Kim ne derse desin. Paris, Londra, New York, Tokyo gibi şehirlerin ya da ülkelerinin esamesi olmaz yanımızda. Hepsinden daha pahalı, daha lüks, daha yaşanması güç, daha ünlü bir ülkeyiz.
Dün SGK onaylı bir özel hastanede göz kontroluna gittik. Eşim “uzak-yakın gözlüklerim işe yaramaz oldu, yeni bir gözlük gerekecek” deyince, bir doktora görün dedim. Yakınımızda özel bir hastanede operatör doktordan randevu alınıp gidildi. Ona da bakalım, buna da bakalım derken faturanın hastaya yansıyan kısmı altı bin küsur, bir de sigortanın ödediği var. Netice yeni gözlük, bir de katarakt başlangıcı bulmuş ama ameliyat için erken demiş. E Londra ya da Paris’te bir özel göz kliniğine gitsen ortalama 100-200 sterlin arası ödersin. Bugünkü kurla altı/sekiz bin lira.
Geçen Pazar eşimle koru Park’ta eşimle dolaşırken Ülkemizde ünlü bir markanın mağazasına girdik. Amacımız şöyle fiyatlara bakmak. Pantolonlara baktık. 10 bin ile 12 bin lira arası, rüzgarlık tarzı yazlık montlar 16 ile 20 bin arası. Sanıyorum 3 ay olmadı. Yine eşimle bir Malezya gezisi yapmış, Kuala Lumpur’da bir AVM’de, aynı markanın mağazasından buradaki mağazada gördüğümüz tip bir pantolon almıştık. Fiyatı 350 ringit idi. Yani yaklaşık 4 bin lira. Yani oralar fakir ülkeler olarak kalmış. Bizimle boy ölçüşemezler.
Şuna ne demeli? Sosyal medyada bir delikanlı şöyle bir hikâye anlatmıştı. Türkiye’de uluslar arası bir markanın mağazasında ayakkabının stil etiketi ve fiyat etiketini videoya çekmiş. Sonra bir Avrupa ülkesine gitmiş, aynı markanın stil ve fiyat etiketlerini çekmiş. Böylece aldığı ayakkabının Türkiye’de satılanla aynı ayakkabı olduğunu kanıtlamış. Ancak fiyatlara gelince ayakkabının fiyatını, uçak ve 2 gece otel fiyatlarını, yemek masraflarını topluyor ve diyor ki. “aynı ayakkabıyı gidip Avrupa’dan aldım, üstüne masraflarımı ilave ettim. İstediğim ayakkabıyı almama, 2 gece Avrupa’da yiyip içip gezmeme rağmen bana Türkiye’den almaktan daha ucuza geldi.”
Vizesi olanlar Edirne’den araba ile Yunanistan’a Pazar ve market alışverişine gidiyormuş. Vizesi olmayanlarda Gürcistan’a. Günlük alışveriş turları. Otobüslerle gidilip geliniyormuş. Bakın şu işe. Eskiden zenginler Avrupa’ya alışverişe giderdi, şimdi fakirler. İşte böylesine ünlü, zengin, ulaşılmaz bir ülke olduk.
Düşünüyorum. Yıllar önce yurt dışına gider, sebze meyvenin taneyle, dilimle satıldığını görür şaşırır kalırdık. Biz karpuzu, kavunu küfe ile aldığımız günlerde onlar dilimle satıyorlardı. Eskiden ne kadar da fakirmişiz öyle değil mi? Şimdi bizde de aynı. Kavun karpuz dilimle satılıyor. Ne kadar zenginleştiğimizin kanıtı. Fiyatlar ise oralardan daha pahalı. Hemde kimyasal gübrelerle gübrelenmiş ürünler. Bazen Avrupalara satılan ürünler sağlığa uygun değil falan diye sudan bahanelerle geri geliyor ya, neden bilmem şaşırıp kalıyoruz. Herhalde paraları yetmiyor. Hepsi bize kalıyor. Allahtan bunun gübresi kimyasal diye daha pahalıya satmıyorlar. Zengin ülkeyiz zengin.
Zaten onlarda asgari ücret 2.300 euro, bizde 28 bin TL. 2 bin nerde 28 bin nerde? Allah yardımcıları olsun garibanların. Galiba oralarda fakirlik belgesi de yok. Onun için emeklileri sürekli dünyayı geziyor. Yaşayacak yer arıyorlar herhalde.