleyecek olursak;</p>

<p>- Balkan rotası ve çevre pazarlar aracılığıyla üyelerin dış pazar erişimini kolaylaştırma.</p>

<p>- Üye firmalar KOBİ ağı içinden istihdam sağlar; ağ içi yönlendirmeler yeni işler üretir.</p>

<p>- Yurtdışı yatırım fırsatlarının üyelerle paylaşılması, sermaye akışını ve yatırım çeşitlenmesinin sağlanması</p>

<p>- Eğitimler, paneller ve risk yönetimi oturumlarıyla üyelerin kurumsal kapasitesinin artırılması</p>

<p>- Bölgesel politika-diyalog ve tanıtım faaliyetleri Bursa markasının güçlenmesine katkı sağlanması</p>

<p></p>

<p><strong>Balkan coğrafyasıyla olan ekonomik ilişkilerinizde mevcut tablo nedir? Türkiye-Balkan ülkeleri arasında ticaret, yatırım ve iş birliği olanakları açısından nasıl bir potansiyel görüyorsunuz?</strong></p>

<p>Öncelikle mevcut tabloya bakalım;</p>

<p>Ülkemiz ile Balkan ülkeleri arasındaki ticaret son yıllarda büyüyor; 2024’te Türkiye’nin Balkan ülke grubuna yaptığı ihracat yaklaşık 23.4 milyar dolar seviyesine ulaştı.</p>

<p>BALKANTÜRKSİAD, Bursa merkezli olarak Balkan/Rumeli kökenli iş insanlarını bir araya getiren bir yapı; Bal-NET ve sektörel çalışma grupları üzerinden üye ağını iş eşleştirme, bilgi paylaşımı ve pazar erişimi için aktive ediyor.</p>

<p>Türkiye genelinde ve Bursa özelinde KOBİ’ler, Balkanlar’a yönelik ticarette belirleyici; Türkiye-Balkanlar ticaretinde imalat (özellikle hafif sanayi, otomotiv yan sanayi, tekstil), tarım/ gıda ve inşaat/mühendislik öne çıkıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye’nin ulusal yatırım stratejileri ve yurtdışı yatırım verileri ile yurtdışı yatırım anketleri de Türk firmalarının Balkanlar’da aktif olduğuna işaret ediyor.</p>

<p>Son verilere göre Türkiye’nin Balkan ülkelerine ihracatında güçlü artış yaşanıyor; bu eğilim Türkiye-Balkan koridorunun halen can alıcı bir ticaret rotası olduğunu teyit ediyor. Başlıca alıcı ülkeler arasında Kuzey Makedonya, Bosna Hersek, Kosova, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan ve Balkan bölgesindeki diğer ülkeler öne çıkıyor.</p>

<p>Sektörler bazında ise; İmalat (otomotiv ve yan sanayi, makine, tekstil), gıda/işlenmiş tarım ürünleri, inşaat malzemeleri, kimya/ambalaj ve hizmet ihracatları (mühendislik, mimarlık, lojistik) en önemli kalemler.</p>

<p>Hangi Balkan ülkelerinde hangi fırsatlar daha güçlü derseniz?</p>

<p>Romanya ve Bulgaristan: Pazar büyüklüğü ve AB üyeliği nedeniyle ticaret hacmi yüksek; lojistik, makine, otomotiv yan sanayi, inşaat malzemeleri ve gıda ürünleri için güçlü fırsat alanları.</p>

<p>Sırbistan, Kuzey Makedonya, Bosna-Hersek, Karadağ, Arnavutluk, Kosova: Yerel üretim kapasitesinin güçlendirilmesine açık; KOBİ ortaklıkları, teknoloji transferi, tarım işleme ve küçük-orta ölçekli üretim tesisleri için cazip. İnşaat/mühendislik ve enerji projeleri de önemli.</p>

<p>Çünkü, Türkiye, Bursa ve BALKANTÜRKSİAD ekseninin avantajları; coğrafi yakınlık, kültürel bağlar, imalat sanayi, tekstil, otomotiv yan sanayi, gıda işleme alanlarında sektörel yetkinlikler olarak sıralanabilir.</p>

<p></p>

<p><strong>Küresel ekonomik dalgalanmalar ve sıkı para politikası iş dünyasını nasıl etkiliyor? Özellikle KOBİ’lerin finansmana erişim, maliyet artışları ve rekabet gücü açısından yaşadığı sorunları nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>

<p>Küresel ekonomik dalgalanmalar ve sıkı para politikası, finansman maliyetlerini ve krediye erişimi zorlaştırıyor. Bunun en sert etkisini KOBİ’ler hissediyor.</p>

<p>Türkiye özelinde sıkı para politikası kredi büyümesini yavaşlatmış<strong> </strong>ve<strong> </strong>bankacılık kredi koşulları sıkılaşmıştır. Bu da KOBİ’lerin işletme sermayesi ve yatırım finansmanına ulaşmasını zorlaştırıyor. Vergi ve SGK prim borçlarında gerçekçi bir yeniden yapılandırma paketi oluşturulmalıdır. Hazine destekli düşük faizli işletme kredisi destekleri devreye alınabilir.</p>

<p>Küresel dalgalanmalar (enerji, emtia fiyatları, tedarik zinciri aksamaları) girdi maliyetlerini artırıyor. Sıkı para politikası ile enflasyonun düşürülmesine çalışırken reel ekonomide maliyet baskısı kısa vadede devam edebilir; KOBİ’ler fiyat esnekliğine sahip olmadığında kâr marjı erozyonu yaşanıyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Yeşil dönüşüm ve dijitalleşme sürecine iş dünyasının uyumu konusunda neler söylersiniz? Üyeleriniz bu dönüşüme nasıl hazırlanıyor, BALKANTÜRKSİAD bu konuda ne tür destekler veya projeler yürütüyor?</strong></p>

<p>Enerji verimliliği, emisyon azaltma, döngüsel ekonomi faaliyetlerinde yoğunlaşan yeşil dönüşüm ve otomasyon, ERP / CRM, dijital satış ağırlıklı dijitalleşme artık rekabet için şarttır. Müşteriler, tedarikçiler ve düzenleyiciler bu alanlarda uyum bekliyor.</p>

<p>BALKANTÜRKSİAD olarak biz, üyelerimize yönelik farkındalık ve kapasite artırıcı etkinlikler/seminerler düzenleyerek bu dönüşüme destek veriyoruz. Bal-NET ağı da üyelerin bilgi-paylaşımı ve ortak projeler geliştirmesi için zemin sağlıyor.</p>

<p>Türkiye’deki Yeşil Dönüşüm Programı ve Bursa’nın sürdürülebilir enerji/iklim planları, şirketler için finansman-teşvik ve uyum yolları sunuyor. BALKANTÜRKSİAD olarak bizim ve üyelerimizin bu ulusal / yerel programlarla eşgüdüm içinde hareket etmemiz gerekiyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Balkan kökenli iş insanlarının Türkiye’deki ekonomik dinamizme katkısını nasıl tanımlarsınız? Bu bağın sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan nasıl bir sinerji oluşturduğunu düşünüyorsunuz?</strong></p>

<p>Balkan kökenli iş insanları Türkiye’de girişim, istihdam, yatırım açısından hem doğrudan ekonomik aktör, hem de ‘köprü’ rolü oynayan ağlar aracılığıyla ticaret ve yatırım akışlarını hızlandırıyor.</p>

<p>Bu bağ; ekonomik, sosyal ve kültürel bileşenlerin birbirini güçlendirdiği bir “sinerji” oluşturuyor.</p>

<p>Karşılıklı güvene dayalı ticari bağlantılar, kültürel yakınlık sayesinde pazara giriş maliyetinin düşük olmasını da sağlıyor.</p>

<p>Balkan kökenli iş insanları hem ihracatçı hem ithalatçı rolleriyle Türkiye’nin Balkanlara açılımını kolaylaştırıyor. Örnek olarak 2024’te Türkiye’nin Balkan ülke grubuna ihracatının yüzde 17 düzeyindeki artışı verebiliriz.</p>

<p>Özetleyecek olursam; Balkan kökenli iş insanları Türkiye’nin ekonomik dinamizmine hem doğrudan hem dolaylı katkı sağlıyor. İhracat-ithalat kanallarını çalıştırıyor, yatırım ve istihdam üretiyor, bilgi ve kültürel sermaye transferi yapıyorlar. Bu etki; BALKANTÜRKSİAD sayesinde kamu-özel iş birlikleri ve profesyonelleşme ile daha da büyüyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Son olarak, önümüzdeki dönem için derneğin hedefleri ve projeleri neler olacak? Hem Bursa hem de uluslararası ölçekte BALKANTÜRKSİAD’ı hangi yeni çalışmalar bekliyor?</strong></p>

<p>Derneğin hedeflerinden bahsedecek olursam, BALKANTÜRKSİAD Akademi toplantılarına devam edilecek, Üniversiteler ile ilişkiler kuvvetlendirilecek, Balkan ülkeleri ve Türki Cumhuriyetler ile ilişkiler kuvvetlendirilecek, üyelerimizin meseleleri kamu kurumlarına ve yöneticilere aktarılmaya devam edecek. Bal-Net 4 ve 5’in kurulma planları yapılmıştı. Bal-Net 4’ün çalışmalarına başladık. Yılda bir genişletilmiş toplantı yapılacak. 1 yıl Bursa’da 1 yıl Ankara’da olmak üzere büyükelçi buluşmalarına devam edilecek. Minia BALKANTÜRK parkının okullara tanıtılması yapılacak BALKANTÜRKSİAD geleneği olan Sinerji Toplantıları aralıksız devam edecek.</p>

<p>Bunlara ek olarak; ekonomi buluşmalarını, ihracat odaklı etkinlikleri sürdüreceğiz. Uluslararası temaslar ve lobi-diplomasi faaliyetlerinin yanı sıra ve fahri konsolosluk ilişkilerini kuvvetlendireceğiz. Yerel ‘İhracat &amp; İnovasyon’ Programları ve Yeşil &amp; Dijital Uyum etkinliklerine, kültürel faaliyetlere ve ticaret heyetleri ile ikili iş görüşmelerine devam edeceğiz.</p>

<p></p>

<p><strong>Eklemek istediklerinizi ilave edebilir misiniz?</strong></p>

<p>Bizim birliktelik amacımız, Balkan kökenli iş insanlarını bir çatı altında toplamak ve günümüzün en kıymetli girdisi olan network sayesinde tüm üyelerimizin iş ağını geliştirmektir. Derneğimize, kendi alanında uzmanlaşmış ve diğer üyelerimize fayda sağlayabilecek kişileri kabul ediyoruz. Birbirleriyle ticaret yapması ve kültürel anlamda bilgi alışverişinde bulunması kolay olan insanlar burada bir araya geliyor. Referans sistemiyle çalışıyoruz; uygun görülmesi halinde üye kabulü yapıyoruz.</p>

<p>Bugün derneğimizde 80’e yakın iş kadını üyemiz bulunuyor. 3–4 yıl önce “iş adamları” ibaresini kaldırarak tüm üyelerimizi kapsayan “iş insanları” tanımını benimsedik.</p>

<p>Yaptığımız sosyal etkinliklerden biri, bazı üyelerimizin haftada üç gün 12.00–13.30 arasında bir araya gelerek birlikte yemek yemesidir. Kurucu Başkanımız Naci Bey ve üç arkadaşı tarafından başlatılan bu buluşmaların amacı, network’ün güçlenmesi ve üyeler arasındaki kaynaşmanın artmasıdır.</p>

<p>Bal-Net’lerin en önemli özelliği, her sektörden yalnızca bir kişinin gruba dahil edilmesidir. Haftada üç gün düzenlenen bu buluşmalar sabah 08.00 ile 9.30 arası yapılıyor ve üyeler kendi işlerine devam ediyor.</p>

<p>Bu toplantılarda kişisel gelişim ve tanıtım imkânı da sunulmaktadır. Her üye, sırası geldiğinde bir marka sunumu ve bir network sunumu yapar. Birçok iş insanının kürsü korkusu olduğu için, bu ortam onlara topluluk karşısında konuşma pratiği kazandırmaktadır. Ayrıca konuk konuşmacılar da davet edilerek diğer sektörlerdeki gelişim ve merak edilen konular hakkında paylaşımlarda bulunulmaktadır.</p>

<p>Referans grubumuzun temel amacı, üyelerin birbirlerinin işlerini artıracak referanslar vermesine yardımcı olmaktır. Bu referanslar kayıt altına alınmaktadır. Bunun yanında, Balkan ülkeleriyle ilişkilerimizi sürekli sıcak tutmaya özen gösteriyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Röportajlar</category>
      <guid>https://www.ekohaber.com.tr/balkanturksiad-ticari-iliskilerde-kopru-konumunda</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Dec 2025 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ekohabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/ekohaber-com-tr/uploads/2025/12/1541-r1.jpg" type="image/jpeg" length="86746"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kayapa OSB hızlı büyüyor]]></title>
      <link>https://www.ekohaber.com.tr/kayapa-osb-hizli-buyuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ekohaber.com.tr/kayapa-osb-hizli-buyuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bursa’nın en genç organize sanayi bölgelerinden biri olan Kayapa OSB, kısa sürede teknoloji tabanlı, çevreye duyarlı üretim modeliyle öne çıkmayı başardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>‘Başkanlar Konuşuyor’ serisinin konuğu olan Kayapa OSB Başkanı Yalçın Toy, bölgenin mevcut yapısı, yatırım performansı, yeşil dönüşüm süreci ve yeni dönem hedeflerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kayapa OSB Başkanı Yalçın Toy, Kayapa OSB’nin 1997’de başlayan kuruluş sürecinin bugün 180 fabrikanın üretim yaptığı, 14 bini aşkın kişinin istihdam edildiği bir sanayi ekosistemine dönüştüğünü belirtti. Bölgenin hızla büyüdüğüne dikkat çeken Toy, 2026 yılı planlarını da paylaşarak geleceğe yönelik hedeflerini aktardı.</p>

<p><strong>“Bursa, sanayi dönüşümünü yönetme potansiyeline sahip”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bursa’nın Türkiye sanayisinin lokomotifi olduğunu hatırlatan Toy, “Bursa geçmişte Türkiye’yi sanayileştiren şehir oldu; şimdi sanayi dönüşümünü yönetme potansiyeline sahip. Bu dönüşümün üç temel direği var: yeşil üretim, dijital dönüşüm ve insan kaynağına yatırım. Biz Kayapa OSB olarak temiz, sürdürülebilir ve rekabetçi bir üretim merkezi olarak kalma kararlılığımızı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>• Kayapa Organize Sanayi Bölgesi hakkında genel bir bilgi verir misiniz? Bölgenin mevcut yapısı, faaliyet gösteren firma sayısı ve öne çıkan sektörler nelerdir?</strong></p>

<p>Nüfusu bakımından Türkiye’nin 4. büyük kenti olan Bursa, ülkemiz ticaret ve sanayi hayatının çok önemli bir merkezidir. Tekstilden otomotive, makine sanayiinden tarıma dayalı gıda sanayiine kadar birçok alanda üretim yapılan, istihdam sağlanan Bursa, ülke ekonomisine önemli katkılar sunan bir üretim üssü konumundadır. Bursa bu gücünü, aralarında Kayapa OSB’nin de bulunduğu 17 organize sanayi bölgesinden almaktadır. Kayapa Organize Sanayi Bölgesi’nin kuruluş çalışmaları 1997 yılına kadar uzanmaktadır. Kayapa Sanayici ve İş İnsanları Derneği 2002’de faaliyetlerine başladığında, bölgeye Organize Sanayi Bölgesi (OSB) statüsü kazandırılmasını öncelikli hedef olarak belirlemiştir. Zaman içinde yapılan yasal düzenlemelerden faydalanan sanayicilerimizin yoğun çalışmaları sonucunda bölgemiz, 20 Ağustos 2014 tarihinde tüzel kimliğini kazanarak Islah OSB statüsü onaylanmıştır. Bu aşamadan sonra bir yandan firmalarımız yapı kullanma izin belgesi, atık su izin belgesi, çalışma ruhsatı, ÇED görüşü gibi belgeleri tamamlarken, diğer yandan Müteşebbis Heyetimiz belirlenmiş ve çalışmalar daha da hızlanmıştır. 28 Mart 2019 tarihinde 302 Sicil Numarası ile ülkemizdeki Organize Sanayi Bölgeleri arasında yerimizi aldık. Brüt 134,2 hektar alan üzerine kurulu olan Kayapa OSB’de 231 sanayi parseli ve 17 donatı (sosyal, ticari, teknik altyapı vb.) parseli bulunmaktadır. Doluluk oranımız yüzde 83 düzeyindedir. 20 Nisan 2021 tarihi itibarıyla 1/5000’lik ve 1/1000’lik Revizyon İmar Planlarımız onaylanmış, imar işlemleri bölgemiz bünyesinde çözümlenmeye başlanmıştır. Teknoloji tabanlı ve çevreci yatırımların üssü olma yolunda hızla ilerleyen <a name="_Hlk215229398">Kayapa OSB, otomotiv yan sanayi ile makine sanayi başta olmak üzere farklı sektörlerde üretim yapan 180 fabrikada 14.000'i aşkın çalışanı istihdam etmektedir. Yıllık ticaret hacmimiz yaklaşık 700 milyon dolar düzeyindedir.</a> Yeni olmamıza rağmen Yeşil OSB gerekliliklerini yerine getirerek sertifikasyon sürecimizi başarıyla tamamladık.</p>

<p><strong>• Kayapa OSB’de 2025 yılı nasıl geçti? 2026 dönemine yönelik planlarınız nelerdir?</strong></p>

<p>Bölgemiz büyüyor ve bu büyüme beraberinde bazı ihtiyaçları da getiriyor. Asayiş ve güvenlik bu noktada en öncelikli konuların başında geliyor. Hem sanayicilerimizin hem de çevre mahallelerin güvenliği ve huzuru için Kayapa OSB Polis Merkezi, itfaiye ve sağlık ocağı kompleksi yapılması planlanmıştır. 2025 yılı Ağustos ayında Kayapa OSB Polis Merkezi inşaatının temelini attık ve 2026 yılında hizmete alınması planlanmaktadır. 2026 yılı içinde ise itfaiye ve sağlık ocağı inşaatlarının başlaması hedeflenmektedir. Ayrıca bölge sınırlarımızda bulunan Mesleki ve Teknik Eğitim Alanımıza, Parasız Yatılı Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ile akabinde Meslek Yüksekokulu ve okul öncesi eğitim kompleksi yapılması hususunda Milli Eğitim Bakanlığı ile görüşmelerimiz devam etmektedir.</p>

<p><strong>• Mesleki eğitim konusundaki düşünceleriniz nelerdir?</strong></p>

<p>Kayapa OSB sınırlarımızda planlarımızda Mesleki ve Teknik Eğitim alanı olarak onaylanmış parseli, Maliye Hazinesi’nden bedel karşılığı alarak Parasız Yatılı Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, ardından Meslek Yüksekokulu ve okul öncesi eğitim kompleksi inşaatını gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Böylece sanayicimizin kanayan yarası olan ara eleman ihtiyacını gidermeyi amaçlıyoruz.</p>

<p><strong>“Doğaya zarar vermeden üretim yapan bir sanayi bölgesiyiz”</strong></p>

<p><strong>• “Yeşil OSB” unvanlı bir bölgesiniz. Bu kapsamda hangi adımları attınız?</strong></p>

<p>Kayapa OSB olarak kurulduğumuz günden bu yana çevreye duyarlı, doğaya zarar vermeden üretim yapan bir sanayi bölgesiyiz. Bu doğrultuda firmalarımızla birlikte gerekli tüm prosedürleri tamamlayarak önemli bir mesafe kat ettik ve hedeflerimiz doğrultusunda Mayıs 2025’te Bursa’da dördüncü, Türkiye genelinde ise ıslah sürecini tamamlayanlar arasında “Yeşil Organize Sanayi Bölgesi” unvanını almaya hak kazanan ilk OSB olduk. Bu unvan, sadece bir statü değil, çevresel sorumluluklarımızı sistemli biçimde yerine getirme taahhüdümüzün göstergesidir. Yeşil OSB gereği olarak enerji ve çevre yönetim sistemleri kapsamında faaliyet yürütüyoruz. Karbon ayak izimizi her yıl düzenli olarak hesaplatıp doğrulatıyoruz. Böylece çevresel etkilerimizi somut verilerle izleyip sürekli iyileştirme fırsatı buluyoruz. Bölge genelinde bugüne kadar 25 adet çatı tipi güneş enerji santrali (GES) devreye alınmıştır. Ayrıca TS EN 50001:2018 Enerji Yönetim Sistemi, TS EN 14001:2015 Çevre Yönetim Sistemi ve TS EN 14064-1:2019 Kurumsal Karbon Ayak İzi gerekliliklerini yerine getirerek Türk Standartları Enstitüsü’nden (TSE) ilgili sertifikalarımızı aldık.</p>

<p><strong>• Sanayide su yönetimi ve su tasarrufu konusunda neler yapıyorsunuz?</strong></p>

<p>Sanayide su verimliliğine yönelik çalışmalar artık hem ülkemizde hem şehrimizde bir mecburiyet haline gelmiştir. Bu farkındalıkla hareket ediyoruz. Bölgemizde su dağıtım hizmeti henüz kurumumuz tarafından verilmemektedir ancak gerekli altyapı çalışmaları büyük oranda tamamlanmış olup süreç devam etmektedir. Bölgemizde su tüketim verileri aylık olarak temin edilmekte, aksaklık durumunda işletmelerle temas kurulmaktadır. Bu sayede kayıp-kaçak tespitine imkân sağlanmaktadır. Ayrıca su şebekesinde meydana gelen kayıp-kaçaklar BUSKİ’ye bildirilerek süreç takip edilmektedir. Su kullanan işletmelerin çoğunda su geri kazanımına yönelik iyileştirmeler yapılmakta, yağmur suyu hasadı uygulamaları takip edilmektedir. Bunun yanında, sanayicilerimizin bilincini artırmak amacıyla son yıllarda “Sanayide Su Yönetimi ve Su Verimliliği” konulu eğitimler düzenlemekteyiz.</p>

<p><strong>• Dijitalleşme ve teknolojik dönüşüm OSB’lerin yeni gündemi. Kayapa OSB’de durum nedir?</strong></p>

<p>Dijitalleşme, Kayapa OSB olarak bizim de gündemimizde yer alıyor. İşletmelerimizin dijitalleşme sayesinde zaman, veri ve iş gücü yönetimini daha pratik hale getirdiğini gözlemliyoruz. OSB Müdürlüğü’ndeki iki personelimiz, işletmelerle aynı dili konuşabilmek adına OSBÜK ve Yıldız Teknik Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen Dijital Dönüşüm eğitimlerine katılmış ve sertifikalarını almıştır. Böylece işletmelerimizin tüm süreçlerle ilgili bilgi ihtiyacını karşılayacak yeterlilik düzeyinin sağlanması hedeflenmektedir.</p>

<p><strong>• Eklemek istediklerinizi ilave edebilir misiniz?</strong></p>

<p>Kayapa OSB olarak temiz bir organize sanayi bölgesi olarak kalma kararlılığımızı sürdürüyoruz. Sürdürülebilirliği esas alan bir anlayışla her geçen gün büyüyor, gelişiyor ve üretime, istihdama, ihracata; kısacası kentimiz ve ülkemiz ekonomisine katkı sağlıyoruz. Önümüzdeki dönemde de sanayicimizin yanında olmaya devam edeceğiz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Röportajlar</category>
      <guid>https://www.ekohaber.com.tr/kayapa-osb-hizli-buyuyor</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Dec 2025 09:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ekohabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/ekohaber-com-tr/uploads/2025/12/1540-m3.jpg" type="image/jpeg" length="34496"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Nilüfer doydu, yeni OSB kurulmamalı]]></title>
      <link>https://www.ekohaber.com.tr/nilufer-doydu-yeni-osb-kurulmamali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ekohaber.com.tr/nilufer-doydu-yeni-osb-kurulmamali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bursa Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (BUSİAD) Başkanı Buğra Küçükkayalar, sosyogelişmişlik seviyesinde dengesizlik olduğunu, Nilüfer ilçesine artık yeni bir OSB’nin kurulmaması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>RÖPORTAJ – HIDIRCAN KAYA</strong></p>

<p>Bursa Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (BUSİAD) Başkanı Buğra Küçükkayalar, kentin geleceğine yön verecek sanayi yapılanması, yeşil dönüşüm politikaları, ekonomik beklentiler ve sektörün genel yönelimi hakkında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Bursa’nın mevcut sanayi yoğunluğu ile sosyoekonomik göstergeleri arasındaki ilişkinin yeniden ele alınması gerektiğini vurgulayan Küçükkayalar, özellikle Nilüfer ilçesinde hem demografik hem de altyapısal anlamda önemli bir dengesizlik oluştuğuna dikkat çekti.</p>

<p><strong>“Ekonomik açıdan sürdürülebilir olmaz”</strong></p>

<p>Bursa genelinde 8 ayrı OSB’ye ev sahipliği yapan Nilüfer’in sınırlarının artık genişletilmemesi gerektiğini ifade eden Küçükkayalar, bölgeye yeni bir Organize Sanayi Bölgesi kurulmasının hem ekolojik hem de ekonomik açıdan sürdürülebilir olmayacağını belirtti. Küçükkayalar, Bursa’nın bundan sonraki sanayi politikalarının, geleneksel sanayi anlayışının ötesine geçerek yüksek teknoloji yatırımlarına yönelmesi gerektiğinin altını çizdi.</p>

<p></p>

<p><strong>BUSİAD’ın çalışmaları hakkında genel bir bilgilendirmede bulunur musunuz?</strong></p>

<p>1978 yılında kurulmuş bir derneğiz. Türkiye’nin, TÜSİAD’dan sonra kurulmuş ikinci sanayici ve iş insanları derneği olarak, 47 yıllık bir geçmişe sahip olmanın gururunu yaşıyoruz. Şehir olarak ise sanayici ve iş insanları derneği anlamında ilk olma özelliğini taşıyoruz. TÜSİAD tüm Türkiye’yi kapsarken, BUSİAD Bursa genelinde kurulmuş bir dernektir. Toplam 18 kurucumuz bulunuyor; şu anda hayatta olan 5 kurucumuz var.</p>

<p>Misyon ve vizyon yerine; “uzgörü” ve “özgörev” kavramlarını kullanıyoruz. Uzgörümüzde iki temel başlığımız var: İş dünyasına yön vermek ve gelişime liderlik etmek. Tüm çalışmalarımız bu iki başlık çerçevesinde şekilleniyor. 47 yıldır gerçekleştirdiğimiz tüm etkinlikler bu anlayışın ürünüdür.</p>

<p>Derneğimizin amacı; Bursa’nın gelişimine liderlik etmek, yön vermek, sürdürülebilir kalkınmasını sağlamak ve kentin hem ulusal hem de uluslararası rekabet gücünü artırmaktır. Bu çerçevede 5 temel değerimiz var: Saygı, liderlik, tarafsızlık, katılımcılık ve sürdürülebilirlik. Kuruluşumuzdan bu yana bu değerleri hiç değiştirmedik.</p>

<p>“Sanayi, tarım ve turizmle gelişen Bursa” yaklaşımıyla hareket ediyoruz. Toplam 326 üyemiz var ve bu üyeler 269 firmayı temsil ediyor. Bir firmadan birden fazla kişinin üyelik yapabilmesine olanak sağlıyoruz. Bu, derneğin geleceğe yönelik sürdürülebilirliğini güçlendirmek adına önemli. Hem kurumsal firmalar hem de aile şirketleri için bu esneklik avantaj sağlıyor.</p>

<p>Üyelerimizin yüzde 19’u otomotiv ve tedarik sanayini, yüzde 16’sı tekstil ve konfeksiyonu, yüzde 16’sı ise hizmet sektörünü (turizm dahil) temsil ediyor. Bu sektör çeşitliliği Bursa’nın zenginliğini gösteriyor. 269 firmamız toplam 40 milyar dolarlık ciroyu ve 255 bini aşkın çalışanı ifade etmektedir.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>“Nilüfer Çayı ile ilgili raporumuzu kamuoyuyla paylaştık”</strong></p>

<p></p>

<p><strong>– BUSİAD olarak 2026 yılı gündeminizde hangi öncelikler öne çıkıyor? Özellikle sanayide dönüşüm, sürdürülebilirlik ve iş dünyasında yenilikçi uygulamalar açısından nasıl bir yol haritası izliyorsunuz?</strong></p>

<p></p>

<p>Sürdürülebilirlik bizim için çok önemli. Firmaların ayakta kalması ve uzun yıllar hizmet verebilmesi kritik bir konudur. Bu nedenle “Genç BUSİAD” adı altında bir yapılanmamız mevcut. 40 yaş altı yaklaşık 45 üyemiz var ve geleceğe yönelik çalışmalarımızı onlarla birlikte yürütüyoruz.</p>

<p>İş insanları derneği olarak ticaret ve sanayiyle uğraşsak da, 9 farklı ilgi alanımız bulunuyor: teknoloji, enerji, çevre, kurumsal gelişim, toplumsal sorumluluk, ekonomi, eğitim, iletişim, kültür ve sanat. Bütün çalışmalarımızda bu alanlara yer veriyoruz. Hepsi Bursa için önemli.</p>

<p>Çevreye duyarlı sanayi yapılarının kurulması gerektiğini düşünüyoruz. Son raporumuz olan “Herkesin Bildiği Sır: Nilüfer Çayı” çalışması kapsamında önemli tespitlerde bulunduk. Arıtma tesislerini kurmak bizim görevimiz olmasa da, yerel yönetimlere bu konuda destek sağlayabiliriz. OSB’lerin kurdukları tesislerin doğru şekilde çalışmasını sağlamak için de üyelerimizin ihtiyaçlarını ilgili kurumlara aktararak çözüm üretmeye çalışıyoruz.</p>

<p>Sanayi, tarım ve turizme eşit derecede önem verilmesi gerektiğini savunuyoruz. Bursa’nın tüm paydaşlarıyla raporumuzu paylaştık. Valimizden başlayarak, Büyükşehir Belediye Başkanı, 17 ilçe belediye başkanı ve 20 milletvekiline raporumuzu ilettik. Raporda yer alan önerilerin 1/100000 ölçekli, yani 2050 Çevre Düzeni Planı’nda dikkate alınmasını istiyoruz. BUSİAD’ın ilgili komiteleri de bu planın hazırlanmasına yönelik çalışma gruplarında yer alıyor.</p>

<p><strong>– Yeşil dönüşüm ve dijitalleşme, sanayi için artık bir tercih değil zorunluluk haline geldi. Bursa’daki işletmeler bu dönüşüme ne kadar hazır? BUSİAD bu süreçte üyelerine nasıl destek veriyor?</strong></p>

<p>Çağdaşlık ve dönüşüm için Bursa’nın pilot şehir olması gerektiğine inanıyoruz. Bursa; sanayisiyle, tarımıyla ve turizmiyle Türkiye’ye örnek olmalıdır. Dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm ve toplumsal dönüşümü eş zamanlı olarak gerçekleştirmemiz gerekiyor.</p>

<p>BUSİAD olarak bu alanlarda üyelerimizi bilgilendiriyor, çalışma gruplarımızla birlikte yol gösteriyoruz. Dijital dönüşüm için yüksek katma değerli üretim yapan tesislerin kurulması şart. TEKNOSAB bunun için önemli bir fırsat. Orada mutlaka teknoloji yoğun, katma değeri yüksek yatırımlar yapılmalıdır. Mevcut tesislerin aynısını TEKNOSAB’a taşımak doğru bir yaklaşım değildir. Örneğin çip üretimi gibi ileri teknoloji yatırımlarının yapılması gerekiyor.</p>

<p>Bursa’daki OSB’lerin büyük çoğunluğu doluluk oranına ulaşmış durumda. Bu nedenle büyük ölçekli yeni OSB’ler yerine, tekil sanayi tesislerinin kurulmasını savunuyoruz. Ancak bu tesislerin iki temel kritere sahip olması gerekiyor: yüksek katma değer üretmeleri ve yeşil dönüşüme uygun olmaları.</p>

<p>Bursa’nın su sorunu da önemli bir konu. Yağmur suyu toplama, yenilenebilir enerji yatırımları, güneş panelleri ve atıkların çevreye zarar vermeden geri kazanılması gibi konular yeşil dönüşümün olmazsa olmazlarıdır. Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum sağlanması da büyük önem taşıyor.</p>

<p>Sosyoekonomik gelişmişlik sıralamalarına baktığımızda, Nilüfer 922 ilçe içinde 8. sıradayken Büyükorhan 815. sırada yer alıyor. Bu büyük bir dengesizliktir. Nilüfer’de 8 OSB bulunuyor ve artık yeni bir OSB kurulmasını doğru bulmuyoruz. Tarım alanlarının korunması şart. Bursa’nın yüzde 45’i orman, yüzde 34’ü tarım alanı, yüzde 5’i sulak alandır. Şehir olarak doygunluk seviyesine ulaştık ancak halen 2020 çevre düzeni planı yürürlükte olduğu için yeni yatırım alanları belirlenemiyor. Bu nedenle 2050 planı hayati önem taşıyor.</p>

<p>Ayrıca iş insanlarına Türkiye’nin farklı bölgelerine açılmaları konusunda önerilerimiz var. Büyüme ve ihracatı artırmanın yolu bu çeşitlenmeden geçiyor.</p>

<p><strong>– BUSİAD, sivil toplum kimliğiyle sosyal yaşamda da etkin bir rol üstleniyor. Önümüzdeki dönemde toplumsal fayda veya sosyal sorumluluk alanında planladığınız yeni projeler var mı?</strong></p>

<p>Sosyal Sorumluluk Komitemiz çalışmalarına devam ediyor. 15 yıldır aralıksız olarak felsefe etkinlikleri düzenliyoruz. Bursa’nın kültürel gelişimi için bunu önemli görüyoruz. Eğitim Komitemiz, Çağdaş Eğitim Kooperatifi ile birlikte, “kır çiçekleri” olarak adlandırdığımız ücretsiz eğitim olanağına erişemeyen kız öğrencilerimize burs, barınma ve iş imkânı sağlıyor. Kadının Güçlendirilmesi Platformumuz ise BUİKAD ve Global Compact ile iş birliklerini sürdürüyor.</p>

<p></p>

<p><strong>“Ara eleman sıkıntısının çözümünü bulduk”</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>– Nitelikli iş gücü eksikliği ve gençlerin sanayiye ilgisizliği sıkça dile getirilen konular arasında. Sizce bu algıyı değiştirmek için neler yapılmalı? İş dünyası ve eğitim kurumları nasıl bir iş birliği içinde olmalı?</strong></p>

<p>Eğitim konusunda örnek uygulamalar yapıyoruz. Sanayi–üniversite iş birliklerine yeni bir yöntem getirdik. Fabrikalarımızda ve kurumlarımızda çalışan bakım elemanı, forklift operatörü, kaynakçı, insan kaynakları uzmanı gibi pozisyonlardaki çalışanlarımızın Uludağ Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi’nde ve üyelerimizin iş yerlerinde uzmanlaşmasını sağlıyoruz. Gençlerden yoğun ilgi görüyoruz, aynı şekilde firmalar da bu eğitimlere destek veriyor. Ara eleman bulmakta yaşanan zorlukların çözümünü, firmaların belirli düzeyde yetkinliği olan kişileri istihdam edip kendi bünyelerinde yetiştirmesinde bulduk. Teknik okullarda verilen eğitimin yetersiz olduğu noktada, firmaların bu yaklaşımı önemli bir boşluğu doldurdu.</p>

<p><strong>– Türkiye ekonomisinde yaşanan dalgalanmalar iş dünyasını nasıl etkiliyor? Özellikle KOBİ’ler açısından finansmana erişim, yatırım iştahı ve rekabet gücü konularında ne tür önlemler alınmalı?</strong></p>

<p>İki ekonomi danışmanımız bulunuyor: Uludağ Üniversitesi İİBF’den Prof. Dr. Metin Özdemir ve Doç. Dr. Derya Hekim. Bursa’da hiçbir derneğin yapmadığı bir çalışmayı gerçekleştiriyoruz. Üyelerimize her 3 ayda bir, 17 sorudan oluşan bir anket gönderiyoruz. Bu anketin adı “İktisadi Yönelim Anketi”. Sonuçlar bize ekonominin gidişatını ve iş insanlarının beklentilerini aktarıyor.</p>

<p>Son 6 ayda yaptığımız anketler iyimserlik olduğunu gösteriyor. Son ankette ise bir düzelme olduğu fakat bu düzelmenin çok güçlü bir iyileşmeye işaret etmediği görülüyor. Enflasyonla ilgili sorulara olumlu yanıt alınamıyor. Şu an sanayicilere göre bir durağanlık söz konusu. İş insanları mevcut durumu korumaya, çalışanlarını tutmaya ve sürdürülebilirliği sağlamaya çalışıyor. Sektörel bazda küçülmeler, işten çıkarmalar, konkordato ilan eden ve kapanan firmalar bulunuyor. Buna rağmen iş dünyasının mücadeleyi sürdürmesi gerekiyor. Enflasyon yıl sonunda beklenenden yüksek çıkacak gibi görünüyor. Ürün fiyatlarında ve işçilik maliyetlerinde artış bekleniyor.</p>

<p></p>

<p><strong>“Uygun finansman kaynakları bulunmalı”</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Bursa sanayisinin mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Üretim, ihracat ve istihdam açısından güçlü yönleri ve çözüm bekleyen temel sorunlar nelerdir?</strong></p>

<p>Kısaca iki önemli noktaya değinmek istiyorum.</p>

<p>Birincisi; tekstil firmaları yaşamlarını ve ihracatlarını sürdürebilmek adına büyük çaba harcıyorlar. Bu sektöre mutlaka destek olunması gerekiyor. Devletimizin sağladığı destekler var ancak bu desteklerin daha da yaygınlaştırılması şart.</p>

<p>İkincisi; otomotiv ve yan sanayi firmaları geçmişte uzun vadeli ve belirli yıllar ödemesiz kredi imkanlarına sahipti. Otomotiv yatırımları yüksek maliyetlidir fakat geri dönüşü güçlüdür. Bu nedenle uygun finansman kaynakları bulunabilmesi, sektör için büyük önem taşımaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Röportajlar</category>
      <guid>https://www.ekohaber.com.tr/nilufer-doydu-yeni-osb-kurulmamali</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Nov 2025 08:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ekohabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/ekohaber-com-tr/uploads/2025/11/1539-m2.jpg" type="image/jpeg" length="65298"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ekonomik koşullar baskı yaratıyor]]></title>
      <link>https://www.ekohaber.com.tr/ekonomik-kosullar-baski-yaratiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ekohaber.com.tr/ekonomik-kosullar-baski-yaratiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kayapa OSB Başkanı Yalçın Toy, ekonomik koşulların sanayici üzerinde baskı yarattığını dile getirdi. Toy, enerji maliyetleri ve finansmana erişimde yaşanan zorlukların üreticileri zorladığını belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kayapa OSB Başkanı Yalçın Toy, son dönemdeki ekonomik koşulların sanayiciler üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu söyledi. Başkan Yalçın Toy, özellikle enerji maliyetlerindeki artış, kur dalgalanmaları ve finansmana erişimde yaşanan güçlüklerin üreticilerin rekabet gücünü zayıflattığını vurguladı. Toy, sürdürülebilir büyüme için üretim maliyetlerinin öngörülebilir hale gelmesi ve finansal erişimin kolaylaştırılmasının önemine de dikkat çekti.</p>

<p><strong>“Sanayicilerimiz son yılların en zorlu dönemini yaşıyor”</strong></p>

<p><strong>• Son dönemde Kayapa OSB’de yatırım ve üretim performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>

<p>Ekonomik koşulların etkisiyle, geçen yılın ilk on ayına kıyasla üretimde düşük de olsa bir gerileme yaşandı. Enerji maliyetlerindeki artış, kur dalgalanmaları ve finansmana erişimde yaşanan güçlükler, sanayicilerimizin üretim maliyetleri üzerinde önemli bir baskı oluşturuyor. Sanayicilerimizin son yılların en zorlu dönemlerini yaşadığını söyleyebilirim.</p>

<p><strong>• Yabancı yatırımcıların bölgeye ilgisi nasıl?</strong></p>

<p>Kayapa OSB, özellikle katma değeri yüksek teknoloji, makine-otomotiv yan sanayi ve Ar-Ge odaklı üretim alanlarında yatırım yapmak isteyen uluslararası firmalar için ideal bir üretim ve ihracat üssüdür. Sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm yönündeki çalışmalarımız, yabancı yatırımcıların “çevreci ve sürdürülebilir üretim” kriterlerine uyum açısından önemli bir avantaj sağlamaktadır.</p>

<p><strong>“Firmalar, dış kaynak bulmakta zorlanıyor”</strong></p>

<p><strong>• Enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan sıkı para politikasının sanayiye yansımaları neler oldu?</strong></p>

<p>2024–2025 döneminde enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan sıkı para politikasının reel sektör üzerindeki etkileri belirgindir. Sanayi firmaları özellikle yatırım ve stok finansmanı için dış kaynak bulmakta zorlanmakta; iç nakit akışına ve özkaynağa bağımlılık artmaktadır. Net yatırım iştahında belirgin bir zayıflama görülmekte; yeni kapasite yatırımları sınırlı kalırken, bakım, modernizasyon ve enerji verimliliği odaklı küçük ölçekli yatırımlar öne çıkmaktadır. Sanayi üretiminde genel olarak ılımlı bir daralma ve verimlilik odaklı yeniden yapılanma eğilimi gözlenmektedir.</p>

<p><strong>• Bölge sanayicilerinin gündeminde hangi konular öne çıkıyor?</strong></p>

<p>Sanayiciler, enerjide öngörülebilirlik, maliyet istikrarı ve yeşil enerjiye geçişte kolaylık talep ediyor. Hammaddeye erişimde istikrar, finansman kolaylığı ve yerli üretim desteği bekleniyor. Sürdürülebilirlik yükümlülüklerinin rekabet gücünü zayıflatmadan uygulanması isteniyor. Artık sadece “destek” değil, öngörülebilirlik, koordinasyon ve dönüşümde rehberlik talep ediliyor. Klasik teşviklerden çok, enerji, insan kaynağı ve sürdürülebilirlikte yapısal çözümler öncelikli hale gelmiş durumda.</p>

<p><strong>• Yatırım iştahının artması için hangi düzenlemelere ihtiyaç var?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanayiye yatırım iştahını artırmak için “güven + öngörülebilirlik + düşük maliyetli finansman + yetkin iş gücü + rekabetçi altyapı” bileşiminin bir araya gelmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>Başkan Yalçın Toy’dan sanayicilere önemli mesaj</strong></p>

<p><strong>• Son olarak, Bursa sanayisine ve OSB ekosistemine dair değerlendirmeniz nedir?</strong></p>

<p>Bursa sanayisi, Türkiye’nin üretim omurgalarından biridir ve bölgesel kalkınma politikalarının nasıl başarıya dönüşebileceğinin en somut örneklerinden biridir. Ancak küresel dönüşüm süreci, bu güçlü yapının da kendini yeniden tanımlamasını gerektiriyor. Bursa, geçmişte Türkiye’yi sanayileştiren şehir oldu; şimdi Türkiye’nin sanayi dönüşümünü yönetme potansiyeline sahip. Bu dönüşümün üç temel direği vardır:</p>

<p>• Yeşil üretim</p>

<p>• Dijital dönüşüm</p>

<p>• İnsan kaynağına yatırım</p>

<p>Sanayicilere mesajım: Kısa vadeli maliyet baskılarına rağmen teknolojiye, Ar-Ge’ye ve karbon nötr üretime yatırım yapın. Bu, gelecekteki rekabetin tek sigortasıdır.</p>

<p>Kamu yöneticilerine mesajım: Bursa’daki OSB ekosistemi Türkiye için model olabilir. Ancak artık “altyapıdan çok dönüşüm yatırımlarını” destekleyecek politikalar ve finansman araçları öncelikli hale gelmelidir. Kamu-özel iş birliğiyle oluşturulacak “Bursa Sanayi Dönüşüm Fonu” gibi yapılar, bu süreci hızlandırabilir.</p>

<div class="ratio ratio-16x9"></div>

<div class="ratio ratio-16x9"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Röportajlar</category>
      <guid>https://www.ekohaber.com.tr/ekonomik-kosullar-baski-yaratiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Nov 2025 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ekohabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/ekohaber-com-tr/uploads/2025/11/1538-m2.jpg" type="image/jpeg" length="80898"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ülke ekonomisine değer katıyoruz]]></title>
      <link>https://www.ekohaber.com.tr/ulke-ekonomisine-deger-katiyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ekohaber.com.tr/ulke-ekonomisine-deger-katiyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye ekonomisinin üretim merkezlerinden biri olan Bursa, sanayide dönüşüm sürecini hızla yaşayan şehirlerin başında geliyor. Rumeli ve Balkan kökenli sanayici ve iş insanlarını bir araya getiren RUMELİSİAD, bu dönüşümün önemli paydaşlarından biri olarak hem yerel hem uluslararası ölçekte güçlü projelere imza atıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>RUMELİSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Murat Evke, Ekohaber Gazetesi’ne yaptığı değerlendirmede, derneğin yalnızca iş dünyasının sorunlarını dile getiren bir yapı değil; aynı zamanda çözüm üreten, proje geliştiren ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyen aktif bir sivil toplum kuruluşu olduğunu vurguladı. Evke, “Bizim amacımız; üyelerimiz arasında ekonomik dayanışmayı artırmak, iş birliği kültürünü güçlendirmek ve ülke ekonomisine katma değer yaratmaktır” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p></p>

<p><strong>RUMELİSİAD’ın faaliyetleri hakkında genel bir bilgi verir misiniz?</strong></p>

<p>RUMELİSİAD, Rumeli ve Balkan kökenli sanayici ve iş insanlarını bir araya getiren güçlü bir iş dünyası platformudur. Amacımız hem üyelerimiz arasında ekonomik ve sosyal dayanışmayı artırmak hem de ülkemizin kalkınmasına somut katkılar sunmaktır. Derneğimiz, düzenlediği <strong>ekonomi panelleri</strong>, <strong>sektörel buluşmalar</strong>, <strong>girişimcilik etkinlikleri</strong>, <strong>uluslararası iş forumları</strong> ve <strong>Balkan ekonomi zirveleri</strong> ile iş dünyasının nabzını tutuyor.</p>

<p>Bu kapsamda geçtiğimiz dönemde <strong>Karadağ’da düzenlenen 1. Rumeli İş Forumu</strong> büyük bir ilgi gördü. Önümüzdeki hafta ise <strong>2.Kosova İş Forumu</strong> ile Balkan coğrafyasındaki iş dünyasıyla bağlarımızı daha da güçlendireceğiz.</p>

<p>Biz sadece iş dünyasının sorunlarını dile getiren bir yapı değiliz; aynı zamanda çözüm üretmeye, projeler geliştirmeye, üyelerimizin rekabet gücünü artırmaya ve sürdürülebilir büyümeyi desteklemeye odaklanan aktif bir STK’yız.</p>

<p><strong>“Üreten Türkiye vizyonuna katkı sunmak için çalışıyoruz”</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Son dönemde ekonomik göstergelerde yaşanan dalgalanmalar iş dünyasını nasıl etkiliyor? Özellikle üretim, ihracat ve yatırım açısından üyelerinizin gündeminde hangi başlıklar öne çıkıyor?</strong></p>

<p>Ekonomideki dalgalanmalar elbette iş dünyasının tüm dinamiklerini etkiliyor. Üretim maliyetlerinin yükselmesi, enerji fiyatlarındaki oynaklık ve finansmana erişim zorlukları, üyelerimizin gündeminde en üst sırada yer alıyor. Buna rağmen iş insanlarımız, ihracat pazarlarında yeni fırsatlar arayarak dirençli bir duruş sergiliyor.</p>

<p>Yatırımcılarımız özellikle <strong>teknolojik yatırımlar</strong>, <strong>yeşil dönüşüm</strong>, <strong>sürdürülebilirlik odaklı çalıştaylar ve sempozyumlar</strong> aracılığıyla üretim süreçlerinde verimliliği artıracak çözümlere yöneliyor. Enflasyonist ortama rağmen “üreten Türkiye” vizyonuna katkı sunmak için kararlılıkla çalışıyoruz.</p>

<p></p>

<p><strong>“Bursa, Türkiye’nin lokomotifi konumunda yer alıyor”</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Bursa sanayisinin bugün en önemli fırsatları ve riskleri neler? Şehrin üretim yapısında nasıl bir dönüşüm süreci yaşanıyor?</strong></p>

<p>Bursa sanayisi, Türkiye’nin lokomotiflerinden biri konumunda. Otomotiv, tekstil, makine, gıda ve kimya sektörlerinde güçlü bir altyapımız var. Fırsatlar açısından baktığımızda <strong>yeşil dönüşüm</strong> ve <strong>dijital sanayi uygulamaları</strong> bize yeni bir rekabet avantajı sağlıyor.</p>

<p>Bu dönüşüm sürecine katkı sağlamak amacıyla, <strong>RUMELİSİAD Akademi çatısı altında düzenlediğimiz eğitim programları</strong>, <strong>mesleki eğitim projeleri</strong>, <strong>kariyer günleri</strong> ve <strong>pilot okullarımız</strong> aracılığıyla nitelikli iş gücüne destek oluyoruz.</p>

<p>Aynı zamanda <strong>karbon ayak izinin azaltılması için orman oluşumu projeleri</strong> yürütüyoruz. Böylece hem çevresel hem de ekonomik sürdürülebilirliği yerelden başlatıyoruz.</p>

<p>Kısacası, dönüşümün eşiğindeyiz — bu süreci doğru yöneten şehirler geleceğin sanayi merkezleri olacak.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>RUMELİ kökenli iş insanları, Türkiye ekonomisine önemli katkılar sağlıyor. Bu bağlamda derneğiniz, Balkan coğrafyasıyla ticari, kültürel veya ekonomik ilişkileri nasıl geliştiriyor?</strong></p>

<p>Rumeli ve Balkan coğrafyası, bizim kültürel kimliğimizin ve tarihimizin çok önemli bir parçası. Biz RUMELİSİAD olarak bu köklerle bağımızı korumakla kalmıyor, aynı zamanda ekonomik iş birliklerine dönüştürmeye çalışıyoruz.</p>

<p>Bu vizyonla, <strong>Kuzey Makedonya</strong>, <strong>Kosova, Bulgaristan, Bosna Hersek</strong> ve diğer Balkan ülkelerinde <strong>iş forumları</strong>, <strong>ticaret heyetleri</strong> ve <strong>ekonomi zirveleri</strong> düzenliyoruz. Karşılıklı yatırım fırsatlarını değerlendiriyor, genç girişimcilerimize uluslararası bağlantılar kurma fırsatı sağlıyoruz.</p>

<p>Aynı zamanda kültürel etkinliklerle geçmişle bağ kurarken, genç nesillere bu kökleri aktaracak ortak projelere de imza atıyoruz. Hedefimiz, Türkiye ile Balkanlar arasında ekonomik ve sosyal köprü oluşturmak.</p>

<p></p>

<p><strong>Sivil toplum kuruluşlarının iş dünyasındaki rolü her geçen gün güçleniyor. RUMELİSİAD’ın diğer kurumlarla, odalarla ve organize sanayi bölgeleriyle yürüttüğü iş birliklerinden biraz bahseder misiniz?</strong></p>

<p>Biz iş dünyasının içinde, sorunları sahada gören bir yapıyız. Dolayısıyla çözüm ortaklarımızla iş birliği içinde çalışmayı önemsiyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO)</strong>, <strong>organize sanayi bölgeleri</strong> ve <strong>üniversiteler</strong> ile ortak projeler yürütüyoruz. Özellikle <strong>mesleki eğitim</strong>, <strong>yeşil üretim</strong>, <strong>dijital dönüşüm</strong>, <strong>sürdürülebilirlik çalıştayları</strong> ve <strong>girişimcilik ekosistemi</strong> konularında ortak platformlar oluşturuyoruz.</p>

<p>Bu sinerji, hem üyelerimizin hem de şehrimizin rekabet kapasitesini güçlendiriyor.</p>

<p></p>

<p><strong>“Çevre dostu üretim teknolojilerini önemsiyoruz”</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik kavramları artık sanayinin öncelikli gündemleri arasında. Dernek olarak bu alanlarda farkındalık yaratmak veya dönüşüme katkı sunmak adına ne tür çalışmalar planlıyorsunuz?</strong></p>

<p>Sanayicimizin dünyadaki dönüşüme ayak uydurması artık bir tercih değil, zorunluluk. Biz de bu bilinçle hareket ediyoruz.</p>

<p>RUMELİSİAD olarak <strong>çevre dostu üretim teknolojileri</strong>, <strong>karbon ayak izinin azaltılması</strong>, <strong>karbon ormanları oluşturma girişimleri</strong>, <strong>enerji verimliliği projeleri</strong>, <strong>yeşil finansman modelleri</strong>, <strong>AB Yeşil Mutabakat uyum süreçleri</strong> ve <strong>Endüstri 5.0 eğitim seminerleri</strong> gibi başlıklarda farkındalık çalışmaları yürütüyoruz.</p>

<p>Ayrıca <strong>RUMELİSİAD Akademi</strong> aracılığıyla sürdürülebilir üretim, dijital beceriler ve çevresel dönüşüm konularında <strong>eğitim programları ve sempozyumlar</strong> düzenliyoruz. Bu dönüşüm sürecinin paydaşı olmak yerine öncüsü olmayı hedefliyoruz.</p>

<p></p>

<p><strong>Eklemek istediklerinizi ilave edebilir misiniz?</strong></p>

<p>Her zorluk, aynı zamanda yeni fırsatları da beraberinde getirir. Türkiye güçlü bir üretim ülkesi ve bu gücü sürdürülebilir bir yapıya dönüştürmek bizim elimizde.</p>

<p>RUMELİSİAD olarak; sadece bugünü değil, geleceği de düşünen bir vizyonla hareket ediyoruz.<br />
Birlikte üretmeye, birlikte büyümeye ve değer yaratmaya devam edeceğiz.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Röportajlar</category>
      <guid>https://www.ekohaber.com.tr/ulke-ekonomisine-deger-katiyoruz</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Nov 2025 09:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ekohabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/ekohaber-com-tr/uploads/2025/11/1537-m4.jpg" type="image/jpeg" length="15009"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sanayici çözüm arayışında]]></title>
      <link>https://www.ekohaber.com.tr/sanayici-cozum-arayisinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ekohaber.com.tr/sanayici-cozum-arayisinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bursa sanayisinin en güçlü halkalarından biri olan Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi (NOSAB), çevreye duyarlı üretim yaklaşımı, eğitim odaklı projeleri ve yeşil dönüşüm çalışmalarıyla dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>RÖPORTAJ – HIDIRCAN KAYA</strong></p>

<p>2001 yılında NİLSİAD öncülüğünde faaliyete başlayan ve bugün yüzde 98 doluluk oranına ulaşan NOSAB, 340 işletme ve 22 bini aşkın istihdamla il ekonomisinin lokomotiflerinden biri konumunda yer alıyor. NOSAB Başkanı <strong>Erol Gülmez</strong>, hem mevcut sanayi iklimini hem de bölgenin yeni dönem hedeflerini Ekohaber Gazetesi’ne anlattı. Gülmez; “Sanayicimiz üretmek istiyor, ancak sürdürülebilir büyüme için öngörülebilir ve üretim dostu politikalara ihtiyaç var” diyerek sanayicinin gündemindeki kritik başlıkları değerlendirdi.</p>

<p></p>

<p><strong>• Nilüfer OSB ile ilgili genel bir bilgi verir misiniz?</strong></p>

<p>Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi, 2001 yılında Nilüfer Sanayici ve İş İnsanları Derneği’nin (NİLSİAD) öncülüğünde OSB statüsü kazanarak faaliyete başladı. Bugün itibarıyla yüzde 98 doluluk oranına ulaşmış durumda. Kurulduğu günden bu yana sanayicilerimizin öz kaynaklarıyla altyapısını tamamlayan bölgemiz, çevreye duyarlı, modern ve sürdürülebilir üretim anlayışıyla örnek bir sanayi merkezi haline geldi. Yaklaşık 340 işletmemiz faaliyet gösteriyor ve bu işletmelerde 22 binin üzerinde kişi istihdam ediliyor. Yıllık ihracat hacmimiz 1 milyar 300 milyon doları aşmış durumda. NOSAB, sadece üretimin değil, aynı zamanda eğitim, çevre, eşitlik ve toplumsal sorumluluk odaklı çalışmalarıyla da ön plana çıkan bir sanayi bölgesi olma özelliğini taşıyor. İlkokulumuz, kreşimiz, Akademi ve İstihdam birimlerimizle içinde yaşadığımız çevreye de sorumluluk duygusuyla hizmet ediyoruz.</p>

<p></p>

<p><strong>• Nilüfer OSB’nin 2025 ve 2026 gündeminde hangi yatırımlar ve projeler var?</strong></p>

<p>Önümüzdeki dönemde iki ana başlığa odaklanıyoruz: eğitim ve sürdürülebilirlik.</p>

<p>2025 yılı içerisinde inşaatına başlamayı planladığımız NOSAB Meslek Lisesi Projesi, bölge sanayicilerimizin uzun süredir dile getirdiği nitelikli iş gücü ihtiyacına kalıcı bir yanıt olacak. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na talebimizi ilettik. Eğer onay alırsak, Milli Eğitim Bakanlığı ile yapılacak protokol çerçevesinde “Proje Okulu” statüsünde faaliyet gösterecek bir meslek lisesi inşa edeceğiz.</p>

<p>Dijitalleşme sürdürülebilirlik ve verimlilik konularında da ileride paylaşacağımız projelerimiz olacak. Uzun vadede, bölgemizde bir Teknopark olsun, hem genç girişimcilere destek olalım hem firmalarımız arasındaki teknoloji ekosistemini geliştirelim istiyoruz.</p>

<p></p>

<p><strong>• Nilüfer OSB’nin son dönemdeki yatırım ve büyüme performansını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bölgedeki firma sayısı, istihdam ve ihracat açısından tablo nasıl?</strong></p>

<p>2024 itibarıyla Nilüfer OSB, 340 işletme, 22 binden fazla istihdam ve 1,3 milyar doların üzerinde ihracat hacmi ile Bursa sanayisinin güçlü bir parçası konumunda.</p>

<p>Ancak makroekonomik koşulların etkisiyle, geçen yılın ilk dokuz ayına kıyasla üretimde %2,45 oranında bir azalma yaşandı. Bursa genelinde bu oran %5-6 seviyesindeyken, bölgemizin görece daha düşük bir gerileme göstermesi, firmalarımızın dayanıklılığını ortaya koyuyor. Yine de, enerji maliyetlerindeki artış, kur dalgalanmaları ve finansmana erişimde yaşanan güçlükler, sanayicilerimizin üretim maliyetleri üzerinde önemli bir baskı oluşturuyor. Sanayinin son yılların en zor günlerini yaşadığını söyleyebilirim.</p>

<p></p>

<p><strong>• Enflasyonu düşürmek için uygulanan sıkı para politikasının sanayi kesimine etkileri neler oldu? Ekonomik tabloyu sanayici açısından değerlendirir misiniz?</strong></p>

<p>Sıkı para politikası, makroekonomik dengeleri korumak amacıyla uygulanıyor olsa da, reel sektör açısından finansmana erişim anlamında ciddi zorluklar yaratıyor.</p>

<p>Yatırımların ertelenmesi, işletme sermayesi ihtiyacının artması ve kredi kanallarının daralması, özellikle ihracata dayalı üretim yapan firmalarımızı doğrudan etkiliyor.</p>

<p>Sanayicimiz üretim yapmak istiyor, ancak yüksek faiz ve sınırlı kredi koşullarında rekabet gücünü sürdürmekte zorlanıyor. Bu nedenle, üretim ekonomisini destekleyen, yatırım ve istihdamı koruyan politikaların sürdürülebilir büyüme açısından büyük önem taşıdığını düşünüyoruz.</p>

<p></p>

<p><strong>• Sanayicinin gündeminde şu anda en çok hangi başlıklar var? Enerji maliyetleri, finansmana erişim, nitelikli iş gücü gibi konularda bölge firmalarından gelen en önemli talepler neler? Bu taleplere ilişkin yöneticilere mesajınız nedir?</strong></p>

<p>Bölge firmalarımızın gündeminde bahsettiğiniz üç başlık öne çıkıyor: enerji maliyetleri, nitelikli iş gücü ve finansmana erişim. Enerji tarafında, yenilenebilir kaynak kullanımını artırarak maliyetleri düşürmeye yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Nitelikli işgücü ihtiyacının giderilmesi için bir yandan NOSAB İstihdam bünyesinde iş birlikleri yapıyoruz. Kalıcı çözüm için Bakanlığa sunduğumuz meslek lisesi projemizin de bu açığı kapatmada önemli bir rol üstleneceğini düşünüyoruz. Finansal anlamda, firmalarımıza çeşitli bilgilendirme hizmetleri sunuyor, devlet destekli programlardan daha etkin yararlanmaları için NOSAB Akademi aracılığıyla rehberlik ediyoruz.</p>

<p>Sanayicimizin üretim motivasyonunu koruyabilmesi için, kamu politikalarının üretim dostu ve öngörülebilir bir çerçeveye kavuşması gerektiğini düşünüyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>• Yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik çalışmaları açısından Nilüfer OSB’de hangi adımlar atılıyor? Karbon ayak izi, yenilenebilir enerji veya atık yönetimi konusunda örnek uygulamalarınız var mı?</strong></p>

<p>2024 yılında “Yeşil Organize Sanayi Bölgesi” unvanını almaya hak kazandık. Bu unvan, yalnızca bir statü değil, aynı zamanda çevresel sorumluluklarımızı sistematik biçimde yerine getirme taahhüdümüzün göstergesi.</p>

<p>Yeşil OSB statüsünün gereği olarak, enerji ve çevre yönetim sistemleri kapsamında faaliyet yürütüyoruz. Bu çerçevede, karbon ayak izimizi her yıl düzenli olarak hesaplatıyor ve doğrulatıyoruz. Böylece çevresel etkilerimizi somut verilerle izleyip sürekli olarak iyileştirme fırsatı buluyoruz.</p>

<p></p>

<p>Bölge genelinde bugüne kadar 33 adet çatı tipi güneş enerji santrali (GES) devreye alındı. NOSAB İdari Hizmet Binası ve Endüstriyel Atıksu Arıtma Tesisi’nde kurulu panellerle yılda 647.792 kWh enerji üretiliyor. Bu üretimle 318.714 kg CO₂ salımı engelleniyor; bu da yaklaşık 775 ağaca eşdeğer çevresel katkı anlamına geliyor.</p>

<p>Kurulumun başladığı günden bu yana İdari Binamızın enerji tüketiminin %197’si yenilenebilir kaynaklarla karşılandı. Arıtma tesisimizde ise bu oran henüz %60 civarında, çünkü sistem daha yakın bir dönemde devreye alındı.</p>

<p>Ayrıca, ISO 16001 Su Verimliliği Yönetim Sistemi kapsamında yağmur suyu toplama sistemleri, sensörlü bataryalar ve su tüketimi düşük bitki türleri gibi uygulamalarla doğal kaynak kullanımını minimize ediyoruz.</p>

<p></p>

<p><strong>• Bursa’nın üretim ve ihracat potansiyeli içinde Nilüfer OSB’nin yeri nedir? Şehrin genel sanayi ekosistemine nasıl bir katkı sağlıyorsunuz?</strong></p>

<p>Bursa, Türkiye’nin üretim ve ihracat merkezlerinden biri ve Nilüfer OSB bu yapının en dinamik halkalarından birini oluşturuyor.</p>

<p>Yıllık 1,3 milyar doların üzerindeki ihracat hacmimizle, şehrin dış ticaret potansiyeline önemli bir katkı sağlıyoruz.</p>

<p></p>

<p><strong>• Bursa’daki diğer organize sanayi bölgeleriyle iş birliği ya da ortak projeler gündemde mi? Bölgesel sinerji yaratmak adına yürütülen veya planlanan çalışmalar var mı?</strong></p>

<p>Bursa genelinde 17 organize sanayi bölgesi faaliyet gösteriyor ve bunlardan 6’sı Nilüfer ilçesi sınırları içinde yer alıyor. Bu yoğunluk, doğal olarak güçlü bir bölgesel sinerji potansiyeli yaratıyor. Mesleki eğitim, enerji verimliliği, çevre yönetimi ve su kullanımı gibi konularda ortak projeler yürütülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle sürdürülebilirlik alanında ortak standartlar geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu sayede, Bursa sanayisinin çevresel etkilerini azaltmak mümkün olacak.</p>

<p></p>

<p><strong>• Bursa genelinde sanayide su yönetimi ve su tasarrufu konusu giderek önem kazanıyor. Nilüfer OSB’de bu konuda ne tür önlemler veya sürdürülebilir çözümler geliştiriyorsunuz?</strong></p>

<p>Su yönetimi artık yalnızca çevresel bir gereklilik değil, üretim güvenliğinin de temel unsurlarından biri.</p>

<p>Bu nedenle ISO 16001 Su Verimliliği belgesi için resmi başvurumuzu yaptık. Yönetilebilir ve ölçülebilir verimliliği sağlamak zorundayız. Mevcut isale hatlarında revizyonlar gerçekleştiriliyor. Yağmur suyu hasadı sistemleri idari bina, kreş ve otopark alanlarımızda çok yakında aktif hale gelecek.</p>

<p>Bölge genelinde yüksek su tüketen bitki türlerinden uzaklaşarak, az su isteyen peyzaj uygulamalarına geçeli çok olmuştu, bu uygulamada ısrarcı olacağız. Bu yaklaşım, kaynakların verimli kullanımı açısından sanayi bölgeleri için önemli.</p>

<p></p>

<p><strong>• Dijitalleşme ve yapay zekâ teknolojileri sanayi üretiminde yeni bir dönemi başlatıyor. Bölge firmalarının bu dönüşüme uyumu ne düzeyde? OSB yönetimi olarak dijitalleşmeyi destekleyen çalışmalarınız var mı?</strong></p>

<p>Dijital dönüşüm, günümüzde üretim süreçlerinin verimliliğini doğrudan belirleyen bir unsur haline geldi. NOSAB olarak firmalarımızın bu sürece uyum sağlamaları için NOSAB Akademi bünyesinde dijitalleşme, veri analitiği, otomasyon ve yapay zekâ temelli üretim teknolojileri üzerine eğitim programları düzenliyoruz.</p>

<p>Firmalarımız arasında dijital altyapısını tamamlayan ve üretim hatlarında otomasyona geçen işletme sayısı giderek artıyor. Biz de bu süreci bilgi paylaşımı, teknik eğitim ve danışmanlık faaliyetleriyle desteklemeyi sürdürüyoruz.</p>

<p></p>

<p><strong>• Eklemek istedikleriniz?</strong></p>

<p>Bizim için üretim yalnızca ekonomik bir faaliyet değil; toplumsal sorumlulukla bütünleşmiş bir değer. NOSAB olarak, üretimin kalbinde ama insanın merkezinde duran bir anlayışla çalışıyoruz. Eşitlik, çevre bilinci, eğitim ve dayanışma ilkeleri, bizim rehberimiz olmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönemde de sanayicimizin yanında olmayı, üretimin ve istihdamın sürdürülebilirliğini güvence altına almayı sürdüreceğiz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Röportajlar</category>
      <guid>https://www.ekohaber.com.tr/sanayici-cozum-arayisinda</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Nov 2025 09:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ekohabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/ekohaber-com-tr/uploads/2025/11/1536-m2.jpg" type="image/jpeg" length="34450"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
