Bir kuruma dışarıdan baktığımızda genellikle gördüklerimiz aynıdır: Finansal sonuçlar,
Büyüme oranları, projeler, teknoloji yatırımları, yeni ürünler, prestijli markalar.Ancak kurumların gerçek gücü çoğu zaman görünmeyen bir yerde saklıdır. ‘’KÜLTÜRDE’’Çünkü kültür; Bir kurumun kriz anındaki refleksidir. Başarıyı nasıl kutladığıdır. Hatalara nasıl yaklaştığıdır. Yeni fikirlere ne kadar alan açtığıdır. Ve en önemlisi; İnsanların o kurumda kendilerini ne kadar güvende hissettiğidir. Aslında kültür; “Burada işler nasıl yapılır?”
sorusunun yazılı olmayan cevabıdır.
Yıllarca otomotiv sektöründe Ar-Ge ve kalite alanlarında çalışırken çok net gördüm: Benzer teknolojiye sahip, benzer kaynakları kullanan, benzer stratejileri uygulayan kurumlar çok farklı sonuçlar elde edebiliyor. Farkı yaratan çoğu zaman teknoloji değil,kültür oluyor. Çünkü stratejiler toplantı salonlarında yazılır. Ama stratejiyi hayata geçiren; kültürdür. Bu yüzden yıllardır söylenen ama bugün çok daha anlamlı hale gelen bir cümle var: Kültür, stratejiyi kahvaltıda yer.
Bugün yapay zekâ konuşuyoruz. Dijital dönüşüm konuşuyoruz. İnsansı robotları konuşuyoruz. Yeni iş modellerini konuşuyoruz.Peki ‘’Bu dönüşümleri taşıyacak kurum kültürümüz var mı? Çünkü korku kültüründe inovasyon gelişmez, güvensizlik kültüründe iş birliği büyümez. Yalnızca sonuç baskısının olduğu yerde öğrenme gerçekleşmez. Araştırmalar bunu doğruluyor. Gallup verilerine göre; çalışan bağlılığı yüksek ekipler; %23 daha yüksek kârlılık , %18 daha yüksek verimlilik ,daha düşük işten ayrılma oranı, daha yüksek müşteri memnuniyeti elde ediyor.İnsan deneyimi güçlendikçe iş sonuçları iyileşiyor.
Peki kurum kültürünün karşısındaki en büyük risk nedir? Kaynak eksikliği mi? Teknoloji eksikliği mi? Bütçe mi? Hayır..Çoğu zaman en büyük risk; “Ben” kültürünün, “biz” kültürünün önüne geçmesidir. Çünkü kurumlar büyüdükçe yapılar oluşur. Komisyonlar oluşur. Yetkiler paylaşılır, sorumluluklar artar. Ancak ortak kültür güçlü değilse; roller zamanla amaç olmaktan çıkar, kişisel alanlara dönüşebilir. Ve tam o noktada şu soru ortaya çıkar: Kararlar;kurumun ortak faydası için mi alınıyor, yoksa mevcut düzenin ve bireysel alışkanlıkların korunması için mi? İşte kurum kültürünün gerçek sınavı burada başlar. Liderlik de tam burada anlam kazanır. Çünkü liderlik yalnızca görünür olmak değildir. Sadece karar almak değildir. Sadece sorumluluk taşımak da değildir. Gerçek liderlik,kişisel konfor alanından çıkıp, kurumun ihtiyacı olan değişimi destekleyebilmektir. Çünkü güçlü liderler kendilerine şu soruyu sorar: “Ben ne istiyorum?”
yerine, “Kurumun sürdürülebilirliği için ne gerekli?” Bugün birçok kurum değişim süreçlerinde zorlanıyor. Kurumsal Olgunluk; değişime karşı çıkmamak değil, değişimi ortak değerlerle yönetebilmektir. Peki kurum kültürünü kim sahiplenmeli? İnsan Kaynakları mı? Kurumsal iletişim mi? Yönetim kurulu mu? Cevabı : Herkes. Ama önce liderler. Çünkü çalışanlar kurumların değerlerini okumuyor. Liderlerin davranışlarını izliyor. Gerçek liderler; kurumları kendilerine göre şekillendirmeye çalışmaz. Kendilerini, kurumun değerlerine göre dönüştürebilir. Çünkü kurumsallaşma; yalnızca süreç yazmak değildir. Kurumsallaşma, bireysel alışkanlıkların üzerinde ortak kültürü yaşatabilmektir.