banner8

banner6

Tarımın cazibesi artıyor

Covid-19 salgını ve salgın kapsamında dünya çapında alınan tedbirlerin damga vurduğu yılın ilk 3 çeyreğinde birçok sektör durağanlık ve daralma yaşarken, tarımdaki ihracat artışı dikkat çekti. Coğrafik yapısı, iklim koşulları ve su zenginlikleriyle tarım anlamında önemli bir potansiyeli barındıran ülkemiz, dünya gıda ticaretinde yeterli payı bir türlü alamıyor.

Gündem 28.09.2020, 21:42 28.09.2020, 21:42
Tarımın cazibesi artıyor

Covid-19 salgını ve salgın kapsamında dünya çapında alınan tedbirlerin damga vurduğu yılın ilk 3 çeyreğinde birçok sektör durağanlık ve daralma yaşarken, tarımdaki ihracat artışı dikkat çekti.

Coğrafik yapısı, iklim koşulları ve su zenginlikleriyle tarım anlamında önemli bir potansiyeli barındıran ülkemiz, dünya gıda ticaretinde yeterli payı bir türlü alamıyor. Tarımsal üretimde verimliliğin artırılması ve istenilen kalitede üretim yapılabilmesi için parsel sorununun çözülmesi, sektörün disipline edilmesi, denetimin artırılması ve profesyonel yöntemlerin benimsenmesi gerekiyor.

Gelişmiş ülkelerin, gıda güvenlikleri ve geleceklerini garantiye almak için olağanüstü çaba harcadığı, toprağa düşen tohumdan kaliteli ve güvenli ürün üretiminin stratejik öneme sahip olduğu günümüzde tarımın önemi yadsınamayacak bir boyuttadır. 11 bin yıllık geçmişe sahip olan tarımı, potansiyelimizi geliştirerek ele almak, ülkemizin gelecek döneminde söz sahibi yapmak için gayret göstermek milli bir görevdir.

Olağanüstü dönemlerden geçtiğimiz bu süreç pek çok sektörü derinden etkilerken tarımın daha da önem kazanmasını sağladı. Pandemide güvenli gıdanın ve tarımsal üretimin değerini anladık. Salgın kaynaklı etkiler, ülkemizdeki pek çok sektöre ihracat anlamında olumsuz yansırken, tarım ihracatı sürekli artış gösterdi. Sektör temsilcileri bu artışı, Türkiye’nin Covid-19 salgını çerçevesinde dış ticarette başta lojistik ve tedarik zinciri ayaklarında olmak üzere aksama yaşanmaması için gereken önlemleri zamanında almasına, kendi insan kaynaklarıyla hasadını gerçekleştirebilmesine, insanların bu süreçte gıdaya daha fazla yönelmesine bağlıyor. Mevcut potansiyelimizi daha iyi değerlendirmek gerektiğine vurgu yapan sektör paydaşları,  tarımsal üretimin daha nitelikli hale gelmesi için parsel sorununun çözülmesi, sektörün disipline edilmesi, denetimin artırılması ve profesyonel yöntemlerin benimsenmesinin önemine vurgu yapıyor.

 

BTB YK Başkanı ve TOBB YK Üyesi Özer MATLI

Pandemi süreci kuşkusuz tarım sektörünün önemini bir kez daha net bir şekilde ortaya koymuştur. Tüm dünyada gelişmiş ekonomiler rekor oranlarda daralma yaşarken, Türkiye’de ise daralma nispeten tarım sektöründe yaşanan üretim ve ihracat artışıyla kısıtlı kalmıştır.

Ancak Avrupa bu süreçte kendi ihtiyacı olan ürünlerin temini için ithalatını arttırmıştır. Tarımda ihracat arttı demek için süreci daha uzun vadede irdelemek ve tarımın bütününe bakmak gerektiği kanısındayım.

Kur faktörü bugün hala gıda için ciddi bir risk olarak karşımıza çıkmaktadır. Kurun yüksek olmasından dolayı ürün birim fiyatlarımız da oldukça düşük seyretmektedir. Tüm bu sorunları görmezden gelemeyiz. İçerideki üretimi, verimliliği artıramaz ve tarımda sürdürülebilirliği sağlayamazsak, tarım sektöründe işler yolunda gidiyor dememiz pek mümkün değildir.

Hiç kuşkusuz ki tarım, ülkemiz için ulusal güvenliğimiz kadar stratejik bir sektör. Bunu, bugün yaşadığımız pandemi sürecinde de çok daha iyi anlamış olduk. Kendilerini müttefik olarak gören ülkelerin, söz konusu çıkarları olunca nasıl acımasız davrandıklarına şahit olduk. Nüfusun artması demek hem tüketimin artması hem de bu nüfusun ihtiyaçlarını karşılayabilecek sürdürülebilir bir tarım anlayışının olması demektir. Tarımda kısa vadeli çözümler üretmek yerine, doğru bir planlamaya, teknolojiyle entegre üretimi mutlak suretle arttıracak, politikalara ihtiyaç vardır. Aksi takdirde kendi kendine yetebilen ülke olma konusunda çekincelerimiz bulunmaktadır.

Pandemi ile birlikte dünya bir değişim içerisine girerken, yerli ve milli üretim, kendi kendine yetebilir olma kavramları, ön plana çıkmıştır. Oldukça kıymetli bir coğrafyada yer alan ülkemizin tarımsal ihracatını artırmak için önümüzdeki süreçte mutlaka geleneksel tarım anlayışından yüksek teknolojili ve yüksek katma değerli ürünlere dayalı üretim anlayışına yönelmek gerekmektedir.

Tarımda üretimi, kalite ve verimi artırmalı, kısa vadeli çözümler üretmek yerine ihracattaki mevcut ve hedef pazarlara ilişkin analizlerimizi doğru yaparak, sürdürülebilir uzun vadeli politikalar ortaya koymalıyız.

Tarımda ihracatı arttırmak ve ürünlerimizi katma değerli hale getirmek için önemli noktalarından biri de coğrafi işaretli ürün sayımızı artırarak, ürünlerimizi koruma altına almaktır. Avrupa Birliği, coğrafi işaretlerden yıllık 75 milyar dolarlık bir katma değer sağlamaktadır. İtalya, Fransa, İspanya gibi ülkeler sadece coğrafi işaretli ürünleri sayesinde her yıl milyarlarca Euro kazanç elde ederken, biz de bu durum maalesef ki henüz istenilen seviyeye ulaşmamıştır. Coğrafi işaret alabilecek iki bin 500 potansiyel ürünü bulunan Türkiye`nin, dünya coğrafi işaret pazarından en az yüzde 10 oranında pay alarak, 20 milyar dolarlık gelir elde edebilmesini sağlamamız gerekmektedir.

Tarım sektöründe maalesef ki; yapısal, ekonomik, sosyolojik, kültürel, yasal, örgütlenme ve daha birçok konuda sorunlarımız halen devam etmektedir. Bu konuda bence en temel sorun; tarım sektörüne olan bakış açımızdır. Öncelikle ülke olarak tarım sektörüne olan bakış açımızı değiştirmemiz, sektöre hak ettiği önem ve değeri vermemiz gerektiğini düşünüyorum.

Eğer bunu başarabilirsek; üretimi doğru planlayarak arttıracak, girdilerde dışa bağımlılığı en aza indirecek, arazi bölünmesini önleyecek, verimliliği yükseltecek, örgütlenmeyi sağlayacak, katma değeri yüksek, kaliteli, sağlıklı ve güvenli ürünler üretecek, hem üreticinin para kazandığı hem de tüketicimizin uygun fiyatla sağlıklı ürünler tüketebildiği ve gerçek manada ihracat artışlarının yaşanacağı bir tarım sektörü yaratabiliriz.

Özetle; doğru politikalarla, doğru planlama ve bakış açısı ile tarım sektörü ülke ekonomisi için kesinlikle büyük bir fırsattır. Yeter ki bu fırsatı değerlendirmesini bilelim.

Günümüzde artan dünya nüfusu ve iklim değişikleri de tarıma daha profesyonel yaklaşmayı gerekli kılmaktadır. Özellikle Türkiye son yıllarda tarım sektörünün artan sorunları ile baş etmeye çalışmaktadır.

Üretim materyallerinde dışa bağımlılık, enerji fiyatlarındaki yükselme, ekilebilir arazilerdeki ve tarımsal istihdamdaki azalma, köyden kente göçle şehir nüfusunun artan gıda ihtiyacı, iklim değişiklerinin üretim üzerindeki olumsuzlukları gibi nedenlerle, tarımsal ürün fiyatları aşırı dalgalanma göstermekte ve ithalata başvurulmaktadır. Bundan dolayı; gerçekten dünya üzerindeki en bereketli topraklara sahip ülke olduğumuzu söylesek de bugüne kadar bu potansiyelimizi yeterince değerlendirdiğimizi maalesef ifade edemeyiz. Tarımda kendi kendine yeten bir ülke olan Türkiye`nin, bugün içinde bulunduğu durumda bu konuda tereddütlerimiz bulunmaktadır.

Bu tereddütlerimizi giderebilmek için maliyetleri düşürecek ve verimlilik artışı sağlayacak yüksek teknolojili tarım uygulamalarına geçilmesi, bu alanda insan gücünün yetiştirilmesi, çiftçiye üretimin her aşamasında bilgi ve teknik yardım sunulması, genç nesillere bu alanda iş yapmaları konusunda teşvikler verilmesi ve daha etkin bir kooperatifçilik sisteminin hayata geçirilmesi gibi uygulamaların yer aldığı kapsamlı tarım politikalarına olan ihtiyacımız apaçık ortadır.

Yüksek teknolojili tarım için özellikle ölçek ekonomilerinin sağlanması ve özel sektör-devlet işbirliğinin artırılması gerekir. Tarım sektöründekilerin gelir ve katma değerinin artırılması, çiftçiliğin bir meslek haline getirilmesi özellikle işsizlik sorununun çözümü için de çok önemlidir.

Devlet desteği ile tarımın dijitalleşmesi için gerekli olan alt yapının oluşturulması, gübre, sulama ve tohum gibi girdi maliyetlerinin azaltılmasını sağlayacak, ar-ge destekleri ve yatırımları gibi doğru politikalarla, tarım devlete yük değil katkı sağlayan ve kalkınmanın hızlandırıcısı olan bir sektör haline gelecektir.

Kısacası tarım sektörü, eski yöntemlerle üretim yapılan, destek konusunda sürekli devlete bağlı olan, verimi düşük bir sektör değil, ileri teknolojilerin kullanıldığı, verim ve maliyet açısından karlılığı yüksek, stratejik bir sektör olarak kurgulanmalıdır.

Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri bilindiği üzere yaklaşık 10 yıldan fazla bir süredir Türkiye’nin gündemindedir. Bu bölgelerin kuruluş amacı; hayvansal ve bitkisel üretim işletmelerinin ihtisas konularına göre bir araya getirilerek, üretimin her safhasının kontrol edildiği, hijyenin sağlandığı, verimin ve kalitenin en üst seviyeye çıkarıldığı, ucuz maliyetli üretimin teşvik edildiği, giriş ve çıkışların kontrol edilebildiği bölgeler oluşturmaktır.

Bu bölgelerle, tarım ve sanayi entegrasyonunun sağlanması, dağınık halde bulunan tarıma dayalı işletmelerin tek bir bölgede toplanması, bitkisel ve hayvansal üretimin teşviki ile sürdürülebilir, güvenilir ve katma değeri yüksek üretimin sağlanması hedeflenmektedir.

Tarım OSB’lerin, bölgenin ekonomik koşulları dikkate alınarak, ekolojik dengeye zarar vermeden, birbirini destekleyen ve tamamlayan sektörlerin bir araya gelmesiyle oluşturulduğu takdirde ülke ekonomisine katkı sağlayacağı kanaatindeyim.

 

UYMSİB Başkan Yardımcı Prof. Dr. Senih YAZGAN

Covid-19 salgını nedeniyle bu yıl tarımsal ihracatımızla ilgili çekincelerimiz vardı. Gümrüklerdeki geçiş durumları, tır şoförlerinin karantina süreçleri vs. gibi sorunlar, bizleri olumsuz düşünmeye sevk etti. Ancak sezon dönemi içinde özellikle belli ürün gruplarına taleplerin artması, gümrük kapılarında gerekli önlemlerin alınmasıyla birlikte olumsuz durum yerini iyimserliğe bıraktı. Bulunduğumuz şu gün itibariyle YMS ihracatı geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %24’lük bir artış gösterdi.

Sağlanan bu artışta, taze meyve tüketiminin insan bağışıklık sistemine olan etkisinin sebep olduğunu söyleyebiliriz. Kazanılan bu ivmenin geçici mi yoksa sürekli mi olduğunu şimdiden söylemek erken olur. Ancak Yaş Meyve Sebze’de (YMS) ülkemize rakip olan birçok Avrupa ülkesinde hasat işçiliği Kuzey Afrika ülkelerinden temin edildiğinden ve pandemi nedeniyle bu dolaşımların gerçekleştirilememesi nedeniyle yaşadıkları sıkıntılar bizler için büyük bir avantaj oluşturdu.  Pandeminin yaklaşan kış ayları ile birlikte artacağı düşünüldüğünde özellikle de Türk Narenciyesine olan talebin önemli ölçüde artacağını söylemek mümkün. Bu salgının bizlere en önemli öğretisi insan bağışıklık sistemine YMS’nin önemli katkısı olduğu ve bu kapsamda ülkemizden ithalat yapan başta Rusya olmak üzere birçok ülkede bu konunun görsel medyada uzmanlarca paylaşılması, ihracatımızın artışına olumlu yönde etki etti.

Ülkemiz bulunduğu coğrafi konumuyla batısından doğusuna, güneyinden kuzeyine birçok ürünü yetiştirebilecek, bu ürünleri en kısa sürede Avrupa ve Uzakdoğu Pazarına taşıyabilecek özelliktedir. Ancak mevcut parsel boyutlarımızın küçüklüğü, üretimdeki kullanılan kimyasalların sınırlamalarına üreticilerimizin uyum sağlaması süreçlerinde yeterince hızlı davranamamak bizlerin başlıca sorunlarını oluşturmaktadır. Ayrıca üretim girdilerinin maliyetlerinin atışları da küçük ölçekli işletmelerin tarımdan çıkışlarına neden olmaktadır. Bu etmenlere birde pazarın sınırlamaları eklenince ihracatımız her geçen gün zorlaşmaktadır. Bu konuların aşılabilmesinde başta bakanlığımızın denetim mekanizmalarını daha etkinleştirmesi, üreticilerimizin pazarın istediği koşullardaki üretim kriterlerine uygun üretim koşullarını yerine getirmesi, ihracatımızı gerçekleştirdiğimiz bazı ülkelerdeki tarife dışı engellerin aşılması önümüzdeki dönemde önem arz etmektedir.

Gündemde olan Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri sektör için faydalı olur tabi ki ama önceliğimiz güvenli tarımsal üretim. 1 ay çalışıp da 11 ay çalışmayacak Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri oluşturulması çok anlamlı olmaz. Öncelikle güvenli tarımsal üretimi koşullarının sağlanması, ardından o bölgelerde tarıma dayalı sanayi oluşmasını zorunlu kılacaktır. Önceliğimiz güvenli tarımsal üretim, doğru planlama ve bu konuda sürekliliği sağlamak olmalıdır.

 

BTSO Meclis Başkan Yardımcısı Murat BAYİZİT

Pandemi dönemi uzun yıllardır söylediğimiz bir söylemi doğru çıkardı. Biz Türkiye olarak tarım ürünlerinde mukayeseli üstünlüklere sahip olan bir ülkeyiz. Özellikle bu süreçte ekim dikim ve hasat aylarının olması itibariyle birçok ülkede, bilhassa Avrupa ülkelerinde bu süreçler aksadı. Ancak ülkemizde, iyi bir planlamayla bu aksama hemen hemen hiç olmadı. Bu güçlü olan yanımıza yine öne çıkarmış olduk. Bu durum, tarım ürünleri ihracatlarına da yansıdı. Nisan, mayıs ve haziran aylarında diğer sektörlerdeki ihracatlar düşerken tarım ürünleri ve tarıma dayalı gıda sanayi ihracatı fazla etkilenmedi. Tarımsal üretimde büyüme oranları bir önceki yıla göre yüzde 4-5 civarında gerçekleşirken, ihracatta da yüzde 15 gibi bir artış oldu.

Tarımın ihracat sorunlarını konuşurken benim her zaman söylediğim bir cümle var; Türk tarımının üretimle ilgili bir sorunu yok, verimlilik ve pazarlama ile ilgili sorunu var. Dolayısıyla bizim öncelikle Avrupa başta olmak üzere birçok coğrafyadaki tarım ürünlerimiz hakikaten tercih edilen ve bilinen ürünler. Biz bu ürünleri çok daha fazla ön plana çıkarmak durumundayız. Pazarlama faaliyetlerini daha da üst seviyeye çıkarmak zorundayız. Verimliliği de artırırsak birçok sorunu da kendiliğinden çözmüş olacağız. Bursa siyah inciri buna bir örnek. Yine kirazdaki dünya liderliğimiz buna bir örnek. Bir ürünü eğer iyi kalitede, pazarlama ve lojistik noktasında iyi organize ediyorsanız her zaman daha avantajlı oluyorsunuz.

Tarım bir milli güvenlik meselesidir. Tarımın öneminin herkes farkındaydı zaten. Pandemide bu farkındalık hissi olarak değil gerçek olarak ortaya çıktı. Özellikle bu süreçte gıda maddelerinde yaşanabilecek olası eksiklikler insanların tarımla ilgili düşüncelerini bir kez daha gözden geçirmesine sebep oldu. Tabi burada romantik bir yaklaşıla tarıma dönelim, ekelim biçelim diyerek tarımın gelişeceğini düşünmek de hayalcilik olur. Tarım artık çiftçinin inisiyatifine bırakılamayacak kadar önemli bir endüstri haline gelmiştir. Bu açıdan tarımı bir entegrasyon içerisinde değerlendirip bir endüstri kolu olarak ele almak lazım.

Şu anda dünya gıda ticareti 1,5 trilyon dolar seviyelerinde. Biz şu an bundan sadece 18 milyar dolarlık bir pay alabiliyoruz. Bu da yüzde 1,2’ye tekabül ediyor. Türkiye gibi zengin bir coğrafyaya göre bu rakamlar çok düşük. Bunun en azından yüzde 4’lere çıkması lazım. Bu potansiyel gerek iklim, gerek toprak, gerekse de insan gücü olarak var. Sadece iyi bir organizasyona ve iyi bir envantere ihtiyacımız var. Son zamanlarda Bakanlık tarafından alınan tedbirler ilerisi için umut verici tedbirler. Bunların ben önümüzdeki dönemde meyvelerini toplayacağımızı düşünüyorum.

Bursa, uzun yıllardır otomotiv, tekstil, makine ve son zamanlarda da savunma sanayisi ile anılan bir kent haline geldi. Bu endüstriler ülkemizin kalkınması konusunda kritik önem taşıyan sektörler ancak unutmayalım ki tarım da bir milli güvenlik meselesidir ve Bursa da bu meselenin tam ortasında olan bir şehirdir. Bursa tam olarak bir tarım şehridir hatta tarıma dayalı gıda sanayi şehridir. Bursa’da, ülkemizin dondurulmuş gıda sanayinin yüzde 50’si kuruludur. Domates salçasının neredeyse yüzde 50’si yine bu bölgededir. Meyve üretimimiz çok önemlidir. Bursa, tarıma dayalı gıda sanayi konusunda rol model olduğundan burada kurulacak Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, kentimize farklı bir vizyon kazandıracaktır. Ayrıca Gıda Mükemmeliyet Merkezi de Bursa ve ülkemiz için gerekli bir yerdir. Özellikle biyoteknoloji ve fonksiyonel gıdaların Ar-Ge ve inovasyonlarında her türlü çalışmaların yapılacağı bu merkez, bir anlamda Türkiye’nin tarımı ile alakalı 2050 yıllarına gidecek olan yolda bize bir ufuk çizecektir. Bu merkezlerin kurulacağı en doğru yer de Bursa’dır.

 

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Çalışma Grubu Başkanı Sabriye ŞEN

Pandemi dönemi öncelikle temel gıdaları içeren tarım sektörünün ayrıca bu sektörlerdeki yerli üretimin önemini tüm dünyada gözler önüne sermiştir. Bu dönemde temel ihtiyaç maddelerinde dışa bağımlı ekonomilerin gıda maddelerindeki arz talep dengesini bozması kısa süre için fiyatların artmasına sebep oldu. Türkiye bu durumda bazı tarım ürünlerinin ihracatına sınırlama getirerek, fiyatlamadaki olumsuzluklara ve arz talep denge bozukluğuna karşı önlem aldı. Ancak bununla da kalınmayıp bu dönemdeki gıda sektörü kapasitesini arttırmış ve ihracata yönelik çalışmaları arttırarak o alandaki hacmi de büyütmüştür. Böylelikle dünyanın genelinde pandemi sürecinin kriz yarattığı tarım sektöründe, ülkemiz güçlü performansıyla dikkat çekmiştir.

Pandemi dönemi insanları ciddi bir sınavdan geçiriyor. Bu gibi zamanlarda insanlar daha öncelerde çokta önemsemediği durumlara karşı fazla duyarlı olabiliyorlar, çünkü durumun ciddiyeti böyle zamanlarda ortaya çıkıyor. Tarım sektörü de gıdaya olan talebin artış göstermesinden dolayı mevcut kaynakları verimli şekilde vatandaşlara aktarabilmek açısından çok önemli. Pandemi döneminde insanlarda yaşanan endişe onları ister istemez fizyolojik ihtiyaçlara fazlaca yöneltiyor, tabii bunların başında da gıda sektörünün gelmesinden dolayı tarımın önemi tekrar tekrar gündemimize yerleşiyor. Bu durumun bazı kesim tarafından yeni anlaşılmasının ötesinde her zaman önceliğin tarımsal faaliyetlerin verimli şekilde kullanılması ülke menfaati açısından birincil niteliktedir.

Tarımda ihracatı geliştirmek için kısa vadede hızlı bir gelişim için öncelikle üreticilerin örgütsel bir üretim birliği organizasyonu kurarak üretiminin kontrol denetim ve sürekliliğini sağlayarak arz talep dengesini sabitleyerek ürünleri ortak pazarlama yoluyla fiyat artışının önüne geçebilmesi üreticilere önemli bir avantaj sağlayacaktır. Diğer yandan ihracat için üretici pazar hangi ürünü istiyor sorusunu kendisine sorup pazarın istekleriyle yeni çeşit tarım ürünleri ve yeni üretim teknolojilerini kullanmaktan çekinmemelidir.

Potansiyelimizi yeterinde kullanabiliyor muyuz sorusuna gelince ise; öncelikle şunu söylemeliyiz ki bu konuda yaşanan olumlu gelişmeler var, ancak yapılması gereken ve bazı dünyaca standart kabul edilen mertebelere gelmek için gerçekleştirilmesi gereken çok fazla kriterden bahsedebiliriz. Bu ülkenin her köşesinde ayrı ayrı tarımsal faaliyete uygun çok avantajlı bir durum mevcuttur. Ancak bu avantajı kullanabilmemiz için yapmamız gereken en öncelikli işlem tarımı gerçekleştirecek olan kişi, tüzel kim ise ona bu işi avantajlı kılıp, sektörün eksilmemesini sağlamaktır. Tarımı sekteye uğratmayacak önlemlerle hem pandemi sürecinde hem de sonrasında sektörün gelişmesini sağlamak zorundayız. Unutmamalıyız ki fazla nüfuslu ülkelerin tarımsal faaliyetlerini zayıflatmak, 2. plana atmak veya terk etmek gibi bir lüksleri yoktur.

Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri, hızlı işlenebilirlik adına oldukça büyük bir öneme sahip. Bu bölgelerin uygulanmasında öncelikle dikkat edilmesi gereken konu illere göre hammaddeye yakınlığın esas alınmalıdır. Örnek olarak Akhisar’da uygulanacak bu uygulama zeytinin ekonomiye olan verimini daha da artırarak devam ettirecektir. Bu tarz bölgelere asıl ihtiyaç Doğu Anadolu Bölgemizde tabii, buralarda yetişen mercimek belki de dünyanın en lezzetli mercimeği ancak halen ithal mercimeğe maruz kaldığımız oluyor. Bu da her anlamda ekonomiyi negatif etkiliyor. Özellikle böyle ürünlerde bu bölgelere uygulanacak olan organize sanayi alanları bizi milli kaynaklardan ekonomiyi yüceltmeye itecektir.

 

Tarım AŞ Genel Müdürü Fetullah BİNGÜL

Salgın sürecinde birçok ihracatçı ülke öncelikle kendi gıda arz güvenliğini sağlamak için ihracatta sınırlama tedbirleri alma yoluna gitti. Aynı zamanda izolasyonların artması ve salgının ne zaman biteceğinin öngörülememesi sebebiyle tarımsal üretimin sekteye uğrayacağı düşünüldü ve bu yüzden bu ülkeler ürünlerini stok yapma yoluna gittiler. Bu durumdan en çok etkilenen tarımsal ürün ithalatçısı ülkeler oldu. Salgın sürecinde birçok ülke üretime ara verirken ülkemiz gerekli tedbirler kapsamında üretime ara vermeden devam etti. Bu da yakın coğrafyadaki büyük ithalatçı ülkelerin rotalarını Türkiye’ye çevirmesine sebep oldu. Hatta uzak coğrafyalara dahi sürekli olarak ihracatımız devam etti. Bu sayede tarımsal ihracatımızda geçen yılın aynı dönemine nazaran yüzde 3,9’luk bir artış gözlemlendi. Biliyorsunuz Tarım AŞ. olarak bizde ihracatçı firmayız. Ve bu süreçte şehrimizin incisi Bursa Siyah İnciri’ni tescilli markamız BlackBursa ile başta uzak doğru olmak üzere dünya pazarlarına ihraç ettik ve etmeye de devam ediyoruz. Ayrıca sebze meyvede yaşanan ihracat artışının diğer tarımsal ürünlerimizin de dünya piyasasında tanıtılması konusunda öncülük etmesi için de çalışmalar yürütmekteyiz.

İthalatçı ülkeler tarafından tarımsal ithalatta güvenilir pazarların ve ithalatta çoklu tedarikçi bulundurmanın öneminin anlaşıldığı bu dönemde AB mevzuatına uyumlu üretimin olması, üretim kapasitemizin ve kalitemizin artırılması, gıda tedarik ve lojistik zincirinde aksamaların yaşanmaması, tarımda dijital dönüşümün yaşanması ve dijital pazarlarda yer almak tarımsal ihracatımızın artmasının önünü açacaktır. Tabi burada markalaşma ve standardizasyon süreçleri de çok büyük önem arz ediyor. Aynı zamanda dünya üretiminde ön sırada yer aldığımız ve üretim kapasitemizde ciddi artışların olduğu ürünlerin dünya piyasasına tanıtım faaliyetlerinin yapılması son derece elzemdir. Biz bu konuda uluslararası geçerliliği olan önemli tarımsal fuarlara katılarak yerel ürünlerimizin tanıtımına katkıda bulunmak için çalışıyoruz.

Salgın sürecinde insanlar diğer harcamalarından kısarak temel besin ihtiyacını karşılamak için gıdaya yöneldi, bu durum da tarımsal üretimin ne kadar önemli bir konu olduğunun tekrar altını çizdi. Salgın süreci küresel gıda sisteminin yeniden sorgulanmasına yol açtı ve gıda arz güvenliğinin sağlanmasının önemini gözler önüne serdi. Bu sebeple salgın süreci sonrası dönemde de tarım sektörüne verilen önem artarak devam edecektir. Bu dönemde teknoloji kullanımının yalnız büyük ölçekli üreticilerde değil aynı zamanda küçük ölçekli çiftçiler için de gerekli olduğu anlaşılmıştır, aynı zamanda kooperatifleşmenin küçük ölçekli çiftçiler için son derece elzem olduğu ortaya çıkmıştır. Burada dikkat edilmesi gerek bir husus var. Farklı sektörlerden insanlar tarım sektörüne yatırım yapmak üzere ciddi girişimlerde bulunuyorlar. Ancak unutulmamalıdır ki tarım ve gıda sektörü yetkinlik gerektiren ve içinde yaşayarak faaliyet gösterilebilecek sektörlerdir. Bu hususta yatırım yapan vatandaşlarımızın mutlaka uzman yönetici ve personeller ile bu işleri yapmaya gayret göstermelerini tavsiye ediyorum.

Ülkemizde geniş ve verimli tarımsal üretim alanları bulunmaktadır ve ürün çeşitliliğimiz çok fazladır. Aynı zamanda coğrafi konum itibariyle ithalatçı ülkelere yakın konumdayız bu durum da bizi önemli bir tarımsal ihracatçı ülke konumuna getiriyor. Ülkemizin bereketli topraklarının değerlendirilmesi hususunda tarımda iyi tarım uygulamaları ve hassas tarım uygulamaları kullanımı son derece önemlidir. Bu sayede birim alandan daha fazla ürün elde etmemiz mümkündür. Aynı zamanda üretimde verimli çeşit seçimi ve bazı tarım ürünlerinde ıslah çalışmalarının yapılması verimi artıracak unsurlar arasındadır. Bununla birlikte yaşanan en büyük problemlerden birisi üretim yapan çiftçimizin piyasa bulmakta zorluk yaşamasıdır. Biz bu konuda kooperatifleşmenin ve dijital pazarlarda yer almanın önemine vurgu yapıyoruz.

Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri tarımsal üretim ve sanayi bütünleşmesinin sağlanması açısından birçok avantajı içerisinde bulundurmaktadır. Bu OSB’ler sayesinde üretilen ürünlerin işlenmesinin kolaylaşması, sanayi tesislerine yeterli hammadde temininin sağlanması, ürünlerin güvenle muhafaza edilmesi ve pazarlanması konusunda birçok fayda sağlanmaktadır. Ancak Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri kurulumda ekonomik koşulların ve yer seçiminin birbirine uyumlu olması gerekmektedir. Yer seçimi OSB’lerin sağlıklı ve etkin bir şekilde işlemesi konusunda en büyük etmendir. OSB’lerin kurulduğu alanda enerji kaynaklarına yakınlık, şehrin hangi bölgesine kurulacağı, OSB’nin şehre olan uzaklığı, seracılık ve jeotermal kaynaklara yakınlığı, tarım arazilerine ve su kaynaklarına yakınlığı göz önünde bulundurulması gereken hususlardan başlıcalarıdır.

Yorumlar (0)
10
parçalı bulutlu