Geçen hafta bir okul gezisi anlatıldı. 50 çocuk, gözetmenleri ile toplam 61 kişi, THY ile 4 gece 5 gün olarak planlanmış bir Londra gezisi yapmışlar. Çocukların yanlarına fotoğraf makinesi ve telefon almaları yasaklanmış. Elbette önce anne baba sonra aile büyükleri endişelenmişler. Ancak okul ve öğretmenleri tebrikleri hak etmiş. İnsanlar neredeyse anbean çocuklarını takip edebilme ve istendiğinde haberleşme imkânı bulmuşlar. Gezilerinin her anının fotoğrafları paylaşılmış. Gözetmenler çocuklar uyurken dahi kontrolsüz bırakmamış, kaldıkları otelin koridorlarında sıra ile gece nöbeti tutmuşlar. Neticede çocukların çok mutlu olduğu, pek çok müze gezdikleri, müzikaller izledikleri, Londra’nın ünlü turistik yerlerini gördükleri, arkadaşları ile geçirdikleri unutulmaz anlar yaşadıkları, geleceğe aktaracakları anılar biriktirdikleri ve çok eğlendiklerini ifade ettikleri bir 5 gün geçirdiler. Bu arada İngiltere hakkında çok olumlu düşünceler edinmişler.
İngiltere, küçük bir ada ülkesi iken, nasıl bu kadar zengin, nasıl bu derece etkin bir ülke olmuştur diye hiç düşündünüz mü? 19. Yüzyılın ünlü ve etkili İngiliz yazarı Charles Dickens romanlarında sıkça İngiltere’deki sefaleti, halkın çektiği çileleri anlatır. 17. yüzyıldan 20. yüzyılın ortalarına kadar uzanan süreçte ise dünyanın büyük ekonomik ve siyasi güçlerinden biri haline gelmiştir. Bu gelişmede sömürgelerin rolü kritik ve belirleyicidir. "Üzerinde güneş batmayan imparatorluk" olarak adlandırılan Britanya, zenginliğini sömürge sisteminden elde ettiği hammaddeler, kurduğu ticaret ağları ve bu bölgeleri zorunlu pazar olarak kullanmasıyla inşa etmiştir. Kısa geçmişe kadar yaşadıkları tecrübeler ile de yönetim biçimlerini çok sağlam basan yöntemler üzerine oluşturmuşlar. Bugün başta eğitim, adalet ve insan haklarına verdikleri önemle yaşamlarındaki kaliteden asla vazgeçilemeyecek sensörler ve kontrol mekanizmaları oluşturmuşlar, bunu “demokrasinin beşiği” olduklarını iddia edecek kadar ileriye taşımaya çalışıyorlar. Dünyada özellikle çocuklar ve gençler üzerinde sempati kazanma amaçlı projelere önem veren ülkeler arasında en üst sıralardalar.
Bu seyahate kalkışan çocukların önünü derhal açmışlar. Vizelerde hiçbir pürüz çıkmamış. Müze ziyaretleri için gerek ücretlerde gerekse içerde tanıtım yapan görevlilerde çok bonkör olmuşlar. Özetle çocuklar mutlu anılarla ayrılsın diye çaba harcamışlar. Acaba Türkleri çok sevdiklerinden mi böylesi sempatik görünmüşler dersiniz. Elbette hayır. Bu çocukların ilerde önemli görevlere gelebileceklerini düşünmüş ve geleceğe yatırım yapmışlardır şüphe yok. Çünkü bu akıl onlara miras gibi.
Gelmek istediğim nokta da şu. Allah’ın her şeyi bahşettiği cennet ülkemizde, Dünyada başka örneği olmayan bir bayramımız var. Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu anlamlı bayram sayesinde, her 23 nisanda Dünyanın pek çok ülkesinin çocukları ülkemize gelip, hünerlerini gösteriyor ülkemizi geziyor ve çocuklarımızla kaynaşma imkânı buluyor. Çocuklarımız ve aileleri, misafir çocukları evlerinde ağırlıyor. Böylesi mucize bir fırsata sahibiz. Dünyanın dört bir tarafından gelen bu çocukların ülkemizde edinecekleri güzel anılar, ülkemize ve insanımıza duyacakları sempati gelecek adına çok önemli bir yatırım değil mi? Bu çocukların içinden yazarlar, mühendisler, devlet görevlileri hatta başbakanlar, devlet başkanları çıkacak. Burada çocukken sağladıkları dostluklar, anılar, düşünceler yarının yeni iş bağlantıları, ticaret anlaşmaları ve benzeri pek çok bağlantının yatırımı olacak. Bu güzel ve anlamlı bayram kutlamalarımızı çok daha fazla geliştirmemiz, çocuk festivallerine döndürmemiz gerekirken, giderek daha sönük geçiriyoruz. Dünya suni çocuk festivalleri, müzik yarışmaları, spor aktiviteleri geliştirmeye çalışırken, Biz avucumuzdaki bu büyük fırsatı değerlendiremiyoruz.