ELLER, ELLER, ELLER..!

Bir sosyal medya sayfasını takip etmeye başladım.
Türkçeyi sözcük sözcük, köküne kadar inceleyen; kelimelerimizin başka dillere etkisini de küçümsenmeyecek delillerle ortaya koyan genç bir kardeşimiz. Sayfanın adı: “Köküne Kadar.”

Bir videosunda “EL” sözcüğünü ele almış.

Bedenimizin bir organı: el
Elle ayırmaktan: elemek
Eleyen gerecin adı: elek
Ve İngilizceye geçmiş hâliyle: election

İngilizler bunun Latince’den geçtiğini söyler, kabul de ederler.
Ama Türkçe bağlantısını kabul ederler mi?
Bence etmezler.

Kardeşimiz işi daha da ileri götürüyor.
İspanyolcada, İngilizcedeki “the” yerine kullanılan “el”in Türkçe kökenli olduğunu söylüyor. Hatta Arapçadaki karşılığı için de aynı iddiayı ortaya koyuyor.

Bir konuya takıldım mı, üstüme üstüme gelir.
Dün akşam da bu düşüncelerle, Ozan Kemal İmer öğretmenimin çok sevdiğim bir şiirini, kendi sesinden dinlemek kısmet oldu. İşte o şiir:

AL ELLERİMİ ÖĞRETMENİM

Al ellerimi öğretmenim,
Etten kemiklikten
Çıksınlar istiyorum;
İyiye, güzele sarılsınlar,
Kötüye uzananda
Kırılsınlar istiyorum!..

Sarmak bir yarayı,
Sıkmak bir eli dostça,
Bir çivi çakmak,
Bir düğüm atmak ya da
Can suyu vermek bir fidana…

Umut kuyularını
Kazsınlar istiyorum;
İnsanlık şiirini,
Ulusumun yazgısını
Yazsınlar istiyorum…

Kıraç topraklarda
Gül dersinler…
Bir alınca,
Bin versinler…

Yarılsın, çatlasın,
Nasırlaşsınlar istiyorum…

Al ellerimi öğretmenim,
İşe yarasınlar istiyorum!..

Kemal İmer

Aynı zamanda beş duyumuzdan biri olan dokunma duyumuzun en önemli aracı da ellerimizdir.

Gelecek -Ozan’ın dediği gibi- çocuklarının ellerini etten kemikten çıkaran toplumların olacak.
Ahşap oyacak, demir dövecek, resim yapacak, döküm dökecek, çivi çakacak, kaynak yapacak, harç karacak, tohum ekecek, süt sağacak, mücevher işleyecek…

Ama o eller yalnızca ekran kaydırmakta kullanılıyorsa,
vay hâlimize.
Vay ki ne vay!

Öğretmenler, ustalar bunun için varlar.
Ellere işlemeyi öğretmek için.
Ve öğretirken sessizce geleceğin öğretmenlerini, ustalarını da yetiştirirler. Kadim kültür böyle geçer kuşaktan kuşağa.

Ozan şiirinde adeta haykırıyor.
O haykırış Çin’den duyuluyor da biz sağır olmuşuz, duymuyoruz.

Çin’de bize kakalanan TikTok kullanılmıyor.
Gençlere yasak.
Onların elleri tıkır tıkır işliyor.

Bizim ellerimiz ipekçilikteydi.
Deveredeydi, bükümdeydi.
Keserdi, biçerdi, oyardı.
Yani üretirdi.

Şimdi gençler, yalnızca ekran kaydırıyor o ellerle.

Yazımı içim sızlayarak Kıvılcım Vafi’nin bir şiiriyle bitireyim; yorumu size bırakayım.

Esen kalın sevgili okurlarım.

DİZELERE GÖM ŞAİR BENİ

Şiir denizin değdiği yerde durur,
Ayakların üşüdüğünde duyduğun ürperti.
Mavidir kuşkusuz, “duy” derim, gülersin;
Sen güldükçe deniz çoğalır.

Ellerim, ellerim çok çekti,
Ellerime martılar konsun.
Gözlerim, gözlerim çok çekti,
Gözlerime güneş vursun.

Gömülmesin, ölmesin sevgi;
Dizelere göm şair beni.
Beni toprak almasın,
Beni kefen sarmasın,
Üstüme taş konmasın;
Kalıt olsun sana sevgi.

Dizelere göm şair beni.

(Ve aldı şair:)
Gömütlenmeyecek doğurduğun sevgi.
Dizelere gömdüm kardeş seni.

Şiir: Kıvılcım Vafi