Çalışan Ayartmama

Rekabet Kurulu, henüz bu ay gerekçesini yayınladığı kararda, ilaç sektöründeki insan kaynakları uygulamaları nedeniyle; 17 şirkete yaklaşık 238 milyon TL idari para cezası uyguladı. Bu hafta, bu 500 sayfayı aşan karar metninin özellikle “çalışan ayartmama” hakkındaki kısımlarını irdeleyeceğiz.

Rakip şirketler, “birbirimizin çalışanını almayalım” veya “rakip şirketlerdeki maaş, yan hak gibi bilgileri öğrenelim” şeklinde, çoğu yazılı olmayan ancak sektörde bilinen uygulamalar ile centilmenlik anlaşmaları yapıyorlar. Kurul, şirket içi e-postasında geçen “Yazılı bir centilmenlik anlaşması yok ancak, herkesin bildiği üzere sözlü bir anlaşma mevcut” gibi ifadeleri dikkate alıyor. Şirketlerin iç yazışmalarında “Yasaklı firma ve kısıtlı firma listemiz” ve “Bu iki firmadan aktif çalışan hiçbir aday ile sürece başlanmamalıdır” gibi, kurumsal politika hâline getirilmiş talimatlar tespit ediliyor.

Rekabet Kurumu’nun bu konudaki çizgisi yeni değil. Kurum’un çeşitli karar ve duyurularına konu olan İK centilmenlik anlaşmaları, 2024 tarihli “İş Gücü Piyasalarındaki Rekabet İhlallerine Yönelik Kılavuz” ile doğrudan bir rehbere bağlanmıştı. Kural özetle şu: Rakip işverenlerin birbirinin çalışanını almamaya, ücretleri sabitlemeye ya da iş koşullarını ortaklaşa belirlemeye dair yaptığı her türlü mutabakat, yazılı olsun olmasın, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesine aykırıdır ve fiyat sabitleme kartelleriyle paralel değerlendirilir. Rakip kavramı da geniş yorumlanıyor, yani tekstil şirketinin rakibini sadece tekstil şirketi olarak düşünmeyelim.

Mantığı basit: “Sen benim çalışanımı alma, ben de seninkini almayayım” gibi anlaşmalar, çalışanlar aleyhine rekabet karşıtı anlaşma olarak yorumlanıyor ve emeğe karşılık ödenecek ücret hakkındaki pazarlıkta işveren lehine rekabete aykırı dengesizlik yaratıyor.

Çalışan, rakip firmadaki daha iyi bir pozisyon için teklif beklerken, o teklif iki yöneticinin WhatsApp konuşmasıyla kendisine ulaşmadan engelleniyor. Kurul’un karardaki ifadesiyle, “mobilitelerinin düşmesinin altında yatan sebebi anlayamayan” çalışanlar, mevcut işlerinde kalıyorlar.

Şirketler hukuku açısından bakalım. Dosyadaki yazışmalarda uygulamayı organize edenler; genel müdür, ülke müdürü, İK direktörü seviyesindeki üst yöneticiler. Hatta bir Türkiye genel müdürünün, rakip şirketlerin üst yöneticilerinden aldığı yıllık zam oranlarını kendi merkez ofisine e-postayla ilettiği görülüyor. Bu tablo, Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen “tedbirli yöneticinin özeni” “yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu” çerçevesinde sorumluluklar doğabilir mi, düşünmek gerekir. Yönetim kurulları da pay sahipleri önünde, gözetim yükümlülüğünün ihlali konusunda hesap vermek durumunda kalabilir mi, belki. Bu ölçekte çalışan şirketlerde rekabet uyum programlarının da tek başına yeterli olmadığı, işgücü piyasasına özgü modüllerin bu programlara eklenmesinin ve düzenli olarak denetlenmesinin gerekli olduğu ortada.

Kısacası, “aynı sektörde herkes birbirini tanır, sohbetle hallederiz” anlayışının; başta Rekabet Hukuku, sonra İş Hukuku ve TTK açısından ciddi bir tehlike olduğunu söyleyebiliriz. Şirketlerin, özellikle sektörel platformlarda ve dijital yazışmalarda ne konuştuklarına daha fazla dikkat etmesi gerekiyor. Bazen bir şirketin geleceği veya bir çalışanın kariyeri; bir yöneticinin tutanağa geçmeyeceğini düşündüğü tek bir cümleyle değişebiliyor.