HERKESİN BİLDİĞİ İŞ

Üniversiteye girişlerde tercih sisteminin başladığı yıllar. İlk 10 tercihim değişik üniversitelerin İnşaat mühendisliği bölümleri idi. Zaten o günlerde o kadar üniversitede İnşaat Mühendisliği bölümü vardı sanırım. İkinci tercihim İTÜ’yü kazanmayı başarabilmiştim. Ve mutlu idim. Anlatmaya çalıştığım mesleğimi ne kadar sevdiğim ve hakkını vermeye çalıştığım meselesi. Öğrenci olaylarının tavan yaptığı şansız bir döneme denk gelmiş olsam da iyi bir eğitim aldığım söylenebilir. Çünkü hocalarımız profesörler, doçentler çok değerli eğitmenlerdi. Ayrıca o yıllarda statik ve mimari bürolarda yarı zamanlı çalışma imkânı bulmuştum.

Bugünlere bakıyorum ve mesleğim adına üzüntü duyuyorum. Maalesef çok yetersiz donanımla mezun olan meslektaşlar yetki sahibi oluyor. Mesleğimiz zaten kadersiz bir meslektir. Çünkü neredeyse her birey sanki inşaatçı doğmuştur. Söz konusu inşaat olduğunda, kadın erkek, yaşlı genç, her bireyin söyleyecek bir sözü, fikri vardır. Örneğin ben ameliyat yapamam, hava tahmini nasıl yapılır bilmem, bir makine nasıl planlanır yada tamir edilir konum değil. Ancak mesleği bunlar olanlar inşaatı bilirler. İlk okul mezunları, eğitimsiz bireyler dahi sizden daha inşaatçıdır. Bunun en önemli sakıncası, yapı sektöründe bir kalite standardı yerleştirebilmenin zorluklarıdır.

Ülkemizdeki müteahhit sayısı herkesin malumu. Neden böyle diye düşünüyorsanız, ülkemize mahsus anlatmaya çalıştığım sebeplerdendir. Hatırlarsanız on sene önce düşen mortgage faizleri ile konut sektörü bir canlılık yaşadı. O günlerde ne iplikçisi ne kumaşçısı ne otomotivcisi ne kuyumcusu kaldı. Parası olan herkes İnşaatçı oldu. Belediyeye 3-5 bin lira yatıran müteahhit belgesi aldı. Sonra işin suyu çıktı. En önemli sermaye olan piyasa güveni çok zor onarılacak yaralar aldı. Kentsel dönüşümde ise el birliği ile yapılan bilinçsiz hatalarla şehirler adına önemli fırsatlar yok edildi. Kredi faizleri gün gün yükseldi, pek çok batan firma ve zarar gören insan oldu.

Bugün kredi faizleri el yakıyor. Alım satım ise ekstrem durumlar dışında neredeyse durdu. Ev almayı düşünenler, “o kadar paraya ayda şu kadar faiz alıyorum, ev bekleyebilir” şeklinde düşünerek yada “piyasanın ne olacağı belli değil, güvende kalalım” diyerek alışverişini bekletiyor. Yatırımcı “mevduat faizleri yüksek, piyasa ise durgun” diye düşünerek parasını koruma amaçlı faizde tutuyor. Bu arada malzeme ve işçilik fiyatları enflasyon nedeniyle yükselmeye devam ediyor. Çünkü malzemecinin ihracat imkanları var, ayrıca TOKİ kesinlikle kâr amaçlı, haksız rekabet yaratan piyasayı aşırı etkileyen önemli bir faktör.

Devlet en büyük Müteahhit. Kendi yatırımcısını, kendi müteşebbisini, kendi sanayicisini, esnafını, çiftçisini, katma değer üreten, istihdam yaratan, vergi ödeyen insanını, vatandaşını gözetmek, onların yanında olmak zorundaki Devlet bu görevini unuttu. İçerdeki yatırımcı adeta üvey evlat.

Konudan bağımsız ama bizde yurt dışına çıkan her Türk vatandaşı devlete bin iki yüz elli lira harç öder. Yurt dışında ise şehir vergisi adı altında turistten alırlar. Yada Türkiye’de göçmen yada sığınmacı hastaneye gittiğinde katılım payı olarak SGK’ya 3 TL. öderken, Türk vatandaşı 300 TL öder. Peki neden? Yabancılar Türkiye’de istediği üniversiteye sınavsız girerken, bizim evlatlarımız pek çok sınav ve kota ile mücadele ediyor. Neden biz kendi insanımıza bu kadar az değer veriyor, sürekli eziyoruz anlaşılır gibi değil?

Son birkaç senedir Devlet’in aklına Müteahhitlik mesleğine bir düzen hatta itibar getirmek geldi. Ve bakanlık kanalı ile belgelendirme yolunu seçtiler. Belgeler 5 yılda bir yenilenmek zorunda. Hiç yoktan iyidir demek gerek. En azından bir yöntemle meslek biraz daha saygın konuma geldi. Yalnız performans değerlendirmelerinde firma yaşı ve yıllarca yapılanlar ve tecrübenin puanlamayı etkilemesi daha güçlü olmalı diye düşünüyorum. Ülkede enflasyon oranları yatırım zamanı değil diyorsa, belge sınıfı belirleme kriterlerinde dikkate alınması da doğru olacaktır.