Yerel seçimlerden kısa bir süre sonra DEM Parti belediyelerinin pek çoğunun başkanları görevden uzaklaştırıldı. Bölücü Terör örgütü ve destekçilerine “sıfır taviz” yaklaşımı çerçevesinde bunu toplum bir şekilde kaldırabiliyordu.
Ardından ana muhalefet partisi CHP’li Belediye başkanları görevden alınması süreçleri. “Sarı öküz” hikayesi hep hatırlatılır oldu.
Hemen her sabah bir belediyeye polis baskını ,daha bu satırlar yazılırken İstanbul Adalar belediyesine yapılan operasyon haberlerinin gündeme düşmesi. Yüzlerce binlerce göz altı , tutuklamalar. Hangi kritere göre verildiği meçhul tutuklama ve tahliyeler !
Akşam haberlerinde TBMM ‘de yetmiş küsur milletvekili adına hazırlanıp divan başkanlığına sunulan iktidar partisi milletvekilleri pusulalarının sahte imzalı olduğunun İYİ parti başkan yardımcısı Milletvekili Turhan Çömez tarafından bağıra çağıra ilanı,
Hepimizin güvencesi seçilmiş ! milletvekillerimize kadar uzanan bir yozlaşma /bozulma kültürü. Seçilmişi yöneteni bunu yapıyorsa sokaktaki vatandaşa ne diyeceksiniz ? Kötü yanı kimse de olumsuzlukları üstlenmiyor, pişmanlık belirtmiyor, hepimiz PİŞKİN olduk üzerimize alınmıyoruz , utanmıyoruz artık.
Akıllara yeni Anayasa, ciddi yerel yönetimler reformu keza TBMM ‘nin TBMM gibi konumlanmasına dair reformlar geliyorsa da, başta hakim iktidar güçleri , uygulayıcılar ve yerleşik güç kültürü , hukuk normlarını evirmeye çevirmeye kötü yorumlara kurban ettikçe reformun, kuralın normun , sayfalarda ne yazdığının ne önemi var ki ? Anayasa ve Kanunların suiistimali ve kötüye kullanılması, denetleyici mekanizmaların işlevsel sizliği , hukukun başka mülahazalarla hayata yansıtılmaması başlı başına bir garabet.
Vatandaşa inince, bir türlü düşürülemeyen enflasyon, yüksek faiz ve maliyetler, yoğun icra, İflas ve konkordatolar, kuşa dönen asgari ücret ve emekli maaşları, dolandırıcılık, şiddet, suç örgütü faaliyetleri, uyuşturucu belası, başta Ekonomimiz olmak üzere ,toplum sağlığını ciddi tehlikeye düşürücü belalar esas gündem olması gereken mevzular..
Haksızlıklar karşısında güvenilecek en yetkili kurum Adalet kurumları. Oraya bakınca da yetkisi tartışmalı bir hukuk mahkemesinin, bir siyasi partinin başkanını örgütünü ( fiilen ) değiştirme kararına imza attığına şahit oluyorsunuz. Demokratik Anayasal güvenceleri ve düzeni baştan aşağı sarsabilecek bir karara çekinmeden imza atılabiliyor, nitekim kararın icrasının ardından başka memleketlerde görülmeyecek manzaralar kaplıyor hayatı !
Olaya el atması gereken Yüksek seçim kurulunun özetle “bana ne bana ne ! “ tavrı ! Pes vallahi.
Karar temyiz edilmiş, dosyanın Yargıtay ‘a ulaşması” usulü prosedürlere” takılı. Yargıtay aylar- yıllarca kararı incelemeyebilir, kararı bozsa da Yargıtay yeni karar kuramaz, HMK düzenimizde İstinaf mahkemeleri bu anlamda (fiilen) Yargıtay’ dan daha etkili yetkili efektif. Kaldı ki Yargıtay karar bozulsa da İstinaf mahkemesi direnebilir, dosya yıllarca daireler arası git-gel prosedürüne takılabilir.
TBMM birkaç satırlık yasayla bu krizi çözüme bağlayabilecekken iktidar partisi sözcüleri “konu bizim dışımızda” diyerek bu facia hukuk garabesinin yarattığı depremden fayda ummaya göz dikmiş.
Özetle her dakika her sahnede kirli siyasetin ayak oyunlarının memleketi getirdiği yer belli.
Geleceğimiz ise “hesaplara” kurban edilmiş.
İşini iyi yapan ahlak ve namus sahibi memleket sevdalıları her partide, her görüşte elbette var ve onların yüzü suyu hürmetine nefes alınabiliyorsa da memlekette memleketi, hepimizin güvencesi hukuk düzenini, liyakati gözetmesi gereken çoğu seçilmiş ve kadrolar maalesef memleketin geleceğine dair umut ışıklarını yok eden “başka işlerle” meşgul.
Yine de tüm bu olumsuz mevsim ve görünümlere karşı tek ve sarsılmaz dayanağımız “umut” , ve tabii ki bu satırları yazdıran bu hisleri yaşatan da “memleket sevdamız”.
Selam olsun başka çıkarları olmayan milyonlarca memleket sevdalılarına.
Öztürk YAZICI- Hukukçu