DOSTLARIMIZ TARÇIN VE LUKA

15 yıl önceydi. Akşam mesaisi bitmiş, tam otomobile binmek üzereyken ani bir fren sesiyle irkildim ve yeniden arabadan indim. Dikkatli bir sürücü sayesinde, henüz 3–4 aylık bir yavru köpek, fabrikada çalışan bir kadının kucağında kurtarılmıştı. Çok şükür yara almamıştı ama korkudan ciyak ciyak titreyerek inliyordu.

İşte o gün Tarçın hayatımıza girdi.

Tarçın, tam 15 yıldır fabrikaya gelen herkesi karşılayan, canı isterse ikinci kata çıkıp oda oda dolaşan, adeta sanayinin sessiz emekçilerinden biri oldu. Yıllar geçti, Tarçın sanayiye hizmet ederken bir hayli de yaşlandı.

Yaklaşık 15 gün önce yine işten çıkıyordum. Tarçın ve komşunun köpeği, henüz bir aylık, terk edilmiş bir yavruya iki gündür çalılıklar arasında patileriyle sarılıyor, onu yalayıp koruyorlardı. Müthiş bir manzaraydı. İki dişi köpeğin annelik içgüdüsü diye düşündüm.

Neticede aramıza bir köpek daha katıldı. Kısırlaştırdığımız Tarçın’a adeta ilahi bir güç bir yavru emanet etmişti. Arkadaşlarımız onun adını Luka koydu.

Luka hâlâ çok ürkek. Tarçın’ın kuyruğuyla oynuyor, insanlardan hemen kaçıyor. Tarçın ise kendi kaderine benzeyen Luka’ya sarılarak yatıyor, onu yalıyor.

İki köpek…

İki ayrı zaman…

Aynı merhamet.

Anladım ki bazı hikâyeler yarım kalmaz; sadece yıllar sonra başka bir yerden devam eder.

Ve iyilik, zaman tanımaz.

Doğru saati hep hatırlar.

Şirketimizde bugün bakmakla yükümlü olduğumuz toplam sekiz yarenimiz var.

Bir de Pamuk adını verdiğimiz başka bir köpek hikâyemiz daha var. O da yaklaşık altı aydır başka bir mekânımızda… Onu da zamanı gelince anlatacağım.