banner8

banner6

banner11

01.02.2021, 21:39

Kemer nasıl sıkılır?

Özetle, gelirlere cüzi, giderlere yüksek ZAM’lar yapılır. Piyasa cinleri bu fırsatı kaçırmaz, her şey ZAM’lanır. 40 senedir herhangi bir sürpriz olmamıştır. Sistem hep aynıdır. Ekonomiyi yöneten siyasiler, bildikleri kadarı ile ekonomik düzenlemeler yapacaklardır. Genelde alt ve orta gelir grubu ücretlerinde cüzi bir artış, zorunlu ödemelerde ise başta enerji, vergi, harçlar, cezalar vb. kalemlerde ayarlama, düzenleme, reform, paket gibi süslemelerle ZAM’lar yapılır. Bu yöntemle, devletin kasasına girecek para miktarının artacağı düşünülür. Böylece ekonomi şahlanacak, dünyanın kıskandığı ülkemiz insanı mutlu olacaktır. Amaç değilse de araç budur. İddialar umut vaat eder. Herkes bilir ki, defalarca denenmiş bu yolla söylenen olmayacaktır. O halde neden? Çünkü siyasetin yaptığı hataların sahibi yoktur ama bedeli vardır ve devlet ödeyecektir. Devlet ise millettir. Ülkemizin borcu Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre 30 eylül 2020 itibarı ile 435,1 milyar dolardır. Borcun milli gelire oranı % 59 seviyesindedir. Ülkemiz, orta ve düşük gelirli 120 ülke arasında geçen yıl altıncı sırada iken, bu oranla İkinci sıraya yükselmiştir. Bu durum doğal olarak kredi bulmada probleme ve yüksek faize neden olacaktır. Kısa vadeli borç+faiz geri ödemeleri yakındır. Mart ayı civarında, Halk Bankası, AB gibi farklı sorunların maddi yükü belirsizdir ancak ciddi olabilir. Dış ticaret 2020 yılında, yüksek döviz kuruna rağmen, 50 milyar dolar açık vermiştir. 2021 bütçesinde 145 milyar TL. açık öngörülmektedir. Hazinemiz ise bunlara yeterince hazır değildir. Kredi ihtiyacı barizdir. Kemer sıkma, aynı zamanda finansöre güven verme gösterisidir. Zaman kazanılacak ama yükümüz artacaktır. Ancak şimdiden görünüyor ki reçete tedbiri, farklı tedbirler, ya da doğru kaynaklar ile desteklenemez ise bir sonraki reçetenin tarihi uzak olmayacaktır. İniş çıkışlar yaşayan ekonomimiz, belki de son 40 yıldır güven ortamı arayışındadır. İstismarlar Vatandaşa korunma ve fırsatçılık içgüdüsü yükler. Banka mevduatlarının %56’sının döviz olması çarpıcı bir gösterge, bir kanıttır.
Seçilenler aynı gemide değil mi, onların kemeri yok mu diyebilirsiniz? Vardır elbette. Geçmişte yine bir acı reçete gerekmişti. İki sayın bakanımız, kendilerinin de tasarruf gayretinde olduğunu halkımıza göstermek istemiş ve eşofmanlarını giymiş, işlerine yürüyerek gittiklerini söylemişlerdi. Bu gayretlerini TV’lerden gösterdiler. Güvenlik nedeniyle güzergah yaya ve araç trafiğine kapatılmıştı. Sayın bakanlarımız gerçekten eşofmanlarla yürürken memleket meselelerini konuşuyordu. Bir muzip kamera ise arkalarından gelen takipteki makam arabaları Mercedes’ler, korumalar ve polis araçlarını çekmişti. Günümüzde atanmış sayın bakanların uçak trafiğini görünce, meğer o yürüyüş tasarruf sayılırmış diyor insan.
Yine geçmişte bir kriz arası dönemi idi. Milletimiz yine acı reçete ile kemer sıkma çabasında. Milletvekillerimiz ise bizim için sabahlara kadar çalışmaktaydılar. Böyle bir gece yarısı mesaisi esnasında maaşlarına zam yaptıkları çıktı ortaya. Tüm partilerin nadiren uzlaştığı bir karardı. Yıl 2011 idi. Hürriyet Gazetesi’nin başlığı şöyleydi: “Vatandaşa ilaç faturası yazdılar. Kendilerine katmerli zam yaptılar.” Duyuldu yaptıkları ve gelen tepkiler üzerine, bazı kıyak emeklilik imtiyazları yaparak, zam taleplerini geri çektiler. Unutulmaz bir fedakarlıktı.
Peki bu acı reçete Türkiye’nin problemlerine çare olacak mıdır, ne yazık ki hayır. Çünkü 40 senedir, ortalama her 7 yılda bir gündeme gelir. Çare olsun diye değil, günü kurtaralım diye uygulanır. Eğer çare olsaydı, yeniden ihtiyaç duyulmazdı değil mi? Gelişmiş ülkelerde görülmeyen ya da çok zor şartlarda, son çare olarak gündeme gelen bu tip tedbirler, bizde adeta rutin uygulama olmuştur. Çünkü Siyaseten kısa vadede kaynaktır. Gerisi irdelenmez.
Belli ki, yarım asırdan fazladır süren bir sistem hatamız var..En azından ders alınıp, dünün hatalarını tekrarlamaktan vazgeçmek doğru olmazmı..Kararda, harcamada, v.b.belirli konularda bir sorumluluk, denetim mekanızması olsa doğru olmazmı.. İsveç’te yaşanan, Siyasi ahlak tarihine geçmiş Toblerone davasını hatırlayın. İsveç’in Milli geliri 2019 ‘da 53 873 dolardı..Demokrat parti başkanı Mona Sahlin, 6 dolarlık bir çukulata almış, dalgınlıkla Devletin verdiği kredi kartı ile ödemiş ve yemişti. 4 kez yargılandı..Elbette doğrusu bu. Birde bizi düşünün ne durumdayız. Kriz ortamlarının en ciddi problemi Güven Sendromudur. Piyasaları kilitler ve sorunu derinleştirir..Ekonomiyi yönetenlere güven kalmaz ise, alınmaya çalışılan tedbirlere halkın desteği olmaz..Halk’ın olmadığı yerde başarı şansı sıfırdır.
Bizim Siyasetçiler, Millet olmadan Devlet olamayacağını, Devleti Devlet yapan ana unsurun Millet olduğunu, Devlet’e ait olan herşeyin, aslında Milletin malı olduğunu, İktidar olana kadar savunup, iktidar da unutuyorlar..”Bir kereden birşey olmaz.” “Verdiysem ben verdim” benzeri ifadeler, cebinden harcadığını zannetmeye başlayan siyasi yapının ürünleridir.. Kasasında 900 milyar euro rezervi olan Almanya’nın 15 yıl görev yaptıktan sonra, kendi arzusu ile çekilen Başbakanı, Şansölye sayın Angela Merkel’in, siyasi ve özel yaşamı ile sözlerini doğru anlamak gerekir...
Belki o bakış reçetelere, kemer sıkmalara çare olur…
Yorumlar (0)
18
açık
banner12