Alışkanlıklarımdan biri de aynı yere tekrar gidiyorsam, aynı otelde kalmayı tercih etmemdir.
Çevre tanıdık gelir; ama bu tanıdıklık içinde zamanın durduğunu, aslında hiçbir şeyin değişmediğini, zamanın geçmediğini; aksine bizim zamanın önünden geçtiğimizi hissederim.
Yine Almanya… Düsseldorf ve Stuttgart… Yine aynı mevsim, ama farklı bir zaman. Değişen tek şey, zamanın aleyhimize ilerlemesi…
Üç yılda bir Düsseldorf’a, her yıl ise en az bir kez Stuttgart’a gidiyorum.
Her gittiğimde şehirlerin biraz daha güzelleştiğini görüyorum. Ancak Stuttgart’ta, benim bildiğim kadarıyla yaklaşık 15 yıldır şehir merkezinde devam eden bir inşaat var.
Kaldığım otel bu inşaatın tam karşısında. Şehrin çarşı-pazarının olduğu yere yürümek sadece 5 dakika sürüyor. Ancak bu kısa yürüyüş sırasında, inşaatın içinden geçirilmiş ve her türlü güvenlik önlemi alınmış geçici yollardan geçiyorsunuz. O an kendimi sanki Türkiye’deymişim gibi hissediyorum. Çünkü inşaatta çalışan sarı baretli insanların neredeyse tamamı Türkiye’den, taşeron firmalar aracılığıyla gelmiş; çoğu da büyük projelerde çalışmış, oldukça tecrübeli teknik elemanlar.
Her gidişimde en az 30 dakikamı bu insanlarla sohbet ederek geçiriyor, inşaatın neden bir türlü bitmediğini anlamaya çalışıyorum.
Bu durumu anlamaya çalışmam ise sırf merakıma yenilmemek içindir.
Almanya’daki çarşı-pazar fiyatlarını ülkemle kıyaslama ihtiyacı hissettim.
Bu arada, hemen her markette karşıma çıkan Uludağ gazozunu kasa kasa görmek beni sevindirdi; ancak fiyatını görünce üzüldüm. Türkiye’dekinden daha ucuzdu.
Aynı şekilde, her türlü ürünün satıldığı kapalı pazar yerlerinde ürünlerin menşei açıkça yazıyor. Türkiye’den giden, özellikle Ege Bölgesi’nden incir, nar ve çeşitli kurutulmuş ürünler gördüm. Üstelik onların fiyatları bile bizden daha ucuzdu.
Maalesef pahalı bir ülke hâline geldik. Bir üretici olarak bu durum beni derinden üzüyor.
Oysa özellikle tarımda, tekstilde ve emek yoğun sektörlerde kimse elimize su dökemezdi.
Bir Alman, Bursa’dan zeytini, Burdur’dan elmayı, Malatya’dan kayısıyı 3 bin kilometre uzakta benden daha ucuza yiyebiliyorsa, burada düşünülmesi gereken bir durum var demektir.
Avrupa’da sabit pazar yerleri var. Bu işlere meraklı bir arkadaşım var; gittiğim yerlerde mutlaka çarşı-pazarları yerlerini ona sorarım, o da bana nokta atışı önerilerde bulunur.
Hem geziyorsunuz hem de nerede ne yetişiyor öğreniyorsunuz. Üstelik sokak lezzetleriyle, dünyanın dört bir yanından ürünleri ve de ülkenin halkını yakından tanıyorsunuz.
Neticede, gezmek güzel diyorum ve yazımı R.Nuri Gültekinin Anadolu Notları’ndan bir cümleyle bitiriyorum:
“Seyahat ve kitap makalesi yazmak, son senelerde bütün dünyada moda hâline gelmiştir.” (1925)
Demek ki seyahat yazmanın modası hâlâ geçmemiş…