Bursa’da bahar hiçbir zaman acele etmez. Ama bu yıl, sanki geçmiş yıllardan biraz daha farklı… Uzun süren bir kışın ardından bahar, kendini iyice ağırdan alarak hissettiriyor.
Güneş, adeta nazlanır gibi. Kimi zaman “kıymetimi bilin” dercesine yüzünü gösteriyor, sonra yine saklanıyor. Az görünüyor ama yokluğu daha çok hissediliyor.
Bahar bulutlarının ise ayrı bir hikâyesi var. Beyazın en parlak hâliyle süzülüyorlar gökyüzünde. Dikkatle bakarsanız, o parçalı bulutların içinde istediğiniz rengi görmeniz mümkün. Bir bakmışsınız yağmur yüklü, hemen ardından güneş; onun da ardında Bursa’ya özgü o masmavi gökyüzü…
Nisan yağmurları başlar Bursa’da. Bir yağar, ardından açar; sonra yeniden yağar. Parça parça, ama hayat verircesine… Eğer doğayla iç içeyseniz bugünün deyimiyle “kırsalda” bu döngüyü daha derinden hissedersiniz.
Doğa yavaş yavaş uyanır. Önce hafif bir koku yayılır toprağın içinden. Sonra o tanıdık his gelir: Sanki her şey yeniden doğuyordur.
Çekingen tomurcuklar gün geçtikçe cesaretlenir; yeşil derinleşir, koyulaşır, çoğalır. Yeşil-Beyaz, birçok takımı temsil eder belki ama bu renklerin en çok yakıştığı şehir Bursa’dır. Hele ki söz konusu Bursaspor ise, o uyum bambaşka bir anlam kazanır.
Parklar, bahçeler, ormanlar… Yeşilin her tonu birbirine karışır. En açık ton, en koyusuyla yan yana durur; hiçbirinin diğerine üstünlüğü yoktur. Hepsi bir bütünün parçasıdır.
İşte Bursa’nın baharı böyle gelir: ağır ağır, acele etmeden… Ama bir o kadar da etkileyici.
Güneş saklambaç oynar, uçurtmalar gökyüzüne en çok bu mevsimde yakışır. Yağmur hayata can verir, doğa bin bir renge bürünür. Ve insan anlar ki doğa sadece uyanmaz; aynı zamanda insana yeniden başlamayı da öğretir.
Belki de bu yüzden, o tanıdık soruyu sormadan edemez insan:
“Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum, yoksa ben böyle olduğumda mı gelir bahar?”
Saygılarımla
Yalçın ARAS