1937 yılında alışverişi kolaylaştırmak amacıyla geliştirilen metal market arabası, aradan geçen yaklaşık 89 yılda yalnızca bir alışveriş aracı olmaktan çıktı. Bugün o, toplumun ihtiyaçlarına göre sürekli yeni anlamlar kazanan sessiz bir kahramana dönüştü.
Bir markette müşterinin yükünü hafifleten bu araba, sokağa çıktığında bambaşka hikâyelerin parçası olur. Kimi zaman evsiz bir insanın bütün dünyasını taşıyan evi, kimi zaman pazarcının ilk sermayesi, kimi zaman seyyar bir çay ocağı ya da sebze-meyve tezgâhıdır. Geri dönüşüm toplayan bir emekçinin ekmek teknesi, eskiyen metal parçalarıyla mangal veya ızgara olarak kullanılan bir araç, kimi zaman da çocukların oyunlarına eşlik eden bir bebek arabası ya da oyuncak olur.
Bazen yaşlı bir insanın yürürken tutunduğu bir destek, engelli bir vatandaşın yükünü hafifleten pratik bir yardımcı, bazen de hayata tutunmaya çalışan bir insan için umudun ve yaşam mücadelesinin sembolüdür. Bir sanatçının elinde dekoratif bir objeye, bir tasarımcının gözünde ise ilham kaynağına dönüşebilir.
Fotoğraftaki gibi kimi zaman da tüketim alışkanlıklarımızın ve israfın simgesidir. İçi çöple dolu bir market arabası, sadece atıkları değil, aynı zamanda modern yaşamın bıraktığı izleri de taşır.
Bir tasarımın gerçek başarısı, yalnızca üretildiği amaçla sınırlı kalmamasıdır. Market arabası bunun en güzel örneklerinden biridir. Aynı metal iskelet; emeği, girişimciliği, yoksulluğu, umudu, dayanışmayı, geri dönüşümü ve bazen de israfı aynı anda taşıyabilir.
Belki de bu yüzden market arabası, sadece dört tekerlekli bir araç değil; içinde yaşadığı toplumun ekonomik, sosyal ve insani hikâyesini sessizce anlatan bir yaşam sembolüdür.
Saygılarımla...
Yalçın Aras