banner8

banner6

Kurumsallaşmalı mı?

Günümüzde, ülkemizdeki işletmelerinin en önemli problemlerinden birisi de kurumsallaşma çalışmalarındaki başarılarının düşük düzeyde seyretmesidir. Bunun temel nedeni ülkemiz işletmelerinin nerdeyse tamamına yakınının KOBİ’lerden oluşması, hedeflerinin net olmaması ve dolayısı ile bunların birçoğunun aile işletmesi özelliği, gerçek gelişimi takip edememesidir.

İş Hayatına Doğru Bakış 26.10.2020, 20:49 26.10.2020, 20:49
Kurumsallaşmalı mı?
Günümüzde, ülkemizdeki işletmelerinin en önemli problemlerinden birisi de kurumsallaşma çalışmalarındaki başarılarının düşük düzeyde seyretmesidir. Bunun temel nedeni ülkemiz işletmelerinin nerdeyse tamamına yakınının KOBİ’lerden oluşması, hedeflerinin net olmaması ve dolayısı ile bunların birçoğunun aile işletmesi özelliği, gerçek gelişimi takip edememesidir. Sözüm meclisten dışarı diyerek burada bir parantez açmak istiyorum. Her KOBİ’nin, aile şirketinin kötü yönetildiği (sistemlerinin olmaması), türlü türlü sıkıntılarla boğuştuğu da anlaşılmasın. Yoksa bu modelle kurulmuş, yanına da profesyonel iş bilen yöneticileri almış, dünyayı kendine hayran bırakan işletmelerimizde yok değil. Amaç, bu oranı olabildiğince yükseltebilmektir. Bu konunun da altını çizmekte fayda var.  Aile işletmelerinin yapılarını bu köşede uzunca anlatmıştım. Kısaca hatırlatmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Aile şirketlerini, yönetim faaliyetlerinin yürütülme biçimi ile tüm yetkilerin aile fertlerinde toplanması olarak kısaca tanımlayabiliriz. Ancak aile işletmeleri, yapıları gereği kurumsallaşma çabalarının yönetiminde beklenen performansı gösterememekte, işleri birinci elden yönetme, her konuya hakim olma isteği, bir başka deyişle “benden habersiz kuş uçmasın” felsefesi yaşatan firmalar olarak görebiliriz. Aslına bakarsanız her risk sahibi, girişimci, kar ortağı, parayı koyan kişi ne derseniz deyin hepsinin ortak özelliğidir. Şüphecilik, değerlerin ve hedeflerin net olarak belirlenmiş olmaması, aile ve aile dışı üst düzey yöneticiler arasındaki işbirliği yetersizliği, aile üyelerinin rol ve sorumluluklarının belirsiz olması, aile içinde iletişimin zayıf olması ve fikir ayrılıklarının etkin şekilde yönetilememesi, yani SİSTEM(sizlik). 21. yüzyılda işletmeler ayakta kalmak için güçlü bir sermaye yapısına sahip olmanın, doğru ve iyi yönetimin en önemli konu olduğunu anlamışlardır. Daha önce enflasyonist Türkiye ekonomisinde kar paylarının yüksekliği, özellikle ihracat yapan firmalar için serbest ve sürekli yükselen kur rejimi firmaların kurumsallaşma önündeki en büyük engel olmuştur. Ne zaman ki kurlardaki artış, Türk Lirası’nın değer kazanmasına döndü, pazarda çetin rakipler çıktı ve bu çıkışını düşük fiyat politikaları ile şiddetli biçimde hissettirdi, kar marjları düştü, o zaman işletmelerimiz kurumsallaşma çalışmaları adına, verimlilik, maliyet analizleri, insana yatırım gibi Avrupa’nın yıllar önce başlayıp bitirme noktasına geldiği çalışmalara girmeye başladı. Gerçi içinde bulunduğumuz dönem eski mantaliteyi tam olarak getirmese de özellikle pandemi dönemi, ticaretin daralması, siz artık ne derseniz deyin, vb… durumlar döviz kurunun tekrar TL karşısında değer kazanmasını sağladı. Aslına bakarsanız bu durumlar bile işletmelerimizin sarsılması için yetti de arttı.

Kurumsallaşmalı mı?

Kurumsallaşmamalı mı?

İş ilanlarında hep karşımıza çıkan, aranan bir nitelik vardır. Neredeyse her işletme “Amatör ruhla, profesyonel çalışmak” cümlesini koymuştur aradığı personellerin özelliklerine. Bu cümlede amatör kelimesi “Aile yönetimini”, profesyonel çalışmada “Kurumsal yönetimi” ifade ediyor. Yani firmalar aslında kararını vermiş, ne aradığını biliyor! Düzenli çalışsın ama benim dediklerimi, söylediklerimi sorgulamasın, sistem sistem diye tutturmasın, ben den daha iyi bilmesin. Türkiye’nin kaldırabileceği kurumsallaşma modelinin temeli de bu olsa gerek.  Yalnız hep söylediğim bir şey var. Tek taraflı değil. Hem çalıştıran, hem de çalışan mutlu olmalı. Çalıştıran adaleti eşit dağıtabilmeli. Çalışana, hak edene hak ettiğini vermeli, hak etmeyenlerle yollarını en kısa zaman da ayırmalı. Bu kadar basit mi derseniz, evet bu kadar basit. Bu ülkenin, başkalarının omuzlarına basarak yükselen, başkalarının sırtından geçinen insanlara ihtiyacı yok. Çalışan, araştıran, harekete geçen, inovatif düşünen kişilere ihtiyacı var. Herkes üzerine düşeni yapacak ki, son yıllarda yeni girişimci şirketlerin yüzde 85’inin battığı bir ülkede sermaye, emek, zaman boşa gitmesin. Ama kurumsallaşmayı doğru anlayarak, doğru uygulayarak.

Covid-19 sürecinde İK’ya 10 ders

1) Uzaktan çalışma artık gerçeğin ta kendisi…

Bugün IBM insan kaynaklarının yüzde 95’i uzaktan çalışıyor.

2) Kişisel sağlık ve güvenlik her şeyden öncelikli…

İş yerleri de çalışanların sağlığı ve güvenliği için

uygun olmalı.

3) Dijitalleşmeden artık kaçamazsınız! Eğer hala “yeterince”

dijitalleşmediyseniz elinizi çabuk tutun.

4) Yöneticiler daha fazla dinlemeli, ilgilenmeli ve empati

kurmalı. Çalışanlar nasıl hayatlar yaşıyor, neler yapıyorlar?

Onlara daha fazla nasıl destek olunur?

Bu soruların cevaplarını bilmek İK’ya “insan”ı kazandırır.

5) Yönetimi ve otoriteyi tek elde toplamak yerine dağıtmak

olası riskleri en aza indirir.

6) Daha azıyla yetinmek gerekiyorsa bunu kabullenmek

gerekir. Kriz anlarında “büyük” projeler biraz ertelenebilir.

7) Hızlı hareket etmek, çabucak toparlanabilmek ve proaktif

olmak artık çok daha önemli.

8) Gerçek zamanlı veriler süreçleri yönetebilmek için

oldukça değerli.

9) Acil durumlar için senaryolar ve eylem planları

her an hazır olmalı.

10) Kriz anlarını, liderlik becerilerinin sergilendiği

önemli bir sahne olarak görmeliyiz.

Kaynak: Josh Bersin Academy, Nisan 2020

Bu köşe FAVEO Eğitim & Danışmanlık katkılarıyla hazırlanmıştır.

www.faveo.com.tr - barisgul@faveo.com.tr

Yorumlar (0)
17
hafif yağmur