“MEDENİYET İNSANI MERKEZE KOYAN MANTIĞIN ADIDIR”

Yaklaşık otuz yıl önce bir arkadaşımın ofisinde duyduğum bir ses dikkatimi çekmişti. "Kim söylüyor?" diye sorduğumda, "Andrea Bocelli" cevabını almıştım. O gün sadece sesini değil, hayat hikâyesini de öğrendim. Görme engeline rağmen dünyanın en büyük tenorlarından biri olmayı başaran bu İtalyan sanatçı, o günden sonra benim için vazgeçilmez bir isim oldu.

Bocelli'nin birkaç yıldır doğduğu köyde, Toskana'nın eşsiz doğasının ortasında, temmuz ayında dört gün süren açık hava konserleri düzenlediğini öğrendim. Arkadaşlarımın sayesinde bu yıl o konseri canlı dinleme fırsatı buldum.

Bocelli'nin köyü, İtalya'nın ünlü Toskana bölgesinde yer alıyor. Bağların, zeytinliklerin ve yüzyıllardır üretimin sürdüğü bu kırsal coğrafyada dünyanın dört bir yanından insanlar bir sanatçıyı dinlemek için buluşuyor. Dünyanın her ülkesinden insanlar binlerce kilometre yol kat ediyor. Bizim ekibimizde bu hayran gruplarından biriydi.

Dağın zirvesine kurulmuş devasa açık hava sahnesinde müzik muhteşemdi. Orkestra kusursuzdu. Görsel şovlar etkileyiciydi. Kısacası organizasyonun sanatsal yönü gerçekten dünya çapındaydı.

Ancak ben bugün konseri değil, başka bir gözlemimi anlatmak istiyorum.

Gençlik yıllarımda ilk kez İzmir Selçuk'taki Efes Antik Kenti'ni gezdiğimde rehberimiz, yaklaşık üç bin yıl önce bu şehirde kanalizasyon sistemi, su altyapısı ve hamamların bulunduğunu anlatmıştı. Açıkçası çok şaşırmıştım. Gezi sırasında antik kentin yanındaki modern tuvaleti kullandığımda ise kendi kendime şöyle düşünmüştüm:

"Roma İmparatorluğu üç bin yıl önce kanalizasyon yapmış; biz yirmi birinci yüzyılda şu tarihi alanın yanına buna yakışır bir tuvalet yapmayı hâlâ başaramıyoruz."

Aradan yıllar geçti.

Bu kez Roma medeniyetinin mirasını taşıyan İtalya'daydım. Dağın başında on bin kişinin katıldığı, dünyanın en önemli tenorlarından birinin konserini izliyordum. Her ayrıntı düşünülmüş gibiydi; sahne, ses sistemi, ışık, ekranlar… Fakat konu en temel insan ihtiyacına gelince manzara tam tersiydi.

On binlerce insan için yalnızca iki adet plastik tuvalet konulmuştu. Yaklaşık yüz metreyi bulan kuyruklar oluşuyordu. Tuvaletlerin hijyen durumu ise böylesine prestijli bir organizasyona hiç yakışmıyordu. İnsan sağlığını ilgilendiren böylesine temel bir konuda gösterilen özensizlik beni gerçekten şaşırttı.

İtalya hakkında bugüne kadar ondan fazla yazı kaleme aldım. Hemen hepsi hayranlık ve takdir doluydu. Tarihini, kültürünü, şehirlerini, insanını, üretim anlayışını ve estetik bakışını her fırsatta övdüm. Bugün de aynı düşüncedeyim.

Medeniyet sadece görkemli tarihi eserler yapmak, muhteşem konserler düzenlemek ya da milyonlarca turisti ağırlamak değildir. Medeniyet, en basit görünen ayrıntılarda da insanı merkeze koyabilmektir.

Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilmek ise hem yazmanın hem de vicdan sahibi olmanın gereğidir.

Saygılarımla...

Yalçın Aras