Beyaz yaka çöküyor mu?

Geçen gün Bursa’daki büyük bir fabrikanın sahibiyle sohbet ediyorduk. Bir noktada ofis katına baktı ve çok kısa ama aslında çok ağır bir cümle kurdu:

“Barış Bey, üretimde adam arıyoruz… Ofiste ise kimi gerçekten tuttuğumuzu artık sorguluyoruz.”

Son dönemde birçok sanayiciyle yaptığım görüşmelerde benzer cümleleri daha sık duymaya başladım. Bu sesler global firmalardan bile yükselmeye başladı. Eskiden patronlar çalışan bulamamaktan konuşurdu. Şimdi başka bir şeyi konuşuyorlar:

“Ofis şişkinliği.”

Üstelik bunu yüksek sesle değil, kendi aralarında konuşuyorlar.

Çünkü birçok şirkette beyaz yaka kadroları yıllar içinde doğal şekilde büyüdü. Her probleme yeni bir pozisyon açıldı. Her sürece yeni bir uzman geldi. Her rapora yeni bir sorumlu atandı. Ama kimse dönüp şu soruyu sormadı:

“Gerçekten değer üretiyor muyuz?”

Bugün Türkiye çok sert bir çelişki yaşıyor.

Bir tarafta milyonlarca üniversite mezunu var. Neredeyse her aile çocuğunu üniversiteye gönderdi. Üniversite sayıları hızla arttı. Beyaz yakalı olmak bir başarı hikâyesi gibi anlatıldı.

Ama diğer tarafta sanayi hâlâ üretimi çevirecek insan bulamıyor.

Bursa’daki organize sanayi bölgelerinde bugün birçok fabrikanın ortak problemi aynı:

CNC operatörü, bakımcı, teknisyen, üretim yöneticisi, saha tecrübesi olan insan azalıyor.

Ama aynı anda bir beyaz yaka ilanına yüzlerce hatta binlerce CV geliyor.

Çünkü yıllarca gençlere “okursan kurtulursun” denildi ama kimse iş dünyasının nasıl değişeceğini anlatmadı. Değiştiğini de anlatmıyor.

Artık diploma tek başına bir güvence değil.

Hatta bazı sektörlerde diploma, beklenti ile gerçek hayat arasındaki mesafeyi büyüten bir unsur haline gelmeye başladı. Çünkü iş dünyası başka bir yere gidiyor. Özellikle yapay zekâ sonrası dönemde bazı beyaz yaka işleri ciddi şekilde dönüşüyor. Rapor hazırlama, veri toplama, sunum üretme, takip yapma gibi operasyonel işler artık eskisi kadar insan gücü gerektirmiyor.

Ve patronlar dünyası ilk kez çok net şekilde şunu sorgulamaya başladı:

“Bu kadar kişiye gerçekten ihtiyaç var mı?”

Bu soru beyaz yakalılar arasında görünmeyen bir kaygı oluşturuyor. Kimse açık açık söylemiyor belki ama bugün birçok plaza çalışanı şunu hissediyor:
Yoğun olmak artık yeterli değil.

Eskiden uzun toplantılar yapmak, sürekli mail trafiği içinde olmak, gece geç saate kadar bilgisayar başında kalmak “çalışkanlık” göstergesiydi. Şimdi şirketler sonuç görmek istiyor.

Çünkü ekonomik gerçekler sertleşiyor. Maliyet artıyor, rekabet büyüyor, kâr marjları daralıyor.

Hiçbir şirket artık sadece alışılmış düzen devam etsin diye büyük beyaz yaka kadroları taşımak istemiyor.

Ve açık konuşalım…

Bazı şirketlerde yıllardır meşguliyet ile verimlilik karıştırıldı.

Toplantı yapan ama karar almayan, sürekli koordinasyon içinde görünen ama sahaya dokunmayan büyük bir beyaz yaka düzeni oluştu.

Şimdi sistem bunu temizlemeye başlıyor.

Ama burada yanlış anlaşılmaması gereken önemli bir nokta var:
Beyaz yaka tamamen yok olmayacak.

Tam tersine…

Gerçekten değer üreten beyaz yakanın değeri daha da artacak.

Yeni dönemde şirketlerin en çok arayacağı insanlar;

Teknolojiyi kullanabilen, sahayı anlayan, problem çözebilen, kriz yönetebilen, iletişim kurabilen, sadece işi yapan değil işi geliştiren kişiler olacak.

Diğerleri ise yavaş yavaş sistemin dışında kalacak.

Benim tarzım olmasa da belki sert bir söylem olacak ama Türkiye’de diploma enflasyonu büyürken, gerçek yetkinlik açığı da aynı hızla büyüyor.

Ve görünen o ki önümüzdeki birkaç yıl içinde şirketler CV’ye değil, doğrudan katkıya para ödeyecek.