banner34

banner50

banner6

Selanik ve Kavala Gezisi - Cevdet AKÇAKOCA - Gezi Notları - 2012

Selanik ve Kavala Gezisi - Cevdet AKÇAKOCA - Gezi Notları - 2012

İNCELEME 10.12.2012, 22:00 10.12.2012, 22:00
Selanik ve Kavala Gezisi - Cevdet AKÇAKOCA - Gezi Notları - 2012
Selanik ve Kavala Gezisi - Cevdet AKÇAKOCA - Gezi Notları - 2012

Yunanistanda sanki yaşam durmuş gibi !
Küçük Asya (Anadolu) ve Akdeniz çanağındaki en modern fabrikalar, turizm tesisleri, sanayi tesisleri, tarım bizim ülkemizde ve bu yüzden ülkemiz krizlerle başa çıkabiliyor. Ülkemizin geleceğinde doğru yolu gösteren Cumhuriyet kurucuları ve Büyük Atatürkü sevgi ve saygıyla andık.

2012 yılı sonuna gelirken yeni bir gezi çıktı. Üyesi bulunduğum derneklerden birinin Yunanistandaki bir dernekle ortak toplantı yapması ve kulüplerarası ilişki gündeme gelmişti. Bizim kulüp üyeleri ile birlikte ben ve eşim de Selanike gitmek üzere yola çıktık. Yolculuk 22.11.2012 tarihinde gece 21.00de başladı ve dönüş 25.11.2012de yine gece 22.00de bitti. Otobüsle epey yorucu bir yolculuk oldu.
Bu yolculuktan bahsetmemin bir sebebi var tabii.
www.cevdetakcakoca.com sitesinde anılar bölümünde Yunanistan seyahati olarak 6 bölüm halinde yayınladığım yazılarımdan bu seyahatimi de ilgilendiren bir bölümü aşağıya alıyorum.
Bursa; 19.11.2008
Avrupada 2008 yılı yeni gezi notlarından birkaçı
Bu yazımda sadece bazı anekdotlar ve özel durumlardan bahsetmek istiyorum.
1. Kavalada öğle yemeği
Yanımıza 75 yaşında olduğunu söyleyen bir Kavalalı yanaştı ve Türkçe konuşmaya başladı. Almanyadan emekli olmuş. "Bu Avrupa Birliği bizi kandırdı. Bize boyuna borç veriyor. Kandırıyor, sonra bizden para isteyecek. Bakın burada bulunan gençlerin en az % 40 oranında kısmı işsiz. Bunlar yarın öbür gün ne yapacak? Hırsızlık soygunculuk. Neden? Çünkü fabrikamız yok, hiç imalatımız yok diyor. Tam o esnada yeni biri yanımıza yanaşıyor. Bunun dedeleri Niğdeli imiş ve adam bayağı Orta Anadolu Türkçesi konuşuyor.. O da aynı şeylerden ve bu arada Türkiyenin güzelliğinden, büyüklüğünden bahsediyor.
Bu konuşmalar benim için yabancı konuşmalar değil, daha önce yaşadığım tanıdık, bildik konuşmalar. Ancak turdaki diğer insanlar için çok değişik ve bilmedikleri, inanamayacakları konuşmalar. 2008 gezimdeki diğer notları görmek ve resimleri de incelemek isteyen dostlarım, siteme girip inceleyebilirler.
Şimdi, gelelim bu notlardan niye bahsettiğime. Ondan sonra da 2012 seyahat notlarımı ve resimleri sizlerle paylaşacağım.
Dönüşümüzde yine Kavalaya geldik. Tam 4 sene sonra. Bir Pazar günü. Öğlen saatlerine yakın. Malum, Hristiyanlar Pazar günü en güzel kıyafetlerini giyer, iki dirhem bir çekirdek olur ve kiliseye giderler. Arabamız durdu ve bizler Kavala sokaklarına kendimizi dar attık. Önceki yazımda bahsettiğim eserlerin restorasyonu bitmiş, ziyarete açılmış. Kavalalı Mehmet Ali Paşanın evini 2 Euro vererek gezebiliyorsunuz. Sokaklarda yürürken, birden yaşlı şık bir adam, bizleri durdurarak Türkçe konuşmaya başladı
Aaa, ne görsem, inanmazsınız, hani dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur atasözünün doğruluğunu ispat ettik. 4 sene önceki Almanyada çalışıp emekli olmuş olan Türkçe konuşan Yunanlı. Yine konuşmaya başladık.
Gerek Yunanistanı idare edenlere, gerek Almanlara ve bilhassa Alman Başbakanı Merkele, Fransızlara hiç de iyi olmayan niyetlerini Türkçe olarak dile getiriyor ve Yunanistanın daha da kötü durumda olduğunu belirtiyordu. Beni tanıyıp tanımadığını sordum. Tabii hatırlamadı. Ben de 4 sene önceki konuşmamızı anlattım. "Tabii ben 80 yaşını geçtim, artık eskisi kadar her şeyi hatırlamıyorum. Bu arada oğlum Almanyada kaldı, orada çalışıyor, bana göre esaret çekiyor dedi.
"Bak, yine Yunanlılara 40 milyar Euro verdiler ve 44 milyar Euro borçlarını da sildiler dedim. "Ne olacak, bu politikacılarla 3 yıl sonra o para da biter ve maalesef Yunanistan daha da beter olur dedi, bu arada tabii gerek Yunanistanı idare edenler ve gerekse Avrupa Birliğini idare edenler için en galiz (kötü,çok kötü) kelimeleri Türkçe olarak söylüyor, onların aleyhinde dileklerini söylüyor ve milletinin kurtulması için temennilerde bulunuyordu. "Tabii sakın ola ki bu alçakların bulunduğu Avrupa Birliğine girmeyin, paranızın kıymetini bilin diyordu.
Seyahatin diğer kısımlarını uzun uzun anlatmayacağım.
Kısaca şunları söyleyeyim;
1.Selanikte dükkanlar, alışveriş merkezleri gibi bir çok yer kapalı.
2.Buna rağmen insanlar saat 2den sonra çalışmıyor ve siesta yapıyor.
3.Türk olduğumuzu gören herkes şikayet ediyor, bizimle Türkçe veya yabancı dille konuşuyor.
4.Etler çarşıda açıkta satılıyor. Ne biçim Avrupa Birliği, yoksa Hristiyan birliği mi?
5.Gördüğüm turistlerin çoğu Türk ve bir miktar da Rus vardı.
6.Balkan harbinin 100. yılı dolayısıyla bazı dükkanlarda, bir takım resimlerde kahraman Yunanlıları gösteriyor, Türk bayrağını nasıl indirdiklerini, Türkleri nasıl yendiklerini belirtiyorlardı. Ama bunlar çok azdı.
7.Sokaklar, caddeler pislikten geçilmiyordu. Çöpler toplanmıyordu.
8.Bitmez tükenmez grevler ve yürüyüşler sebebiyle trafik aksıyordu.
9.Metro çalışmaları aşağıda resimlerde de göreceğiniz gibi 4 yıldır, karınca hızıyla devam ediyordu.
10.Fakat bütün kadınlar bakımlı, röfleli idi.
11.Gece eğlence yerleri tıklım tıklım dolu ve eğlence sabaha kadar sürüyor.
12.Şikayet ediyorsunuz, Yunanistan batıyor, bu ne demek oluyor? dediğinizde, Bu hayata bir defa geleceğiz, öyleyse sonuna kadar yaşayacağız diyorlar.
13.Tabii, olmazsa olmaz, böyle bir seyahatte Atanın evini ziyaret etmeden geri dönmek olur mu? Olmaz, olamaz tabii. Ancak, Atatürkün doğduğu ev, yine bitmek tükenmek bilmeyen restorasyonlardan birinde idi. Zannediyorum, bu defa çok daha iyi bir restorasyon olur da, bir daha ziyaret edenler içini rahat rahat gezebilirler. Ben daha önce gezmiştim, ancak eşim ve bir çok arkadaşım evin içini gezemedikleri için çok ama çok üzüldüler. Hatta, Selanikte Atatürkün evi çabuk restore edilsin de, ziyarete açılsın diye facebookta bir grup kurmayı bile düşündük.
14.Yunanistan, maalesef sadece turizme ve tarıma dayalı bir ülke. Ülkeler tek bir kaynağa bağlı oldukları takdirde, gelen herhangi bir krize dayanmaları çok zor.
15.Bu geziyle, yine ülkemizin ne kadar büyük bir ülke olduğunu bir daha anladık. Bu arada Cumhuriyeti kuran Büyük Atatürk ve arkadaşlarının, savaşlardan başka ileri görüşlülükleri olduğunu da anladık. Bunu da herkes bilmeli. Türkiye daha o tarihlerde iktisat kongresi yapmıştır. Osmanlı sanayi devrimini ıskaladığı için gelişmiş dünya milletleri ile rekabet edemeyen bir ortaçağ imparatorluğu idi. 20nci yüzyılın ilk yarısına kadar yaşaması bir mucize idi. Oysa Cumhuriyeti kuran kadro, bu gerçekleri bilerek daha o zamanlar sanayi için faaliyete geçmiş ve fabrikalar kurmuştur. Kurucuları takip eden Türk halkı ve idareciler boş durmamışlar ve bugünkü sanayimiz meydana gelmiştir. Şu anda eski dünya dediğim Avrupa, Küçük Asya (Anadolu) ve Akdeniz çanağındaki en modern fabrikalar, turizm tesisleri, sanayi tesisleri, tarım bizim ülkemizde ve bu yüzden ülkemiz krizlerle başa çıkabiliyor.
Doğru yolu gösteren Cumhuriyet kurucuları ve Büyük Atatürkü sevgi ve saygıyla andık.
Bu yazıma, Selanikte çektiğim kepenkleri, vitrinleri, kapalı dükkanları, çöpleri, yapılamayan metro çalışmalarını gösteren resimleri de ekledim. Bir ara bundan vazgeçmeyi düşündüm. Sonra yine de ekledim.
Komşumuzun kötü durumu ile alay etmenin alemi yok, resimleri eklememin sebebi, bundan ülke olarak ders almamız gerekiyor kanaatinde olmamdır.

Sayı: 866 - Sayı'nın Kapağı

Yorumlar (0)
12
kapalı
banner35
Günün Anketi Tümü
ABD Doları’nda yıl sonu beklentiniz nedir (TL) ?
ABD Doları’nda yıl sonu beklentiniz nedir (TL) ?
banner18