Konut ve inşaat sektörü ile yapı kooperatifleri üzerine

2020 pandemi ve sonrasında tüm dünyayı saran negatif ekonomik bulutlar, ezberleri bozan yağmurlar yağdırıyor, rüzgarlar fırtınalar estiriyor. Fırtınaların etkisiyle de sosyoekonomik, siyasal çalkantılar, çip krizi, lojistik krizi, ham madde, girdi fiyatları, döviz, enflasyon, enerji krizi, liste aldı başını gidiyor. Derken bu negatif sonuçlar üreteni ve tüketeniyle tüm milletin canını sıkmaya devam ediyor.

İçerde özellikle sebep sonuçlarla ne kadar bağlantılıdır bilinmez müthiş bir fiyat artışı furyası, şokları. Yansımaların en çarpıcısı da konut inşaat dünyasında.

Misalen yaşadığımız şehir Bursa’da “villa” olarak nitelendirilen müstakil evlerin başlangıç fiyatları 4 milyon TL’den 10 Milyon TL’lere uzanıyor. Sıfır yapım apartman daireleri projeye göre en düşüğünden 1 Milyon – 5 Milyon TL arası. Lüks denen batı semtlerde ortalama fiyatlar 3-4 milyon TL. Hele kiralar ki aman aman. Şehrin batısında aylık 5 bin, 10 bin, 20 bin TL gibi kira bedelleri rahatlıkla dillendirilebiliyor.

Neticede gelin en noktada 2022 başlarında artık tasarruflarla, ufak birikimlerle, hele hele bankalardan edinilecek uzun dönem tüketici kredileriyle halkın büyük çoğunluğunun, orta ya da sabit gelirlilerin başlarını sokacak bir ev alma düşünceleri neredeyse hayal. Uzunca süre de bu durumun böyle gideceği aşikar.

Geçtiğimiz hafta bir iki müteahhit arkadaşla konu hakkında sohbet ederken şehir merkezinde veya kenarında 3+1 tabir edilen orta halli orta kalitede bir mesken/dairenin arsa dahil salt maliyetinin 1,5 milyon TL’den aşağı olmadığı, bu fiyatın altına iş yapan müteahhidin para kazanamayacağı, 2 milyon TL’den daire satma düşüncesiyle işe girişmenin dahi müteahhit için büyük riskler içerdiği, zira fiyat istikrarı diye bir kavram kalmadığı, paranın maliyetlerinin hesaplanamadığı, inşaat sektöründeki tüm girdi maliyetlerin her an her yere gidebileceği samimi bir şekilde dillendiriliyordu.

Diğer yandan, sektörün yarattığı müthiş istihdamı geçiniz, hayatta kalabilmemiz için mobilyadan tekstile, yüzlerce bağlı sektörü çalıştırmasıyla bilinen bu yüzü ile de reel ekonominin lokomotifi olan inşaat sektörünün elbette ve mutlaka sağlıklı ve iyi yürümesi gerekiyor.

Tüm dünya ülkelerinde hele doların sahibi Amerika Birleşik Devletleri’nde konut sektörünün dönemsel göstergeleri, reel ekonominin diğer unsurlarını negatif ya da pozitif etkileyen en önemli faktörlerden.

Gelinen bu durumda inşaat sektörünün özellikle de konut sektörünün hızını kesmeden yol alabilmesi için kreatif çözümler şart.

Hükumetin bu alanda çözüm perspektifinin daraldığını gözlemliyoruz zira geniş kapsamda düşük faizli konut kredisi üretimi seçeneği ekonomik gerçeklere tosluyor, öte yanda halkın özellikle orta kesiminin reel alım gücü, tasarruf oranı malum.

Ucuzundan Türk pasaportu (rüşvetli) inşaat projeleri neticede halkın konut derdine doğrudan deva olmuyor, üstelik fayda getirisi de oldukça tartışmalı.

Naçizane düşüncem bu tür zamanlarda TOKİ gibi kurum kuruluşların daha kaliteli ve efektif üretimlerle piyasaya çok daha nicelik nitelikli konut projeleriyle dahil edilmesinin yanında konut yapı kooperatifleri de gerçekten daha bir öne çıkarılmalı.

Asgari yedi ortakla kurulabilen tüzel kişilik olan konut yapı kooperatifleri, halkın sabit tasarruflarla kısa sürede olmasa da orta vadede konut sahibi olabilmesi için çok önemli bir yapı. 1980 ve 90’lı yıllarda bu yapıyla şehirler inşa edildi ancak düşük faizli konut kredileri piyasaya yayılınca bir yerde modası geçti.

Yetkili merciler, konut yapı kooperatiflerinde yaşanan tecrübelerin ışığında ve özellikle denetim ve istismarı önleyici hükümler anlamında gerekli düzeltmeleri hayata geçirir ve teşvikleri bu alana kaydırırsa inşaat dünyası tekrar alev alır. Bu anlamda da özellikle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na çok işler düşüyor. 1163 sayılı yasaya göre kurulan kooperatiflerin kuruluş ve denetlenmesi görevleri tamamen bu bakanlıkta.

Saygılarımla.