BUSİAD bünyesinde oluşturulan çalışma gruplarından, benim de üyesi olduğum, Yeşil Bursa Çalışma Grubu geçen hafta yaptığı toplantıda, Nilüfer Çayı kirliliğini masaya yatırdı ve kirlilik nedenlerini ve çözüm yollarını tartıştı. Toplantı, hem guruba yeni katılan BUSİAD eski başkanı Buğra Küçükkayalar’ın hem de yeni başkanı Tuncer Hatunoğlu’nun katılımıyla gerçekleşti.
İsterseniz önce BUSİAD’ın yayınladığı Herkesin Bildiği Sır/NİLÜFER ÇAYI isimli, Nilüfer Çayı ile ilgili çok yönlü bilgilerle ve fotoğraflarla donanmış renkli dergiye göz atalım. Aslında Nilüfer Havzası Planlamasını yapan, Doğancı ve Nilüfer Barajlarını projelendiren ve Doğancı Barajının inşa edilip hizmete sokulmasını sağlayan DSİ ekibinin başı olarak ben de dergideki bilgilerle benimkileri bütünleştirerek, sizlerle paylaşıyorum.
Adını Osmanlı Devletinin ikinci padişahı Orhan Gazi’nin eşi Nilüfer Hatun’dan alan Nilüfer Çayı, Uludağ’ın güney yamaçlarından 850m yükseklikteki iki mağaradan doğmaktadır. Uzunluğu yaklaşık 103 km, su toplama havzası 680km2’dir. Üzerinde DSİ tarafından inşa edilmiş Nilüfer ve Doğancı Barajlarında toplanan su ile Bursa halkına içme suyu sağlanır. Ayrıca güzergahı boyunca tarım alanlarının sulandığı bir su kaynağıdır da. Bu nedenle Nilüfer suyunun kirliliği, Bursa Ovasında bu su ile sulanıp yetişen ve soframıza gelen sebze ve meyvelerle bizi de etkisi altına almaktadır.
Proje kapsamında Doğancı ve Nilüfer Barajlarının tam dolu olduğu koşulda oluşacak taşkınları önlemek için gerekli önlemlerin alınmasını DSİ olarak sağlamıştık. Ancak ovaya indiğinde, yakın çevre yolları arasındaki doğal yatağın ağaçlarla, barakalarla donanımlı ve de çok güzel görünümlü bir kent parkı haline getirilmesiyle oluşan güzelliğinin arkasında, yatak içindeki engellerin yatağın su akış kapasitesini düşürmesi nedeniyle, taşkın felaketi riskini artırdığını görmezden gelemeyiz, gelmemeliyiz de. Özellikle dünyanın çeşitli bölgelerinde, iklim değişikliği nedeniyle oluşan sıra dışı büyük yağışların neden olduğu taşkınları izledikçe, bu riskin büyüklüğü önümüze seriliyor.
Nilüfer Çayının barajlardan sonra azalan debisi Bursa şehir merkezinden sonra artış göstermektedir. Bu artışın nedeni çaya bağlanan arıtılmış veya arıtılmamış sanayi atık suları, yeraltından çekilen sular ve şehir kanalizasyon sularıdır. Hem debinin bu artışı, hem de oluşan kirlilik Nilüfer Çayının doğal yapısını bozmaktadır ve de ülkemizin en kirli akarsularının ön sıralarına yerleştirmektedir, biz Bursa’da yaşayanların da sağlığını tehdit etmektedir. İşte bu nedenle Bursa’da yaşayan, çalışan, para kazanan hepimiz yaşamımızın can damarı olan bu pınarımızı kirletmemek, temiz tutmak için kol kola girmek zorundayız. BUSİAD Yeşil Bursa Çalışma Gurubu olarak konuyu masaya yatırdık ve bazı adımlar atmaya başladık.
İlk adım olarak BUSKİ Genel Müdürü Mehmet Ercihan Subaşıoğlu’nu ziyaret edip konuyu onunla müzakere ettik. Genel Müdür Nilüfer Çayının ana kirleticisi kendileri olduğunu, nüfus patlaması sonucu çok hızlı oluşan yeni yerleşim alanlarının, örneğin Özlüce gibi yeni yerleşimlerin alt yapısı üzerinde yoğun çalıştıklarını, ancak henüz tamamlayamadıklarını, anlattı. Bu alt yapıyla beraber yeni kirli su arıtma tesislerini de devreye sokacaklarını, sözlerine ekledi. Bunları dinlerken gözümün önünde, dönemimde düzenlediğimiz ve OSB sanayicileri tarafından Bursa Anayasası adı konan 1/100.000’lik planın, planda yer alan 2 OSB yerine bugün 17 OSB ile parçalandığı ve 2030 yılında 2,3 milyon kent nüfusu olacakken daha bugünden 3,3 milyon nüfus ve onların deşarj ettiği kirli su yoğunluğunun oluştuğu, canlandı.
BUSİAD olarak yapılan araştırmada, OSB’lerin atık su arıtma sistemlerinin var olduğu ve işletildiği, Nilüfere kirli sanayi atığı ulaşmadığı, tespit edilmiş. Ben de söz alarak Fransa’da ziyaret ettiğim bir sanayi tesisinin, hem de kimyasal ürün üreten bir sanayi tesisinin sahibi tarafından gezdirildiğim arıtma tesisinden içme suyu vasfında su aktığını, akan suyun günün herhangi bir saatinde, gece de olabilir, kontrol organı tarafından numune alınarak analiz yapıldığını, eğer herhangi bir kaçamak yapıp yakalanırlarsa ilkinde çok ağır para cezasına çarptırılacaklarını, tekrarı halinde ise süreli fabrika kapatma cezası uygulanacağını öğrendiğimi, aktardım. Bu örnek açıkça göstermektedir ki, toplumsal kurallar, uymayanların anında cezalandırılmasıyla etkin işlev görür, ceza yoksa kağıt üzerinde kalır.
BUSİAD Başkanı Tuncer Hatunoğlu da Nilüfer Çayına atık sularını akıtan OSB’lerin Yönetim Kurulu Başkanlarını bir araya getirip bu konuyu hep beraber irdeleyeceklerini, arıtma sistemlerinin 24 saat sürekli çalıştırılmasının önemini vurgulayacaklarını, anlattı. Aslında sistemin sorumluluğunu taşıyan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın, Fransa’da olduğu gibi, 24saat/365gün kontrol mekanizmasını canlı tutması, arıtılmadan atık bırakıldığında, can yakacak ağırlıkta ceza mekanizmasını anında devreye sokması, sistemin işlemesi açısından büyük önem taşımaktadır. Zira endüstriyel kirlilik, fiziksel, fizyolojik, biyolojik ve radyoaktif kirliliklerin birleşimiyle oluşmaktadır. Bu kirliğin Nilüfer Çayı ve de Bursa halkının sağlığı üzerindeki baskısı büyüktür.