Özellikle Milli Eğitim, Sağlık, Tarım veya Çevre gibi bakanlıkların mevzuatına bağlı olarak faaliyet gösteren işletmeler, işyerlerini açabilmek için oldukça fazla prosedürü tamamlamak zorunda kalıyor. Faaliyet alanına göre ruhsatlar, izinler, yetki belgeleri alınıyor, gerekli şartlar yerine getiriliyor ve bazen aylar süren bir hazırlığın ardından işyeri faaliyete geçebiliyor.
Bu kadar fazla resmi işlemden geçen ve bakanlığa bağlı çalışan işletme sahiplerinde de doğal olarak şöyle bir düşünce oluşuyor: “Ben işyerimi açabilmek için gerekli bütün belgeleri aldım. Marka tescili de gerekli olsaydı zaten bu belgelerin arasında benden istenirdi.”
Aslında burada çok sık karşılaştığımız önemli bir yanılgı var. Marka tescil belgesi birçok faaliyet alanında işyeri açmak için zorunlu olarak istenen belgelerden biri değil. İlgili bakanlıktan veya kurumdan bütün izinlerinizi almış, işyerinizi açmış ve yıllardır aynı isimle faaliyet gösteriyor olabilirsiniz. Ancak bütün bunlar kullandığınız markanın hukuken size ait olduğu anlamına gelmiyor.
Sorun da genellikle işyeri açılırken değil, daha sonra karşımıza çıkıyor.
Bir gün kullandıkları ve yatırım yaptıkları ismin başka bir firma adına daha önceden marka olarak tescil edilmiş olduğu ortaya çıkabiliyor. Üstelik bazen bunu ancak marka sahibinden bir ihtar geldiğinde öğreniyorlar.
Bakanlığa bağlı çalışıldığı için hiçbir zaman böyle bir şey yaşanmayacağını ve aynı ismin aynı sektörde başka birisinde olmayacağını düşünüyorlar.
Elbette markayı daha önce kullanmış olmanın bazı durumlarda hukuki açıdan ayrıca değerlendirilmesi gereken sonuçları olabilir. Ancak işyeri açma ruhsatının veya bir bakanlıktan alınan faaliyet belgesinin bulunması, tek başına o marka üzerinde tescilli bir hak sağlamıyor. Yani bir kurumun size o isimle faaliyet izni vermiş olması ile o ismin marka olarak size ait olması aynı şey değil.
Dolayısıyla yıllarca yatırım yapılan bir markanın değiştirilmesi gerektiğinde sadece yeni bir tabela yaptırmakla konu kapanmıyor. İnternet sitesinden sosyal medya hesaplarına, ambalajlardan reklam çalışmalarına kadar pek çok şeyin yeniden düzenlenmesi gerekebiliyor. Daha önemlisi, yıllar içerisinde o isimle oluşan müşteri bilinirliği ve ticari değer de zarar görebiliyor. Şartların oluşması halinde marka hakkı sahibinin kullanıma itiraz etmesi, ihtar göndermesi veya konuyu hukuki sürece taşıması da mümkün.
Oysa çoğu zaman bütün bu risk, işletme kurulurken yapılacak bir marka araştırmasıyla en başta görülebilir. Marka tescil belgesi işyerinizi açarken sizden zorunlu olarak istenmeyebilir. Ancak yıllarca emek ve para harcayacağınız bir ismin gerçekten size ait olduğundan emin olmak, ticari hayat açısından en az diğer izinler kadar önemli olabilir.
Özellikle ortak açılan işletmelerde ortak ayrılıkların da bir taraf muhakkak mağdur oluyor.
Bu nedenle özellikle resmi izin süreçleri yoğun olan sektörlerde faaliyet gösterecek firmaların, “Marka tescil belgesi benden istenmediğine göre buna ihtiyacım yok” şeklinde düşünmemesi gerekiyor. Tam tersine, işyerinin adı belirlendiği anda ve henüz bu isim üzerine ciddi bir yatırım yapılmadan önce markanın araştırılması çok daha doğru olacaktır.
Bu nedenle yeni bir işletme açarken tamamlanan uzun evrak listesinin sonuna aslında küçük ama önemli bir kontrol daha eklemek gerekiyor: Kullanacağımız bu isim başka biri tarafından tescil edilmiş olabilir mi?