17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu ile uygulanmış, bir eğitim projesidir,Köy Enstitüleri. Asıl amacı köylüyü eğitip köy öğretmeni yetiştirmek olan Köy Enstitüleri’nin kuruluşunda dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un büyük desteği olmuştur. 27 Ocak 1954 tarihindeki kapanışına kadar öğretmenlerin yanı sıra Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mahmut Makal ve Tahsin Yücel gibi birçok yazarı da yetiştirmiştir.
Köy Enstitüleri şüphesiz büyük bir projeydi, bugün gelişmiş ülkelerdeki Uygulamalı Eğitim Sisteminin ilk örneklerinden biriydi. O yıllarda ülkemizde her 4 kişiden 3’ünün köyde yaşadığı ve yine her 4 kişiden 3’ünün okuma yazma bilmediği düşünüldüğünde bu projenin önemi daha iyi anlaşılmaktadır. 1940-1954 yılları arasında 1’i Yüksek Köy Enstitüsü, Hasanoğlan, olmak üzere 21 adet Köy Enstitüsü kurulmuş ve bu kurumlarda 17,346 öğretmen, 8,676 eğitmen, 1,599 sağlık memuru yetiştirilmiştir. Fakat bu büyük proje, Hasan Ali Yücel’in görevinden alınmasıyla en büyük destekçisini kaybedip itibarsızlaştırılmış, sonrasında da köylünün aydınlanmasını istemeyen köy ağalarının baskısıyla tamamen kapatılmıştır.
17 Nisan kuruluş yıldönümünde bu bilgileri her okuduğumda, bir iddiada bulunurum, eğer bizim Köy Enstitülerimiz kapatılmasaydı, bugünün koşullarında her alanda Mesleki Eğitim Sistemine dönüştürülseydi ve de Anadolu halkı, köylere kadar bu eğitimi alabilseydi, bugün Türkiye dünyanın zengin ve gelişmiş ülkelerinin ön sıralarına yerleşmiş olurdu!
Dünyanın zengin ve gelişmiş ülkelerinin ön sıralarına yer alan Almanya’nın eğitim sistemini her vesile ile köşemde dillendiririm. Büyükşehir Belediye Başkanlığım sürecinde Tophane Meslek Lisemizle beraber Darmstad Belediyesi ve Meslek Lisesi ile kardeş olmuştuk. Bir ziyaretimizde Meslek Lisesi müdürü, şimdi aynen devam ediyor mu, bilmiyorum, bize Almanya’daki eğitim sistemini anlatmıştı. 8 yıl süren ilkokul eğitimi sonunda çocuğun diplomasına, ‘’Liseye Gidebilir’’ yazılmışsa o çocuk lise, ardından da üniversite eğitimi alabiliyordu. Bu ibare yazılmamışsa üniversite eğitimi alamıyor, Meslek Okullarında eğitime devam ediyordu. Meslek Okullarında uygulamalı eğitim veriliyordu ve toplumun her kesiminde çalışan herkes, lokantada size hizmet veren garsondan hastanede çalışan hemşireye kadar herkes, bu okullarda eğitim alıyordu, eğitim sürecinde de tatil günleri kendi iş kolundaki bir iş yerlerinde çalışarak okulda öğrendiklerini uygulamaya dönüştürüyordu.
Bugün Bursa hem değerli bir tarım kenti, hem de yoğun bir sanayi kenti olmanın verdiği imkanlarla Uygulamalı Eğitim Altyapısını oluşturma imkanına sahiptir. Aslında Osmanlı döneminde, II.Abdülhamid’in kurduğu Ameli ve Nazari Hüdavendigar Ziraat Mektebi ile 3000 dönüm alanda uygulamalı ziraat eğitiminin ilk adımları atılmıştı. Bugün sanayi alanında OSB’lerin desteğiyle bu eğitim modeli canlılık kazanıyor. Bursa OSB Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, NOSAB Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, HOSAB Şehit Hüseyin Akyüz Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, DOSAB Ali Osman Sönmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Kayapa OSB Nilüfer Mesleki Eğitim Merkezi, Uludağ OSB Gürsu Teknik ve Mesleki Anadolu Lisesi, Mustafakemalpaşa OSB MKB Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Kestel-Barakfakih OSB Bursa Çimento Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bu alanda etkin olabilecek eğitim kurumlarıdır. Tabii eğitim programlarının uygulamalı düzen içinde çalıştırılması, öğrencilerin tatillerinde eğitildiği daldaki sanayi kuruluşlarında çalışmalarının sağlanması şartıyla.
Aslında ülkemizde de, Almanya’da olduğu gibi, üniversite eğitimi biraz frenlense yerine diğer alanlarda, sanayide, tarımda, hayvancılıkta, turizmde, ulaşımda vb. dallarda yetenekli eleman yetişmesini sağlayacak Uygulamalı Meslek Okulları açılmasına ağırlık verilse, hem ülkemiz ekonomisinin motor gücü kuvvetlenir, hem de üniversiteyi bitirip iş bulamayan gençlerimizin önüne, meslek okullarında daha uygun ortamlarda eğitim alıp kolay iş bulma yolları açılır.
Özellikle tarım ve hayvancılığın yoğun olduğu Anadolu kentlerinde ağırlıklı olarak Uygulamalı Tarım ve Hayvancılık Meslek Okulları açıldığında ailelerin yeni nesillerinin topraklarına sahip çıkmalarını sağlanacak ve de verimli üretim sistemlerinin uygulanmasıyla halk zenginleşecektir, kentlere göç etme yerine kendi ortamlarında zengin ve mutlu olacaklardır.
Geçen haftaki yazımda dağ yöresinden gençlerin ziraat mühendisliği eğitimi almalarına rağmen kendi bölgelerinde iş bulamadıklarından Bursa’ya göç edip meslekleriyle ilgisi olmayan alanlarda çalışmak zorunda kaldıklarını, anlatmıştım. Oysa o gençler üniversite yerine kendi yörelerinde kurulacak Uygulamalı Tarım ve Hayvancılık Meslek Okullarında eğitim alsalar ve de kendi tarlalarında verim artırıcı çalışmalar uygulasalar hem kendi ailelerini, hem de yörelerini zengin ederlerdi.