banner8

banner6

banner11

14.12.2020, 20:12

Maziden esintiler-4-

Ülkeler arası ilişkilerde dostluk olmaz. Menfaat birliği olur. Tersini düşünen aldanır. Tarih bunun örnekleri ile doludur.

Yıl 1915. Çanakkale’de cehennemin yaşandığı günler. Genç parlamenter Veli Bey, Meclis-i Mebusan’da haykırıyor; “Efendiler, bu saatten sonra Gelibolu’da Almanya için dövüşüyoruz.” Ertesi gün İstanbul mebusu Padişah huzurunda sorguya alınmıştır.

“Efendim, Almanya tüm cephelerde zaaf işaretleri veriyor. İnişe geçtiler. Allah esirgesin bizi de düştükleri çukura çekebilirler. Şu an biz Gelibolu’da üstün durumdayız. İtilaf Devletleri batağa saplandığını anladı; İngiltere anlaşma zemini arıyor. Hemen tek başımıza onlarla barış yaparsak memleketi büyük bir badireden kurtarırız. Durumu Enver Paşa hazretlerine izah ettim. Bana, Alman dostlarımızı bu sıkışık günlerinde yalnız bırakamayız dedi. Korkum şudur ki Almanya yüzünden koskoca İmparatorluğu kaybedeceğiz. İngiltere ile hemen barış yapmamız menfaatimize olacaktır.” Sultan Mehmet Reşat’ın yanıtı tek cümledir; “Maazallah. Senin dediğini yaparak, milletime DÖNEK dedirtmem.”

Bu olayın hemen ardından, ÇANAKKALE’de en kanlı muharebelerin sürdüğü 11 Ağustos 1915 günü, dünya siyasetinde çok ibret verici bir olayın yaşandığı anlaşıldı.

Almanya her fırsatta Rusları müttefiklerinden ayırıp, kendileri ile tek başlarına barış yapmaya ikna için çalışmaktaydı. Bu bağlamda, Çariçe’nin Dame d’honeur’lerinden Maria Vasiltchiova’yı ve Banker Monkievvitch’i aracı yaparak Ruslara, “Vaat etseler bile, İngilizler size İstanbul’u vermeyecek. Bizimle anlaşırsanız İSTANBUL sizin olabilir.” demişlerdi…

Rusya, genç İstanbul parlamenteri Veli Bey gibi, Almanya’nın akıbetini ve savaşın sonunu iyi süzmüştü. Almanya’nın yenileceğini görmüşlerdi. Hükümetleri aynı gün bu teklifi şiddetle reddetti. Şimdi elinizi vicdanınıza koyup, düşünün. Bunun adı NEDİR?

---------------0------------------

Tanzimat Fermanı ile gelen yenileşme hareketleri arasında, devlet kadrolarında çalışan görevlilerin hediye almaları kesinlikle yasak edilmişti. Çünkü hediye adı altında rüşvetin yaygınlaştığı görülmüş, acil önlem zarureti olmuştu. Konu üzerinde aylarca kafa yoran Sadrazam Reşit Paşa, alınması yasak olan ve olmayan hediyeleri ayrıştırarak, İmparatorluğun büyük küçük tüm beldelerine yolladı. Yasak olanlar; Padişah tarafından verilen mükafatların dışında, her türlü mücevherat, altın ve gümüş eşya, çubuk takımı, kürk, kumaş… Cariye ve erkek köleler… At, koyun, inek, kıymetli kuşlar, odun ve kömür…

İş bu kalemler RÜŞVET sınıfına girmekte olup, alınması ve dahi verilmesi yasaklandı.

Meşru ve mübah olanlar; Üzüm, kavun, karpuz, elma, armut gibi taze meyveler ve kısa sürede tüketilmesi gereken taze sebzeler, yoğurt, süt, kesilmiş tavuk, av et ve evin ancak bir öğünlük yiyeceği kadar balık, tuzlanmış tereyağı.

Sadaret’ten yayınlanan tebliğ, yasak olmayan hediyelerin veriliş nedenini de şu koşula bağlıyordu: Dostlar arasında sevgi ve ilgiye dayalı, herhangi bir çıkar karşılığı olmaksızın, gönülden verilmek üzere Sadrazam Reşit Paşa’ ya, rüşvet konusunda neden bu kadar detaylı bir tebliğ yayınladığı sorulmuştu. Paşa bunu, “Hediye ile rüşvet arasında kıl kadar mesafe vardır. O aralıktan vagon dolusu eşya geçmesin diye” şeklinde cevaplamıştır.

O devirde vagondan daha büyük nakliye aracı yokmuş. Rüşvet alıp verenlerin fantezilerindeki kıyas ölçüsü de vagon ile sınırlı kalmış. Tarih en gerçek ayna.  Yanlışa düşmemek adına, bakılacak en doğru yer, geçmişteki tecrübeler. “HATA ile yatanlar, HASAR ile kalkacaktır...”
Yorumlar (0)
18
açık
banner12