İHRACATTA KATMA DEĞER

Ülkemizin ihracat performansını değerlendirirken genelde toplam parasal büyüklüğü ele alıyoruz. Sene başındaki resmi programlarda yapılan açıklamalarla o yıl kaç milyar dolar yükseldiğini öğreniyoruz. Ama bu sırada toplam döviz tutarı kadar dikkati çekmesi gereken bir başka kriter var: kilogram başına ihracat değeri. Bu ölçü, bir ülkenin ürettiği malın ne kadar bilgi, teknoloji, tasarım ve marka değeri içerdiğini ortaya koyuyor. Bu yüzden aynı miktarda ürün ihraç eden iki ülke arasında devasa gelir farkları olabiliyor. Kilogram başına ihracat değeri, bir ülkenin katma değer üretme kapasitesini yansıtıyor.

Türkiye’nin ortalama kg başına ihracat değeri uzun süredir yaklaşık 1,2 ilâ 1,6 dolar aralığında gerçekleşiyor. İhracat hacmimiz artıyor, tonaj yükseliyor, ancak kg başı değer aynı oranda artmıyor.

Uluslararası karşılaştırmalar ile bu tabloya baktığımızda, yaklaşık ortalama değerler şu şekilde: Çin 2,3–2,4 USD/kg, Almanya 3,7–3,8 USD/kg, Japonya ise 4–5 USD/kg, Güney Kore 3,2–4,5 USD/kg, Polonya 2,1–2,9 USD/kg, Meksika 2,0–2,6 USD/kg gibi değerlere ulaşıyor.

İhracatımızda sektörler arasında da büyük farklar var. Savunma Sanayi ve İHA ihracatı kilogram başına 1,900–8,000 USD gibi çok yüksek bir değer yaratırken, mücevherat sektörü 650 USD/kg seviyesinde. Hazır giyim yüksek segmentte 20–25 USD/kg, otomotivde 8–12 USD/kg, makine ve elektronik ürünlerde ise 6–15 USD/kg aralığı görülüyor. Buna karşılık inşaat malzemeleri 0.59–0.62 USD/kg ve hammaddeler 1 USD’nin altında.

Çimento, demir, seramik ve maden gibi ürünler tonaj olarak ağır ama değer açısından zayıf. Tekstil ve otomotiv gibi sektörler orta seviyede kalırken, yüksek teknoloji ve marka gücü olan alanlarda hâlâ sınırlıyız. Yüksek değer yaratan alanlardaki üretimimizi artırarak düşük katma değerli ürünlerin payını dengeleyebiliriz.

Ar-Ge ve teknoloji yatırımları ile savunma sanayiinde görülen başarı, diğer sektörlere de yayılmalı. Markalaşma ve tasarım odaklı üretime önem verirken, yazılım, medikal cihazlar, ileri elektronik ve yeşil teknolojiler gibi yeni sektörler teşvik edilmeli.

Bir Alman sanayicinin bir kilogramlık ürünle kazandığı parayı kazanmak için üç kat daha fazla mal üretmek, üç kat daha fazla enerji harcamak ve üç kat daha fazla nakliye maliyetine katlanmak zorunda kalıyoruz.

İşçilik ve enerji maliyetleri küresel olarak artarken, kilogram değeri düşük ürünlerle rekabet edemeyiz. Bizim 1 dolara sattığımız ürünü, işçiliğin daha ucuz olduğu Güney Asya ülkeleri 0,80 dolara sattığında pazarımızı kaybederiz. Tek çıkış yolu, ürünün fiyatını değil, değerini artırmak.

En önemlisi de insana yatırım yapmalıyız, gençlerimizi daha nitelikli hâle getirmeliyiz. Bu konuda meslek liselerine büyük görev düşüyor ki o konuyu da zaman zaman yazılarımda dile getiriyorum. Eğitim sistemimizi, ezberden uzak, yaratıcılığı, eleştirel düşünceyi ve girişimciliği teşvik eden bir modele dönüştürmeliyiz.

Sağlıkla kalın…