BURSAYA ALIŞMAK…

Bursa Akşam Ticaret Lisesi’nin üçüncü sınıfındayım. Öğrenim hayatım, ilkokul dâhil tam on beş yıl olmuş. İlkokulda bir, ortaokulda bir, lisede ise iki yıl kaldım. Sonra dört yıl sürecek Akşam Ticaret Lisesi’ne başladım.

Ama gelin görün ki ben 21 yaşındayım!

Yani lise iki seviyelerinde, hayatın ise neredeyse üniversitesindeyim.

Bursa’ya gelişimizin de onuncu yılı…

Artık Bursa’ya alışmışım. Geldiğim göle eskisi gibi gözümde tütmüyor. Çünkü Bursa artık benim için uzakta bıraktığım bir şehir değil; benim şehrim olmuş.

Gökçelik Çelik Eşya Sanayi diye bir Şirket kurmuşum, âmâ kimse inanmıyor kurulan şirketin ben olduğuna.

Yeni arkadaşlar edinmişim. Belediye otobüslerinin numaralarını ezbere biliyorum. Hangi otobüs nereden kalkar, nereye gider, hangi durakta kim iner, hepsini biliyorum. Tabii tabanvay konusunda da fena değilim!

Gündüz okuduğum okullarda hemen hemen her türlü spor dalına giriyorum. Kovulsam da giriyorum, istemeseler de giriyorum. Çünkü kendimi bir şekilde kabul ettirmeye çalışıyorum.

Hayat mücadele!

Ben bunu erken öğrenmişim.

Yirmi iki yaşındayım ama okul haricindeki günlerimde de hiç durmadım Kültürpark’ta çalıştım. Simit sattım, erik sattım, sakız sattım, dondurma sattım. Kısacası Bursa’da ne satılıyorsa bir ucundan ben de tuttum.

Artık Bursa’da “varım” diyebilirim.

Cumartesi ve pazar günleri Merinos Futbol Sahası’nda amatör küme maçları oynanırdı. Biri biter, öteki başlardı. Statta gişe vardı ama etrafı açık, üç milimetrelik tellerden yapılmış birkaç sıra telden ibaretti. Gişe vardı ama sanki tek bir bilet satılmıyordu!

Çünkü asıl kalabalık sahanın etrafındaydı.

Bütün Bursa oradaydı.

Dondurmacı, sucu, şamtatlici, turşucu, simitçi, lahmacuncu, cantıkçı…

Saha çamur içindeydi ama insanlar pırıl pırıldı.

Sahaya çıkan futbolcuların isimleri bile bugünden bakınca bir Bursa romanı gibiydi:

Tavşan Kerim, Poğaça Mehmet, Öküz Mehmet, Eşek Başaran, Köfte, Kız Haluk, Gurundik Ali, Habeş Sedat, Çingen Nazmi, Boncuk İbrahim, Cici, Makariyos Hüseyin, Arap Ünal, Baba Katili Müfit, İngiliz Kemal, Kız Necati…

Hakemler de onlardan aşağı kalmazdı:

Sıçan Niyazi, Şarapçı Selçuk…

Antrenörler?

Kör Hayri, Papaz Necmi…

Mahallelinin namlıları da tribünlerin ayrı bir rengiydi:

Göt Ahmet, Gamberin Hasan, Hacı Bumbala, Langaroz Kemal, Kömürcü Yalçın, Bicigöz Kemal…

Esnaf deseniz, başlı başına bir kadro:

Çaç Çat Niyazi, Göt Ahmet, Pepe Mustafa, Cacık Ahmet, Bücür Numan, Hötçü Necmi.

Altıparmak belalıları Arap Sait, Kör Hakkı…

Meyhaneciler Agop, Hurdacı Ali, Ayı Kemal…

Diğer namlılar:

Molekül Ahmet, Mucit Amca…

Berberler:

Katil Fetih, Berber Ruhi…

Kasap:

Ayı Kasap Ali.

Askıcı Tahir, Paçiki Sabri, Özgen Aluş, Pire Memduh, Allah’ın Adamı…

Bir de meşhurlar vardı:

“Thank you” Yalçın, Rönö Ahmet, Paçiki Sabri, Özgen, Aluş…

Taksiciler ise başlı başına bir hikâyeydi:

Koçero, Deli Necati, Ot Bitmez Rıza, İnce Bıyık Şahin…

Bursa’nın semtleri de yavaş yavaş hayatımızın içine giriyordu.

Altıparmak…

Huzur Caddesi…

Heykel…

Moda Caddesi…

Artık kendimi Bursalı hissediyordum.

İnsan farkına varmadan kendini o gençliğin sihirli dönüşümüne kaptırıyor. Bir bakıyorsun dün başka bir yerdeymişsin, bugün Bursa’nın sokaklarında kendine bir hayat kurmuşsun.

Günler su gibi akıyor.

Yazıcıoğlu, Burcu, Dilek, Kısmet…

Eski sinema, Bahar Mahallesi Sineması…

Tek tek dolaşıyoruz.

Hangisinde tenzilatlı matine varsa, soluğu orada alıyoruz.

Paramız az ama sinema çok.

Hayallerimiz büyük, cebimiz küçük.

Bir gün simit satıyoruz, bir gün dondurma… Bir gün futbol sahasının kenarında bağırıyoruz, ertesi gün sinemada başka bir dünyanın içine giriyoruz.

Şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki biz o yıllarda sadece Bursa’da yaşamıyormuşuz.

Bursa’yı yaşıyormuşuz.

Sokaklarını, otobüslerini, sinemalarını, futbol sahalarını, esnafını, delisini, akıllısını, meyhanecisini, futbolcusunu, taksicisini…

Hepsini birlikte yaşamışız.

Belki paramız yoktu, belki hayatımız bugünkü kadar konforlu değildi. Ama Bursa’nın her sokağında bir hikâyemiz vardı.

Ve insan bazı şehirleri doğduğu için değil, hayatının en güzel yıllarını orada bıraktığı için memleketi sayıyor.

Bursa benim için artık yalnızca bir şehir değildi.

Bursa, gençliğimin kendisiydi.

Ve şimdi biliyorum ki insanın hayatında bazı şehirler vardır; insan onlardan ayrılır ama onlar insandan hiç ayrılmaz.

Bursa da benim içimde öyle kaldı.

Not.1996 yılında kaleme aldığım ve o tarihe kadar ki hayatımın renkli noktalarını yazdığım ve yakında kitaplaştıracağım ve o tarihe kadarki Bursayı ve sokaklarının caddelerin,iş insanlarını anlatacağım kitabımdan bir kesiti paylaşmak istedim.

Saygılarımla

Yalçın ARAS.