Bu güzel haberi değişik bir bakış açısıyla, insanlığın önünde yükselen İklim Değişikliği Doğa Felaketi içinde değerlendireceğim. Evet, insanlık bir doğa felaketiyle karşı karşıya, atmosfer ısınıyor. Biz de farkındayız herhalde bu ısınmanın, özellikle bu kış, adeta kış kavramını unutturacak bir iklim yaşadık. İsterseniz sizi geçmişteki, örneğin kırklı, ellili hatta atmışlı yılların Bursa’sına götüreyim, bizzat yaşadığım Bursa kışlarına. Kasım ayı geldi mi, Bursa’da kar yağmaya başlardı, ama öyle bu seneki gibi birkaç cm değil, binaların çatıları, yollar, parklar 20-30 santimetreyi aşan kalınlıkta kar tabakasıyla kaplanırdı. Yağan kar erimez, ara yağışlarla da üzerine eklenirdi, bu yıl yağan birkaç cm gibi değil. Çatılardan buzlar sarkardı. Herkesin evinde kızaklar olurdu, mahallemizin bayır sokaklarındaki karı ezer, kaymaya hazır eder, kızaklarımızla kayardık. Kar yağdı diye, hem de 2-3cm değil, 20-30 cm olsa bile, okullar tatil edilmezdi, okula gittiğimizde okul bahçesinde kartopu oynardık. Kasımda, hatta bazen daha erken başlayan karlı günler, aralıklı olarak Mart ortalarına hatta sonuna kadar sürerdi. Atatürk caddesinde kar temizlense de buz kaplardı asfaltın üstünü, şehir içinde taksi servisi yoktu, o hizmeti gören faytonların tekerleklerine kızak bağlanır, kayarak hizmet görürlerdi. Galiba o günler tarih oldu artık, zira yer küre ısınıyor, üzerindeki yaşam düzeni de değişiyor.
Küresel Isınma Birleşmiş Milletler gündeminin de ön sıralarına yerleşmiş durumda. Paris Anlaşması, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında, iklim değişikliğinin azaltılması ve finansmanı hakkında 2015 yılında imzalanan, 2016 yılında yürürlüğe giren bir anlaşmadır ve Birleşmiş Milletlerin 197 üyesi bu anlaşmayı imzalayarak taraf olmuştur. Paris Anlaşmasının uzun vadeli sıcaklık hedefi, küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi devrimi öncesi seviyelerinden 2 C derece artış ile sınırlı tutmaktır. Bu hedefe ulaşmak için anlaşmayı imzalayan ülkeler 2050 yılına kadar sera gazı salınımlarını sıfırlamayı taahhüt etmişlerdir.
Bu konuda Türkiye’de de hazırlık var, Yerel İklim Değişikliği Eylem Planı Yönetmeliği hazırlamaktadır. Bu yönetmelikte iklim politikalarının yerele yayılması ve çok katılımlı yönetişim ilkelerinin belirlenmesi, hedeflenmektedir. Ayrıca Türkiye’nin net sıfır sera gazı(karbondioksit, azot oksit, metan ve ozon) salınım hedefi doğrultusunda, il bazında hazırlanacak eylem planlarıyla iklim değişikliğine uyum ve sera gazı salınımlarının azaltılması, hedeflenmektedir. Bu çalışma içinde Bakanlık, Büyükşehir Belediyeleri, İl Özel İdareleri ve Belediyelerin aktif görev almasını, ön görmektedir.
İşte bu öngörü kapsamında, filosuna elektrikli otobüsler ekleyen Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne ve Sayın Başkan Mustafa Bozbey’e ve de ardından Bursalılara bazı önerilerde bulunacağım, şöyle ki;
Küresel sera gazı salınımlarının %17’sini oluşturan karbon salınımının %20’i ulaşım ve taşıma faaliyetlerinden kaynaklanıyor. Kentlerdeki yerleşimler, sanayi tesisleri ve diğer tesislerin ısınma sistemlerinin salgıladığı karbon salınımı miktarları da ulaşımın üzerinde seyretmektedir. Bakanlığın, yerel yönetimlerin İklim Değişikliği ile mücadelede aktif görev alması isteği üzerine, Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak, ülkeye örnek olacak bir adım atılabilir, İmar Yönetmeliğine, Yerleşimler, Sanayi Tesisleri, Hizmet Tesisleri ve benzeri tesislerin, inşaat bitiminde kullanma izni alabilmesi için, tesislerinin çatısına Güneş Enerjisi Panelleri yerleştirmeleri gereklidir, maddesi eklenebilir. Bu konuda TEK ile de bir iletişim kurularak, bu binalarda üretilecek güneş enerjisinin mülk sahipleri tarafından kullanılmayacak bölümünün şehir şebekesine aktarımı ve bu koşullara uygun yeni ödeme düzeninin oluşumu, sağlanabilir. Ayrıca halen içinde yaşanan, çalışılan, üretilen binaların da güneş enerjisi tesislerine sahip olması teşvik edilebilir.
Belediyeler ulaşımda da sera gazlarının azaltılmasında aktif görev alabilirler. Bu görevin ilk adımı, yazımın başında vurguladığım, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin satın aldığı elektrikli otobüslerin, zaman içinde, filonun tamamını kapsaması hedef alınmalıdır.
İkinci ve de önemli adım da, dönemimde BursaRay planlamasını yaptırdığımız İngiliz danışmanımız Prof. Lesly’nin önerdiği gibi, BursaRay’a paralel çalışan otobüs hatlarını, zaruri olanlar hariç, kaldırıp BursaRay’a dik çalışır konuma sokarak ve Bursalıları özel araçlarını evlerinde bırakıp kent içi seyahatlerini BursaRay/Otobüs aktarmalı ulaşım düzeninde yapmalarını isteyerek, atılabilir.
Bu vesile ile Bursalılara da sesleniyorum, eğer bu güzel kentimizde siz ve gelecek nesillerinizin sağlıklı yaşamasını istiyorsanız, kent içi seyahatlerinizi özel arabalarınızla yapmaktan vazgeçin, Belediyemizin oluşturacağı BursaRay/Otobüs aktarmalı ulaşım düzenine geçin. Kent içi ulaşımda bu adımları atarak ulaşım nedeniyle oluşan sera gazı salınımlarının azalmasını sağlayın, iklim değişiminde siz de frene bastırın. Benden söylemesi, karar sizlerin!!!