banner8

banner6

Çevreci üretimle sektörde değer yaratıyor

Gündem 15.02.2021, 20:16 15.02.2021, 20:16
Çevreci üretimle sektörde değer yaratıyor


Semih AYDIN

Köklü Türk ve Alman firmalarının işbirliğiyle kurulan Rudolf Duraner, inovasyona dayalı çevreci üretimiyle sektördeki diğer firmalardan ayrışıyor. Firmanın Genel Müdürü ve BOSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Rasim Çağan, sadece bir ürün değil, tüm süreçlerimizle müşterilerimizle bir sihir yaratıyoruz dedi.

Tekstil sektörüne uzun yıllar emek vermiş Duraner ailesinin, aktariye dükkanında başlayan ticaret macerası, köklü Alman firması Rudolf Kimya Şirketi’nin Rudolf GMBH ile gerçekleştirdiği ortaklıkla birlikte basamak atladı.
Uzun yıllar sektörlerinde başarıyla faaliyet gösteren iki firmanın gücünü arkasına alan Rudolf Duraner, Ar-Ge çalışmaları ve çevreci üretimiyle tekstil kimyası üretiminde Türkiye’de örnek bir firma konuma geldi.Rudolf Duraner’in kuruluşundan itibaren Genel Müdürlük görevini yürüten Rasim Çağan, Bursa Organize Sanayi Bölgesi Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (BOSİAD) Başkanı göreviyle de bölge sanayicileri için önemli çalışmalara imza atıyor. Çağan’ın Bursa ve bölge sanayicilerine katkı sağlayacak projeleri kamuoyundan takdir topluyor.Başkanlar ve İşleri Röportaj dizimizde Rasim Çağan’la Rudolf Duraner’i, pandemi dönemini ve sektörün gelecekte yaşayacağı dönüşümü konuştuk.

Firmanızın kuruluşundan bugüne gelen sürecini kısaca anlatır mısınız?
Duraner ailesi ve şirketi yıllardır tekstilin içinde. Aktarlık yapan dedemin, o zamanlar aktarlığın yanı sıra kadınlara kıyafetleri için boya satmasıyla boyaya aşina idi. Zaman içerisinde Bursa’da tekstil sektörünün gelişmesiyle bizim de faaliyetlerimiz arttı. Ben de 1999 yılında kurulan, yabancı ortaklı Rudolf Duraner’in 22 yıldır yöneticiliğini yapıyorum. Firmamız tekstil kimyasalları üretiyor. Burada 250 kişilik kadroyla aylık dört bin ton üretim yapıyoruz.
Alman ortağımızla sözleşmemiz doğrultusunda, sadece belirli bölgelere ihracat yapıyoruz, bunun da üretimdeki payı yaklaşık yüzde 10 civarında. Ağırlıklı ihracat gerçekleştirdiğimiz ülkeleri ise Türki Cumhuriyetler, Mısır, Bangladeş ve Bulgaristan olarak sıralayabilirim.

Yabancı ortaklı yapı, firmanıza nasıl kazanımlar sağlıyor?
Yabancı ortak size bir disiplin getiriyor. Bana göre en önemli nokta bu. Ben, yabancı ortakla çalışmayı sadece ürün know-how’u almak olarak düşünüyordum. Ancak yabancı ortaklar firmanıza görsel, laboratuvar hizmeti, disiplin, kalite ve hizmet odaklı olma açısında önemli kazanımlar sağlıyor, bizim şirketimiz için de aynı durum söz konusu.

Bursa genelinde bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bursa’da diğer illerimize nazaran daha fazla yabancı yatırımcı var. Türkiye’de yabancılarla çalışan her sektör gelişiyor. Bursa’da otomotiv ve tekstilde bunu görebilirsiniz. Bu sektörlerde çok gelişmiş firmalara sahibiz. Yabancı ortakla iş yapmak, sizi belirli standartlara uymaya zorluyor. Ayrıca onlar, işletmenin yanı sıra çevre ve altyapı gibi konulara da çok özen gösteriyorlar. Bu anlamda ben yabancı yatırımcıların bizim sanayicilerimize örnek olduğunu ve bu sayının artmasının ülkemize fayda sağlayacağını düşünüyorum.

Pandeminin gölgesinde geçen 2020 yılını şirketiniz nasıl geçirdi?
Tekstilin şanslı bir sektör olduğunu düşünüyorum, pandemide en az kaybeden sektörlerdendik. Bunda ülkemizin stratejik, coğrafi konumunun önemli payı var. Salgın sebebiyle firmalar, hızlı ve kısa terminlerle mal temin edebilecekleri bölgelerle ticaret yaptı. Avrupa; Çin, Pakistan gibi ülkeler yerine Türkiye’den ürün almayı tercih etti. Bu durum tekstil sektörünün avantajına oldu. Biz de bu sektörde faaliyet gösterdiğimiz için hedeflerimizde çok şaşma olmadı. Büyüme hedeflerimize ulaşamadık ama küçülmedik de. 2020’yi de 2019 seviyelerinde tutabildik.

Türkiye, bu avantajlarını pandemiden sonraki dönemde de koruyabilir mi?
Bence bir iki sene daha koruruz. Yabancılar salgın dönemini çabuk unutmaz ve normalleşmeye hızlı adapte olamazlar. Bu anlamda ben Türkiye’nin 2021 ve 2022’de aynı hızını koruyarak devam edeceğini düşünüyorum.

Pandemi iş hayatınızda nasıl bir dönüşüme sebep oldu?
Bu süreçte dijitalleşmeyi öğrendik. Seyahat edemediğimiz için toplantılarımızı online yaptık. Pandemiden önce, yurtdışına bir toplantıya gittiğinizde 3 günümüzü harcarken, bu süreçte toplantılarımızı uygun zamanımızda, hızlı ve verimli bir şekilde online düzenledik. Pandeminin ülkemiz adına kazançlarından bir tanesi de e-ticaret oldu. E-ticaret; ihtiyaçlara hızlı cevap verebilecek kapasiteyi ya da üretimi gerektiriyor. Salgın döneminde e-ticaretin yaygınlaşmasıyla, Türkiye taleplere hızlı cevap vermesi nedeniyle tercih edilen bir ülke oldu. Nihayetinde artık eğitimden, ticarete hemen her şeyi dijitalde yapıyoruz. Bunları öğrendik ve unutmayız.

Yeni yılda yeni yatırım planlarınız var mı?
Türkiye’de, her büyüyen firmanın yer problemi oluyor. Biz de planladığımızdan çok daha hızlı büyüdüğümüz için mevcut alanlarımız yetmedi. Şu anda üretim ve depolamayı farklı yerlerde yapıyoruz. Önümüzdeki yıllarda TEKNOSAB’a taşınma planımız var. Onun hazırlıklarını sürdürüyoruz ama taşındığımız güne kadar bulunduğumuz tesise yatırım yapmayı da sürdüreceğiz.

Ar – Ge merkezinizden ve çalışmalarınızdan kısaca bahseder misiniz?
Firmamızın Ar – Ge merkezinde 46 kişi çalışıyor. Yıllık ciromuzun yüzde 5’ine yakınını bu alandaki harcamalarımıza ayırıyoruz. Ar – Ge çalışmalarımız neticesinde 5 tane patentli ürün ortaya çıkardık. Bu çalışmalarla birlikte farklılaştık, fiyat rekabetinde avantaj sağladık. Avrupa Birliği şartlarına uygun Ar – Ge projesi üzerinde çalışıyoruz. Avrupa’da bir üniversiteyle işbirliği içerisindeyiz. Tekstilde üretimi ve iş sürecini kolaylaştırarak, çevreye hasarı en aza indirecek bir ürün konusunda çalışıyoruz.

Ar – Ge çalışmalarının firmanız için önemi nedir?
Türkiye’de en çok Ar –Ge’ye yatırım yapan 234’üncü merkeziz. Devletimizin bu konuda büyük teşvikleri hatta fedakarlıkları var. Ancak Ar-Ge kültürü çabuk kazanılmıyor, sadece merkez açarak buna sahip olamıyorsunuz. Eğitimli bir kadroyla, zaman içerisinde inovatif Ar-Ge kültürünü oluşturmanız lazım. Biz bu kültürü firmamıza adapte etmek istedik. Bazı firmalar Ar-Ge’yi sıfırdan ortaya bir ürün ortaya koymak gibi zor bir şey olarak düşünüyor. Fakat çeşitli alanlarda, çok fazla Ar-Ge yapılabilir. Yan sektörlerde olan gelişmeleri kendi sektörümüze uygulayabiliriz. Bu, farklılaşmak için çok önemli bir husus. Ancak bunu sadece makine alarak sağlayamazsınız. Ekibinizi de bu anlayışa adapte etmeniz lazım. Bana göre Ar-Ge, Türkiye’nin kârsızlıktan çıkması için tek şansı.

AB’nin karbon nötr çalışmaları kapsamında, çevreci üretim yapan firmaların ticarette daha ön plana çıkacağı konuşuluyor. Bu konu hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
Yabancılar tarafından tercih ediliyor olmanız için çevreci üretim yapmanız çok önemli. Müşterilerimizin bu konudaki sorularına doğru cevap verebilmek için firmamızda üç kişi çalışıyor. Günümüzde firmalar ve alım ofisleri, çevreye verdiğiniz zararın bütün dünyayı etkilediğini düşünüyor ve bunu ticari bir argüman olarak kullanıyorlar. Bir de dünyadaki tekstil firmaları Greenpeace’den çok korkuyorlar. Onlar için en kötü şey bir Greenpeace’in firmanın bir açığını bulup, deklare etmesi. Bu durum bütün imajlarını yıkar. Ben çevreci üretimin öncelikle bir sosyal sorumluluk, sonrasında da günümüz dünyası için ticari bir mecburiyet olduğunu düşünüyorum.  Her ikisini de yapmak durumundayız. İlk önce bir insan olarak çevreye duyarlı olmalıyız. Sadece para kazanmak için üretip, bunu yaparken çevreye zarar veriyorsanız aslında bir değer ortaya koymuyorsunuz demektir.

Rudolf Duraner’i sektördeki diğer firmalardan ayıran özellikler nelerdir?
Ülkemizde ve Bursa’da bu alanda üretim yapan firmalar var. Burada önemli olan nokta ise farklılaşma. İletişimin, seyahat imkanlarının bu kadar fazla olduğu bir dünyada sadece bir ürün imal ederek değer yaratamazsınız. Ben üründe değil, hizmette liderliğe inanıyorum. Ürününüzü en iyi şekilde imal edip, uygun fiyata satıp, satış sonrasında müşterinize teknik olarak hizmet verip, ürününüzü kullananlara en uygun maliyetlerle üretim yapma imkanı sağlayabilirsiniz. Bir sihir üretirsiniz aslında. Müşterinize bir değer oluşturursunuz. Ama bunu sadece ürünle değil, sunduğunuz hizmetle ortaya koyabilirsiniz. Firmamızın da amacı bu, kendimizi bu şekilde ayrıştırıyoruz.

Sektörünüz gelecekte nasıl bir dönüşüm yaşayacak, Bursa’daki firmalar buna hazır mı?
Tekstil, her zaman önemli ve talep gören bir sektör. Türkiye bu alanda önemli bir tecrübe, altyapı, insan gücü ve üretme bilimine sahip. Avrupa’ya yakınız ve Uzak Doğu’ya kıyasla birbirimizi daha iyi anlıyoruz. Dolayısıyla tekstil uzun yıllar boyunca ülkemiz için önemini koruyacaktır. Elbette dönüşüm yaşanacak, daha çevreci bir üretime geçilecek. Bunu sağlayamazsanız ne Avrupa’ya ürün satabilecek, ne burada üretebileceksiniz. Suyun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Tekstil üretimi suya ihtiyaç duyar ama su zengini bir ülke değiliz. İlerleyen dönemde en az suyla üretim yapmayı öğreneceğiz.

Size göre sektörünüzde yaşanan başlıca sıkıntılar neler?
Sektörümüzde birçok sıkıntı mevcut, bunlardan bir tanesi de merdiven altı üretim. Türkiye’de tekstil sektörünün en büyük gelir kalemi ihracat. Durum böyle olunca yabancılar sizden çevreci üretim, kullanılan malzemeler ve iş güvenliği gibi konularda hassasiyet göstermenizi istiyor. Bu da maliyetlerin yükselmesine sebep oluyor. Pahalı oluyorsunuz aslında. Biz Bursa OSB’de üretim yapıyoruz. Burası, çevreci ve pahalı bir sanayi bölgesi. Kurallara uygun, çevreye zarar vermeden üretim yapmanız gerekiyor. Ancak her yerde aynı durum söz konusu değil. Bu da haliyle bizim gibi firmalar için bir fiyat dezavantajı yaratıyor. Merdiven altı olarak tabir edebileceğim firmalar çevreyi kirleterek üretim yapıyor ve satışlarda fiyat düşürerek, sektördeki diğer firmaların haksız rekabetine sebep oluyor. Bizim her yerde kaliteyi yukarı çıkartıp, standardı sağlamamız gerekiyor.

Yorumlar (0)
18
hafif yağmur